Bir Adım Daha Yakınlaşmak

Başlangıçta Umi'nin daha hevesli olduğu seyahat planı, yavaş yavaş konuştukça benim de 'mutlaka gitmek istiyorum' diye düşünmeme neden olmuştu.

Tema parkları, kaplıcalar, ünlü turistik yerler gibi... Bütçe kısıtlamaları nedeniyle çok uzağa gidemeyiz ama bir gece iki gün olursa, şimdiki yarı zamanlı iş ücretimin tamamını harcarsam bir şekilde hallederiz.

İstenen tarih olarak, ikimizin görüşmeleri sonucunda, şimdiden yaklaşık iki ay sonra, Haziran sonu için hazırlıklara başlanacak. Tam o dönemde lisenin kuruluş yıl dönümü (okul tatil) olduğu için hafta sonu da dahil üç günlük tatil yapabiliriz; bu yüzden küçük bir seyahat için en uygun zaman olduğunu düşündük.

"Aslında yaz tatili döneminde plan yapmak daha iyi olurdu ama... değil mi?"

"Aynen öyle. Bizim okul yaz tatilinde yoğun olur. Bu yıl özellikle, Spor Festivali var."

Kültür Festivali ve Spor Festivali'nin iki yılda bir düzenlenmesi bizim lisenin uygulamasıdır ama Spor Festivali'ne gelince, sonbaharda düzenlenen Kültür Festivali'nden farklı olarak, yaz tatili biter bitmez Eylül başında (nedense) düzenlenmesi gelenekselleşmiştir.

Yaz tatili bir buçuk ay kadar sürer ama Ağustos'taki Obon tatili sonrası neredeyse tamamını Spor Festivali hazırlıklarına ve branş antrenmanlarına harcamak zorunda kalırız. Bu arada, bu genel öğrenciler için geçerli. Spor Festivali yürütme kurulu üyeleri veya Öğrenci Konseyi üyeleri gibi, yönetime doğrudan katılan öğrenciler için ise Obon tatilinin birkaç günü dışında, neredeyse her gün okula çağrılırlar.

Bizim lise, yaz tatiline karşı bir kin mi besliyor acaba?

Eh, zaten kararlaştırılmış bir şeye söylenmenin bir anlamı yok, o yüzden yapabildiğimiz kadarıyla ayarlamak zorundayız.

Bu yüzden, yaz tatili de daha önce belirtildiği gibi.

Ve sonbahardan sonra gelecek yıldan itibaren üniversite sınavı çalışmalarını da düşünmeye başlamamız gerekecek... Bu yüzden ikimiz için de tam anlamıyla 'tek şansımız bu' diyebileceğimiz bir zamanlama.

"…Hey, Maki, seyahat meselesi hakkında, Masaki teyzene bahsettin mi?"

"Henüz değil. Bugün erken dönecek gibi görünüyor, o zaman rica etmeyi düşünüyorum ama... Bu gidişle, Umi de Sora-san'a?"

"…Hafifçe güler"

Anlaşılan Umi de henüz ricada bulunamamış.

Sevgili olarak seyahate gitmek, oldukça yaygın bir şey olsa da biz hala lise ikinci sınıf öğrencisiyiz... yani hala çocuğuz. Herkesin sahip olduğu akıllı telefon satın almak veya yarı zamanlı iş ücretinin yatırılacağı banka hesabı açmak gibi, ne yaparsak yapalım veli izni veya onayı gerekiyor.

Seyahat konusunda böyle özel bir düzenleme yok ve bazı insanlar 'Gençsiniz, gidin gidin! Ha, bu arada o tarafa da bakın!' diyen yetişkinler (not: Eimi-senpai) olsa da, normalde düşünürsek, yine de bir şeyler olma ihtimali var ve kesinlikle ebeveyn izni almak gerekir.

Yakınlardaki işlek caddelerde veya lunaparklarda eğlenmekten çok farklı.

"Seyahat planını mümkün olduğunca erken açıklayacak olursak... Yokladığında nasıl hissettin? Sora-san, izin verir gibi mi?"

"…Dürüst olmak gerekirse, biraz zor görünüyor. Seninki nasıl?"

"Muhtemelen, bizde de öyle."

İkimiz de "yalnız seyahate gitmek istiyoruz" diye açıkça rica etmedik ama üstü kapalı yokladık.

Yokladık ama yine de annemin (ve muhtemelen Sora-san ile Daichi-san'ın) tepkisi pek iyi değil. Mezuniyet seyahati veya sonrası için 'canınız ne isterse yapın' tavrında olsalar da... ebeveyn bakış açısından düşününce, yine de birçok şey için endişeleniyorlardır.

Ama ebeveynlerin duygularını anlayabilsek de Umi ile bana kalan boş zaman şaşırtıcı derecede az.

Hayatta bir kez yaşanan lise hayatı da şimdiden iki yıldan az kaldı. Umi ile ilişkimiz mezun olduktan sonra da devam edecek (umarım) ama tam da bu dönemde yaşanacak anılar da mutlaka olacaktır.

İşe yaramasa bile, ne olursa olsun, duygularımızı kesinlikle iletmeliyiz.

"Umi, bugün eve dönerken, seni bırakırken biraz size uğrasam olur mu? Ben de Sora-san'a rica etmek istiyorum."

"Olur mu? Maki yanımda olursa ben de ikna etmesi daha kolay olur ama... O zaman anneme haber vereyim. Ah, hazır gelmişken akşam yemeğini de birlikte yiyelim."

Böylece, Sora-san'ın da hemen onaylamasıyla aniden ayarlanan uzun zaman sonraki yemek buluşması ama... şimdiden sert bir azar işitmeye hazır olmam gerekiyor galiba.

İki kişi yalnız seyahat etmek söz konusu olunca, yine de içinde seyahatten başka anlamlar da barındırıyor.


Bu sadece benim kişisel sorunum olabilir ama Umi ile seyahat planının yanı sıra, kafamda düşündüğüm başka bir şey daha vardı.

O da, Umi ile ilişkimiz hakkında.

İlişkimiz hakkında diye bir giriş yaptım ama herhangi bir sorun yok. Umi ile benim sevgililik ilişkimiz gayet yolunda.

Noel, Yeni Yıl, Sevgililer Günü ve Beyaz Gün, ve sevgili olduktan sonraki ilk kız arkadaşının doğum günü, geçen günkü sınıf maçı... Her etkinlikte, Umi ile benim birbirimize olan sevgimiz giderek artmış, ve şimdi çevremizdeki arkadaşlarımız ve ailemiz tarafından şaşkınlıkla karşılanacak kadar 'aşık bir çift'e dönüşmüş (mü?) durumdayız.

Sevgili olduktan sonra da, hayır, hatta sevgili olduktan sonra Umi'ye olan sevgim daha da derinleşti.

…Dahası, Umi ile daha da yakınlaşmak isteyecek kadar.

Haziran sonundaki seyahat sorunsuz gerçekleşirse, o zaman Umi ile benim ilişkimiz tam altı ayı doldurmuş olacak.

Çıkmaya başlayalı altı ay oldu... Artık ikimizin de 'bir adım daha ileri gitmiş bir ilişki'ye sahip olması gerekmez mi diye düşünüyorum.

"Maki, akşam yemeğine daha çok var, atıştırmalık yerken ödünç aldığımız şeyi izleyelim. Hadi buraya gel, yanıma otur?"

"Ah, evet. O zaman izninle."

Az önce marketten aldığım atıştırmalıkları ve meyve suyunu masaya koyduktan sonra, ben de Umi'nin oturduğu kanepeye yöneldim.

Üç kişilik olduğu için, iki kişi olsak daha rahat bir yerimiz olmalıydı ama biz ortada birbirimize sokulmuş bir şekilde oturuyoruz.

Yapışık bir şekilde, birbirimizin kollarını dolayarak, ve hatta ellerimizi de sıkıca tutarak.

Bu, bizim her zamanki tarzımız.

"Oh be, bir süre öncesine kadar ara sıra soğuk günler olsa da, artık Mayıs olmak üzereyken gerçekten sıcak olmaya başladı değil mi? Maki, biraz uygunsuz olacak ama ceketimi çıkarsam olur mu?"

"Evet. Perde rayının orada askı asılı, onu kullan."

"Hmm, sağ ol."

Umi normalde üniformasını düzgün giyer ama burada olduğu zamanlar biraz dağınık olur.

Ceketini çıkarıp, kravatını çözüp bluzunun birinci ve ikinci düğmelerini açınca, oradan normalde gizli olan Umi'nin beyaz teni anlık göründü ve ben de istemsizce ondan gözlerimi kaçırdım.

"…Hafifçe güler Maki, bir şey mi oldu? Yüzün çok kızarmış?"

"Hayır, hiçbir şey değil... Bak, bugün sıcak ya."

"Hmm? Eh, öyleyse sorun yok ama~?"

Böyle söyleyip, küçük şeytan moduna giren Umi, göğsünü bastırır gibi yaparak, koluma sarıldı.

Umi'nin davranışlarından anlaşıldığına göre her şey apaçık ortada olmalı ama son zamanlarda, Umi'ye ister istemez şehvetli gözlerle bakma eğilimim artıyor.

Kimi zaman bluzunun aralığından görünen göğüs dekoltesi, kimi zaman da üniforma eteğinin tek başına gizleyemediği uylukları...

