Yarım Kalan Aşklar ve Yeni Başlangıçlar

Sınıfımızdaki o büyük hadisenin üzerinden bir hafta geçmişti.

Okul çıkışı sınıfta, çocukluk arkadaşımın etrafı her zamanki gibi yine aynı dönemden öğrencilerle çevrilmişti.

“Sakuraba! Yunagi ile çıktığınız doğru mu lan?”

“Siz ayrılmamış mıydınız?!”

“Oğlum hangisi gerçek, anlatsana!”

Çok gürültü yapıyorlardı...

Rahatsız ediciydi, keşke bu işleri başka yerde halletselerdi. Zaten bu konuyu pek de duymak istemiyordum.

“Evet, çıkıyoruz.”

Çemberin ortasındaki Akito, bıkkın ama bir o kadar da rahatlamış bir ses tonuyla cevap verdi.

Göğsümün derinliklerinde keskin bir sızı hissettim; direncinin kırıldığını, duygularımın iyice zayıfladığını hissediyordum. Bu zavallı halimden nefret ediyordum.

“Ha-Hadi be!”

“Bitti her şey, bittik...”

“İnanmıyorum! Ee, nasıl barıştınız? İlk adımı kim attı? Anlatsana!”

Akito, etrafındaki o klasik meraklı kalabalığa aldırış etmeden hızlıca eşyalarını topluyordu. Son birkaç gündür bu durumun sonu gelmediği için muhtemelen artık onları geçiştirmeye karar vermişti.

“Selam, kalbi kırık kız.”

“...”

Aniden bana seslenen kişiye acımasız bir bakış fırlattım. Dürüst olmak gerekirse ona bir borcum olduğu yalan sayılmazdı. Ama şu an bu Naotsuka Arata denilen heriften tek kelimeyle tiksiniyordum.

“Hemen kızma ya. Seni teselli etmeye geldim şurada.”

“İstemez. Git başımdan.”

“Ahaha. Çok sertsin be.”

Onu elimle kovmama rağmen Naotsuka yerinden kıpırdamadı, arsızca gülmeye devam etti. Gerçekten sinir bozucuydu. Nezaketini nerede düşürdüyse artık...

“Herkes malum meseleyi konuşuyor. Yani, şu meşhur Yunagi’nin sevgilisi olduğu ortaya çıkıyor, aynı gün ayrılıyorlar ve sonra pat diye tekrar barışıyorlar... Ortalığın yıkılmaması mucize olurdu zaten.”

“...”

“Ama şaşırdım doğrusu. Akito’nun işi bu noktaya getireceğini hiç düşünmezdim. Görünüşe göre artık Yunagi ile olan ilişkisini kimseden saklamayacak.”

“...Senin bana karşı bir garezin mi var?”

İnsanın duymak istemediği ne varsa tek tek sayıp döküyordu.

“Yok canım. Aslına bakarsan, nasıl baktığına bağlı olarak bu senin için bir fırsat bile olabilir, Yuno.”

Naotsuka bunu söylerken dudaklarının kenarı sinsi bir gülümsemeyle yukarı kıvrıldı. Göz ucumla, Akito’nun çantasını omzuna takıp sınıftan çıktığını gördüm.

“Alakası yok... Benim için ortada bir fırsat falan kalmadı.”

Sesim sandığımdan daha cılız çıkmıştı. Kulağa küskün bir çocuk gibi geliyordu, utandım. Akito’nun yeniden aşka açık hale gelmesi, kendi iradesiyle bir sevgili yapması elbette büyük bir değişimdi.

Ancak bu sadece Yunagi’nin ne kadar muazzam bir kız olduğunu gösteriyordu. Bunca zaman onun dibinde olup da hiçbir şey yapamayan benimle bir ilgisi yoktu.

...Evet, hiçbir şey yapamamıştım.

Günün sonunda ne kendimin incinmesini göze alacak cesaretim vardı ne de Akito’yu incitmeyi. Benim o uzun aşkım artık sona ermişti.

“Bunun bir hüsran olup olmadığına sadece sen karar verirsin.”

“...Efendim?”

Baktığımda Naotsuka’nın her zamankinden daha ciddi bir yüz ifadesine büründüğünü gördüm. Elimde olmadan, bir sonraki cümlesini duymak için sustum.

“İnsan ancak pes ettiğinde gerçekten kaybetmiş sayılır. Ayrıca sevgili olmanın varış çizgisi olduğunu sanıyorsan fena yanılıyorsun. Bunları bir düşün ve bundan sonra ne yapacağına kendin karar ver, uslu kız.”

“...Uslu kız falan değilim.”

“Ahaha, işte böyle. Bu yoldan devam et, biraz kurnaz olmayı öğren.”

