Bir Buket Maydanoz ve Kırmızı Aura

"Kyaa────!?"

Saito oturma odasına girdiğinde, kahvaltı hazırlayan Akane yerinden sıçradı.

Korkmuş bir sokak kedisi gibi, hızla duvar kenarına kadar geri çekildi.

"A-aniden içeri dalıp durma! Burası benim odam sayılır!?"

"Burası ortak alan! Hem niye bu kadar şaşırdın? Kötü bir şey mi çeviriyordun?"

Saito, sonunda zehirli yemeğin görücüye çıkacağını düşünerek gardını aldı.

"Kötü bir şey yaptığım falan yok. İlla bir şey diyeceksem, senin varlığın bu dünyaya hüzün saçan bir kötülük!"

"Bu biraz ağır olmadı mı?"

Kendisini tam bir iyilik timsali olarak görmese de, bir İblis Kral olduğunu da düşünmüyordu Saito. Gerçi, olabiliyorsa İblis Kral olmayı denemek isterdi.

"Neyse, boş ver. Günaydın."

"G-günay..."

Saito sabah selamını verince, Akane utangaç bir tavırla karşılık verecek gibi oldu.

Ama hemen ardından.

"Sana günaydın falan dilemiyorum be!" diyerek tüm gücüyle reddetti.

"Geç kaldığımı mı düşünüyorsun? Her zamanki gibi alarmla uyandım işte."

"Alarmla uyanmak bilinci düşük insanların işidir! Sen bir yüzyıl geriden geliyorsun!"

"Urashima Taro muyum ben? Çağ mı atladım yani?"

Bu sabah Akane bir tuhaftı. Zaten normalde de garip bir tipti ama şu an normalden çok daha fazla kontrolden çıkmış durumdaydı.

Saito elini Akane’nin alnına koydu.

Akane, yıldırım çarpmışçasına donup kaldı. Yüzü saniyeler içinde kıpkırmızı kesildi.

"N-n-n-ne yapıyorsun!?"

"Ateşin mi var diye bakayım dedim ama... Harbiden yanıyorsun."

"O senin dokunman yüzünden be────!!"

Akane, Saito’yu bütün gücüyle itti.

"Eğer şifayı kaptıysan hastaneye gidelim. Seni kucağımda taşırım."

"Şu an öyle bir şey yaparsan şoktan ölürüm!"

"Durumun ciddi desene... O zaman kaybedecek vaktimiz yok. Zorla da olsa seni götüreceğim."

Saito ona doğru atılıp Akane'yi kucaklamaya çalıştı.

Akane kurtulmak için çırpınmaya başladı.

"Bı-rak be-ni! Bugüne özel neyin var senin!? Himari’den bir şey mi duydun yoksa!?"

"Bir şey derken ne gibi?"

"Ş-şey işte... Benim... Seni..."

"Öldürmeye çalıştığını mı!?"

Saito anında Akane’den uzaklaşıp masanın diğer tarafına geri çekilme gerçekleştirdi. İnsan kendi canını ancak kendisi koruyabilirdi. Zor bir durumda kimse Saito’yu korumazdı.

"Alakası yok! Seni öldürmem diye bir şey olabilir mi hiç!?"

"Yüzde doksan beş... Hayır, yüzde doksan dokuz ihtimalle olabilir."

"Çok yüksek! Beni ne sanıyorsun sen!?"

"Kötücül bir tanrı falan mı acaba..."

"İmajım bu kadar mı yerlerde!?"

Akane'nin gözleri hafifçe dolmuştu.

"Eğer bir cinayet planı değilse, Himari'den ne duyduğumdan şüpheleniyorsun ki?"

"O-o kadarını... Bilmiyorum işte! Havalara girme hemen!"

"Havalara girdiğim falan yok."

Saito, kibirlenmek bir yana, iyice içine kapanmıştı. Sabahın köründe evdeki durumu ve oda arkadaşının ruh halini kavrayamıyor, hayatta kalmak için ne yapması gerektiğini kestiremiyordu.

Yaşamak istiyordu. Ölmek istemiyordu. Bu gece de Akane'nin elinden yemek yemek istiyordu. Mümkünse biftek tercihiydi. Duyguları bu yöndeydi.

"Bugün kahvaltıda ne var?"

"Al!"

Akane'nin parmağıyla işaret ettiği yerde, tabağa konulmuş bir tutam maydanoz duruyordu. Yan ürün falan değil. Bildiğin koca bir demet maydanoz, o kadar. Vahşi bir krallıktı adeta.

"Hazır erişteden bile daha sade olmuş."

"Sana bu kadarı bile çok! Bir itirazın mı var!?"

"İtirazım yok."

Saito, üzerinde gram sos olmayan maydanozu hatur hutur yedi. Bunun hayatın acılığı olduğunu düşünerek, zengin besin değerlerini dilinin her noktasında hissetti.

"Bekle, ciddiye alma şunu! Adamakıllı lezzetli bir şeyler yapacağım şimdi!"

"Gerek yok. Niyetini gayet iyi anladım Akane... Kötü niyetini iliklerime kadar hissediyorum!"