Dürüst olmak gerekirse, çıkmaya başladığımız zamanlarda günlük hayatta bu kadar farkında değildim. Sadece yanımda olması, ten tene değmesi bile beni tatmin ediyordu ama ilişkimiz sorunsuz ilerledikçe ve sevgili olmanın getirdiği rahatlık arttıkça, daha cüretkar yerlerini görmek veya dokunmak gibi bir arzu aniden içimde kabarmaya başladı.

Normalde okulda uslu duran ben bile, derinlere inildiğinde, cinsel konulara aşırı meraklı, sıradan bir lise öğrencisinden farksızım.

Karşımda bu kadar sevimli, fiziği güzel ve bana açıkça "Seni çok seviyorum" diyen bir kız varken, dürüstçe söylemek gerekirse...

...elbette ki yapmak isterim.

"Vay, bu sahne oldukça etkileyici değil mi? Tüm film boyunca bu kalite devam etse fena olmazdı, değil mi?"

"Ş-şey, evet... Sanırım yetişkin işleri böyle oluyor."

İkimizin böyle laflayarak film izlemesi çok keyifli olsa da, şu anki durumumda, yarı yarıya bile konsantre olamıyorum.

Sığ sudan kumsala vurulsa bile insanlara saldıran köpekbalığı.

Kolumda hissettiğim Umi'nin yumuşak dokunuşu.

Pürüzsüz beyaz teni.

Tek lokmada yutulan figüran adam.

Burnumu gıdıklayan, ter kokusuyla karışık Umi'nin tatlı kokusu.

Zaman zaman kulağıma gelen, Umi'nin hafif nefes alışverişi.

...Yarı yarıya, hatta yüzde yetmiş-seksen Umi'yi düşünüyordum.

Soğuk kış mevsimini geride bırakıp havaların ısınmasının da etkisi olmalıydı ama benim kafam bugün de böyle kontrolden çıkmaya meyilliydi.

İkimizin baş başa şakalaşarak geçirdiği mutlu bir zaman olsa da, şu an, birazcık, sadece birazcık daha hızlı geçse diye düşünüyorum.

Tam da böyle zamanlarda, nedense filmin süresi uzun geliyor.

Ve dahası...

—...Maki, açık verdin!

"Üğ... Umi, aniden böğrümü dürteleme. Alışmış olsam da, hala ani hareketlere karşı hassasım."

Hafifçe güler "Maki'nin yüzü o kadar dalgındı ki, dayanamadım."

"B-bu benim normal izleme tarzım da ondan."

"Eeeh? Gerçekten mi? Gıdık gıdık."

"İhya... D-dedim ya, gıdıklamayı bırak diye..."

...Umi'nin fiziksel temasının her zamankinden daha fazla gelmesi de.

Sonrasında da görme, dokunma ve koku duyularıyla, birçok yönden kışkırtıcı bilgilere kapılmış olsam da, bir şekilde bir filmlik süreyi sakin kalarak atlatmayı başardım.

"...Hmm, başta nasıl olur diye düşünmüştüm ama bitince bayağı eğlenceliydi. Maki, oldukça iyi bir seçimdi. Seni övüyorum."

"Rica ederim."

Filmin ana kısmı bittiğinde ve çekim hatalarıyla birlikte jenerik akmaya başladığında, Umi, yay gibi gerinerek esnedi.

Esnediği an, istemsizce bakışlarım, esnediği için gerginleşen Umi'nin bluzuna doğru kaymaya çalışırken kendimi zorlukla durdurdum.

Gizli gizli azgın olduğumun farkındayım ama şöyle böyle gereksiz şeyler düşündüğümden mi nedir, bugün her zamankinden daha çok ona ilgi duyuyordum.

"Ah, annemden mesaj gelmiş. ...Şey, neymiş bakalım? 'Bugün kesenin ağzını açıp suşi söyledim, Maki-kun'u da alıp erken gelin' diyor. Maki, sanırım bugün ziyafet var."

"Her seferinde size zahmet veriyoruz... Yine de, teşekkür ederim."

Randevu saatinden biraz erken olsa da, onca yemeği bekletmek de hoş olmazdı. Hemen hazırlandık ve Umi ile ben Maehara ailesinin evinden çıktık.

Kafam şehvetli düşüncelerle dolu olduğu için neredeyse unutacaktım ama bugünün amacı kesinlikle seyahat izni almaktı. Sora-san'dan izin alabildiğimiz sürece, geriye kalan kendi annemi ikna etmek kolay olacaktı, bir şekilde rica edip onay almayı umuyorum.

Sora-san'ı nasıl ikna edeceğimizi ikimiz konuşa konuşa, zaten tanıdık hale gelen Asanagi ailesinin evine gittik.

Sora-san'ın hobi olarak yaptığı bahçecilik ve ev sebze bahçesi yüzünden mi nedir, girişe girer girmez, çiçeklerin ferahlatıcı kokusu beni karşıladı.

Umi ile hala arkadaş olduğumuz zamanlarda çağrıldığımda gerginlikten çıldıracak gibi oluyordum ama ayda bir iki kez yemek ziyafeti çekmek veya hastalık tedavisi için birkaç gün kalmak gibi şeyler devam edince, doğal olarak artık alıştım.

Umi'nin eve döndüğünü fark eden Sora-san'ın pat pat ayak sesleri salondan yaklaşıyordu.

"Anne, ben geldim. Maki'yi de getirdim."

"Rahatsız ediyorum, Sora-san."

Hafifçe güler "Hoş geldiniz ikiniz de. Suşi çoktan geldi, çabuk gelin. Ah, önce ellerinizi yıkamayı unutmayın."

Son zamanlarda böyle, Sora-san da ben eve geldiğimde 'Hoş geldin' diyor. Asanagi ailesinin çocuğu olmadığım için biraz garip hissettirse de kötü hissetmiyorum.

Benim için burası artık ikinci bir ev gibi. Elbette, çok saygısız olmamak için görgü kurallarına dikkat ediyorum.

Umi ile ikimiz birlikte lavaboda ellerimizi yıkayıp ağzımızı çalkaladıktan sonra salona girdiğimizde, masada her zamanki gibi lezzetli yemekler sıralanmıştı. Masanın ortasında paket servis suşi kovası duruyordu. Yanında ise rengarenk sebzelerle dolu salata, meyve tabağı, tavuk kanadı kızartması, bol etli nikujaga, taze yapılmış ve dumanı tüten bol malzemeli miso çorbası gibi, Japon mutfağı ağırlıklı, yer kalmayacak kadar çok çeşit yemek vardı.

"Çok heveslenip fazla yapmışım, Maki-kun, kalanları saklama kabına koyup eve götürürsün. Geçenlerde Masami-san'dan da şöyle bir şikayet... pardon, haber almıştım, bu tatil boyunca da meşgulmüşsünüz, öyle mi?"

"Şey... Halk için tatil ama bizim tarafta pek bir değişiklik yok."

Hem ben hem annem, Asanagi ailesine gerçekten minnettarız. Özellikle annemin Sora-san gibi yaşıtı bir anne arkadaşı (sanırım öyle diyebiliriz) edinmesiyle, yavaş yavaş üç kişilik bir aile olarak yaşadığımız zamanki neşesini geri kazanıyor, bu yüzden bu açıdan da çok yardımcı oluyorlar.

Her neyse, bugün de keyifli bir yemek masası olması en önemlisiydi ama bugün dahası, alışılmadık bir kişi de bizimleydi.

—Selam.

"Ah, Riku-san... Ş-şey, rahatsız ediyorum."

"Kahretsin, Abi..."

Yanımda hafifçe hoşnutsuz bir ifade takınan Umi'yi şimdilik boş versek bile, bugün Umi'nin abisi Riku-san da akşam yemeğinde bize eşlik edecek gibiydi.

Yılbaşı, Sevgililer Günü, Umi'nin doğum günü ve diğer zamanlarda, Umi ile sevgili olduktan sonra bile Asanagi ailesine sık sık misafir olsam da, Riku-san ile böyle yüz yüze yemek yemek uzun zaman sonra ilk kez oluyordu.

Ben misafir olduğum zamanlarda mı sadece böyleydi bilmiyorum ama bu saatlerde Riku-san genellikle ikinci kattaki odasına çekilmiş olurdu ve bazen tuvalete giderken görüş alanımın ucuna takılırdı, o kadar.

Üstelik bugün her zamanki eşofmanıyla değil, baharlık bir gömlek ve kot pantolonla, düzgün sivil kıyafetleriyle koltukta oturuyordu.

...Dürüst olmak gerekirse, bir anlığına kim olduğunu anlayamadım.

"Abi neden burada? Bugün hava karlı değil ki?"

"Elbette buranın insanı, burada olacak. Aptal mısın? On yıldan uzun süredir hayat tecrübesi olan birine anormal hava durumu mu diyorsun... Her gün kafası çiçek tarlası gibi olan, erkek arkadaşına aşık, aşk beynine sahip senin gibi birinden duymak istemem."

"Ha? Her gün nemli nemli eve kapanıp kafasının içi yosun bağlamış birinden daha iyiyim ben."

"Ne?"

"Ne var?"

Umi ve Riku-san'ın Asanagi kardeşler, araları asla kötü olmasa da, ben varken genellikle böyle, sürekli hafif ağız dalaşı yapıyorlar.

Şahsen Umi'nin tarafını tutmak isterdim ama bu sefer ilk sataşan Umi olduğu için, böyle düşününce onu savunmak biraz zorlaşıyordu.

