Anılar ve Sırlar

Sınıf maçları ve Arae-san ile yaşanan tatsızlıklar yüzünden bedenimin ve zihnimin hiç dinlenemediği Nisan ayı da nihayet sona eriyordu.

Daha bir ay bile geçmediğine inanamayacağım kadar yoğun zamanlar geçirdiğimi hissetsem de, bunun karşılığında bir süre sakin günler geçirebileceğim. Kulüplere veya Öğrenci Konseyi'ne bağlı olmadığım sürece, buradan yaz tatiline kadar kayda değer bir okul etkinliği veya olayı neredeyse hiç yok. Bu sayede ben de derslerime ve yarı zamanlı işime odaklanabileceğim.

Elbette, değerli sevgilimle geçireceğim zamanı da.

"Maki, bir sürü yeni şey çıkmış ama ne kiralayalım? Klasik panik filmleri de iyi ama kişisel olarak, mantık hatalarıyla dolu olanları da es geçemiyorum. Ah, şu 'Dört Mevsim Köpekbalığı' serisi var ya, gözyaşları olmadan anlatılmaz. İster ilkbahar olsun ister kış, köpekbalığı köpekbalığıdır işte!"

"Gülmekten, evet. Zaten serileşmiş olması bile başlı başına komik."

Nisan sonundaki tatillerle başlayacak Altın Hafta'nın arifesinde, okul çıkışı Umi ile birlikte, uzun zaman sonra gittiğimiz alışıldık kiralama dükkanımızda, tatil boyunca izleyeceğimiz filmleri seçiyorduk.

Tatil boyunca da yarı zamanlı işim dışında Umi ile vakit geçirecektim. Havalar ısındığı için bir ara dışarı çıkmayı düşünsek de, temel olarak benim evimde dinlenecektik.

Bir buçuk ay sonra, çıkmaya başlayalı altı ay olacak. Hâlâ sakinleşmeye fırsat bulamayan bir 'çılgın aşıklar' olarak kalmaya devam ediyoruz.

İkimiz, koltukta birbirimize sokularak film izliyor, halının üzerinde yuvarlanarak oyun oynuyor veya manga okuyor, uykumuz geldiğinde ise koltukta ya da benim yatağımda birlikte öğle uykusuna yatıyorduk.

Umi'nin ne düşündüğünü bilmiyorum ama ben artık Umi yanımda olmadığında bir boşluk, sürekli bir eksiklik hisseden birine dönüşmüştüm.

Giderek, 'Asanagi Umi' adlı kızın renklerine bürünüyordum.

Günde bir tane izlemek üzere özenle seçilmiş filmleri kiraladıktan sonra, dükkanın içinde öylece dolaşıyorduk.

Belki de kişisel işletmelerin bir özelliğiydi; dükkanda kiralık DVD ve Blu-ray'lerin yanı sıra, ikinci el oyunlar ve anime ürünleri satılıyordu. Ayrıca oldukça eski olduğu anlaşılan birkaç pachinko ve slot makinesi gibi retro cihazlar da vardı.

"Aaa? Bu da ne ola ki..."

"? Maki, ne oldu? Biz hâlâ liseliyiz, o yüzden yaramaz oyunlar yasak, tamam mı?"

"Hayır, DVD'ler dışında bu dükkanda öyle şeyler yok... Öyle değil, bak, şuradaki UFO Catcher'ın yanında."

"! O da ne, yoksa bir Purikura..."

"Öyle görünüyor."

Geçen gün çektiğimizle kıyaslandığında oldukça eski bir model gibi görünse de, içine baktığımda gerçek bir Purikura makinesi olduğunu gördüm. Ne zaman koymuşlardı ki bunu buraya, şimdiye kadar hiç fark etmemiştim.

"Şey, Maki."

"...Yoksa fotoğraf mı çektirmek istiyorsun?"

"Hehe, anladın beni. Geçen sefer Yuu ve diğerleriyle birlikteydik ama sonuçta sadece ikimiz çektirmemiştik. İstiyorum işte~."

............

"Maki'ciğim, geçen gün bana verdiğin sözü iyi hatırlıyorsun, değil mi?"

"...Evet, elbette efendim."