Naotsuka yine keyifli bir kahkaha atarak sınıftan çıktı. Bir anda etraf tenhalaşmıştı; koridordan gelen boğuk konuşma sesleri ve ayak tıkırtılarından başka bir şey duyulmuyordu.

“...Pes ettiğinde kaybetmiş sayılırsın, demek.”

O herifin sözlerini kafamda tartmak sinirimi bozsa da, bir yanımın hafifçe canlandığını, içime bir nebze olsun enerji dolduğunu hissediyordum.

Şimdilik bugün kulüp faaliyetlerinde canım çıkana kadar çalışacaktım. Eve gidince de canım ne çekiyorsa yiyecek, sevdiğim bir kitabı okuyacaktım. Kararımı verince hızlı adımlarla spor salonuna yöneldim.

Kapalı koridora çıktığımda, kısa kollu yazlık üniformamın üzerinden geçen rüzgarın serinliği içimi ferahlattı. Uzun vadeli mücadeleler bana göreydi. Tam sekiz yıldır aşıktım sonuçta.

Beklemeye karar verdim.

Ne kadar süreceğini bilmesem de, beklemek beyhude olsa bile... Duygularım değişene kadar bekleyecektim. Çünkü bu aşkı bitirebilecek tek kişi bendim.

“A, Sakuraba.”

Okul çıkışında birini beklerken Shirato bana seslendi. Kravat taktığı kısa kollu gömleği ve o her zamanki kayıtsız tavrı birbirini çok iyi tamamlıyordu.

“Selam Shirato. Sen de mi eve gidiyorsun?”

“Evet. Bir de Shizuno’dan mesaj var. Buluşma yerini okul kapısının önüne çekmiş, sana mesaj atmış ama görmemişsin herhalde.”

“Ha, doğru ya. Teşekkürler.”

Bildirimi fark etmemiştim. Az önce etrafımı saran o kalabalık yüzünden olmalıydı. Ayakkabılarımı değiştirip Shirato ile birlikte okul kapısına doğru yürüdüm. Tenis kortundaki neşeli kalabalığı izlerken aniden söze girdi.

“Yine de, her şeyin yoluna girmesine sevindim.”

“...Sağ ol. O zamanlar bize çok yardımın dokundu.”

“Öyle oldu gerçekten.”

Shirato bunu dedikten sonra kıs kıs güldü. O olaydan beri bizimle dalga geçerken her zamankinden daha fazla keyif alıyor gibiydi.

“Son zamanlarda Shizuno’nun ayakları yere basmıyor. Bütün gün başımın etini yiyor; Sakuraba şöyle yaptı, Sakuraba böyle dedi diye.”

“O kadarını... Mazur gör artık, olmaz mı?”

“Bana hava hoş da, senin bu kadar sakin kalmana şaşırıyorum sadece.”

“...Belki de sandığın kadar sakin değilimdir.”

“Öyle mi?”

“Belki. Kim bilir.”

Daha fazla üstelemesini önlemek için adımlarımı biraz hızlandırdım.

“Aaa, Sakuraba! Kasumi!”

Okul kapısına vardığımızda Yunagi bize doğru kollarını deli gibi sallıyordu. Onun varlığıyla beraber etraftaki o durgun hava bir anda canlanmış, parlamıştı. Her zamanki gibi, etrafını anında etkileyen bir kızdı.

“Kusura bakma, beklettim.”

“Çok bekledim ama!”

“Dedim ya, özür dilerim.”

“Ceza olarak eve kadar el ele tutuşarak yürüyeceğiz.”

“E madem öyle, yapacak bir şey yok. Shirato, buyur elimi.”

“Hey! Olmaz! Benimle tutuşacaksın! Benimle!”

Bunu söyleyen Yunagi, Shirato’ya uzattığım elimi kapar gibi yakaladı. Dürüst olmak gerekirse biraz canım yanmıştı.

“Pardon da, beni şu vıcık vıcık aşk oyunlarınıza alet etmeseniz mi acaba?”

“Ehehe, kusura bakma.”

“Vıcık vıcık olduğunuzu da inkar etmiyorsun yani?”

“İnkar edemem ki!”

Yunagi hallerinden son derece memnun görünüyordu. “Vıcık vıcık” yakıştırması biraz ağırıma gitse de, aksini kanıtlayacak pek bir argümanım olmadığı için susmayı tercih ettim. Zaten haksız olduğumu iddia etsem alacağım hasar muhtemelen daha büyük olurdu.

“Neyse Kasumi, biz bu taraftan gidiyoruz.”

“Size iyi eğlenceler o zaman.”

“Görüşürüz.”

Yol ayrımında Shirato’ya el sallayıp alışveriş merkezine doğru yöneldik. Bugün bir kafeye oturup geleceğimiz hakkında konuşacaktık.

“Bak Sakuraba, ben en azından haftada iki gün görüşmek istiyorum.”