"Hey, ikiniz de bırakın. Tanıdık Makki-kun olsa bile, misafirin önündesiniz. Utanç verici şeyler yapmayın."

"Öf..."

"İyhh...!"

İkisinin arasına giren Sora-san, her birinin alnına birer fiske attığında, hararetlenmekte olan ikisinin hızı anında kesildi.

"Affedersiniz, Makki-kun. Bu kadar güzel bir yemek olmasına rağmen, bizim aptallar yemeğin tadını kaçıracak bir ortam yarattılar."

"Ah, hayır. Beni dert etmeyin lütfen..."

Yeterince büyümüş Umi ve tamamen yetişkin Riku-san'ın istemsizce alınlarını tutarak çömelmelerine bakılırsa, oldukça sert bir darbe almış olmalılar... Bugünkü ikna çabama bağlı olarak, kötü giderse ben de aynısını yiyebilirim, bu korkutucu.

Sora-san'ın bir azarı (bir darbesi mi?) sayesinde bir şekilde eski sakin ortam geri döndü ve toparlanıp uzun zaman sonraki yemekli toplantı başladı.

Paket sushi elbette güzeldi ama bana göre Sora-san'ın yaptığı yemekler her zaman en lezzetlisiydi. Ben, Umi ve Riku-san gibi genç üç kişinin damak tadına uygun olarak, biraz daha yoğun tatlandırılmış kızarmış tavuk ve nikujaga'yı ağzıma attığımda, sushi yiyor olmama rağmen, vücudum ister istemez yeni pişmiş beyaz pirinç pilavı çekiyordu.

"Hmm? Ah, Makki yine sadece et yiyor... Düzgün sebze de yemezsen hemen sağlıksız bir vücuda geri dönersin. Al, sana vereyim, servis tabağını uzat."

"...Evet, affedersiniz."

"Ah, ben bakmazsam hemen dağınıklaşırsın sen... Al bakalım."

"Evet. Teşekkürler, Umi."

"Şey, ben de bu kadarını yaparım zaten... Ne var, anne? Neden öyle dik dik sırıtarak bize bakıyorsun?"

Hafifçe güler. "Çünkü ben biraz bakmayınca, Makki-kun'un karısı gibi davranmaya başlamışsın bile. Ama o kadar değerli erkek arkadaşının beslenme düzenini bile yönetmek istiyorsan, artık yemek yapmayı da düzgünce öğrenmen gerekir, değil mi?"

"Ş-şey, elbette, çabalarım ama..."

Sevgililer Günü'nden bu yana, Umi'nin çikolata yapımı dışında da çabaladığı anlaşılıyor.

Geçen seferki gato şokola'yı bile düzgünce yapabildiğine göre, püf noktasını bir kere kavrarsa, çalışkan Umi sıradan yemekleri de kesinlikle yapabilir.

Ne zaman olacağını bilmesem de, Umi'nin ev yemeklerini veya el yapımı bento'larını ziyafet çekmeyi dört gözle bekleyeceğim.

...Elbette, yolda başarısız olsa bile, Umi'nin yaptığı bir şeyse seve seve yemeğe hazırım. Bu, kömür (adında kurabiye) gibi bir şey olsa bile.

"Bu arada, Abi, sormadım ama bugün neden öyle giyinmişsin? Markete gidecek olsan bile bu kadar özenmek fazla değil mi?"

"Şey, o konuyla ilgili, dinle Umi. Riku'ya gelince, bugün nadiren de olsa hevesliydi—"

"Hıh... Anne, her şeyi tek tek şuna söylemene gerek yok."

"Aman, ne var bunda? Bu kız da, kız kardeş olarak abisini merak ediyor. Değil mi, Umi?"

"Ha? Hayır, ben liseden mezun olunca evden ayrılmayı düşünüyorum, o yüzden Abi'yi o kadar da..."

"Me rak edi yor sun, değil mi?"

"Ah, evet. Öyle."

Ebeveynin gösterdiği 'baskı' karşısında Umi istemsizce çekinse de, Riku-san hakkında, onunla o kadar yakın olmayan ben bile biraz merak ediyordum.

Umi, Sora-san ve Daichi-san hakkında önceki konuşmalardan bir şeyler biliyordum ama Riku-san hakkında, belki de hiç fırsatım olmadığı için, o kadar detaylı bilgiye sahip değildim.

Zaten otuzlarına yaklaşmış denebilecek bir yaşta, şimdilik çalışmıyor ve günlerini evde sakince geçiriyor (gibi görünüyor)... Bir şeyler olduğu belliydi ama Riku-san'ın içinde bir ruh hali değişikliği mi olmuştu acaba?

Gerçi, bugün Riku-san'ın nerede ne yaptığını az çok tahmin edebiliyordum.

"Şey, Riku-san... Bunu benim sormam ne kadar doğru bilmiyorum ama, acaba biz buraya gelmeden kısa bir süre öncesine kadar iş bulma kurumuna falan mı gittiniz? Şey, az önce biz geldiğimizde, ona benzer bir belgeyi gizlediğinizi görmüştüm de."

"Ha? Ciddi misin? Abi, iş bulma kurumuna mı gitmiştin?"

"...Evet, öyle. Kötü mü?"

"Hayır, hiç de kötü değil, hatta sevindirici bir şey. Ama neden?"

"Evet, doğru. Annen de öyle düşündü. Söyle bakalım Riku, ne oldu sana?"

"Ana kız, en büyük oğullarını bu kadar sıkıştırır mı ya... Gerçi, evet, ani bir zamanlama olduğunu kabul ediyorum ama."

Görünüşe göre tahminim doğru çıkmıştı; ben ve Umi köpekbalığı filmi izleyip şakalaşırken, Riku-san yeni bir başlangıç yaparak, cesaretle yeni bir adım atmaya çalışmaya başlamış.

Sora-san ve Daichi-san'ın endişelendiğini ben de yanlarında konuşmaları dinlerken anlamıştım, bu yüzden Sora-san'ın sevinçli olmasını da anlıyorum.

Sebebi ne olursa olsun, kendi isteğiyle harekete geçmesi kesinlikle iyi bir şeydi.

Yine de, buna rağmen Riku-san'ın yüzünün pek de gülmemesi dikkatimi çekiyordu.

Uzun zaman sonra iş aramak onu yormuş muydu acaba? Bu kadar yemeğin önünde, çubukları da pek ilerlemiyor gibi görünüyordu.

"Neyse, benim hakkımda bu kadar yeter, değil mi? İş bulma kurumuna gittim evet ama öyle kayda değer bir sonuç çıkmadı."

"Yarı zamanlı iş falan yapmaz mısın? Makki'nin çalıştığı pizzacı falan, hala eleman arıyor. Değil mi?"

"Evet. Sanırım dağıtımcı işi bırakmış da, ehliyeti olan birini hemen almak istediğini söylemişti müdür..."

Eleman arıyorlardı ama çok iyi şartlarda işe alamayacaklarını söylemişlerdi, bu yüzden benim gibi öğrenci veya yarı zamanlı çalışanlar için neyse de, en verimli çağındaki Riku-san'a pek tavsiye edilemezdi.

"Bundan ziyade Makki, benim hakkımdan çok, senin de anlatacak bir şeylerin yok mu? Karşılık vermek gibi olmasın ama, sen de bugün bez çantana ilginç bir şeyler koyup gelmişsin, değil mi? Dergi falan mı?"

"Ha? Baktın mı? Başkasının erkek arkadaşının eşyalarına gizlice bakmak falan, gerçekten çok aşağılık bir şey ama."

"Sakin ol Umi... İlk yapan bendim çünkü."

Normalde eli boş gezen ben, nadiren de olsa bir çanta getirmiştim, bu yüzden sadece Riku-san değil, Sora-san da şaşırmış olmalıydı.

Seyahat planının onaylanması için açıklayıcı materyal olarak, ben ve Umi ikimiz önceden seyahat dergileri falan hazırlamıştık.

"Hmm hmm... Pekala, üçünüzün de ne dediğini anladım, şimdilik gerisini yemekten sonra konuşalım. Yarın tatil olduğu için, biraz geç olsa da sorun olmaz zaten. Makki-kun, madem öyle, bugün bizde kal. Değiştirecek kıyafetlerin geçen sefer kullandıkların var."

"Evet. O zaman, izninizle."

Pekala, işler yolunda gitse de gitmese de, bu gece biraz daha uzun olacak gibi.

Hazırlanan yemekleri olabildiğince mideme indirdim. Karaage ve nikujaga gibi artanları da saklama kaplarına doldurttuktan sonra, ben, Umi ve Sora-san üçümüz misafir odasına geçtik.

Zaten tanıdık hale gelmiş, tatami'den yayılan hasır kokusu... Normalde kalmak için kullandığım oda olsa da, böylece masanın karşısında Sora-san oturunca, her zamankinden farklı bir hava vardı sanki.

"Pekala, ikiniz. Bugün ne konuşacaksınız bakalım? Olamaz, kendinizi kaptırıp bir şeyler mi yaptınız yoksa...?"

"Ö, öyle bir şey olması imkansız, değil mi? Öyle şeyler henüz..."

"Hmm? Henüz mü?"

"Hiçbir şey söylemedim ki! Ah, anne, aptalsın!"