Fotoğraf çekilmekten hoşlanmadığım için pek hevesli olmasam da, Umi böyle söyleyince 'Hayır' diyemedim.

Altın Hafta bitene kadar Umi'nin tüm isteklerini mümkün olduğunca yerine getireceğim... Bir kere verilen söz, doğru dürüst tutulmalı.

Gerçi, söz vermiş olmasam da bu kadarı kolay bir işti.

Oyun makinelerinde harcayabilecek kadar yarı zamanlı işimde de sıkı çalışıyordum.

"Önceki oyun salonundaki gibi yüzümüzü güzelleştiremesek de, çeşitli yazılar yazabiliyormuşuz. Sadece fotoğraf çekmek tatsız olur, hadi biraz sevgili işi şeyler yazalım."

"Sevgili işi şeyler derken... Mesela 'Seni çok seviyorum' ya da 'Hep birlikte' gibi mi?"

"Aynen, o tarz. Zaten sadece ikimiz göreceğiz, o yüzden daha cilveli bir poz olsun. Hadi, yüzlerinizi daha da yakınlaştırın."

"Bana fark etmez ama içime kötü bir his doğuyor..."

Umi'nin bu Purikura'yı ne yapacağını bilmiyorum ama sonunda Amami-san veya Nitta-san gibi birilerinin bunu öğrenip bütün gün benimle dalga geçeceği bir gelecek görüyordum sanki.

Normalde sorun olmazdı ama konu ben olunca Umi de birden savunmasızlaşıyordu.

"Hadi ama, Maki! Biraz daha gülümse. Yüzün çok gergin."

"Eee, peki, o zaman böyle mi? ...Hehe."

"Hmm, biraz beceriksizce oldu sanki... Ama neyse, o da Maki'ye özgü, iyi böyle."

"...Mahcup oldum."

Geçen gün Amami-san ve Nitori-san'ın da dahil olduğu beş kişiyle Purikura çektirdiğimizde de böyle olmuştu; ben fotoğraf çekilirken ister istemez geriliyor ve yüzüm kasılıyordu.

Tek doğal ifadeyle gülebildiğim, geçen Noel'de çektiğimiz aile fotoğrafıydı herhalde.

Umi ile anılarımız bundan sonra da artacak, Amami-san ve diğerleriyle arkadaşlığımız devam ettikçe de bu tür fırsatlar olacaktır. Bu yüzden, fotoğraflar ve videolar da dahil olmak üzere, kamera karşısında olabildiğince doğal kalabilmek için yavaş yavaş alışmam gerekiyordu.

Bugünkü bu olayı da ilk adım olarak görelim.

"Maki, başlıyoruz. Hadi, poz ver."

Umi'nin işaretini alınca, birbirimizin yanaklarına yaklaştık.

Değen Umi'nin yanağı, çok pürüzsüz ve hoş bir histi.

Sıcak ve aynı zamanda yumuşacıktı— Bunu düşündüğüm an, içimde bir dürtü kabarmaya başladı.

Şimdi olduğundan biraz daha, sadece biraz daha, belirgin bir şekilde sevgili gibi bir şeyler yapmak isteyebilirim belki—.

ÜÇ, İKİ, BİR—

Fotoğraf makinesinin flaşı patlamadan hemen önce,

"...Umi, bir saniye müsaade."

"Ha?"

—Muck.

Deklanşör sesi duyulur duyulmaz, yüzümü hafifçe yana çevirip Umi'nin yanağına çekingen bir öpücük kondurdum.

Ekranda, sevgilisinin yanağına ansızın bir öpücük konduran ben ve bu sürpriz karşısında şaşkınlıkla bakan sevimli kız arkadaşımın yüzü vardı.

"Şey... Ma, Maki?"

"A-ah, üzgünüm. Umi'nin yanağı beklediğimden daha yumuşak ve hoştu da, o yüzden, şey, öyle bir şey yapmak istedim bir an. ...İkimizin de yüzü garip oldu, yeniden çekelim mi?"

"E-evet. ...Ah, hayır, yeniden çekeriz ama madem çektik, bunu da düzgünce saklayalım. Zaten bizden başka kimse görmez, bu da kendi başına güzel bir anı olur."

"Öyle mi? Peki, Umi öyle diyorsa bana fark etmez ama..."

