Kışın, sadece bir ciltlik bir kısa öykü derlemesi şeklinde (muhtemelen 7.5. cilt ile aynı formatta olacaktır) bir kitap daha çıkarma fırsatım olacak. Ancak Umi ve Maki'nin hikayesi, ana hatlarıyla bu ciltle beraber bir dönüm noktasına ulaştı, bir nevi nihayete erdi. Öncelikle buraya kadar okuduğunuz için hepinize yürekten teşekkür ederim. Kişisel olarak da bu seride yapmak istediğim hemen hemen her şeyi gerçekleştirebildiğimi düşünüyorum. Bu yüzden beni buraya kadar takip eden siz değerli okuyucularıma ve bu kitabın basım aşamasında her zaman arkamda duran Sneaker Bunko editör ekibine şükranlarımı sunarım.
Muhtemelen bu cilt ellerinize ulaştığında, televizyon animesinin de 12 bölümlük yayını çoktan sona ermiş olacaktır. Umarım sizler de animeden keyif almışsınızdır. Bu son sözü yazdığım sırada anime yayına başlayalı henüz çok az bir zaman geçmişti. Fakat yayın başladığından beri zaman o kadar hızlı akıp gidiyor ki, bir sezonun göz açıp kapayıncaya kadar bitip gittiğini şimdiden hissedebiliyorum.
Aralık 2021'de ilk cildin çıkmasından bu yana yaklaşık dört buçuk yıl geçti. Başlangıçta bu seriyi bu kadar uzun süre devam ettirebileceğimi hayal bile edemezdim. Anime uyarlaması teklifini ilk aldığımda ise uzun süre buna inanmakta güçlük çektim, olamaz herhalde diye düşündüm. Dönemin editöründen bu haberi aldığımda henüz orijinal eserin üçüncü cildi çıkmak üzereydi ve o anı dün gibi, çok net hatırlıyorum. Ayrıca animenin ana yayını Nisan 2026'da başladı. Tek bir sezon, yani 12 bölümlük bir animasyon üretmenin ne kadar uzun ve meşakkatli bir zaman gerektirdiğini düşünürsek, yapımda emeği geçen herkese teşekkür borçluyum. Yönetmen Tachibana-sensei başta olmak üzere, yayının gerçekleşmesi için canla başla çalışan tüm ekibe sonsuz teşekkürler.
Peki, anime konusunu şimdilik bir kenara bırakıp biraz da serinin kendisinden bahsedelim.
Şimdiye kadar yazdığım son sözlerde orijinal eserin içeriğine pek değinmezdim. Ancak bundan sonra böyle bir fırsatım olmayacağı için, ilk ciltten onuncu cilte kadar, her birinde hikayeyi nasıl bir niyet ve duyguyla ilerlettiğimi ufak ufak açıklamak istiyorum. Dokuzuncu ciltte de söz verdiğim gibi, bu sefer editör ekibinin nezaketi sayesinde bana normalden çok daha fazla sayfa ayrıldı. Ben de bu cömertliğe sığınarak içimi dökeceğim, uzun uzun anlatacağım.
O halde öncelikle birinci cilt... Tabii ondan da önce, Kakuyomu'da serüvenin ilk başladığı döneme dönelim.
6. Kakuyomu Web Romanı Yarışması'nda Özel Ödül kazanan bu eserimiz, o dönemde profesyonel bir yazar olarak benim için aslında uçurumun kenarında olduğum bir dönemi temsil ediyordu. 4. yarışmada ödül alıp çıkış yapmıştım yapmasına ama ne yazık ki ödül alan iki çalışmam da beklediğim, arzuladığım sonuçları getirmemişti. Kafamı toplayıp yeni bir başlangıç yapmak istesem de yeni proje taslakları bir türlü ilerlemiyordu. Göğsümü gere gere "Ben bir yazarım" diyemeyecek bir durumdaydım.