"Ama öyle deseniz de siz, çok iyi anlaşıyorsunuz... Şimdi bile ikiniz hep birbirinize yapışıksınız."

"Şey... İyi ya işte. Sevgiliyiz sonuçta."

Yanakları kızarmış, utanırken bile Umi bana sıkıca yapışmış, ayrılmak istemiyordu.

Şimdilik, konuyu ben açmaya karar verdim.

"Sora-san, bizim lisenin haziran sonunda kuruluş yıl dönümü olduğunu biliyor musunuz? Takvimde dördüncü pazartesiye denk geliyor."

"Evet. Tam da hafta sonu tatiliyle birleştiği için, sizin için üç günlük tatil oluyor yani... Randevu yapacaksanız serbestsiniz ama?"

"...Anne, bilerek söylüyorsun, değil mi? Sadece günübirlik randevu için şimdi kalkıp böyle resmi bir hava yaratacak halimiz yok ya."

"Doğru. Ama kesin olarak öyle karar verilmiş değil. O zaman, kendi ağzınızla işinizi açıkça anlatmanız gerek, değil mi? Siz rica eden tarafsınız, aksine biz rica 'edilen' tarafız. O kısmı iyi anladınız mı?"

"Mumu..."

Sora-san'ın temposuna tamamen kapılmış olan Umi, somurtkan bir ifadeyle böğrümü gizlice çimdikledi.

Normalde sınıfta kusursuz davranan onun insancıl yönü çok sevimli olsa da, her seferinde böğrümün kızarması beni rahatsız ediyor.

"Anne aptalsın," diyerek Sora-san'dan tamamen yüz çevirmiş Umi'nin başını okşayıp sakinleştirirken, ben de kendimi toparlayıp asıl konuya döndüm.

"Şey, Sora-san. Doğrudan bir ricam var. O üç günlük tatilde Umi ile birlikte seyahate gitmek istiyorum."

"...Bu elbette, ikiniz baş başa, demek oluyor, değil mi?"

"Evet."

Senkronize bir şekilde, ben ve Umi başımızı salladık.

Bu hızla konuşmaya devam etmek istesem de, belgeleri falan masaya yaymak için şimdi henüz erken gibi geliyor.

Önce Sora-san'ın tepkisini görmek gerek ama... Ciddi bir bakışla gözlerini diken bana ve Umi'ye karşı, Sora-san şaşırtıcı bir şekilde kaygısızca şu sözleri söyledi.

"Hmm... Olur?"

"Ha?"

"...He?"

Beklenmedik cevaba, ben de Umi de şaşkın bir tepkiden başka bir şey veremedik.

Bu kadar kolay izin almak iyi miydi acaba?

"Ne oldu? Ben o kadar tuhaf bir şey mi söyledim?"

"Hayır, öyle değil... Ama, değil mi?"

"E, evet."

Ricamız o kadar kolay kabul edilmiş gibiydi ki, ben de Umi de açıkçası şaşkına dönmüştük.

Rica ederken, önce bir itirazla karşılaşmanın başlangıç noktası olduğunu düşündüğümüz için, bu yüzden ikimiz de türlü türlü hazırlık yapmıştık. Bu yüzden sanki şaşkınlığa uğramış gibi hissettik.

"Tabii ki... Nisan ayından beri Umi'nin tek başına homurdanıp durduğunu dinleyince, o kadarını onaylasam iyi olur diye düşündüm. Ben de gençken benzer şeyler yapardım, üstelik ahkam kesecek durumda da değilim."

Sınıf değişikliğinden hemen sonra Umi'nin memnuniyetsizliği oldukça fazlaydı, bu yüzden doğrudan şikayet etmese de, bu durum iyi anlaşılmış olmalıydı.

"Pekala, ikiniz ne kadar plan yaptınız? Maki-kun da Umi de ciddi insanlar olduğu için, oldukça düzenli düşünmüşsünüzdür, değil mi?"

"Ah, evet. Bu şey..."

Umi-san'ın beni teşvik ettiği anda, ben de bez çantamın içine gizlediğim seyahat dergilerini ve web sayfalarını yazdırdığım belgeleri Sora-san'ın önüne koydum.

Aday olarak gösterdiğimiz seyahat yerleri, konaklama yerleri, ulaşım araçları ve bunları içeren bütçe gibi, yapabildiğimiz ölçüde hesaplamalar yapmıştık.

Sanki bir iş görüşmesi yapıyormuşuz gibiydi ama, bu benim ve Umi'nin ikilisi olduğu için elden bir şey gelmezdi.

Aptalca derecede ciddiydik, ancak birbirimizi çok sevdiğimiz için, bazen böyle beklenmedik davranışlar sergileyebiliyorduk.

...Öyle ki, çevrenin de istemeden şaşkınlık duyduğu (aptal) bir çift.

"Anladım. O kadar uzak bir yer de değil, mevsim olarak da kalabalık tam sınırda az olduğu için, sorun çıkma ihtimali az yani."

"Evet. Eğer bir şey olursa, mutlaka iletişime geçeceğiz. Ayrıca, ulaşım da elverişli olduğu için, en kötü ihtimalle günübirlik olsa bile sorun olmaz."

"O zaman 'Yine de kalmak yok, geri gelin' diye fikrim değişirse sorun olmaz mı?"

"...Evet. Öyle olursa ben de biraz itiraz edebilirim ama, babam ve annem illa ki endişelenirse..."

Günübirlik olursa, şekil olarak 'seyahat'ten ziyade biraz uzağa 'gezinti' olacağı için, o zaman izin vermek de daha kolay olur. Kalmalı olmaması üzücü olsa da, o kadar olmazsa taviz denmez.

"Hmm, ikiniz de şaşırtıcı derecede iyi düşünmüşsünüz. Gerçekten de bu şekilde babana da konuşmam daha kolay olur..."

"Evet. O şekilde, bir şekilde onaylarsanız seviniriz yani."

"Anne, lütfen. Geleceği düşündüğümüzde, bu zamandan başka fırsatımız yok."

Duygularımızı ilettiğimiz için, geriye kalan karar Sora-san'a kalmıştı.

Az önce '(seyahat etseniz) olur?' dediği gibi, Sora-san'ın da kesinlikle kestirip atmak gibi bir niyeti yoktu ama, onun tek başına karar vermesinin zor olduğunu ben de Umi de iyi anlıyorduk.

Benim annemi ve Umi'nin babası Daichi-san'ı ikna etmek için Sora-san'ı kendi tarafımıza çekebilecek miydik?

Bu konuşma, buna bağlıydı.

Belgelerimize göz gezdirip düşünceli bir tavır sergileyen Sora-san'ın tepkisini beklerken, fusuma'nın arkasından, titrek bir şekilde Asanagi ailesinin telefonunun zil sesi duyuldu.

"? Ah, kim arıyor bu saatte... İkiniz de, ben bir dışarı çıkayım."

Durmadan çalan telefona bakmak için Sora-san misafir odasından çıkınca, gergin hava biraz olsun gevşedi.

"...Maki, şimdilik, bir şekilde halledilecek gibi görünüyor."

"Evet. Şey, olmazsa o kadar bütçeyi mezuniyet gezisine falan ayırırız."

"O zaman daha coşkulu olmalıyız, değil mi? Yuu ve Niina... da bizimle birlikte."

"Orada Nozomi'yi de düzgünce dahil edelim. Mezun olunca görüşme fırsatımız pek kalmaz."

Henüz erken olduğu için Amami-san'lara bahsetmedim ama, mezuniyet gezisine şu an iyi anlaştığımız beş kişiyle gitmek istiyorum.

Sevgilisi Umi'den sonraki en önemli üç arkadaşı olsa da, şu anki gibi görüşebilmek muhtemelen iki yıldan az bir süre daha mümkün.

BAŞLIK: İkna Çabaları

İki kişilik etkinlikleri bugüne dek yalnız başıma es geçtiğimin bedeli bir anda üzerime yığıldığı için telaşlı olsa da, yalnızlıktan hoşlanmayan ben için herhalde bu kadarı tam yerinde.

—İkinizi de beklettim. Hadi, sohbetimize devam edelim.

Kısa süreli sohbetin tam kesildiği anda, telefonu bitiren Sora-san geri döner.

Sadece birkaç dakika sürmüştü ama odadan çıktığı zamana kıyasla nedense yüzü yorgun görünüyordu... Daha doğrusu, Sora-san'a göre nadir görülen bir şekilde, suratı asık ve küskün gibiydi.

Hali tavrı Umi'ye o kadar benziyordu ki hemen anladım.

"Anne, telefon kimdendi?"

"Kayınvalide-sama'dan."

"Kayınvalide-sama... yani, Mizore Büyükanne mi?"

"Evet. Sadece işini tek taraflı söyleyip ben bir şeyler söyleyemeden kapattı ama."

"...İkiniz de her zamanki gibisiniz. Artık barışsanız diyorum?"

"Umi, her zaman söylediğim gibi, ben elimden geldiğince iyi geçinmek istiyorum, anladın mı? Sadece, karşı taraf çok inatçı olduğu için."

"Anladım. Buzların erimesi için daha çok zaman var gibi görünüyor."

Konuşulanları dinlediğim kadarıyla, görünüşe göre Daichi-san'ın ailesinden gelen bir telefondu.

"Umi, o Mizore Büyükanne dediğin..."

"Evet. Babamın annesi... Benim için babaannem yani. Ben doğmadan önce orada birlikte yaşamışlar bile ama neden bu kadar kötü anlaşıyorlar ki..."

