Sonuç olarak Sunny ölmedi. Yine de vücudu morluklar içinde kaldı... Mermer Kabuk yüzünden cildinin kolay kolay morarmadığı düşünüldüğünde, bu ufak numarasının üç kadını ne kadar çileden çıkardığı açıkça ortadaydı.
Neyse ki çabuk sakinleştiler.
Daha da büyük şans, Sunny’nin onların gazabını üzerine çekmeden önce kahvaltısını akıllıca bitirmiş olmasıydı. Cezalandırılmasının ardından yemekhane tam bir savaş alanına dönmüştü; devrilen masanın üzerinde yenebilecek tek bir kırıntı bile kalmamıştı. Öfkeden gözü dönmüş üç Üstadın gazabı gerçekten ürkütücüydü.
"Ah... Anlamıyorum ki... Altı üstü küçük bir şakaydı..."
Böğrünü sitemle oğuşturan Sunny; Nephis, Cassie ve Jet’e dik dik baktı. Tabii ki bu düşüncelerini kendine saklayacak kadar akıllıydı. Aksi takdirde birkaç morluk, dertlerinin en küçüğü olurdu.
Yoldaşları ise sırayla etraftaki dağınıklığı süzüyordu.
"Sanırım... ortalığı toplasak iyi olacak."
Cassie’nin sesi kararsız geliyordu. Jet ona bir göz atıp omuz silkti:
"Günün sonunda kendi kendine toparlanmayacak mı zaten? Her şey eski haline dönecek."
Kör kız tereddüt etti.
"Yine de. Şimdilik temizleyebildiğimizi temizleyelim."
Sunny izin gününde temizlik yapmaya hiç hevesli değildi ama bu işi her zaman Zibil’e yıkabilirdi. Ancak tam harekete geçecekken Cassie aniden Nephis ile ikisinin bu işi Jet ve kendisine bırakması gerektiğini söyledi.
Neph hâlâ öz tükenmesinin belirtilerini çekiyordu, Sunny’nin ise dinlenmesi gerekiyordu. Bu yüzden kör kız, üst güverteye çıkıp tatlının tadını çıkarmalarını söyledi.
Nephis pek ikna olmuş gibi görünmüyordu ama Sunny’nin aklı başından gitmişti. Bir an sessiz kaldı, sonra ciddiyetle sordu:
"Tatlı... var mı dedin?"
Arkasından ikisi birden darmadağın olmuş yemekhaneden dışarı gönderildi.
Çok geçmeden Sunny kendisini kutsal ağacın gölgesinde, Neph ile uydurma bir piknik yaparken buldu. Önlerindeki bezin üzerinde gerçekten de tatlı duruyordu, yanında da taze demlenmiş sıcak bir çaydanlık çay vardı. Soğuk sisle çevriliyken sıcak çay yudumlamak bambaşka bir keyifti.
Huzurlu bir sessizlik içinde bir süre oturdular. Sunny aynı konuşmaları tekrar tekrar yapmaktan bıkmıştı, Nephis de sorularını kendine saklıyor gibiydi.
Sunny memnuniyetle içini çekti.
"Bu harika... Ne bu?"
Kaselerden birini işaret etti, Nephis gözlerini ona çevirdi. Bakışları bir an üzerinde takılı kaldı.
"Basit bir meyve salatası sadece. Kusura bakma... Düzgün bir şey hazırlayacak vaktim olmadı. Ayrıca Düşmüş Zarafet’ten aldığımız erzak da pek çeşitli değildi."
Sunny başını hafifçe yana eğdi.
"Köklü Ailelerin beslenme dersine tatlılar da dahil miydi? Ne garip!"
Kız hafifçe öksürdü, ardından bakışlarını kaçırıp bir süre sessiz kaldı. Sonra aniden ayağa kalktı.
"Ben... Biraz daha çay deleyim."
Böylece Sunny’yi yalnız bırakıp gözden kayboldu.
Sunny sisin derinliklerine dik dik baktı, sonra gözlerini indirip eline süzdü. Çok geçmeden avucunun üzerinde siyah bir alev belirdi. Alev çıktıktan birkaç saniye sonra cildi su toplamaya başladı.