'Bu şekilde silinip gitsem de elden bir şey gelmez ama böyle bitmesi de çok koyar.' İşte tam bu düşünceler içindeyken, aklıma aniden bu serinin fikri geliverdi. Az önce bahsettiğim gibi, yeni bir proje üzerinde kafa patlatırken kafamda Umi ve Yuu karakterleri zaten bir dereceye kadar şekillenmişti. Ancak ana karakterin kim olacağı, nasıl bir hikaye kurgulamam gerektiği konusunda sadece boş boş düşünüyordum. Tam o sırada, birden aklıma "Sınıfın En Güzel İkinci Kızıyla Arkadaş Oldum" başlığı geldi. Tamamen bir önseziydi ama içimde bir yerlerde bu başlığın taşları yerine oturttuğunu hissettim. O an içimde uyanan duyu bana fısıldadı: 'Sonu ne olacak bilmesem de, sadece başla.' İşte yazmaya başlama hikayem böyle gelişti. Web serisi olunca editörlere önceden taslak sunma zorunluluğu da yoktu. Her şeyden önemlisi, içimdeki "yazma" isteği o kadar güçlüydü ki, sadece kendi duygularımın peşinden gittim.
Çok fazla ince eleyip sık dokumadan, sadece denemek... Bunun sayesinde, şimdi burada oturmuş bu son sözü yazabiliyorum. Bu hissi asla unutmayacak, bundan sonra da elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim.
Gelelim orijinal birinci cilte. Bu arada, tüm bunları şu anki aklımla geçmişe bakarak hatırladığım için, geçmişte farklı mecralarda verdiğim röportajlarla çelişen ufak tefek noktalar olabilir, şimdiden affola.
Birinci cilt, tamamen "Umi'yi ne olursa olsun mutlu etme" hikayesi üzerine kuruluydu. Bahsettiğim gibi, en güzel ikinci olan Umi ile birinci olan Yuu arasındaki o ilişki ağı zaten mevcuttu. Yuu'ya karşı derin bir kompleks besleyen Umi'nin sığınağı ve kurtarıcısı olarak, Maki bu rolde biçilmiş kaftandı. Maki'nin kendisi de bir ana karakter olarak oldukça nevışahsına münhasır, tuhaf huyları olan biriydi ama bence bu yönü Umi ile mükemmel bir uyum yakaladı.
Daha birinci ciltten aralarındaki mesafe oldukça daralmıştı. O dönemde Umi'ye karşı hislerini ağırdan alan Maki'yi bir kenara bırakırsak, Umi daha o zamandan içten içe 'Bu insan benim kaderim' diye düşünmeye başlamıştı bile. Liseye geçtikten sonra erkeklerden çokça ilgi gören Umi için aşk denebilecek ilk gerçek deneyim Maki ile başlamıştı çünkü. Bu durum, televizyon animesinin kapanış şarkısında da ince bir şekilde hissettiriliyor. Açılış şarkısı da dahil olmak üzere, orijinal esere bu denli sadık kalıp değer verdikleri için bir yazar olarak ne kadar mutlu olduğumu tarif edemem. Şarkıları üstlenen Koresawa-san ve Regret Girl-san, her ikinize de çok teşekkür ederim.
Sırada ikinci cilt var. Birinci cilt tamamen Umi ve onun çevresindeki sorunlar etrafında şekillendiği için, bu sefer Maki tarafından kurtarılan Umi'nin, başrol kadın olarak Maki'nin elinden tutmasını, ona yardım etmesini istedim. Ana karakter kızın kahramanını kurtarması, kahramanın kızı kurtarması ve ardından aralarındaki mesafenin bir anda sıfırlanması... Akış tam olarak buydu.
İşte tam bu noktada ikisi nihayet sevgili oldular. Aslında bu kararın arkasında, "Seri her an iptal edilebilir, yarıda kalabilir" şeklindeki acımasız ve realist ticari kaygılar yatıyordu. Kitaplaştırma sürecini bu korkuyla yönetiyordum. Tabii ki Maki ve Umi'nin hislerinin zirveye ulaşmasının da payı büyüktü ancak asıl gerçek buydu.