"Umiii? Maki-kun'a öyle her şeyi, olmayacak şeyleri anlatıp durma, tamam mı?"

"Bana kalırsa olduğu gibi anlatmaya çalışıyorum ama..."

Pek iyi anlaşmadıklarını Umi'den duymuştum ama... Bu konuya benim hiç girmemem daha iyi olur gibi.

Normalde güler yüzlü ve nazik olan Sora-san'ı sadece birkaç dakikada bu kadar yormak... Oldukça huysuz biri mi acaba?

Neyse, o konu bir yana, şimdi seyahat konusunun devamı var.

"Az önce de söylediğim gibi, şahsen, gitmenize izin verebilirim diye düşünüyorum. Para konusu olsun, bir şey olduğunda ne yapılacağı olsun... İkinizin de düzgünce konuştuğunu anladım."

"O zaman Maki ile ikimizin seyahate gitmesinde sorun yok, değil mi? Yaşasın!"

"Hey, gaza gelip konuyu zorla kapatmaya çalışma. Ah, neden hep bu yönlerin o adama benziyor... Hayır, o şimdi önemli değil ama."

"...Sora-san'ın kişisel görüşü 'Tamam' ama şimdilik onaylayamazsınız... öyle mi demek istiyorsunuz? Yine de."

"...Evet. Üzgünüm ama Maki-kun'un dediği gibi sanırım."

Zor durumda kalmış gibi gülümseyerek, Sora-san hazırladığımız belgeleri bize geri uzattı.

İlk "Tamamdır" demesi gerçekten şaşırtıcıydı ama sonuç olarak aşağı yukarı beklediğim bir cevaptı.

"Öncelikle, ikinize de güveniyorum. Umi'den her gün haber alıyorum, Maki-kun da böyle eve geldiğinde düzgünce rapor veriyor, sadece bana değil, kocama ve Riku'ya da saygılı. Çok yapışık olmanız beni endişelendiriyor ama düzgün ve ölçülü bir ilişki sürdürdüğünüz için... Bir iki günlük bir seyahatse, kızımı Maki-kun'a emanet edebilirim diye düşünüyorum. Muhtemelen, eşimle konuşursam o da onaylar."

"...Yine de, kızın olarak bana bir şey olursa diye mi endişeleniyorsun, öyle mi demek istiyorsun?"

"Aynen öyle. Elbette, bu Maki-kun için de geçerli."

Muhtemelen benim annem de eninde sonunda aynı cevaba varacaktır.

Evden dışarı çıktığınız sürece, okula gitmek ya da okuldan sonra en yakın işlek caddede takılmak bile olsa başınızın belaya girme ihtimali tamamen sıfır değil ama konu yatılı bir seyahat olunca işler değişir.

Yaşam alanlarından oldukça uzakta bir yerde, lise öğrencisi olsalar da hala 'çocuk' olan sadece ikisi—aşırı endişelendiğimi söyleyenler de olacaktır ama çocuk sahibi bir ebeveyn olarak, yine de temkinli olmak zorunda kalacağım durumlar var.

"İkiniz de günlük hayatınızda hissediyorsunuzdur sanırım ama 'dış görünüş' gerçekten de önemli. İkinizin duygularını düşününce gitmenize izin vermek isterim. Ama bir şey olursa, birçok yere sıkıntı çıkar. Daha sevgili olmadan önceki sabah eve dönüş meselesini hatırlıyor musunuz? Dürüst olmak gerekirse, Masaki-san'dan gelen haber birkaç dakika daha gecikseydi, polisi arayacaktım."

............

O konuyu gündeme getirdiğinde gerçekten canımız yandı.

O zamanlar annemin hızlıca müdahale etmesi sayesinde olay büyümemişti ama o olmasaydı hatırı sayılır bir kargaşa çıkardı. Bu yüzden Asanagi ailesi mahallede meraklı gözlerin hedefi bile olabilirdi.

Başkalarının gözünü sürekli düşünmek sıkıcı olsa da, herhalde bu sayede şimdi güvenli bir hayat sürdürebiliyoruz... diye düşünüyorum.

"Öyleyse, sonuç. Şu anki şartlarda henüz onaylayamam. İlla gitmek istiyorsanız, önce üniversite sınavını başarıyla geçin ve liseyi bitirin lütfen."

"...Bu durumda, günübirlik bile olmaz gibi görünüyor."

"O konuda düşündüm ama yine de yanınızda en az bir yetişkin olsun isterim. O zaman işler çok değişir ama."

Yani yanımıza bir rehber (ya da gözcü?) almamız gerekiyor ama mevcut durumda, ailelerimiz dışında böyle biri pek yok. Benim aklıma ilk gelen Youmi-senpai gibi biri yardımcı olabilir ama onun da vardiyaları var, pek rahatsız edemeyiz.

...Bir de Umi'nin Youmi-senpai'yi o kadar da sevmemesi var.

"Hımm... Maki ile ikimiz onca şeyi düşündük ama... Annem çok kötü."

"Ama Sora-san'ın duygularını anlıyorum, elden bir şey gelmez. Tamamen yasak değil, şimdilik yeniden deneyelim."

"Aynen öyle, Umi. Şimdi olmaz ama belki durum değişebilir."

"Öyle uygun bir şey olur mu ki... Neyse, Maki'nin dediği gibi, bugünlük buradan geri çekiliyorum ama."

Hafifçe güler. Yanında Maki-kun olunca ikna etmek ne kadar da kolay oluyor. Normalde bir kere karar verdi mi fikrinden asla dönmeyen inatçının tekidir oysa.

"Ha, hah!? Ben her zaman marşmelov gibi yumuşak kafalıyımdır... Maki, az önce güldün, değil mi? Seni izliyorum, haberin olsun!"

Sanki "Sonra cezasını çekeceksin" der gibi, Umi kaburgama sıkıca çimdik attı. Surat asan Umi'yi kaç kere görsem de sevimli gelir ama az önce kızaran yeri tam isabetle hedef almasını gerçekten bırakmasını isterdim.

Her neyse, bir kez daha anladım ki Umi ile ikimiz birleşsek bile müzakerelerde Sora-san'ı geçmek zor. Baştan sona gergin bir ortam yaratmadan ikimizin de kaprislerini kabul etse de, sonunda biz ikna edilmiş olduk.

Ferahlatıcı derecede tam bir yenilgiydi.

"Pekala, sohbetimiz güzel bir şekilde bitti ve tam zamanı, ikiniz de banyoya girin. Ah, elbette ikiniz ayrı ayrı, değil mi?"

"...Anne, çok dalga geçersen, Maki'nin önünde bile olsa sinirlenirim ha?"

"Aman ne korkunç. Maki-kuun, benim kızım bana zorbalık yapıyor, yardım etsene?"

"Eee, şey... Orası anne-kız arasında bir konuşmayla çözülsün derim ben..."

Misafir olduğum için ilk banyoyu yapma sırası bana gelmişti. Ben de hemen oradan kaçarcasına, neşeli anne-kızın bulunduğu misafir odasını terk ettim.

Yavaşça küvete girip günün yorgunluğunu attım. Ardından Sora-san'ın önceden hazırladığı pijamayı giyip soyunma odasından çıktım. Uzun boylu Riku-san'ın eski kıyafeti olduğu için bedeni büyüktü ama bu kadar bol kıyafetleri evde bazen giydiğim için hatta tam da iyiydi.

Oturma odasına döndüğümde Umi beni karşıladı. 'Konuşmaları' bitmiş gibiydi.

"Maki, suyun sıcaklığı nasıldı? Al, bu buz gibi arpa çayı."

"Teşekkürler, Umi. Üzgünüm, hem yemek hem de gece kalma izni için..."

"Sorun değil. Defalarca söyledim, sadece biz istediğimiz için. Maki, hiç çekinmeden misafir edil. ...Ehehe, Maki'den bizim şampuanımızın kokusu geliyor."

Mutlu bir ifadeyle Umi, şımarıkça yüzünü göğsüme gömüp burnunu çekerek kokladı.

Şu anda Sora-san banyo yaptığı için oturma odasında ikimiz yalnızdık ama böyle Umi ile yakınlaşınca, gizlenmeye çalışsak da bir yerden birine yakalanacakmışız gibi hissedip huzursuz oluyordum.

Bu yüzden de şimdilik sakin kalabiliyordum.

"Hımm... Böyle olunca uykum gelmeye başladı sanki. Dağınıkça olacak ama bugün böylece uyusam mı? Maki ile birlikte."

"Olmaz. Sora-san da söyledi ama bugün kendi odanda olacaksın, değil mi?"

"Hımm... Geçen sefer Maki'nin bakımını yaptığımda sorun olmamıştı oysa..."

Umi'nin duygularını anlıyordum ama o zaman sadece 'özel' bir durumdu ve o günden sonra Sora-san bize ayrı odalarda yatmamızı söylemişti.

Bir emsal olsa da bu sefer hem ben hem de Umi sağlıklı ve dinç durumdaydık.

Sevgili olan, zaman geçtikçe daha da yakınlaşan iki kişi, aynı odada bir gece geçiriyor.

Daha önce sadece grip yüzünden öyle bir durum olmamıştı, bu sefer de dayanabileceğim kesin değildi.

Hayal ettim.

