— Hımm, demek babamın gençliği bu... Şey, şimdiki haliyle tamamen aynı gibi.
"Bu babanın genç göründüğü anlamına mı geliyor?"
"I-ıh."
"Değilmiş demek... Neyse, ne demek istediğini az çok anladım."
Babasının gençlik fotoğraflarını görmek istediğini aniden söyleyen oğlum Wataru’ya öğrencilik yıllarıma ait albümü gösterdiğimde, fotoğrafları şöyle bir inceleyip tatmin olmuş gibi bu yorumu yaptı.
Liseden mezun olalı zaman ne çabuk geçmiş, on yıldan fazla oldu. Ama oğlumun dediği gibi, şu an çalıştığım belediye binasında bile yaşlı teyzeler bazen, "Aa, yeni mi mezun oldunuz? Kolay gelsin," diye tatlı sözler fısıldıyorlar. Sanırım yaşıma uygun o ağırbaşlılık henüz üzerime oturmuş değil.
Kendi çocuğumdan bile böyle bir şey duyacağımı hiç düşünmemiştim ama.
Maehara Maki, otuz yaşında. Joto şehrinde yaşıyorum. Benimle aynı yaşta olan eşim, yedi ve beş yaşlarındaki iki çocuğumla birlikte dört kişilik bir aileyiz.
Bugün hafta içi, normalde belediyedeki işime gitmem gerekiyordu ama çok özel birinin düğününe davetli olduğumuz için, özel bir okulda öğretmenlik yapan eşimle birlikte ücretli izin aldık. Sabahın erken saatlerinden beri düğün salonuna gitmek için hazırlık yapıyorduk.
Ben ve Wataru çoktan üstümüzü değiştirmiştik. Şimdi eşim Umi ve beş yaşındaki kızımız Sakura’yı bekliyorduk. Bu boşlukta vakit geçirmek için yedi yaşındaki oğlumla birlikte aile albümünü kurcalıyorduk.
Ve bir aile kurmuş olsam bile, albümüm hâlâ güncellenmeye devam ediyordu.
"Babaaa."
"! Sakura, üzerini düzgünce giyebildin mi?"
"Evet. Bak."
"Ooo, çok yakışmış. Çok tatlı olmuşsun Sakura."
"Ehehe."
Benden övgüyü kapınca tatmin olmuş olacak ki, utanarak ama bir yandan da şımararak kucağıma gelmek için bana doğru uzandı Sakura. Çocukluğumdaki halime benzeyip son derece utangaç olsa da, yüzü annesi Umi’den miras kaldığı için çok sevimliydi. Kendi çocuğunu aşırı öven babalar gibi olmak istemem ama bu kızın bir gün yuvadan uçup gideceğini düşünmek bile içimi sızlatıyor. Oğlum Wataru ise kız kardeşinin aksine yüz olarak tıpatıp bana benziyor ama karakteri Umi gibi sosyal. Bu yüzden, çekingen olduğu için az arkadaşı olan Sakura kadar onun için endişelenmiyorum. Akıllı ve güçlü bir şekilde büyüyeceğinden eminim.
"Hayatım, beklettim. Düğünlere gitmeyeli uzun zaman olduğu için biraz fazla özendim ama... Şey, nasıl olmuşum? Yakışmış mı?"
"Evet. Her zamanki halin de güzel ama ara sıra böyle süslendiğinde de harika oluyorsun. Wataru da öyle düşünüyor, değil mi?"
"...Yani, fena değil işte."
"Wataru, annene haksızlık etme. O kadar uğraştı, böyle zamanlarda onu güzelce övmelisin. Yoksa ileride aranın iyi olduğu kızlar senden nefret eder."
"Ne-ne alakası var, öyle bir kız yok ki zaten."
"Aa, öyle mi? Peki geçen tatilde eve gelen o kız kimdi? Sessiz sakin görünüyordu ama çok tatlı bir çocuktu."
"O sadece... arkadaşım..."
"Hımm, öyle olsun bakalım. Arkadaşın ya da her neyse, ara sıra utanmayı bırakıp 'Çok güzel olmuşsun' demelisin. Sen henüz anlamıyor olabilirsin ama o kız senin için süslenmek adına çok çaba sarf etmişti. Hadi hayatım, sen de ona biraz tüyo ver."
"...Wataru, bunu çok karmaşık düşünme. Babanın annene her zaman yaptığı gibi yap, yeter. Sadece bu bile çok şeyi değiştirir."
"Babam öyle diyorsa... Peki, anladım."
"Anladım diyooor~"
"Saku, ses kes!"
"Abim kızdııı~"
Sadece oturuşuyla bile etrafına ağırlık veren kayınpederim Daichi-san ile kıyaslanamazdım belki ama hem Wataru hem de Sakura dürüst ve temiz büyüdükleri için bir ebeveyn olarak görevimi yerine getirebildiğimi düşünüyorum.
Tabii ki anneleri olan Umi’nin desteği de çok büyük, ona da minnettarım.