Bir seriye başlarken yazar olarak elbette sonuna kadar yazıp bitirmek istersiniz. Kitabı basan yayınevi de aynı şeyi arzular. Fakat işin içinde ticaret olunca, devam edip edemeyeceğiniz tamamen kitap satışlarına (hem fiziksel hem dijital) bağlı kalıyor. Ben bu gerçeği ilk çıkış yaptığım eserimde acı bir şekilde tecrübe etmiştim. Bu yüzden en azından bu seriyi, kendi içimde "Evet, güzel bitti" diyebileceğim bir noktada sonlandırmak istedim. İkinci cildin o şekilde bitmesinin ardındaki yegane sebep budur.
Şimdilerde anime uyarlaması, iş birlikleri, özel ürünler derken pek çok farklı alanda boy gösteren bir seri haline gelse de, bu projenin rayına oturana kadar çok engebeli yollardan geçtiğini dün gibi hatırlıyorum. Aslında ilk cildin çıktığı ilk dönemdeki satış rakamları hiç de iç açıcı değildi. Üstüne üstlük, elde olmayan zorunlu sebeplerden ötürü çizerimiz Osabe Tom-sensei görevini Hinata Azuri-sensei'ye devretmek zorunda kaldı. Kitabın ilk çıktığı o günlerde içimde hep büyük bir endişe, amansız bir kaygı vardı. Ancak tam o zorlu süreçte başlayan Ono-sensei'nin manga uyarlaması sayesinde orijinal eserimiz çok daha geniş kitlelere ulaştı. Bu vesileyle üçüncü cildi ve sonrasını yazma şansına eriştim.
Böylece üçüncü cildin kapısı aralanmış oldu. Tabii ki her şey yine satışlara bağlıydı ancak artık önümde bir yol vardı. Bu noktadan sonra, ikinci ciltten sonraki hikayeyi nasıl şekillendireceğimi çok daha ciddi düşünmek zorundaydım.
Her an iptal edilebilecekmiş gibi hazırlıklı olmak gerektiğini daha önce söylemiştim. Tam da bu yüzden, üçüncü cilt ve sonrasındaki olayları ancak ikinci cildi tamamen yazıp bitirdikten sonra belirledim. Kakuyomu sitesindeki güncellemelerin aksamasının ardındaki sebep de aslında buydu. Detaylıca kurgulayıp üzerinde çalıştığım bir eserin istediğim gibi gitmeyip, aksine pek de derinlemesine düşünmeden, sadece o anki heyecanla yazdığım bir işin bu kadar uzun soluklu olması, profesyonel bir yazar olarak hem düşündürücü hem de işin en eğlenceli yanı.
Üçüncü cilt, o ana kadarki hikayenin bir özeti ve ikinci sınıf dönemi ile sonrası için tohumlar ekme amacı taşıyan, sadece basılı kitap versiyonuna özel olarak sıfırdan yazdığım bir bölümdü.
Dördüncü ciltten itibaren Umi ve Maki ikilisinin yanına Yuu da dahil oluyor ve oldukça önemli bir konuma yerleşiyor. Dürüst olmak gerekirse, bu konuyu gerçekten yazıp yazmama konusunda biraz kararsız kalmıştım. İlk ciltte güzelce barışmışlar, ikinci ciltte ise ilişkileri neredeyse tamamen eski haline dönmüştü. Durum buyken, o ikilinin arasını yeniden darmadağın etmek ne kadar doğruydu bilemiyordum. Ancak, Maki ve Umi yan yana tatlı tatlı vakit geçirirken, Yuu’nun arka planda gizlice buruk bir ifadeyle Maki’nin yüzüne baktığı sahne gözümün önüne geldiğinde, bunu yazmaktan kendimi alamadım.
Yuu bundan sonra zor zamanlar geçirecekti. Fakat tam bir Başrol Kadın hamuruna sahip olduğu için, ona gerçekten destek olacak arkadaşlara ve yeni karşılaşmalara sahip olacağını düşündüm. Bu düşünceyle sekizinci cilde kadar uzanacak süreci başlattım. Geriye dönüp baktığımda, her bir cildin sayfa sayısının hızla artmaya başladığı dönüm noktası tam olarak burasıydı.