Zifiri karanlık, sessiz bir odada, ya ben ya da Umi, diğerinin futonuna girmiş, olabildiğince yakın bir şekilde uyuyorduk.

İkimizin dünyasına dalmış bir halde, Umi '...Tamam' diye izin verseydi...

...Hata olmasın diye Sora-san da düşünüyordu.

'Umi, benimle olan 'ilişkimiz' hakkında şu an ne düşünüyordu acaba?'

Hassas bir konuydu ama madem sevgiliydik, düzgünce konuşmak istiyordum.

Onun evinde konuşulacak bir şey gibi gelmiyordu ama zamanlamayı kaçırıp konuyu savsaklamak da iyi değildi.

"Umi... Biraz konuşabilir miyiz?"

"...Evet, ne oldu?"

Konuşmadan önce etrafta bizden başka kimsenin olmadığından emin oldum.

Riku-san kendi odasındaydı. Sora-san'ın banyodan çıkma belirtisi yoktu henüz... Şimdi güvendeydik.

Tedbir olsun diye misafir odasına geçtikten sonra ben yeniden konuyu açtım.

"Yüz yüze konuşmak, dürüst olmak gerekirse oldukça utanç verici ama... şey, o... hakkında konuşacaktım."

"Hıh... E-evet."

Benim halimden Umi'nin de bir şeyler anladığını düşünüyordum ama o kelimeyi ağzımdan çıkardığım an Umi yüzünü yere eğdi ve bembeyaz yanakları birden kızardı.

Benim gibi utanıyor gibiydi ama konuşacak gibi duruyordu.

"Biliyordum, gerçekten. Özellikle bu hafta Maki, bana bayağı edepsiz gözlerle bakıyordun, değil mi? Şimdiden söyleyeyim, her şeyi biliyorum."

"...Gerçekten, affedersin."

"Ah, neyse. ...Aslında ben de bir yere kadar bilerek hareket ettim o yüzden kızgın değilim. Maki'nin iyiliğinden faydalanıp onu test etmeye çalıştığım için asıl ben özür dilerim."

Umi'nin bugünkü fiziksel temasları kasıtlıymış gibiydi ama arzuya yenik düşüp Umi'yi yere sermemem doğru bir karar olmuştu.

'Gerçi Umi nazik biriydi ve bana karşı son derece tatlıydı, o yüzden öyle olsa bile beni affederdi herhalde.'

"Maki, ben de sana bir sorayım ama... şey, benimle... yapmak ister misin?"

"...Evet."

"Bu seyahatin de asıl amacı oydu, değil mi?"

"Geceleme olduğu için, şey, iyi bir atmosfer oluşursa fırsat olursa... gibi bir şey, evet."

"Ne kadar dürüstsün. Maki aptalı. Edepsiz. Sapık."

"Evet."

'Öğrenciyken sağlıklı bir ilişki yaşanmalıydı —bunu zihnim anlıyordu ama Umi'nin cazibesi karşısında direnmek imkansızdı.'

'Elbette karşılıklı zamanlama ve tam bir zihinsel hazırlık gibi ön koşullar vardı ama eğer burası benim odam olsaydı ve 'o şeyi yapmak' için hiçbir engel olmasaydı, duygusal olarak, hemen şimdi bile...'

"Böyle şeyleri diğer insanlar nasıl yapıyor acaba? Benim için her şey ilk olduğu için ne yapacağımı bilemiyorum."

"O konuda ben de öyleyim. ...Şey, sanırım sadece çiftlerin kendisine bağlı denilebilir, değil mi? Niina gibi hemen çıkmaya başlayanlar da var, mezuniyete kadar bekleyenler de varmış."

"Haklısın. ...Dur, şimdi sen az önce çok önemli bir şey söylemedin mi?"

"Niina'yı mı? O kız, ortamın gazıyla bayağı abartılı şeyler anlatır o yüzden doğru olup olmadığı şüpheli ama bayağı ciddi bir havası vardı sanırım. Kendisi için pek iyi bir anı değilmiş gibiydi ama."

Nitta-san'ın eski bir erkek arkadaşı olduğunu önceki aile restoranı olayından biliyordum ama bazı insanlar için başarısızlık olarak sayılan bir geçmişe dönüşebilmesi zordu.

O an iyi olsa bile sonradan geri dönüşü olmayan şeyler yaşanabilir ya da ilgililer dışında başkalarına da sıkıntı yaratabilirdi. Nitta-san'ın durumu ilk defa duyduğum bir şeydi ama Sora-san ve Daichi-san çifti hakkında daha önce duyduklarım gibiydi.

"Annem, sanırım bizim öyle şeyler yapmamızı yasaklamıyor. Doğru zamanı ve yeri bilip, bir de, şey... anladın mı? Düzgünce önlem alırsak, yani... öyle yaparsak."

"Ah... Muhtemelen."

Hem Sora-san hem de annem sadece 'sağduyu çerçevesinde' derlerdi ama hata olmaması için düzgünce davranırsak, ikimiz baş başa gizlice yaptığımız sürece göz yumacaklarını düşünüyordum.

Bu yüzden, bir adım atıp atmamak zamanlamaya bağlıydı.

Eğer seyahat gerçekleşseydi, bir dönüm noktası olurdu ve şahsen iyi bir zamanlama olacağını umuyordum.

İhtimal hala vardı ama şimdilik biraz daha sabretmem gerekecek gibi hissediyordum.

"Şimdilik, benim dürüst duygularım böyle. Arzularla dolu olduğum için üzgünüm ama bu, Umi'yi o kadar çok sevdiğim anlamına geliyor ki... Sadece bunu anlarsan sevinirim."

"Anladım. ...Şey, gidişata bakılırsa benim de şu anki duygularımı söylemem gerekir mi? Maki madem utanmayı göze alıp dürüstçe konuştu, öyle daha adil olur diye düşünüyorum."

"Konuşursan sevinirim, orası kesin ama... şey, ona dayanırım."

"...Emin misin?"

"Evet. Kız arkadaşıma böyle şeyleri konuşturmak, nedense biraz alçakça geliyor."

Ben ve Umi, birbirimize eşit bir ilişki içinde olmaya karar vermiştik ama hassas konulara gelince, sadece benim utanmam yeterliydi.

Umi her zamanki gibi, muzip bir gülümsemeyle imalı tavırlar sergileyip fiziksel temaslarda bulunsa yeterdi.

Konuşma tam da uygun bir noktaya gelmişken, banyodan yeni çıkmış Sora-san, sürgülü kapının aralığından yüzünü uzattı.

"Ah, ikiniz de benim yokluğumu fırsat bilip gizli gizli konuşuyorsunuz, öyle mi? Annenizi de aranıza alın, alın."

"Anneyle hiç alakası olmayan bir konu bu. ...Maki, ben de banyoya giriyorum, beni bekle. ...Geçen seferki gibi benden önce horul horul uyursan kızarım, ona göre!"

"Evet. Bu seferlik sorun olmaz... herhalde."

"Endişeleniyorum... Gerçi, eğer banyodan yeni çıkmış sevgilisinin karşısında uyuyakalmış olursa, alnını ikiye ayırmak için tüm gücümle gelirim ama."

"Orası 'alnına fiske atarım' diye olmaz mıydı acaba..."

'Sevgililer Günü'ndeki yatılı kalışımızda, Umi'nin uzun banyo süresini bekleyemeyip derin bir uykuya daldığımı ve ertesi sabah surat asan Umi'yi bolca şımartıp yatıştırdığımı hatırladım.'

'Daha doğrusu, şöyle bir düşününce, ne kadar da değerli bir fırsatı kaçırmışım ben. Umi'nin banyodan yeni çıkmış hali ve pijama giymiş hali gibi bir manzarayı, sevgili olsak bile nadiren görebilirim oysa.'

'Bazen hiç ilgilenmediğim zamanlar da oluyor, bazen de şimdi olduğu gibi gözüm Umi'den başkasını görmüyor... Biliyordum ama, ben de kendi çapımda epey bir tuhafım.'

'Böyle bir ben olsam bile, benden bıkmadan benimle ilgilenen kız arkadaşım... Bu şansı, asla elimden kaçıramam.'

Banyodan sonra da Umi ile ikimiz uyuyana kadar sohbet etmeye söz verdikten sonra, her zamanki gibi yatağı hazırlamaya koyuldum.

Daha önceleri neyin nasıl yapıldığını bilmediğimden Sora-san yatağı hazırlardı ama futonun yeri veya katlanışı gibi konularda, yatılı kalma sayım arttıkça Asanagi ailesinin yöntemlerini de anlamaya başlamıştım.

Her zamanki alışkanlığımla, Umi'nin payı da dahil olmak üzere iki kişilik futonu dolaptan çıkarmıştım ama, ne yapalım, o da nazarlık olsun.

Altı tatami matlık misafir odasının sol tarafına tek kişilik yatağı hazırlamayı bitirdiğimde, salonda dinlenen Sora-san beni eliyle işaret ederek çağırdı.

"—Maki-kun, biraz buraya gelir misin?"

"? Sora-san... Evet, ne oldu?"

'Az önceki Umi ile olan konuşmamız duyulmamış olmalıydı ve özellikle bir azarlanma havası da hissetmiyordum ama... Umi olmadan Sora-san ile bire bir konuşmak yılbaşı tatilinden beri ilk kez olduğu için yine de biraz gerilmiştim.'