“Ben o kadar sık görüşebileceğimi sanmıyorum. Okumam gereken çok fazla roman birikti.”

Sonunda, kimin başlattığı belli olmadan el ele tutuşmuş şekilde yürüyorduk. Konumuz, ilişkimizi nasıl yürüteceğimizdi.

“O zaman ben okul çıkışı senin evine geleyim? Sen kitabını oku, ben de yanında öylece durayım!”

“Ama öyle olmaz ki, sana mahcup olurum. Gerçekten sadece kitap okuyacağımdan eminim çünkü.”

“Olsun! Aynı odada bulunmak bile yeter bana. Yoksa sen benimle vakit geçirmekten memnun değil misin?”

“...Hayır, memnunum.”

“O zaman beraber olalım işte. Canımız isteyince biraz laflarız. Hem benim de okumak istediğim mangalar var, ders de çalışmam lazım.”

“...Peki o zaman. Anlaştık, teşekkür ederim.”

O günden beri Yunagi ile ne kadar sıklıkla ve nasıl görüşeceğimiz üzerine uzun uzun konuşuyorduk. Birbirimize hislerimizi anlatıyor, bağımızı güçlendirirken bize has bir ilişki biçimi bulmaya çalışıyorduk. Şu an bizim için en gerekli şey buydu.

“Ehehe. O zaman buluşma saatlerini de ayarlayalım. Gerçi bana kalsa her gün de olur ama...”

“Her gün olmaz. Yarı zamanlı işim var.”

“Ha, doğru ya. O zaman çalıştığın günlerde fırına gelirim ben de.”

“Sakın ha. Utanırım ben.”

“Ama yaaa! Seni önlükle görmek istiyorum!”

Vaktiyle Hoshino ile bunu başaramamıştık. Birbirimizi düşünerek bir yola çıkmıştık ama aslında değer verdiğimiz şeyler farklıydı. Bunu fark ettiğimizde bile orta yolu bulamamış, sonuçta her ikimiz de sadece yaralanmıştık. Geçmişten ders çıkarmak gerekiyordu.

Aksi takdirde yerimizde saymaya devam ederdik. Hatta bazen hangi tarafın önümüz olduğunu bile karıştırır, bir bakmışız ki geri dönülmez bir noktaya gelmişiz. Bir kez daha aynı hataya düşmeye niyetim yoktu.

“Sakuraba!”

Aniden Yunagi bir adım öne fırlayıp önümde durdu ve yüzüme baktı. O koca gözleri ve biçimli burnu tam karşımdayken hala kalbimin küt küt atmasına engel olamıyordum.

“...Ne oldu?”

“Bir şeyden... Eğer rahatsız olursan hemen bana söyle, tamam mı?”

“...Tamam, biliyorum. Sen de öyle. Hemen her şeyi düzeltebilirim diyemem ama seni can kulağıyla dinleyeceğim.”

Ben böyle deyince Yunagi kocaman bir gülümsemeyle başını salladı. Onun o hali beni de gülümsetmişti; pek adetim olmasa da içtenlikle güldüğümü hissettim.

“Benden bir şey yapmamı istediğinde de çekinme söyle. Ama şey... Müstehcen şeylere henüz hazır değilim, olmaz!”

“Hey! Dışarıda şöyle şeyler söylemesene.”

“Kimse duymuyor ki!”

“Mesele o değil.”

“...Ama biraz daha zaman geçince olabilir, tamam mı?”

“Yeter artık, kes şunu.”

“...İstemiyor musun yoksa?”

“...Yorum yok.”

“Nee! Neden ya!”

“Of, ne kadar gürültücüsün.”

Birbirimizi ellerimizden çekiştirerek, bazen tokuşup bazen uzaklaşarak yürüdük. Yolun ortasında ne yapıyorduk böyle? Sanırım ikimiz de sevinçten ne yapacağımızı şaşırmıştık. Bu halimizi Shirato kesinlikle görmemeliydi.

“...Şey.”

“Yine ne var?”

Biliyorum, ileride yine çokça fikir ayrılığına düşeceğiz. Hatalar yapacağız, ağlayacağız, belki çokça kavga edeceğiz. Ama eğer yanımda Yunagi varsa...

“Seni çok seviyorum Sakuraba.”

“...”

Tüm bunlardan çok daha fazlasını hissederek; daha çok konuşarak, daha çok dinleyerek... Beraberce her şeyin üstesinden gelebiliriz. Gelmek istiyorum.

Buna inandığım sürece her türlü zorluğa göğüs gerebiliriz.

“Ben de seni seviyorum.”

Bu yüzden bu duygulara sahip çıkacağım.

Kendi hislerime. Sevdiğim şeylere. Ve sevdiğim bu harika kıza.

Onun için... Ve her şeyden önce, kendim için.

“Ne... Bir daha söylesene!”

“Seni seviyorum dedim ya işte.”

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.