Dördüncü ciltle birlikte ikinci sınıf dönemi başlıyor. Aslında bu hikayenin neredeyse tamamen Yuu için başladığını söylesem yalan olmaz. İşte tam bu noktada Nagisa (Arae) ilk kez sahneye çıkıyor. O ana kadarki hikayede Umi veya Yuu ile doğrudan kafa kafaya çarpışacak bir karakter olmadığı için, onu yazmak benim için gerçekten çok keyifliydi. Nagisa’nın yanı sıra, ikinci sınıf dönemiyle birlikte Mio (Nakamura) ve Ryoko (Hayakawa) gibi şahsına münhasır birçok sınıf arkadaşı da hikayeye dahil oldu ve tam anlamıyla gençlik kokan bir süreç gelişti. Ayrıca bu sıralarda Midori’yi (Hachiga) de ileride hikayeye dahil etmeyi planlıyordum; Sanae ve Manaka da bu durumu inceden hissettirme konusunda bana epey yardımcı oldular. Umi ile aralarında geçmişte pek çok şey yaşanmış olsa da, bu durumun Umi’nin o yumuşak kalpliliği (daha doğrusu saflığı) sayesinde tatlıya bağlandığını düşünüyorum. Zaten Umi, insanları kolayca kestirip atan bir karakter olsaydı, bu hikaye en başından beri var olamazdı diye hissediyorum.
Beşinci cilde gelirsek; dördüncü cilt daha çok Yuu odaklı olduğu için, Yuu’nun aşk mevzularını bir kenara bırakıp Umi ve Maki’nin cilveleşmelerini okuyucuya bol bol sunmak istedim. (Aslında tamamen canım öyle yazmak istediği içindi.) Olayların akışı gereği Maki sadece Umi’ye yardım etmekle kalmadı, abisi Riku’nun da arkasından itici bir güç oldu. Böylece Asanagi ailesi, Maki’ye artık kendi ailelerinden biriymiş gibi davranmaya başladı.
Maki’nin hikayenin sonlarına doğru kurduğu, "Sevdiğin kişiyle birlikteyken her gün çok eğlenceli," cümlesi şahsen beni çok etkilemiştir. O dönemki hislerini en samimi şekilde yansıtan bu sözlerle birlikte, ana karakter olarak onun adım adım büyümesini izlemek bana büyük bir keyif veriyordu.
Tabii tam da bu yüzden, arka planda Yuu’nun yüzü günden güne asılıyordu.
Ayrıca okuyucuların da az çok tahmin ettiği gibi, hikayenin geçtiği Joto şehri, Kyushu bölgesinde bir yerler olarak tasarlandı. Sokaklar ve manzaralar farklı yerlerin birleşiminden oluştuğu için aslında hayali bir yer sayılır, yine de kafamda canlandırdığım bazı gerçek modeller vardı.
Bir gün ben de tamamen buraya has yerel bir roman yazabilmeyi içten içe çok istiyorum.
Şimdi, konuyu biraz dağıttım ama tekrar altıncı cilt ve sonrasına dönelim.
Bu noktadan sonra, Yuu’nun bugüne kadar bir şekilde gizlemeyi başardığı Maki’ye olan aşkı yavaş yavaş herkes tarafından fark edilmeye başlıyor ve bu durum aralarında yanlış anlaşılmalara yol açıyor. Yazarken benim için de sürpriz oldu ama bu kıvılcımı ateşleyen kişi, o güne kadar hep bir adım geride durup Maki ve diğerlerini izleyen Niina oldu. Normalde Maki ve Umi’nin vıcık vıcık sevgililik halleriyle dalga geçen, bazen Yuu ile birlikte muzurluk yapan, bazen de mantığın sesi olan bu kız, aslında tamamen yardımcı karakter rolündeydi. Ancak Niina’nın da içinde taşıdığı güçlü hisler vardı ve yedinci ciltte Yuu ile karşı karşıya geldi. Niina hakkında da kafamda kurguladığım bazı hikayeler var. Uygun bir zamanda yazabilmek için fırsat kolluyorum fakat bunu araya sıkıştırmak gerçekten zor olduğu için içimde bir ukde olarak kaldı. Tabii ki Niina’nın tüm hayatını didik didik edecek değiliz ama otuzlu yaşlarına merdiven dayamış haliyle, kendisinden genç bir üniversiteliyle sağlıklı bir iletişim kurmayı başarabilecek mi merak ediyorum. Her halükarda, ona tüm kalbimle başarılar diliyorum.