Ve birkaç an sonra Sunny yüzünü buruşturup alevi söndürdü.
Hafifçe yanmış cildi koyu bir ışıltıyla parladı ve yavaşça kendini iyileştirdi. Ardından alevi tekrar çağırdı. Eli bir kez daha yandı.
Sunny bu süreci birkaç kez tekrarladı. Her seferinde ateşi söndürmeden önce bir düzine saniyeden fazla dayanamıyordu. Bilinçli olarak katlanmaya çalışsa bile içgüdüleri galip geliyordu.
"Acaba buna alışabilir miyim?"
Yüz ifadesi ciddileşti.
"Geldim."
Nephis elinde yeni bir çaydanlıkla geri gelip oturdu. Sunny’nin avucundaki siyah alevi fark edince bir an kalakaldı.
"O da ne?"
Sunny ateşi yok edip hafifçe gülümsedi.
"Dönüş yolunda Jet’i iyileştirmek için Hakikat Aynası’nı kullanıp senin Uykucu Yetenek’ini kopyalamıştım."
Kız birkaç an düşündü, sonra başını salladı.
"Mantıklı karar."
Sunny ona karmaşık duygularla bakarak iç çekti.
"Ama senin soy niteliğine sahip olmadığım için ateş beni yakıyor. Canım cehennem gibi acıyor. Buna nasıl dayanıyorsun anlamıyorum."
Sunny kendi görünüşünü neredeyse aralıksız kullanıyordu. Aktif bir tehdit olmadığında bile gölgeleri etrafta dolanır, ya gözü kulağı olur ya da bedenini güçlendirirdi. Birçok sıradan işini Gölge Adımı ve Gölge Somutlaştırma ile hallederdi.
Nephis ise aksine, kendi yetisini olabildiğince az kullanırdı. Çoğu savaşta gücünü çağırmaz, tamamen aldığı eğitime ve becerilerine güvenirdi. Sadece düşman ezici derecede tehlikeli olduğunda ruh alevine başvururdu.
Ama o zaman bile bu kadarı fazla gibiydi. Kusur’unun getirdiği acı dayanılmazdı.
Kız başını salladı.
"Dehşet verici şekillerde defalarca kez ölmüş ama hız kesmeye hiç niyeti olmayan biri söylüyor bunu. Tekrar tekrar ölmek, aynı günü yeniden yaşamak... Senin yerinde olsaydım ne yapardım bilmiyorum."
Sunny gülümsedi.
"Öyle diyorsun... ama hadi ama. İkimiz de biliyoruz ki bunu programına daha fazla kılıç antrenmanı sıkıştırmak için harika bir fırsat olarak görürdün."
Neph’in dudaklarının kenarı yukarı kıvrıldı.
"Belki de görürdüm."
Sise doğru bakarak bir süre sessiz kaldı, ardından sesinde hafif bir merak tonuyla konuştu:
"Ama yine de. Ne yaparsam yapayım yarın hiçbir sonucunun olmayacağını bilmek garip ve cezbedici olurdu. Belki de daha önce hiç cesaret edemediğim şeyleri yapardım."
Sunny kafası karışmış halde ona dik dik baktı, sonra kaşlarını çattı.
"Hey! Yine benim bir sapık olduğumu imal etmeye çalışıyorsan, son derece masum olduğumu söyleyeyim. Bu döngülerin hiçbirinde uygunsuz tek bir şey yapmadım, yapmayı da planlamıyorum."
Ona sitem dolu bir bakış attı, sonra aniden sırıtıp daha imalı bir tonla ekledi:
"...Tabii sen istemediğin sürece."
Nephis kıkırdayıp başını çevirdi.
Bir süre sonra konuştu:
"İma falan etmiyordum. Ama aklının hemen nereye kaydığını görmek ilginç... hatta açıklayıcı..."
Sunny kahkahayı bastı.
İzin günü... beklediğinden çok daha iyi geçiyordu.
Oldukça keyif almaya başlamıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.