Kendi hallerine bıraktığımda hemen kavga etmeye başlayan Wataru ve Sakura’yı yatıştırarak dört kişilik ailemizle evden çıktık. Bizi alacak olan servis minibüsünün beklediği parktaki buluşma noktasına doğru yürüdük. Salonda az da olsa alkol alacağımız için, Daichi-san, Sora-san ve mahallede oturan Nitta-san da dahil olmak üzere hep birlikte Shimizu’ya kadar araçla götürülecektik.
Evet, bugünkü düğünün başrolleri Riku-san ve Shizuku-san’dı. İkisi resmi olarak evleneli epey olmuştu ama düğünü oğulları Reiji biraz büyüdüğünde yapmaya karar vermişlerdi.
Her ne kadar düğün dense de, resmi bir törenden ziyade sadece yakın çevrenin katılacağı bir parti gibi olacaktı.
"Evet evet, saat yaklaştı, gidiyoruz. Wataru, Sakura, hadi çabuk ayakkabılarınızı giyin."
"Tamam."
"Pekii."
Özel günler için aldığımız çocuk loferlarını ikisine de giydirip kapıları kilitlediğimizden emin olduktan sonra, dört kişi birlikte Maehara ailesinin evinden çıktık. Geçen yıl krediyle aldığımız yeni dairemiz, her iki tarafın ebeveynlerinin evine de yürüme mesafesindeydi.
Geçinmek kesinlikle kolay olmasa da, anne babalarımızın da yardımıyla, çocuk büyütmek dahil her günümüzü bir şekilde keyifle geçirebiliyorduk.
Ben kızımız Sakura’yı kucağıma almıştım, Umi ise oğlumuz Wataru’nun elinden tutuyordu. Ailece buluşma noktasına vardığımızda, oraya çoktan ulaşmış olan Nitta-san bize doğru yürüdü.
"Ooo, ikinize de selam!"
"Günaydın, Niina."
"Günaydın Nitta-san."
"Nii-abla, günaydın."
"Nii-abla, güno."
"Selam, Wataru, Saku, size de günaydın. Sabah sabah kavga etmediniz değil mi bakayım? Bugün çok önemli bir düğün var, orada çığlık çığlığa gürültü yapmak yok, anlaştık mı?"
Biz eşimle birlikte, Nitta-san da dahil olmak üzere üniversiteden mezun olduktan sonra memlekette kalıp çalışmaya devam ettiğimiz için doğal olarak sık sık görüşüyorduk. Nitta-san ayda en az bir kez bizim eve geldiğinden, çocuklarımız da ona tamamen alışmıştı.
Nitta Niina. Otuz yaşında. Bir eczanenin müdürü. Ve şu an bekar, erkek arkadaş arıyor... En azından geçen aya kadar durum böyleydi.
"Şey, ondan ziyade, bugün Asanagi’nin abisinin düğünü var ama bizim gerçekten katılmamız sorun olmaz mı? Gerçi Shimizu’ya ara sıra gidiyorum, yani iki tarafı da şahsen tanıyorum ama."
"Olmaz tabii ki. Zaten katılmazsan damat tarafının davetlisi çok az kalacak. Herifin hiç arkadaşı yok ki."
"Sadece zamanları uymadı, yoksa Riku-san’ın da arkadaşları var..."
Aslında bugünkü düğün, sadece birbirine yakın olan akrabalar ve dostlar arasında kutlanacağı için başkalarının ne düşüneceğini ya da görgü kurallarını o kadar da kafaya takmaya gerek yoktu.
Riku-san ve Shizuku-san’ı tüm kalbimizle tebrik edecek, sonra da uzun zamandır görmediğimiz arkadaşlarla eski günlerden konuşup hasret giderecektik. Tabii yanımızda çocuklar olduğu için çok da dağıtmamak gerekiyordu.
"Aa, herkes toplanmış. Bugün Riku için buraya kadar geldiğinizden dolayı hepinize çok teşekkür ederim."
"...Minnettarım."
"Fufu, Daichi-san, şimdiden bu kadar gerilirseniz tören sırasında bayılıp kalacaksınız ama?"
Nitta-san ile birlikte beşimiz şakalaşırken, Daichi-san ve Sora-san çifti ile annem birlikte geldiler.
Ben ve Umi evlenmiş olsak bile ailelerimizin arası her zamanki gibiydi... Hatta her geçen gün daha da tek bir aile gibi oluyorduk. Çok sık olmasa da iki ailenin bir araya geldiği bu tür zamanlarda, bu üçünü genellikle yan yana görürdünüz.
"Dede, gülümse, gülümse."
"Dede, gülücük yap."
"Iıı... Bö-böyle mi?"
"Aynısı oldu ama."
"Dede, gülümsemek şöyle yapılır, bak böyle."
"Gördün mü hayatım? Yüz kaslarını biraz daha gevşetmelisin... Ah, Masaki-chan, sen de yardım et lütfen."
"Kusura bakmayın Daichi-san, Sora-chan'ın ricasını asla kıramıyor da."
"Öhh... Ş-şey, hey, dördünüz birden başıma üşüşüp yüzümle oynamayı bırakın artık."