"Öyle değil diyorum ya──!!"

Akane, maydanoz demetini Saito'nun ağzından çekip çıkardı.

Okulun avlusunda Saito kara kara düşünüyordu.

"Akane her zamankinden daha saldırgan... Acaba onu kızdıracak bir şey mi yaptım...?"

"Abiciğim, Himarin’le öpüştüğün için kızıyor sana! Ben de kızgınım! Hemen şimdi benimle de öpüş!"

Üzerine atılan Maho’dan ustaca sıyrıldı Saito. Ancak Maho etrafından dolanıp sırtına yapışmayı başardı. Ne kadar silkelense de bırakmıyordu.

"...Abimin ilk öpücüğü Himari ile değildi gerçi."

"Ha...? Ne demek istiyorsun?"

"Hiç, boş ver."

"Bak şimdi iyice merak ettim!? Şunu bir açıklasana!?"

"Ben de acayip merak ettim şu an!? Açıkla hadi!?"

Saito ve Himari, Itoa'nın tepesine çöktü.

"Tamam. İnsanlığın kökeninden başlayarak sırayla anlatacağım."

"Kaç bin yıl sürer o!?"

Saito, mümkünse özet geçmesini istiyordu.

"Aslında bu dünyanın oluşumu, tanrıların yüce bir güçle kaosun karanlığına inişiyle başlar..."

Itoa cidden dünyanın yaratılış mitolojisinden girmeye niyetliydi. Saito'nun içini bir ürperti kapladı.

Himari Omuz silker.

"Akane'nin kızgın olduğunu sanmıyorum aslında."

"Öyle mi? O zaman neler oluyor...?"

Akane'nin zihnini anlamak zaten zordu ama bugün hamlelerini okumak imkansızdı. Acilen bir analiz yapmazsa bu durum Saito'nun canına mal olabilirdi.

"Boş ver şimdi bunları da, okul çıkışı yine randevuya çıkalım mı? Öpüşmekten daha 'sevgili gibi' şeyler yapmamız gerektiğini düşünüyorum."

"Öpüşmekten daha sevgili gibi şeyler derken...?"

"Onu randevuda görürsün. Çıktığımızı sınıftakilere iyice kanıtlamamız lazım. Hadi, olur de?"

Himari, Saito'nun koluna girip ona alttan alta baktı. Bugün Himari de bir tuhaftı. Her zamankinden daha atak davranıyordu.

"Hi~ma~ri~!"

O sırada okul binasından Akane çıkageldi. Omuzlarını dikmiş, yeri dövercesine yürüyor, tüm vücudundan kıpkırmızı yanan bir aura fışkırıyordu.

Himari, Saito'nun koluna yapışmış halde başını yana eğdi.

"Ne oldu?"

"Ne oldu diye sorma bana! Seninle konuşacaklarım var, buraya gel!"

"Sonra olsa olur mu? Şu an Saito-kun'u baştan çıkarmakla meşgulüm de."

"Günün ortasında okulda milleti baştan çıkarmaya çalışma! Ne kadar ayıp!"

"Gündüz olmazsa sorun yok yani? Tamam o zaman, gece baştan çıkarırım!"

"O yüz kat daha ayıp be! Hemen ayrıl ondan!"

Akane, Himari'yi bütün gücüyle çekiştirmeye başladı.

Himari ise ne pahasına olursa olsun Saito'yu bırakmıyordu.

Akane ve Himari arasında adeta kıvılcımlar çakıyordu.

Saito, sevgili gibi içli dışlı olan bu ikilinin ilk kez tartıştığını görüyordu ama nedense aralarındaki mesafenin eskisinden daha çok kısaldığını hissediyordu. En yakın arkadaş olmalarına rağmen birbirlerine karşı biraz mesafeli olan Akane ve Himari artık çekinmeyi bırakmışlardı. Kesinlikle olağanüstü bir durum yaşanıyordu.

Saito bir kriz anında olduğunu hissederek Akane'ye doğru bir adım attı.

"Kötü bir şey yaptıysam özür dilerim. Gel biraz konuşalım."

"Yaklaşma!"

Akane geriye doğru sıçradı.

"Bu kadar mı nefret ediyorsun benden!? Ne yaptım ki ben sana!"

Saito ağır bir darbe almıştı. Huzurlu bir hayat için son zamanlarda Akane ile arasını düzeltmeye çalışmıştı ama sonuç buydu. Her şey boşa gitmişti.

"Sayısız şey yaptın... Hepsi senin suçun..."

"E o zaman açıklasana! Yoksa kendimi düzeltemem!"

"Hayır! Sana asla açıklamayacağım!"

Akane kollarını kavuşturup kafasını başka yöne çevirdi.

Zaten inatçı bir kızdı; bu hale geldikten sonra ağzından laf almak imkansızdı. Saito, ne yapacağını bilemeyerek elleriyle başını tuttu.

"Senden nefret ediyorum... Gerçekten nefret ediyorum."

Akane, yanakları kıpkırmızı kesilmiş bir halde fısıldadı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.