Yedinci cildi tekrar elime alıp baktığımda, önceki ciltlere kıyasla eldeki ağırlığı ve kalınlığı bariz bir şekilde hissediliyor. İlk cilt sayfa başına 40 karakter x 17 satır düzeniyle 333 sayfayken, yedinci cilt 40 karakter x 18 satırla 437 sayfaya ulaşmıştı. (Her ikisi de çizimler dahil, sonsöz hariçtir.) Yan yana koyduğunuzda fark hemen anlaşılıyor. Sektöre ilk adım attığımda, o zamanki editörüm bana bir romantik komedinin 256 sayfa civarında olmasının fazlasıyla yeterli olacağını söylemişti. Ben de aslında her seferinde bu hacimde tutmaya çalışıyorum ama yazmaya başlayınca "şunu da ekleyeyim, bunu da yazayım" derken iş çığırından çıkıyor. Onuncu cilde gelmemize rağmen bu huyum hiç değişmedi.
Bu süreçte yorduğum tüm çalışma arkadaşlarımdan özür dilerim. Gelecekte de uslanmadan elimden gelenin en iyisini yapmaya devam edeceğim. Şimdiden teşekkürler.
Yedinci cildin hikayesi bittiğinde, Kakuyomu versiyonu için başlangıçta düşündüğüm tüm taslağı tüketmiş oldum. İnternet sitesindeki yayın, kitap versiyonunun yedinci cildinin sonlarına doğru bir yerde durmuş durumda (bunun için gerçekten özür dilerim...). Yuu’nun meselesi tamamen çözüme kavuştuğunda Kakuyomu versiyonunu da nihayete erdirmeyi planlıyorum. Çünkü internet üzerindeki hikayelerin, kitap versiyonuna kıyasla çok daha hızlı ve akıcı ilerlemesi gerektiğini düşünüyorum. Üçüncü cilt kısmını Kakuyomu’da yayınlamama sebeplerimden biri de buydu.
Uzun süredir yeni bölüm eklemediğim için üzgünüm ancak Kakuyomu tamamen kendi inisiyatifimle yürüttüğüm bir alan olduğundan, lütfen sabırla beklemeye devam edin.
Böylelikle sekizinci ciltten itibaren, onuncu ciltteki finale doğru giden adımlar atılmaya başlanıyor. Sekizinci cilt, tıpkı üçüncü cilt gibi, ikinci sınıf dönemini kapsayan dördüncü ve yedinci ciltler arasındaki olayların bir nevi toparlanması niteliğindedir. Dokuzuncu ve onuncu ciltler ise oldukça uzun bir epilog görevi üstleniyor.
Ayrıca sekizinci ciltte, nihayet son ana karakterimiz olan Midori karşımıza çıkıyor. Kendisi özellikle iş hayatına atıldıktan sonraki Maki ile derin bağları olan bir isim. Bu hikaye, Maki ve Umi’nin lise ve üniversite yıllarını mercek altına alan bir kesitten ibaret olsa da, üniversite mezuniyetinden sonra da hayatları devam ediyor. Midori’nin kız kardeşi Aoi, Maki ve Umi’nin çocukları olan Wataru ve Sakura da dahil olmak üzere, yetişkinlik hayatlarında da onları bekleyen pek çok yeni insan var. Bir gün bu iki karakterin gelecek yıllarına da bir yerlerde değinmeyi gizliden gizliye planlıyorum... Şey, yani aklımdan geçiriyorum diyelim.
Artık sonsözün de sonuna gelmiş bulunuyoruz. Sırada dokuzuncu cilt var. Dokuzuncu ciltte sayfa sınırından dolayı pek fazla detay verememiştim, bu yüzden o açığı da kapatacak şekilde burada konuşmaya devam etmek istiyorum.