Sora-san, annem ve iki torununun arasında neye uğradığını şaşıran Daichi-san, tatlı torunları söz konusu olduğunda durumdan pek de şikayetçi değilmiş gibi bir ifade takınıyordu.
Şu an her zamanki gibi ciddi bir yüz ifadesi olsa da, Wataru doğduğunda ve iki yıl sonra Sakura dünyaya geldiğinde herkesten çok sevinen yine Daichi-san olmuştu.
Yeni doğmuş torununu kucağına alıp sevinçle gülümseyen Daichi-san'ın o anları, elbette Maehara ailesinin fotoğraf albümünde sapasağlam duruyordu.
"Maki, Amami-san ve Seki-kun'la orada buluşacaksınız değil mi?"
"Evet. Amami-san menajerinin arabasıyla, Nozomu da kendi arabasıyla gelecekmiş."
Düğüne elbette Amami-san ve Nozomu da katılacaktı. Özellikle Amami-san için artık son derece özel bir davetli diyebilirdik.
Yuu Amami. Otuz yaşında. Mesleği aktörlük. Çıkış yaptıktan sonra bir süre kendi adını sahne adı olarak kullandı ama Umi benimle evlenip "Asanagi Umi"den "Maehara Umi"ye dönüşünce, o da Umi'den soyadını devralırcasına sahne adını "Asanagi Yuuna" olarak değiştirdi. Ulusal bir televizyon kanalındaki dizide başrolü kaptıktan sonra adı bir anda tüm ülkeye yayıldı ve şu an sektörü kasıp kavuran bir yıldız haline geldi. Monika-san ile idol grubu faaliyetlerini de sürdürüyor, bugün de turne yoğunluğunun arasında vakit bulup özellikle bizim için buraya geliyordu.
...Lise yıllarından beri yeteneğini belli ediyordu ama buralara kadar geleceğini, böylesine büyük bir star olacağını hiç tahmin etmezdim.
Yuu Amami farkı işte.
"Yuu-chin'le uzun zamandır görüşmedik, acaba nasıldır... Mesajla haberleşiyoruz ama tamamen Tokyo'ya yerleştiğinden beri neredeyse hiç yüz yüze gelemedik."
"İşlerini takip ettiğim kadarıyla iyi görünüyor. O kız, ne zaman canı sıkılsa veya zorlansa bunu hemen yüzünden belli eder zaten."
"Amami-san büyüse bile hiç değişmedi ki."
Görünüşüne çok dikkat ettiği için olsa gerek, biraz büyüyüp olgun bir hava kazanmış olsa da, yaşını göstermeye başlayan bizlerle kıyaslandığında Amami-san hâlä yirmili yaşlarının başındaymış gibi görünüyordu.
Bu yüzden de defalarca magazin haberlerine meze yapılmaya çalışıldı. Sonuçta hepsi asılsız çıksa da, her yıl farklı bir aktörle adının aşk dedikodularına karışıp durması yüzünden halkın gözünde "aşk kadını" gibi asılsız bir imajı oluşmuştu.
...Aslında o kadar saf ve temiz biridir ki.
"—Evet, evet millet! Eski defterleri açmayı şimdilik bırakalım da otobüse binelim artık. Hadi, Wataru, Sakura, büyükbabanızın yakasını bırakın bakalım."
"Pekii~"
"..."
"Hayatım, az önce yüzün inanılmaz derecede asıldı sanki?"
"...Alakası yok."
Daichi-san hariç herkes bunun apaçık bir yalan olduğunu biliyordu.
Maehara ailesinden beş kişi, Asanagi ailesinden iki kişi ve arkadaş kontenjanından Nitta-san olmak üzere sekiz kişi otobüse binip "Shimizu"ya doğru yola çıktık.
"Aaa? Neena, demin beri akıllı telefonunla ne kurcalayıp duruyorsun öyle?"
"Ha? Şey, bu bir oyun... Bizim yarı zamanlı işteki çocuklardan biri oynarken gördüm de, ben de bir deneyeyim dedim. Bugün sabahtan beri hazırlık telaşından günlük görevleri yapmayı unutmuşum da, onu hallediyordum."
"Nitta-san, senin oyun oynaman da şaşırtıcı doğrusu. ...Üstelik içinde bir sürü sevimli kızın olduğu bir oyun."
Cam kenarında oturup tek başına ekrana tıklayan Nitta-san'ın akıllı telefonunda, son zamanlarda televizyon reklamlarında sıkça dönen bir yetiştirme oyunu açık duruyordu. Oyun içi eşyalarla gacha yapıp yüksek nadirlikteki karakterleri toplayarak yüksek puan almaya çalıştığın veya oyuncu seviyeni yükselttiğin klasik türden bir oyundu. Benim de öğrencilik yıllarımda bu tarz şeyler oynadığımı hatırlıyorum.
"Ben de normalde böyle şeylere önyargılı yaklaşırdım ama çizimleri çok güzel, boş zamanlarda da iyi vakit geçirtiyor işte."
"Hımm, anladım. Şu ilgini çeken yarı zamanlı işteki çocuk oynuyor diye, onunla ortak nokta bulmak için oynuyorsun yani. Şimdi taşlar yerine oturdu."