"Fufuf. Hadi ama, o kadar gerilmene gerek yok, canını acıtacak bir şey yapmayacağım, rahat ol."

"Öyle olunca, canımı acıtacak şeyler dışında her şeyi yapma ihtimali kalıyor gibi geliyor da, bu da korkutuyor beni..."

"Merak etme, merak etme. Hadi, çekinmeden teyzenin yanına gel."

Böyle diyerek, Sora-san oturduğu kanepenin yanını pat pat vurdu.

'Sora-san'ın talimatı olduğu için elbette uydum ama Umi de dahil olmak üzere, bir şey konuşacakları zaman hemen yanlarına çağırmak Asanagi ailesinin bir adeti miydi acaba?'

'Sora-san'ın beni ailesinden biri gibi sevmesi takdire şayan ama... Güvendiği kişilere karşı bu kadar yakın mesafeli olması, Umi'ye tıpatıp benziyor.'

Çekinerek kanepenin ucuna oturduğumda, Sora-san yüzünü bana doğru yaklaştırdı.

"—Hmm. Böyle yakından Maki-kun'un yüzünü görmek uzun zaman olmuştu ama ilk tanıştığımız zamana kıyasla oldukça güven verici bir hale gelmişsin sanki. Yüzünün geneli Masaki-san'a benziyor ama gözlerin babandan miras kalmış gibi, öyle mi?"

"Bilmem ki... Babam hakkında, yoksa annemden mi duydunuz?"

"Evet. İkimiz konuştuğumuzda genelde epey bir sake içmiş oluyoruz, o yüzden o zamanlardan hikayeler, şikayetler, her şey işte. Öyle düşününce, şimdiki Maki-kun'un bu kadar popüler olmasını da anlıyorum sanki. Umi söylemişti, Maki-kun'un tanıdıklarının çoğu şimdilik kızlarmış, öyle mi?"

'Hiç de kasıtlı değildi ama ikinci sınıftan sonra, Nakamura-san veya Arae-san gibi, yeni arkadaşlıklar veya tanıdıklar olarak hayatıma girenler gerçekten de sadece kızlardı.'

'Erkek arkadaş olarak güvenebileceğim tek kişi Nozomu ama o da her gün kulüp aktiviteleriyle meşgul ve Amami-san'ı hedefleyerek yaklaşan insanları da engelliyor gibi görünüyor, bu yüzden erkeklerle arkadaşlık çevremi genişletmek istiyorsam, kendi başıma çabalayıp harekete geçmekten başka çarem yok.'

'Sınıf atladığımdan beri sınıf arkadaşlarımla hiç konuşmadığım söylenemez, bu yüzden benimle arkadaş olmak isteyenler de olabilir ama... Umi, Amami-san, Nitta-san, Nozomu ve son zamanlarda Nakamura-san ve 11. sınıfın diğer üyeleri gibi, okul içinde çeşitli anlamlarda dikkat çeken birçok insan etrafımda olduğu için, bazen çekingen bir hava hissettiğim de oluyor.'

'Senpai olsun kouhai olsun, böyle şeyleri umursamayan biri olsa, ben de çok minnettar olurdum.'

"Bu arada, Sora-san'ın konusu neydi? Sora-san'dan iltifat almak güzel bir şey ama bunun için beni özellikle yanınıza oturtup konuşmanıza gerek yoktu ki."

"Aaa, ben öyle düşünmüyorum ki? Bana göre Maki-kun sevimli ve bizim çocukların aksine böyle sohbet etmeye de katılıyor. Neyse, o konuyu başka zaman uzun uzun konuşuruz... Az önce kocama bugünkü olayları bir bir rapor ettirdim de."

"—Affedersiniz, ben aniden önemli bir işimi hatırladım da, bugünlük bu kadarla yetinip müsaadenizi rica etmek isterim—"

"Hey, hey! Kaçmana izin vermem!"

Kocası (yani Daichi-san) lafa karıştığı an, oradan ayrılmaya çalıştıysam da yakamdan sıkıca tutuluverdim.

'Canımı acıtan bir şey yapılmamıştı gerçi ama Daichi-san'ın adı geçtiğinde hissettiğim baskı inanılmazdı.'

'Noel'deki iyiliği için henüz teşekkür etmemiştim ve bir kez olsun doğru düzgün buluşup rapor vermek istiyordum ama zihinsel olarak henüz hazır değildim.'

"O yüzden, o kadar korkma. Bugünkü yatıya kalma iznini zaten almıştım ve seyahat konusunu da anladı. Öyle değil, benim Maki-kun'a yapmak istediğim küçük bir 'teklif' aslında."

"—?"

'Detayları Umi banyodan çıktığında konuşacaklarını söylemişti ama Sora-san'ın konuşma tarzından anladığım kadarıyla, bu ne benim ne de Umi için kötü bir haberdi.'

'GW'yi (Altın Hafta) sessiz sakin geçirmeyi düşünüyordum ama sanki biraz daha telaşlı geçecekmiş gibi bir hisse kapılmıştım.'


GW'nin ilk yarısının tatili bitmiş, ikinci yarısının tatili öncesindeki hafta içi bir gündü. Büyükannesinin evine gittiği için okula gelmeyen Amami-san dışındaki dört kişi, her zamanki gibi toplanmış, okul yemekhanesinde öğle yemeği yiyordu.

Ortamın neşe kaynağı Amami-san olmadığı için coşku ve canlılık eksikliği vardı ama bazen böyle sakin bir atmosfer de fena değildi.

"Ah, bu aralıklı tatiller ne yorucu... Ben de Yuu-chin gibi yurt dışına kaçıp dersleri, ders çalışmayı falan unutmak isterdim... Hey, Komite Başkanı, beni de götürsene!"

"Orası için kendi paranızı biriktirip gidin lütfen... Gerçi her gün fotoğraf gönderildiği için, duygularınızı anlamıyor değilim."

Burada olmayan Amami-san, beş kişilik grubumuza her gün fotoğraflı mesajlar gönderiyordu.

Neresi olduğunu tam olarak bilmediğim için hangi ülke olduğunu söyleyemem ama fantastik bir dünyada seyahat ediyormuş gibi duran kaleler ve manzaralar, iştah açıcı yemekler ve şehir görünümleri gibi şeylere bakılırsa, fotoğrafa yansıyan Amami-san'ın yüzünden ve fotoğrafla birlikte gönderilen mesajlardan anladığım kadarıyla, uzun zamandır beklediği bu seyahatin tadını çıkarıyordu.

"Aaa, bu fotoğraftaki Yuu-chan'la olan kız kim? Yuu-chan'dan aşağı kalır yanı olmayan bir güzel kız gibi duruyor ama Asanagi, bu kızı tanıyor musun?"

"Hım? Hımm... Hayır, ben de tanımıyorum. Sanırım bir akrabası falan olmalı ama... Çok güzel gümüş rengi saçları var. Yüzü de Yuu'ya bir yerlerden benziyor gibi."

Gönderilen birkaç fotoğraf arasında sadece birinde, Amami-san ile omuz omuza duran, güzel, kısa kesim gümüş saçlı bir kız vardı.

Enerji dolu bir gülümsemeyle Amami-san'ın yanında ifadesizce duruyordu ama yanak yanağa durmaları ve Amami-san ile aynı barış işaretiyle fotoğrafta yer alması göz önüne alındığında, istemediği söylenemezdi.

Mesaja göre adı 'Monica-chan'mış. Çok çabuk arkadaş olmuşlar anlaşılan.

Tatilin tadını sonuna kadar çıkarıyor gibiydi, bir arkadaş olarak bundan daha iyi ne olabilirdi ki.

"…İşte böyle bir ortamda, geriye kalan dört kişimizin lideri olan Konsey Başkanı-dono ise, yanındaki sevimli mi sevimli kız arkadaşının babasının bizzat çağrısını beklerken aşırı gerginmiş, he. Vay be, bunca dinlendirici uzun tatile rağmen, gerçekten çok yoruldun."

"Nitta-san, başkasının derdi diye ne kadar da keyifleniyorsun..."

Biraz laf yetiştirmek isterdim ama dürüst olmak gerekirse çok gergin olduğum bir gerçekti, şimdi o lükse de pek sahip değildim.

Olamaz, Altın Hafta'nın ikinci yarısının başından itibaren böyle bir etkinliğin beni beklediğini kim bilebilirdi ki.

"Ah, Masaki yine babasına karşı ödlek davranıyor... Gerçi bu sefer yemek dışında konuşmak istediği şeyler de varmış gibi duruyor, ben de merak etmiyor değilim."

Geçen gün Asanagi ailesinde kaldığımızda Sora-san'dan duyduğum kadarıyla, tam da Mayıs tatillerine denk gelecek şekilde izin alabilmiş ve mümkünse beni de dahil ederek yemek yiyelim mi diye bir davet gelmişti.

İkimizin baş başa yapacağı seyahat meselesi de dahil olmak üzere, Daichi-san'ın bana ve Umi'ye söyleyecekleri varmış gibiydi ama detayları yüz yüze geldiğimizde konuşuruz dendiği için, kaldığımız günden beri sürekli merak ediyordum.

"Şey, Masaki de Asanagi de kötü bir şey yapmadıysanız, rahat olun o zaman, değil mi? İkinizin de azar işitecek bir durumu yok, değil mi?"

"Vay vay, bu kalın kafalı laflar gerçek mi Seki-kun? Hiçbir şey yokken, Konsey Başkanı'nın bu kadar tırsmış olması... değil mi, Asanagi-chan?"