"Evet. O zaman, parayı hallet sen."

Sonraki pozları başlangıçtaki planımıza göre çektik ve elimizde iki farklı fotoğraf kaldı.

...Kendi kendime yapmış olsam da, bu fotoğrafları asla başkalarının kolayca görebileceği bir yerde saklayamazdım.

Özellikle de öpüşme fotoğrafını, asla. Bunu tamamen ikimizin sırrı olarak saklayalım— diye düşündüğüm an, Umi akıllı telefonunun arkasına, o anki sıcacık iki fotoğrafı yapıştırmaya başladı.

"Şey, Umi-san? Ne yapıyorsunuz öyle..."

"Ha? Ama bak, madem para verip çektirdik, çıkartma olarak da hakkını vermemiz lazım."

"Doğru ama... şey, başkaları görebilir."

"...Lütfen, bir şımarıklık, Altın Hafta bitene kadar."

"Peki."

Süreliğine geçerli olan o kozunu kullanınca, artık karşı koyamazdım.

Altın Hafta sonrası, Amami-san ve Nitta-san başta olmak üzere, yeni tanıştığım Nakamura-san ve 11. sınıftaki kızlardan alay edileceğim bir gelecek gözümde canlanıyordu. Ama bu kendi hatam olacaktı, o yüzden hazırlıklı olmalıydım.

"Madem öyle, sen de düzgünce yapıştır Maki. Öpüşmeli olanı affederim. Maki'nin akıllı telefonuna benden başkası bakmaz ki, sorun olmaz değil mi?"

"Hım... peki ama."

Umi'nin eliyle pat diye yapıştırılan, ikimizin birlikte çekildiği purikura'da, her birimizin kendi el yazısıyla birer mesaj yazılıydı.

Hep birlikteyiz.

Hep birlikte olalım.

Dükkandan çıkıp tekrar baktığımda, yine de bir utanç hissi sardı içimi.

Herhalde bu da gençliğin bir sayfasıydı ama sonradan her baktığımda kızarmak zorunda kalmak da neyin nesiydi böyle.

Gençlik dediğin, sessiz sedasız bir zihinsel güç gerektiriyor olabilir miydi?

"Ehehe..."

"Umi, neşeli görünüyorsun."

"Evet. Çünkü bundan sonra da bir sürü eğlence bizi bekliyor. Altın Hafta da öyle, ve en önemlisi, Maki'yle baş başa bir seyahatimiz de var!"

"Henüz kesin değil ama... yakın zamanda gidebilirsek ne güzel olur."

"Gidelim! Öyle çok daha eğlenceli olur, kesinlikle."

"Haklısın. Peki, Umi nereye gitmek ister?"

"Yurt dışına! Denizi güzel bir yere."

"O kadar da olmaz herhalde?"

"Fufu, öyle ama. Peki Maki'nin isteği ne?"

"Hım... Tema parkları falan çok kalabalık oluyor... Şey, kaplıca falan."

"Sapık."

"Ayrıyetten karma banyo yapmak istediğimden ya da Umi'nin çıplak halini görmek istediğimden falan değil, öyle bir anlamı yok yani."

"Görmek istemiyor musun?"

"O kadarını söylemedim."

"Hah işte!"

"Öhö."


Yer konusunda tekrar fikir birliğine varmamız gerekecek ama zamanlama olarak yaz tatili civarı olur herhalde?

Annemlerden izin almayı da kapsayacak şekilde, Altın Hafta'da o tarafa yönelik plan yapmamız da gerekecek gibi.

Bütçe, seyahat yeri, ulaşım aracı, konaklama yeri gibi.

İki kişilik bir seyahat yapıp yapamayacağımız henüz belli değil ama, sadece planlamakla hiçbir sorun olmaz.

Öyle şeyleri konuşmak bile, bana ve Umi'ye keyifli anlar yaşatır.

Bundan sonraki günlük hayatımız da, tıpkı şimdi olduğu gibi, hep aydınlık ve neşeli, bazen de utanç verici günlerle devam ederse ne güzel olur.

Birbirimizden ayrılmayalım diye, parmaklarını sıkıca kenetlediği sevgilisinin sıcaklığını hissederken, ben de böyle düşündüm.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.