"!? A-Asanagi, sen bunu nereden biliyorsun..."
"Aaa, doğru mu tahmin ettim? Çünkü vakit geçirmek için oynayan birine göre günlük görevleri yaparken aşırı sıkılmış görünüyordun. Ben de Neena'nın bunu oynamak için başka bir sebebi olmalı diye düşündüm."
Yani işin aslı, (kişisel olarak gözüne kestirdiği) yarı zamanlı işteki çocuğun oynadığını görmüş ve (onunla iletişim kurabilmek için bir bahane yaratmak adına) oynamaya karar vermişti.
Her ne kadar bir erkek arkadaş arıyor olsa da, sadece beklemekle yetinmeyip kendi çabasıyla bir şeyler yapmaya çalışması kötü bir şey değildi.
İnsanın böyle vesilelerle yeni şeyler öğrenip kendine hobi edinmesi çok normaldir. İlgi duyduktan sonra, başlangıçtaki niyetin ne olduğunun pek bir önemi kalmaz.
"......Geçenlerde yarı zamanlı işe giren bir üniversiteli çocuk var. Biraz otaku gibi ama çok kibar ve kibar olmasının yanında, şey... yüzü tam benim tipim."
"Üniversiteli dedin... Yaşı kaç?"
"Şey, o konuda..."
"Evet?"
"O-On..."
"...Tamam. Anladım, gerisini söylemene gerek yok."
Üniversite öğrencisi olduğuna göre on sekiz ya da on dokuz yaşındaydı. Her halükarda, şu an otuz yaşında olan Nitta-san ile aralarında neredeyse bir kuşak fark vardı.
Eski Nitta-san olsaydı, lisedeki kouhai'miz Takizawa-kun'u ilk fark ettiğindeki gibi hemen konuyu açardı ama... Aradaki bu yaş farkını düşününce, çekinmesini çok iyi anlıyordum.
"—Maki, Wataru ve Sakura nerede?"
"Bugün erken kalktılar, az önceye kadar da çok enerjiklerdi. Şimdi yorulup uyuyakaldılar. ...Eğer konuşacaksanız, annemlere söyleyeyim de çocuklara göz kulak olsunlar?"
"Lütfen. Uzun zamandır böyle heyecanlı şeyler duymamıştık... Değil mi, Neena-chan?"
"Gırrr... Bu kızla bunu konuşmak baştan hataydı zaten..."
Yine de Nitta-san'ın şu anki arkadaş çevresinde, bu tarz derin aşk meselelerini konuşabileceği sadece ben, Umi ve Amami-san vardık. Üniversite yıllarına kadar bir şekilde devam eden lise arkadaşlıkları son birkaç yılda neredeyse tamamen kopmuştu. Biz bile çok yakın olduğumuz birkaç kişi dışında kimsenin iletişim bilgilerine sahip değildik.
Elbette iş hayatına atıldıktan sonra yeni çevreler, yeni dostluklar edinmiştik ve bu çok güzel bir şeydi... Yine de eskiden hayatımızda olan şeylerin yavaş yavaş kaybolup gitmesinin verdiği o buruk his de bir gerçekti.
"…Aslında daha ortada bir itiraf falan yok ama sanırım o çocuk benden hoşlanıyor gibi. Yani, belki de tamamen benim yanlış anlaşılmamdır, hatta büyük ihtimalle öyle ama."
"Eğer merak ediyorsan git açık açık konuş işte. Eskiden olsa hiç düşünmeden yapardın. Sevgilisi varmış, başkasından hoşlanıyormuş umursamazdın bile."
"O zamanlar gençtim tabii... Ayrıca Takizawa-kun mevzusunda kendi payıma düşen dersi aldım ve pişman oldum. Nakamura-san'ın düğününe gittiğimde de ondan defalarca özür diledim."
"…Sahi, öyle bir şey olmuştu değil mi?"
BAŞLIK: Değişen Yıllar ve Değişmeyen Bağlar
İçindekiler:
Öğrenciyken evlenip evlenmeyecekleri konusunda epey tartışılan ve bizim de yakından destek olduğumuz o çiftle şimdilerde sadece yılbaşı kartlarıyla haberleşiyorduk. Yine de ben ve Umi gibi, onların da çocuklarıyla birlikte mutlu bir hayat sürdüklerini duyuyorduk.
Aynı yaşta olmamıza rağmen, bizim gibi çoktan evlenip çocuk sahibi olanlar varken, Amami-san ve Nitta-san gibi her gün işlerinde güçlerinde koşturup hâlâ aşk meseleleriyle kafayı yoranlar da vardı.
Mutluluğun şekli her insanda değişiyordu; hayat gerçekten de herkese bambaşka yollar sunuyordu.
"Şey, Sınıf Temsilcisi."
"Efendim?"
"Bir de, araya sıkıştırmış gibi olacağım ama Asanagi."
"Araya sıkıştırma de şuna... Ne var?"
