Tren penceresindeki karanlığı izleyen Saito ve Himari, sallantılı vagonun içinde ilerliyordu.
İkisi dışında hiç yolcu yoktu; tavanı soğuk, parlak beyaz bir ışık aydınlatıyordu.
Rastgele yapıştırılmış posterler. Duvarlara sinmiş zamanın kokusu. Tren ne zaman rayların birleşim yerinden geçse, Himari'nin omzu Saito'nunkine çarpıyordu.
"Ailenin arabasıyla dönmesen daha mı iyiydi? Trenle gitmekten daha rahat olurdu."
"Hı-hı. O daracık arabanın içinde nefesim kesiliyordu. Birdenbire alışmam imkânsız."
Himari mesafeli bir tavırla konuşsa da yüzünde en ufak bir kasvet yoktu. O canlılığını kaybetmiş gözleri bile artık dünyayı net bir şekilde algılıyordu. Kız gerçekten de buradaydı.
"İkisiyle de epey konuştum. Bir sürü içimi döktüm, biraz rahatladım."
"Sevindim."
Himari iki elinin parmak uçlarını birleştirerek anlatmaya devam etti:
"Babamla Rieko-san, duygularımı daha çok anlamak istediklerini söylediler. Saito-kun'dan azarı yiyince akılları başlarına gelmiş. Neredeyse hiç tanımadığın yetişkinlere azar çekmek mi? Gerçekten inanılmazsın, Saito-kun."
"Özür dilerim. Elde olmadan sinirlendim işte."
Eski Saito olsa uğraşmaya üşenip konuyu geçiştirirdi. Acaba mantıksız davranan kişilere hiç acımadan savaş açan Akane'den mi zehir kapmıştı?
"Ben... galiba senden gerçekten hoşlanıyorum, Saito-kun."
Himari vücudunu Saito'ya doğru yasladı.
Açıkta kalan kolları, akşam güneşinin sıcaklığını hapsetmiş gibi kor gibi yanıyordu. Saito'nun elini tutmaya yeltendi ama hemen vazgeçip geri çekildi.
"Benim yanıma geldin diye Akane kızmadı mı?"
Saito kafasını yana eğdi.
"Akane niye kızsın ki?"
"Acaba niye?"
Himari'nin gizemli gülümsemesi, cevap vermeye niyeti olmadığını açıkça gösteriyordu.
Uysal bir kişiliği vardı ama bu kızın bir kez karar verdiği bir şeyi değiştirmek, bir dağı yerinden oynatmaktan farksızdı. Himari'nin içinde kimsenin delip geçemeyeceği çelikten bir irade yatıyordu.
Saito derin bir iç çekti.
"Tek başına git diyen zaten Akane'ydi."
"Öyle mi... Akane çok güçlü. Benim aksime."
Himari, imrenen bir edayla söylemişti bunu.
Evlerine vardıklarında akşam yemeği saati çoktan geçmişti.
Saito cebinden anahtarı çıkarıp giriş kapısını açmaya yeltenecekken kapı içeriden büyük bir gürültüyle açıldı ve güm diye yüzüne çarptı.
Dışarı fırlayan kişi Akane'ydi.
"Bu da ne biçim bir tuzak böyle... Bana ceza mı kesiyorsun?!"
Saito, sızlayan burun kemiğini tutarak sitem etti.
"Ş-Şey, hayır! Senin geldiğini duyunca bir an..."
"Bir an burnumu kırmaya mı karar verdin?! Bu kadarı da fazla ama!"
"Sana öyle değil diyorum ya!"
Akane öfkeyle ayaklarını yere vurdu.
Himari öne çıkıp başını eğdi.
"Özür dilerim Akane. Benim yüzümden yalnız kaldın."
"Y-Yalnız falan kalmadım bir kere! Gürültücü Saito olmayınca derslerime daha iyi odaklandım, işime geldi hatta!"
"Öyle mi? O zaman ben de bir haftalığına bir yerlere çekilip gezeyim bari!"
"Sen hayatta yapamazsın onu! Yiyecek bile bulamayıp yol kenarında geberip gidersin!"
"Köpek miyim lan ben?!"
"Köpeğin tekisin evet!"
Akane öfkeyle Saito'ya baktı.
Saito, asıl gürültücü olanın kendisi değil Akane olduğunu düşünüp şaşkınlıkla iç geçirdi.
Yine de bu patırtıyı sevmiyor değildi. Birbirlerine laf sakınmadan laf çarptırmak, eve döndüğünü hissettiriyor ve nedense içini rahatlatıyordu.
Akane kollarını kavuşturup Himari'ye döndü.
"Sen de insanı bu kadar endişelendirme Himari. Mesajlarımı okuduğunu bile görmeyince ne oldu diye meraktan öldüm."