"...Niina, çok havaya girersen seni pataklarım."

Nozomi'nin dediği gibi, henüz azarlanacak bir şey yapmamıştım ama buna benzer şeyleri gizlice planladığım da göz önüne alındığında, yüzde yüz inkar edemiyor olmak canımı sıkıyordu.

"Neyse, yarın akşam saat altıda Asanagi ailesinin evinde buluşuyoruz. ...Masaki, yarı zamanlı iş yerine düzgünce haber verdin, değil mi?"

"Evet. Ama işin yoğunluğuna göre gecikebilirim, o yüzden o zaman erkenden haber vermeye çalışırım."

"Tamamdır. Baba, o konuyu da merak ediyormuş gibi duruyor."

Daichi-san ile konuşmak yaklaşık beş ay sonra olduğu için gergindim ama şimdi böyle dolu dolu günler geçirebiliyor olmam, ebeveynlerimle ilgili sorunlar yaşarken Daichi-san'dan aldığım tavsiyeler sayesinde de oldu.

Bu yüzden, eskiden farklı bir halimi düzgünce gösterip, beni merak eden Daichi-san'ı biraz olsun rahatlatmalıydım.

Böyle düşününce, yarın biraz olsun heyecan verici gelmeye başladı.

---


Ertesi gün.

Planlandığı gibi, sözleşilen saatten bir saat önce yarı zamanlı işimi bitirip eve dönen ben, zihinsel hazırlığımı ve dış görünüşümü tamamlayıp Asanagi ailesinin evine doğru yola çıktım.

Umi'den gelen mesaja göre Daichi-san da biraz önce eve dönmüş ve şimdi Sora-san'ın yemeklerinin masaya dizilmesini ve benim varmamı bekliyorlarmış. Bu yüzden, biraz erken gelmemde sakınca yokmuş.

Saat akşam altıdan biraz önceydi... Her zamanki gibi yavaşça zili çaldığımda, her zamanki Sora-san değil, alçak, hafif boğuk ve otoriter bir ses mikrofondan duyuldu.

—Evet.

"Maehara. ...Şey, Daichi-san, uzun zaman oldu."

—Masaki-kun, bekliyordum. Anahtarı Umi'ye açtıracağım, çabuk içeri gel.

"Anladım."

Girişte Umi beni karşıladı ve ikimiz birlikte oturma odasına girdik.

"...Umi, o zaman, sana emanet."

"E-evet."

Daichi-san'ın önünde de her zamanki gibi davranıp davranmama konusunda tereddüt ettim ama Sora-san'dan durumumuz hakkında sürekli rapor alıyormuş gibi göründüğü için, her zamanki gibi birbirimize yapışık bir şekilde Daichi-san'ın önüne gittik.

Samimi görünen halimizi bir anlığına görüp, Daichi-san hafifçe iç çekti.

"...Umi, Masaki-kun'un senin için önemli olduğunu anlıyorum ama bu biraz fazla şımartmak olmuyor mu?"

"O-olur öyle. Bu bizim her zamanki halimiz, o yüzden kızının tarzına her şeye itiraz etme. Değil mi, Masaki?"

"Şey, evet... Tekrar, uzun zaman oldu."

"Uzun zaman oldu. Şimdilik oraya otur. ...Umi, Masaki-kun ile yalnız konuşmak istiyorum, o yüzden şimdilik dışarı çıkar mısın?"

"Taamamm."

Daichi-san'ın dediği gibi, karşılıklı oturacak şekilde tekli koltuğa oturdum.

Azarlanacak değildim herhalde ama Daichi-san'ın ciddi ve titiz kişiliği yüzünden ister istemez gergin bir atmosfer oluşuyordu.

"Geçen yılki Noel hikayesini Sora ve Umi'den dinledim. ...Kendi çapında, tatmin edici bir sonuca ulaşabildiğin için sevindim."

"Evet. Umi, Sora-san ve arkadaşlarım gibi... birçok kişinin yardımını aldım ama düzgünce atlatabildiğim için iyi oldu. ...Şey, bu, geçen Noel'de çekilen bir fotoğraf."

Akıllı telefonumu çıkarıp, hala özenle sakladığım aile fotoğrafını Daichi-san'a gösterdim.

Daichi-san'a uzattığım an, Umi ile ikimizin çektiği purikura fotoğrafını yapışık bıraktığımı fark ettim ama o konuda özel bir yorum gelmeyince, şimdilik rahatladım.

Ve Umi'nin yanağını öptüğüm anın fotoğrafını yapıştırmamış olmam gerçekten iyi oldu.

"...İyi olmuş bence. Şimdilik, bundan sonra da elinden geleni yapmaya devam et."

"Evet."

"Hım."

Mutfaktan durumu izleyen Umi ve Sora-san'dan şaşkınlık nidaları dökülecek kadar resmi bir atmosfer vardı ama bu da Daichi-san'a özgü, beceriksiz bir tavırdı.

İkisi de bunu anlıyor gibiydi ve sessizce bizi izliyorlardı.

"Masaki-kun, peki... seyahat meselesine gelince."

"E-evet. Nasıl desem... şey, aniden tuhaf bir ricada bulunduğum için özür dilerim."

"Ah hayır, o konuda seni suçlamayı düşünmüyorum. Böyle havalı bir yüz ifadem olsa da, ben de gençken... öyle zamanlarım olmadı değil."

"Aaa? Hey kocacım, 'öyle' derken, tam olarak 'nasıl' bir şeyden bahsediyorsun?"

"...Anne, o konuyu şimdi beni rahat bırak."

Daichi-san'ın gençlik hatalarını da bir ara sormak isterdim ama şimdilik konunun devamına bakalım.

Umi ile planladığımız baş başa seyahat şu an için reddedilmiş durumda ama şartlara bağlı olarak hala bir ihtimal vardı.

İşte bu, bugün Asanagi ailesinin evine çağrılmamın asıl nedeniydi.

"Şimdilik nereden başlamalıyım... Masaki-kun, bugün eve dönmüş olmamın nedenini biliyorsun, değil mi?"

"Evet, buraya gelmeden önce Umi'den... işi yüzünden izninin aniden değiştiğini duydum."

Daichi-san'ın tatil planları, geçenlerdeki yemekli toplantı gecesi, Sora-san'ın bizim hakkımızda rapor verdiği zaman değişmiş anlaşılan.

Başlangıçtaki plana göre Daichi-san'ın izni gelecek ay olacaktı; ancak tam da bir iş arkadaşının düğün/cenaze işleri yüzünden ertelemesi gerekmiş. Bu yüzden de aniden GW tatili bahanesiyle iş yerinden dönmüş.

Oraya kadar, bir şirkette çalışıyorsan ara sıra olan bir şey diye düşünürüm.

Ama Asanagi ailesi söz konusu olduğunda, bu durum yüzünden biraz can sıkıcı şeyler olmuş anlaşılan.

"Önemli bir şey değil ama aslında gelecek ay bizim memlekette küçük bir işimiz vardı. Annem de 'Arada bir torunların yüzünü göster' diye ısrarla rica ediyordu. Ben de tatilimi ona göre ayarladım işte."

"Aynen, aynen. Hatırlasana Masaki-kun, geçen hafta sonu gece üçümüz konuşurken telefon çalmıştı, değil mi? İşte o mesele."

"Ah..."

Sora-san için (muhtemelen) baş düşman olan Asanagi Mizore-san'dan bahsediyorlar. Görünüşe göre konu oraya bağlanacak.

"Şey, Daichi-san. Bu arada, asıl tatil planınız ne zamandı?"

"Haziran sonu... takvimde dördüncü cumartesi ve pazar olur sanırım."

"Anladım... Umi bu durumu biliyor muydu?"

"Hayır. Tamamen kesinleşince konuşacaktıymış."

Böylece, konuyu az çok anlamaya başladım sanki.

"Sonra ben de hemen kayınvalideme haber verdim ama... 'O zaman torunlarımın yüzünü göster yeter' dedi... Yani, babasız da olurmuş. Hey Masaki-kun, üçüncü bir göz olarak buna ne diyorsun? Hazırlıklara çoktan başlandığı için değiştirilemezmiş, ben itiraz etmeden telefonu suratıma kapattı? Bu kadar zorba olunur mu?"

"Anne, hislerini anlıyorum ama Masaki-kun da zor durumda..."

İlk bakışta huzurlu ve sakin görünen Asanagi ailesinde bile, kendi çaplarında çekişmeler varmış anlaşılan.

Aile ve akrabalar arasında bile durum böyleyken, sorunsuz insan ilişkileri kurmak çok zor.

İşte böyle durumlar varken, konu burada bizim 'seyahat planlarımızla' kesişecek herhalde.


İkimizin baş başa seyahati zor ama onun yerine geçecek 'bir şeyler' olursa...

"Masaki-kun, bizim memleketin oralarda aslında küçük bir kaplıca kasabası olarak biliniyor. ...Seyahat yerine geçmez belki ama Umi ile birlikte gitmek ister misin?"

İyi mi kötü mü şimdilik bilemiyorum ama bu zamanda iki konunun üst üste gelmesi, belki de bir tür kaderin işidir.

Ne yapacağımı daha sonra Umi ile uzun uzun konuşup karar vereceğim ama... belki de o kadar kötü bir teklif değildir.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.