Sayfa sayısını epey fazla tutmuş olsak da, üçüncü sınıf dönemini daha ziyade "Üniversite Sınavına Hazırlık Dönemi" olarak düşünebilirsiniz. Doğal olarak ben de kendi zamanımda üniversite sınavına girdim. Lise birinci ve ikinci sınıfla kıyasladığımda, lise son sınıfın göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçtiğini hatırlıyorum. Dersleri biraz boşladığım o arada bir gün, derken bir ay geçivermişti. Sonunda panikleyip harıl harıl ders çalışmaya başladığımda ise sınav dönemi yakında, hemen kapıdaydı. İşte tam olarak böyle bir duygu içindeydim. Tabii okul etkinlikleri de vardı ama Kültür Festivali ve Spor Festivali gibi şeyleri zaten ilk iki yılda tecrübe ettiğimiz için, bu alışmışlık hissinin de zamanın hızlı akmasında payı olduğunu düşünüyorum.
Üçüncü sınıf dönemi demek için kısa, öte yandan üniversite sınavı dönemi demek içinse biraz uzun... Dokuzuncu cilt bana işte tam olarak bu duyguyla yazılmış gibi geliyor. İnsan yaş aldıkça daha iyi anlıyor ama bir yıl gerçekten göz açıp kapayıncaya kadar geçiyor. Eğer bunu okuyan öğrenciler varsa, lütfen her gününüzün kıymetini bilin.
Biraz ana hikayeden bahsetmek gerekirse, şahsen bende en çok iz bırakan kısım sanırım o son konuşma sahnesiydi. Garip bir histir ki, o sahneyi kendim düşünüp tasarlamaktan ziyade, artık olgunlaşan Maki'nin sözlerini hemen yanı başından dinleyip sadece yazıya dökmüşüm gibi hissettim. Öyle ki, üzerine neredeyse hiç düşünmeden, hiç zorlanmadan kelimeler kendiliğinden akıp gitti.
Maki, hiç şüphesiz bu serinin başrolü olarak harika bir gelişim gösterdi. Bu seriyi buralara kadar taşıyabildiysem, bu ne Umi ne de Yuu sayesindedir; kesinlikle Maki'nin sayesindedir. Kendisine bir kez daha yürekten teşekkür ederim. Bundan sonra senin peşini ısrarla kovalamayacağım Maki, artık Umi ve sevgili çocuklarınla birlikte huzurlu, mutlu bir hayat sürün.
Ve son olarak, bu cilde gelelim. Zaten sayfalardır konuşuyorum ama lütfen birazcık daha bana katlanın.
Onuncu cilt, tek bir kitap halinde tamamen bir epilog olarak yazıldı. Seriyi onuncu ciltte noktalamaya çok uzun zaman önce karar verdiğim için, yazmak istediğim her şeyi olabildiğince bu kitaba sığdırmaya çalıştım. Sayfa sınırından veya hikaye akışından dolayı bazı karakterlere yer veremedim ama Maki ve Umi'nin hikayesini neredeyse tamamen tamamladığımı düşünüyorum.
Ayrıca, ana hikayenin sonu olması sebebiyle evlilik teklifi sahnesinin tasarımına her zamankinden çok daha fazla özen gösterildi. Dokuzuncu cildin çıkışından sonraki üç ay gibi kısa bir sürede bu isteğimi memnuniyetle yerine getiren Hinata-sensei'ye ve bu fikri sunan editörüme çok teşekkür ederim.
Öte yandan, evlilik teklifinden sonraki epilogda zamanın hızla akıp gitmesi ve karşımıza yetişkin birer birey olarak çıkan Maki ve diğerlerinin hikayesinde, düğün törenine yer vermememin aslında bir sebebi var.
Yukarıda da çıtlattığım gibi, bu seri sadece liseden üniversiteye kadar olan dönemi kapsıyor. Evlilikten sonra da Maki ve Umi'nin hayatı tüm hızıyla akmaya devam edecek. Bu benim kişisel bir bakış açım olabilir ama eğer hikayeyi iki karakterin düğün töreniyle bitirseydim, sanki onların hayatı orada son bulmuş, o noktada donup kalmış gibi hissettirecekti. İşte bu yüzden final sahnesini bu şekilde kurgulamayı tercih ettim.