"Çok özür dilerim. Biraz yoğun geçiyordu da."
"Okula da aksatmadan gel artık. Sen yokken hiç tadı tuzu olmuyor."
"Ben yokken beni mi özledin?"
"T-Tabii ki özledim."
Utanarak da olsa kabul etmişti Akane. Saito'nun yokluğunu sevinçle karşılarken Himari'ye gösterdiği bu çifte standart, Saito'nun içini sızlattı.
"Saito-kun'u bana ödünç verdiğin için teşekkür ederim."
Himari, Saito'nun elinden tutup onu Akane'ye doğru yaklaştırdı.
"Saito-kun'u sana geri veriyorum. Yine bir şey olursa tekrar ödünç alabilirim ama."
"Ne gibi bir şeymiş o..."
Akane şüpheyle kaşlarını çattı.
"Nasıl desem... Gelecek yıl, yine aynı gün."
Himari, yıldızların hafifçe belirdiği karanlık gökyüzüne doğru başını kaldırdı.
Güneşli bir pazar günü Saito, oturma odasında kitap okuyordu.
Uzun zaman sonra ilk kez baş başa kalmanın verdiği mutlulukla Akane de onun yanında soru bankasını açmıştı.
Dersine odaklanması gerektiğini bilse de elinde olmadan gözü Saito'ya kayıyordu. Ne zamandan beri aklı fikri Saito olmuştu böyle?
Bakışlarını hisseden Saito, kafasını Akane'ye doğru çevirdi.
"Hafta sonu bile ders mi çalışıyorsun? Arkadaşlarınla takılmıyor musun hiç?"
"Himari babası ve Rieko-san'la alışveriş merkezine gitti. Dışarıda yemek yiyeceklermiş. Son zamanlarda ailesiyle arası bayağı düzeldi sanırım."
"Ne güzel... Demek onu gerçekten düşünen bir ailesi var."
Saito'nun geride bırakılmış gibi mırıldanması Akane'nin yüreğini burktu.
Neden bu kadar yalnız görünüyordu ki? Yeteneği, serveti, şöhreti... Her şeyi vardı oysa.
Neden bu dünyada tek bir şeye bile sahip değilmiş gibi aç bir ifadeyle bakıyordu gözleri?
"Ş-Şey... Saito?"
"Ne oldu?"
Ona anlatmak istiyordu. Kendi duygularını az da olsa aktarabilmek istiyordu. Ondan hoşlandığını ömrü boyunca söyleyemeyecek olsa bile, en azından yapayalnız olmadığını anlamasını istiyordu.
Kendisi ıslah olmaz bir korkaktı belki ama... Yine de.
Akane deli gibi çarpan kalbini sakinleştirmeye çalışarak derin bir nefes aldı ve kelimeleri güçlükle dudaklarından döktü:
"Saito'nun evi... burası."
"Ha...? Tabii ki burası. Bir yere gittiğim yok ya."
Anlamıyordu.
Bu durum çok can sıkıcıydı.
Bu kadar yakınındayken bile ona ulaşamıyordu.
"Bana bencilce davranabileceğimi söylemiştin, değil mi?"
"E-Evet."
"O zaman bana kendinden daha çok bahset. Ne düşündüğünü, ne hissettiğini, neye üzüldüğünü anlat. Susarsan anlayamam ki."
"Ben... üzülmüyorum ki."
Gözlerini kaçırıp kaçmaya çalışan Saito'yu göğsüne bastırıp sımsıkı sarıldı.
Kıpkırmızı olan yüzünü görmesini istemiyordu.
Dudaklarından dökülen kelimeleri, bu durdurulamaz duyguları anlamasını istiyordu.
"Ben senin hakkında her şeyi öğrenmek istiyorum. Acılarını, içindeki o kırıklıkları bilmek istiyorum. Çünkü biz... biz evliyiz."
Akane'nin kolları arasında kalmak, o yumuşacık göğsüne sığınmak Saito'ya gerçek dışı geliyordu.
Bu Akane'ye hiç uyan bir hareket değildi. Akane çok daha saldırgan, Saito'dan nefret eden ve yüzünü her gördüğünde hakaretler yağdıran bir kızdı.
Ama yine de... bu çok güzel bir histi.
Şimdiye kadar hiç hissetmediği kadar büyük bir huzur kaplamıştı içini. Kızın kollarında eriyip gidecek gibiydi.
Saito'nun ruhuna işleyen bu acemi kelimeler, bedeninin derinliklerine kadar süzüldü.
Zihni alev aldı, boğazı düğümlendi ve yakıcı bir sızı gözlerini titretti.
Yanağından süzülen o ıslaklığı, Akane parmağının ucuyla yavaşça sildi.
"...Ben neden ağlıyorum ki?"
Saito, boş bakışlarla mırıldandı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.