"Sizce de duygularımı açıkça söylemem en doğrusu, değil mi? Aramızda neredeyse on yaş var. Hem o dükkan müdürü, ben ise yeni işe giren yarı zamanlı çalışanım. İş etiğine, kurallara falan aykırı kaçmasından korkuyorum."
"..."
"..."
"Hey! Kurallardan bahsettiğim an ikinizin de yüzünde 'O zaman bu iş yaş' ifadesi belirmesini kesin hemen! İnsanın içine şüphe düşürüyorsunuz!"
"Kusura bakma, kusura bakma. Şey, senin gibi biri herhalde o tarafı da çoktan tartıp biçmiştir diye düşündüm. Muhtemelen bir sorun çıkmayacaktır ama bir adım atmaya cesaret edemediğin için arkandan itmemizi istiyorsun, değil mi? ...Maki, yanlış anlamıyorum değil mi?"
"Y-Yani, bence de durum tam olarak bu."
Yine de günümüzde birine duygularını açmak bu kadar zor bir şeydi işte.
Ya karşı taraf bundan rahatsız olursa?
Rahatsız olmasa bile, bu itiraf yüzünden araları bozulur ve ondan nefret ederse?
Böyle düşününce insan ister istemez geri adım atıyordu. Yaş ilerledikçe, toplumdaki konumun da yaşına göre yükseldikçe... İnsan ne kadar büyürse, bu korku o kadar artıyordu galiba.
İşte tam da bu yüzden temkinli olmak, ama zamanı geldiğinde de cesur davranmak gerekiyordu.
Kaybetmekten herkes korkardı. Fakat kaybetmeyi göze alacak cesaretin yoksa, hayatta istediğin şeyleri elde etmen çok zordu.
"Nitta-san."
"...Efendim?"
"Bol şans."
"Niina, benden de... Bol şans."
Çok kısa kelimelerdi belki ama şu an Nitta-san'a söylenebilecek en doğru şey bunlardı.
"...Şey, çocuklar. Eğer işler ters giderse, o zaman ailece beni teselli edersiniz artık."
"Ben ve Umi neyse de, Wataru ve Sakura da mı? ...Gerçi ikisi de sana çok alışkın. Kötü bir şey olursa seni teselli ederler, işler yolunda giderse de seninle birlikte sevinirler herhalde. O anki havaya ayak uydurup."
"Şaşırtıcı derecede ortamın havasını sezebiliyorlar zaten. Benim ya da Maki'nin eski hâli gibi içlerine de atmıyorlar. Sahi, kime çekmiş bu çocuklar?"
"Kim olacak? Sizin buralarda oturan, ayda bir iki kez bedava yemek için kapınıza dayanan iş bitirici abla olmasın? Birkaç yıl içinde bölge müdürü olmaya hazırlanan hani."
"İş bitirici ablalar başkasının evine yemek otlanmaya gitmez herhalde..."
Böyle birinin bile şirket içinde oldukça yüksek bir Değerlendirme (※ Gerçekten) alıyor olması da işin eğlenceli tarafıydı.
Çocuklara güzel şeyler öğreten bu ablanın gerçek kimliği bir yana, nihayetinde "Seviyorsan git konuş" kararına varılmıştı.
Nitta-san, o üniversiteli gençle sözleşmek için hemen akıllı telefonundan bir mesaj attı.
"Anladım. Müdürüm rica ediyorsa mutlaka gelirim."
Ertesi gün vardiyası olmamasına rağmen bu kişisel daveti kabul etmişti. Nitta-san'ın bir dostu olarak, bu kez güzel bir sonuç almasını umuyordum.
Kim olursa olsun, birinin mutlu bir şekilde gülümsediğini görmek insanı her zaman sevindirirdi.
Nitta-san'ın aşk danışmanlığı bittikten sonra, bir süre daha otobüsün tatlı sarsıntısıyla yol aldık.
Sonunda bugünkü törenin yapılacağı Shimizu adlı otele vardık.
Umi ile evlendikten sonra da hemen her yıl ailece buraya tatile geliyorduk. Ancak Riku-san, Shizuku-san ile evlenip otel işletmesini tamamen devraldıktan sonra müşteri sayısı her geçen yıl daha da artmış gibi görünüyordu. Bunun en büyük kanıtı, bugünün başrolleri olmalarına rağmen otele vardığımızda ikisinin de henüz kıyafetlerini değiştirmemiş olmasıydı. Her zamanki gibi günlük işlerle koşturuyorlardı, bu hallerine gülümsemeden edemedim.
"Güle güle gidin," diyerek Riku-san ve Shizuku-san'ın ayrılan müşterileri uğurlamasını izlerken, Shimizu üniforması giymiş genç bir çocuk bana doğru koştu.
Lise ikinci sınıfın yazında onunla ilk kez karşılaştığımdan beri tam on dört yıl geçmişti. Karşımda iyice serpilip büyümüş bir Asanagi Reiji duruyordu.
"Maki Abi!"
"Ooo, görüşmeyeli uzun zaman oldu Reiji-kun. Riku-san'dan duydum, üniversiteye gitmeyip otelin başına geçecekmişsin?"