Ayrıca düğün ve diğer eksik kalan hikayeleri, kışın çıkacak olan kısa öykü kitabında elimden geldiğince toparlamaya çalışacağım. Eğer ilginizi çekerse ona da göz atmanız beni çok mutlu eder.
Yazarın gözünden tüm serinin genel değerlendirmesi bu şekildeydi.
Orijinal roman serisi burada nihayete eriyor olsa da, Ono-sensei'nin çizdiği manga uyarlaması devam edecek. Manga şu an için orijinal romanın üçüncü cildini tamamlamış durumda ve buradan itibaren ikinci sınıf dönemine adım atıyor. Yeni katılan Nagisa ve Mio gibi güçlü karakterlerin, Ono-sensei'nin harika çizimleriyle nasıl hayat bulacağını ben de bir okuyucu olarak merakla bekliyorum. Lütfen manga uyarlamasına olan desteğinizi esirgemeyin.
Ve anime hakkında... Her şey planlandığı gibi giderse, tam da bu dönemde animenin Blu-ray kutusu satışa çıkmış olmalı. Toplamda on iki bölümü barındırdığı için, canınız her istediğinde açıp tekrar izleyebilirsiniz. Ayrıca televizyon yayını bitse de dijital platformlarda yayınlanmaya devam edeceği için, yayını kaçıranlar varsa mutlaka oradan göz atsınlar.
O halde son olarak, her zamanki kapanışımla veda edeyim.
Hinata Azuri-sensei, bayrağı ikinci ciltten devralmanıza rağmen sonuna kadar benimle birlikte koştuğunuz için gerçekten çok teşekkür ederim. Ana hikaye bitmiş olsa da, kışın çıkacak kısa öykü kitabına kadar lütfen biraz daha bana eşlik edin.
Sneaker Bunko Yayın Kurulu ve ilk ile ikinci editörlerim... Bu serinin buralara gelmesi tamamen sizin destekleriniz sayesindedir. Yeni projelerim de dahil olmak üzere gelecekte de tüm gücümle üretmeye devam edeceğim. Desteğiniz için teşekkürler.
Ono-sensei ve Alive Yayın Kurulu üyeleri. Sevimli Maki ve Umi için size her zaman minnettarım. Bundan sonra da elimden gelen tüm kolaylığı sağlayacağım, birlikte çalışmaya devam etmek dileğiyle.
Ve son olarak, siz değerli okuyucularım. Lütfen bundan sonra da Umi ve Maki ikilisini desteklemeye devam edin.
Hepinize çok teşekkürler.
Takata
Sınıftaki En Sevimli İkinci Kızla Arkadaş Oldum (Dijital Sürüm) 10
Takata
Kadokawa Sneaker Bunko
1 Temmuz 2026 Basım
ver.001
©Takata, Azuri Hyuga 2026
Bu dijital kitap aşağıdaki kaynağa dayanarak hazırlanmıştır:
Kadokawa Sneaker Bunko "Sınıftaki En Sevimli İkinci Kızla Arkadaş Oldum 10"
1 Temmuz 2026 İlk Basım
Yayıncı: Naohisa Yamashita
Yayınlayan: KADOKAWA CO., LTD.
● İletişim
https://www.kadokawa.co.jp/
(Lütfen "İletişim" bölümüne ilerleyin)
※ İçeriğe bağlı olarak her soruya yanıt verilemeyebilir.
※ Destek hizmeti sadece Japonya sınırları içinde geçerlidir.
※ Sadece Japonca hizmet verilmektedir.
Bu dijital kitabın tamamının veya bir kısmının izinsiz olarak kopyalanması, yeniden basılması, dağıtılması, iletilmesi veya internet sitelerinde paylaşılması yasaktır. Ayrıca, bu dijital kitabın içeriği üzerinde izinsiz değişiklik yapılması kesinlikle yasaktır.
Bu dijital kitabı satın alırken kabul ettiğiniz sözleşme uyarınca, ücretli veya ücretsiz olup olmamasına bakılmaksızın ürün üçüncü şahıslara devredilemez.
Bu dijital kitabın içeriği, temel alınan basılı eserin hazırlandığı dönemdeki araştırma ve yazım koşullarına dayanmaktadır.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.