"Evet. Dedemle ninem hâlâ sağlıklılar ama fiziken artık zorlandıklarını söylüyorlardı. Annemle babamın döneminde buranın kapanıp gitmesi de... Ne bileyim, yazık olurdu."
Ortaokuldan liseye geçtiği dönemlerde bana hayran kalıp "K. Üniversitesine gidip mezun olunca seninle aynı yerde çalışacağım" diyen o çocuk, buralarda yaşadığı onca deneyimden sonra memleketinde kalıp Riku-san ve Shizuku-san'ın yanında çalışmaya karar vermişti demek.
Bugün ayrıca Riku-san ile Shizuku-san'ın düğün törenini organize eden sorumlu kişiydi kendisi.
Katılımcı sayısı azdı ve davetlilerin neredeyse tamamı aileden oluşuyordu ama yine de işi sıkı tutmak gerekiyordu.
...Görünüşte de olsa ben de Reiji-kun'un amcası sayılırdım. Bu yüzden işini layığıyla yerine getirmesini canıgönülden diliyordum.
"Rei Abi geldi."
"Rei Abi."
"Wataru, Sakura, sizi de görmeyeli uzun zaman oldu. ...Kusura bakmayın efendim, sizi içeri buyur edeyim."
İşe başlayalı çok olmamış olmalıydı ama bir otel çalışanı olarak duruşu tamamen oturmuştu. Onun rehberliğinde, yenilenen ziyafet salonuna geçtik.
İçecekler ve yemekler hazırlanırken, düğün için hazırlıklar tüm hızıyla sürüyordu. Arkadaşlara ayrılan masaya bizden önce varmış olan Amami-san ve Nozomu'yu gördük.
"A, Umi! Nina-chi, Maki-kun! Ve diğer herkes!"
"Selam. Neyse ki bu sefer geç kalmadan gelebildim."
"Amami-san, Nozomu!"
"Yuua, enerjik görünüyorsun."
"Sen de öyle! Harika!"
Ben, Umi, Amami-san, Nitta-san ve Nozomu.
Uzun zaman sonra her zamanki beşli tekrar bir aradaydı. Büyümüş olsak bile, böyle bir araya geldiğimizde yaptığımız şeyler lise yıllarındakiyle tamamen aynı kalıyordu. Beşimiz bir çember oluşturup birbirimizle çak bir beşlik yaptık.
Aramıza ne kadar mesafe girerse girsin, bu beşlinin ilişkisi asla değişmiyordu.
"Yıllar sonra kavuşmanın sevincini bölmek istemem ama... Yuua-chin ve özellikle de bu sefer Seki?"
"Ş-Şey, ne oldu ki?"
"Ne var yine Nitta?"
"Bize... Sanki anlatmanız gereken bir şeyler yok mu? Ha? Yok mu?"
"Maki, bu kız görüşmeyeli iyice çekilmez bir hal almış sanki. Ne kadar arkadaşımız olursa olsun, ayda en az bir kere buna yemek ısmarlayarak fazla şımartıyorsun."
"Öyle ama Wataru ve Sakura ona acayip alıştı... Aslında dürüst olmak gerekirse ben de internetteki haberleri görüp merak etmiştim."
"...Ben de Maki'yle aynı fikirdeyim."
"Biz de aynı fikirdeyiz!"
"Ahaha... Ama gerçekten herkesin beklediği gibi bir durum yok ortada. Değil mi, Nozomu-kun?"
"Kesinlikle. Sadece lise arkadaşımla yemeğe çıktım diye herkes amma büyüttü olayı."
Şimdiye kadar Amami-san, yani Asanagi Yuuna hakkında çıkan dedikoduların hepsi asılsızdı. Fakat onların yakın dostu olan bizler için bu seferki manşet pek de geçiştirilecek cinsten değildi.
"Ülkenin Sevgilisi Kadın Oyuncu, Sınıf Farkı Gözetmeyen Bir Aşka mı Yelken Açtı?!"
Manşetlere söylenmenin bir faydası olmayacağı için bu konuyu kurcalamamaya karar verdim. Fakat geçen ay, tam karşımda duran Nozomu ile baş başa sokakta yürürken fotoğrafımızın çekildiği bir gerçekti.
Altın sarısı saçları olabildiğince dikkat çekmesin diye siyah bir şapka takmış, saçlarını yukarıda toplamış, hatta hava kararmış olmasına rağmen güneş gözlüğü bile takmıştı.
"Sınıf farkı gözeten aşk" manşeti ise muhtemelen Nozomu'nun şu anki mesleğine bakılarak yapılmış bir yakıştırmaydı.
Üniversiteden mezun olduktan sonra bir şirketin beyzbol takımına giren Nozomu, profesyonel olmak için çabalamaya devam etmişti. Ancak profesyonelliğin önündeki duvarlar oldukça kalındı ve hayalini gerçekleştirememişti. Yine de otuz yaşına geldiği şu günde bile, günlük işlerinin yanı sıra takımın as oyuncusu olarak aktif bir şekilde beyzbol oynamaya devam ediyordu.
Ülkenin zirvesindeki bir yıldız haline gelen Amami-san ile kendi çevresinde tanınan bir sporcu olsa da sıradan insanlar için amatör bir beyzbolcudan fazlası olmayan Nozomu... Nitta-san bu konuyu açana kadar ne ben ne de Umi, Amami-san ve Nozomu'dan tek bir kelime bile duymamıştık. Doğrusu oldukça şaşırmıştık.
...Ve aynı zamanda, ikisinin de ne kadar uzun ve dolambaçlı yollardan geçtiğini düşündüm.
"Eveeet, merhaba. Ben Haftalık Gazete'den Nitta. Seki-san, doğrudan soruyorum; Asanagi-san ile aranızdaki ilişki tam olarak nedir?"
"Şu ortamda o takma adı kullanıp kafa karıştırma. ...Siz de biliyorsunuz işte, Amami-san ile biz... Sadece iyi arkadaşız. Arkadaş."
"Evet, evet! Nozomu-kun o gün şirketler arası beyzbol turnuvası için Tokyo'ya gelmişti. Ben de 'E madem geldin, gel beraber bir şeyler yiyelim' dedim."
"...Bu kadar sıkı kamufle olarak mı?"
"O-o şey... Şey..."
"—Amami-san yanımda olsaydı dükkanda panik çıkardı ve diğer müşteriler rahatsız olurdu, değil mi? Sırf bu yüzden öyle giyindi."
"! E-evet, aynen öyle! Harikasın Nozomu-kun, harika bir kurtarıştı!"
"Hımm, öyle mi? Yuu, işin aslı ne?"
"............"
En yakın arkadaşı Umi bunu sorunca Amami-san köşeye sıkışmış gibi bakışlarını usulca Nozomu'ya çevirdi.
Nozomu, Amami-san'ın yardım isteyen bakışlarına acı acı gülümseyerek sözü devraldı.
"...Gerçekten de biz 'henüz' sadece arkadaşız. Bu yüzden, birazcık daha bize zaman tanıyıp izlemeye devam edin."
"İşte böyle... Ehehe~"
"Gülerek geçiştirmeye çalışman hiç değişmemiş... Neyse, elden bir şey gelmez. En yakın arkadaşım olmanın hatırına bu seferlik daha fazla üstüne gitmeyeceğim."
"Teşekkürler! Ben en çok Umi'yi seviyorum işte!"
"Öğğ... K-kızım Yuu, sarılman güzel de uzun zamandır görüşmüyoruz diye bu kadar da sıkmasaydın... Biraz yavaş ol..."
"I-ıh, olmaz~ Ohh, Umi'nin o güzel kokusunu çok özlemişim~"
Amami-san ve Umi'nin böyle şakalaştığını en son ne zaman görmüştüm acaba?
Lise bir, onuncu sınıftayken o sınıfta görmekten asla bıkmadığım sahneler, o günlerin anıları zihnimde birer birer canlandı.
Otuz yaşına bastığım için mi gözlerim bu kadar çabuk doluyordu bilmiyorum ama herkesin güldüğü bu neşeli anda, gözyaşlarım neredeyse yanaklarımdan süzülecek gibi oldu.
Ancak öylece duygusallığa kapılıp gidemezdim. Bugünün başrolleri biz değil, Riku-san ve Shizuku-san'dı. Onları layığıyla kutlamak için gülümsemeli, her zamankinden daha enerjik davranarak partiyi neşelendirmeliydim.
"—Çocuklar, çok özür dilerim! Kurye tarafında bir aksilik çıkmış sanırım, sipariş ettiğimiz içecekler ve sake yetersiz kaldı. İşleri halleder halletmez Rikkun ile üstümüzü değiştirip hemen geliyoruz."
"Anne, dur bir dakika! Bugün böyle şeylerle uğraşma lütfen. Ben hallederim, sen babamla birlikte hemen hazırlanmaya git! Baba, sen de bir şey söylesene! Şu işkolik annemi ikna etmeye çalış biraz!"
"A-ah, peki... Kusura bakma Reiji..."
Partinin başlama saati yaklaşmasına rağmen üzerindeki tişört ve kot pantolonla koşturan enerjik Shizuku-san'ın gelişiyle salona sıcak bir hava yayıldı.
Evet, bizim için böylesine telaşlı ve rahat bir ortam çok daha doğaldı.
Henüz onlu yaşlarında olmasına rağmen 'Shimizu' şirketinin gelecek vaat eden veliahtı olarak harika iş çıkaran Reiji-kun'un koordinasyonu sayesinde, ucu ucuna da olsa başroller dahil herkes toplandı ve ziyafet başladı.
Eski günlerdeki gibi çocuksu bir masumiyetle birbirine sarılanlar... Onları sevgiyle izlerken bir yandan da sakelerinin ve yemeklerinin tadını çıkaranlar... Arkasını hiç düşünmeden şişeleri birbiri ardına boşaltıp masadaki en büyük kişi olan Mizore-san'ı hayretler içinde bırakanlar... Yani annelerimiz.
Geçmişi yad etmeye fırsat bile bulamadığımız, gülümsemelerle dolu mutlu bir an.
Bizi böyle yan yana gören Riku-san ve Shizuku-san da hallerinden son derece memnun görünüyorlardı.
Birkaç saat süren partinin ardından, doğal olarak sıra hatıra fotoğrafı çekilmesine geldi.
"—Eveet, o zaman çekiyorum! Anne, baba, biraz daha ortalayın, omuz omuza durun... Maki abi kusura bakma, Wataru ve Sakura arkanda kalıyor. Zahmet olmazsa Umi abla ile ikiniz onları kucağınıza alır mısınız?"
"Tamamdır... Böyle iyi mi?"
"Süper! Ah, bir de herkes biraz daha ortaya doğru yaklaşsın lütfen!"
Fotoğrafçılığı üstlenen Reiji-kun'un yönlendirmesiyle herkes pratik bir şekilde hatıra fotoğrafı için en uygun konuma geçti.
Ben, Umi, Amami-san, Nitta-san...
Nozomu, Riku-san ve Shizuku-san...
Annem, Sora-san, Daichi-san, Mizore-san... Shizuku-san'ın anne babası ve 'Shimizu' çalışanları da oradaydı.
Hatta vizörün arkasından bize bakan Reiji-kun'un yüzünde bile kocaman bir gülümseme vardı.
Herkes, ama herkes son ana kadar gülümsüyordu.
"Hadi, çekiyorum! Üç, iki, bir—"
Deklanşör sesiyle birlikte ilk kareyi çektik, ardından bir tane daha.
Bu sefer biraz daha eğlenceli pozlar vererek.
"Ehehe~ Hey Nina-chi, hazır buradayken yanağına bir öpücük kondurayım mı? Fotoğrafta öyle çıkalım."
"Olur ama asılsız dedikodular çıkarsa sorumluluk kabul etmem ona göre... Ah, Seki-san, çok affedersiniz ya. Sizi biraz geçmiş gibi olduk sanırım."
"...Size beni bu işe karıştırmayın demedim mi? Hey Wataru, gel bakayım amcanın omuzlarına, seni gezdireyim."
"Aaa, gerçekten mi! Süpersin! Sakura, sen de gelsene?"
"...Geleceğim."
"Tamamdır, ikinize birden bakarım ben."
Herkes dilediği gibi poz verirken, ben ve Umi her zamanki gibi birbirimize sokulduk.
Geçmişte olduğu gibi, gelecekte de bu hiç değişmeyecekti.
"...Maki."
"Efendim?"
"Çok eğlenceli, değil mi?"
"Evet... Bundan sonra da hep birlikte böyle mutlu olmaya devam edelim."
"Hafifçe güler Evet, kesinlikle. Bizim hikayemiz asıl şimdi başlıyor."
"Doğru ya. Önümüzde daha yaşanacak çok uzun bir hayat var."
Okula başlamak, mezun olmak, nişanlanmak, evlenmek, hamilelik, doğum, aile olarak yeni bir başlangıç yapmak... Şimdiye kadar hayatımızda pek çok dönüm noktası olmuştu. Ancak tüm bunlar sadece birer geçiş aşamasıydı; benim ve Umi'nin hikayesi bundan sonra da akıp gitmeye devam edecekti.
Gelecekte bizi nelerin beklediğini kim bilebilirdi? Eğlenceli anlar, zorluklar, sevinçler, hüzünler. Yeni karşılaşmalar ve kaçınılmaz ayrılıklar.
Hayatta olduğumuz sürece acı tatlı her şeyi yaşayacaktık.
Yanımdaki bu değerli hayat arkadaşımla bile bir gün yollarımızın ayrılacağını bilmek... Bunu düşünmek içimi büyük bir hüzünle dolduruyordu. Korkuyordum. Eğer elimde olsaydı, sonsuza dek onunla kalmak isterdim.
Fakat.
Tam da bu yüzden, şu an sahip olduğumuz her anın kıymetini bilmeliydik.
Elimden gelenin en iyisini yaparak her günü dolu dolu yaşamalıydım.
Gelecekte yine böyle bir araya geldiğimizde, hep birlikte içtenlikle gülümseyebilmek için.
"Umi."
"Maki."
Başlarımızı birbirine yaklaştırdık. Sadece ikimizin duyabileceği bir fısıltıyla, aşkımızı dile getirdik.
"Seni çok seviyorum."
— O gün, ilk defa bir arkadaş edinmiştim.
— Üstelik aynı sınıftan bir kızdı.
— Adı Asanagi Umi'ydi.
— Sınıfın en güzel ikinci kızı olduğu söylenirdi.
— Benim içinse, dünyadaki herkesten daha değerli olan o kız.
Arkadaş olarak başlayan ilişkimiz, zamanla ikimiz için de yeri doldurulamaz bir bağa dönüştü.
Sevgili olduk. Aile olduk. Çocuklarımız oldu.
"Teşekkür ederim, Umi."
"Teşekkür ederim, Maki."
Arkadaşım olduğun için teşekkür ederim.
Bundan sonra da, sonsuza dek, hep birlikte olalım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.