Tomoe, bir ara sevimli küçük bir kız olmaktan çıkıp güzel bir genç kıza evrilmişti.
İstese erkekleri avucunun içinde oynatabilirdi… Yakında ona bir eş bulup nişanlarını duyurmazsak, erkekleri çıldırtırdı. Bir ağabeyi olarak bu konuda karmaşık hisler besliyordum.
“Kalede çalışmaya devam edeceksin, değil mi?”
“Evet. Her türden hayvanı üretebileceğimiz ortamlar düzenlemeye yardımcı olmak için yeteneğimi kullanmaya devam etmek istiyorum,” dedi Tomoe başını sallayarak. Ellerini çırparak ekledi: “Ah, ayrıca saray nazırı Marx’tan kraliyet törenleri hakkında dersler alıyorum. Sizinle ve ablalarımla kalede yaşamayı çok seviyorum, bu yüzden bir ara Marx’ın yerini alıp saraydaki işleri yürütmek istiyorum.”
“Marx’a bir varis… Kulağa hoş geliyor.”
“O-Oh, anladım.”
Ben bunu memnuniyetle karşılarken, Liscia biraz ikircikli görünüyordu.
“Hım? Bir sorun mu var?” diye sordum.
“Hayır, ama Marx’ın konumunda, mirasçı yetiştirme konusunda endişelenmesi gerekiyordu, değil mi? Tomoe’nin bundan sonra bizi bu konuda darlayacak olması hakkında ne hissedeceğimi bilemiyorum…”
“Nereden geldiğini anlıyorum…”
Bunu düşününce ben de garip hissettim. Marx bir erkekti, bu yüzden bir mirasçı konusunda telaşlanırken, kraliçelerin sağlığını takip eden ve birlikte geçireceğimiz geceleri planlayan saray hanımlarıydı. Ama Tomoe onun rolünü üstlendiğinde, kararları kendisi verecekti.
Liscia ve ben garip bakışlar atarken, Tomoe sırıttı.
“Ağabey, Abla, üçüncüyü yapmanızın zamanı gelmedi mi?”
“E-Elbette…”
“Ş-Şey, bize biraz zaman ver… Tamam mı?”
Kral ve kraliçe bu küçük şeytanın karşısında çaresizdi.
***
Bu garipliği aşmak için yüksek sesle öksürdüm ve Ichiha’ya baktım. On dört yaşındaydı, bu yıl on beşine basacaktı. Üçü arasında en çok o büyümüştü. Şimdi iki kızdan da uzundu ve 174 santimetre olan boyuma hızla yetişiyordu. Yüzü hala genç olsa da yakışıklı, bilgili bir genç adam olmuştu.
Onu yayına çıkarsak, ev hanımları bayılırdı. Daha önce Hakuya’nın yanında durduğunda, kadınlara yönelik, fetişleştirilmiş bir manga dergisinin kapağından fırlamış gibi duruyordu.
“Bizimle hizmet etmeye devam edeceğini varsayıyorum, Hakuya’nın yanına atanmak ister misin?”
“Evet. Öğrenmeye devam ederken Hakuya için çalışmama izin verin lütfen.”
“Ben de bunu isterim, efendim,” dedi Hakuya da başını eğerek.
Ichiha okuldayken canavarbilim alanında uzman olarak tanınmış olsa da, Hakuya’dan siyaset ve strateji hakkında da dersler alıyordu. Memleketlerindeki siyasi çekişmelere yakalandıktan sonra buraya kaçan ablası Sami’yi gördüğünde, değer verdiği insanları korumak için bu tür şeyleri öğrenmeye motive olmuştu.
Hakuya onu gözüne kestirmiş ve çocuğu kendi varisi olarak yetiştiriyordu. Ben de onu bir sonraki başbakan adayı olarak düşünüyordum.
“Hıhı. Elinden gelenin en iyisini yap, Ichiha,” diye neşeyle söyledi Tomoe.
“Tamam! Yapacağım.”
Tomoe ve Ichiha birbirlerine gülümsedi.
Ichiha gibi bir yabancının önemli bir konuma gelmesi için güçlü destekçilere ihtiyacı var… Elfrieden kraliyet ailesinin evlatlık kızıyla bir evlilik gibi… İkisiyle konuşmanın zamanı geldi mi?
***
Ben bunları düşünürken, Yuriga’ya baktım.
“Ve Yuriga…”
“Evet…”
Yuriga diğer ikisinden büyüktü ve bu yıl on sekizine basacaktı. Şimdi Liscia kadar uzundu ve daha kadınsı bir fiziği vardı. Saçları eskisiyle aynı uzunluktaydı ama şimdi yarı toplu, yarı açık bırakıyordu. Kendi ifadesine göre, “Bu yaşta ikiz kuyruk takmak oldukça utanç verici olurdu!”
Liscia’yı ilk tanıdığım zamanki halini anımsatan cesur, vakur bir görünümü vardı. Tomoe veya Ichiha gibi eşsiz bir becerisi olmasa da, askeri meseleler, akademik çalışmalar ve idari görevleri ortalamanın üzerinde halledebilecek çok yönlü birine dönüşmüştü. Ama… diğerlerine kıyasla çok daha hassas bir konumdaydı.
“Fuuga sana herhangi bir talimat verdi mi? Mezuniyet sonrası ne yapacağın gibi?”
“Hayır.”
“Seni Büyük Kaplan Krallığı’na geri çağırmadı mı ya da benzeri bir şey?”
“Hayır.”
“Cidden, hiçbir şey mi?”
“Dedim ya, hiçbir şey yok! Of!” Yuriga kollarını kavuşturdu ve somurtarak bir yana baktı. “Mezuniyet sonrası ne yapmam gerektiğini uzun zamandır soruyorum, ama o sadece ‘Krallık’ta kal’ diyor. Cidden, benden ne yapmamı istiyor?! Yoksa burada ne yapacağımı bilmeden kalmış gibiyim!”
“Oha, Yuriga,” dedi Tomoe. “Lütfen sakin ol.”
“Çekil!”
Yuriga Tomoe’nin yanaklarını sıktı. Yaşları büyüse de ilişkileri pek değişmemişti.
Yine de… Fuuga ne planlıyor? Haan Büyük Kaplan Krallığı’nın öncülü Malmkhitan, Doğu Ulusları Birliği’nin bir parçasıyken, Fuuga Yuriga’yı ülkemizde okumaya göndermişti. Bunu, birleşme savaşları sırasındaki kaostan onu korumak ve aynı zamanda öğrenmesini sağlamak için yapmıştı. Mezuniyet sonrası ne yapacağına dair hiçbir talimatı olmamasını asla beklemezdim.
Büyük Kaplan Krallığı’nda işler yatışmıştı, bu yüzden eve dönmesinde bir sorun olmamalıydı.
“Madam Yuriga’yı ülkemizde rehin olarak bırakmayı mı düşünüyor?” diye önerdi Hakuya.
Yuriga Tomoe’nin yanaklarını bıraktı ve homurdandı. “Hıh! Eğer istediği buysa, keşke söyleseydi. Onun hatırına rehin olmayı umursamazdım. Tomoe ve Sör Souma etrafta olduğu sürece kötü muamele görmem ve arkama yaslanıp rahatlayabilirim. En kötüsü, talimatsız ortada bırakılmak.”
Bu, inanılmaz bir bakış açısıydı. Yuriga oldukça cesurdu.
Döndü ve bana baktı. “Hey, Sör Souma. Abimden haber beklerken yapabileceğim bir iş var mı?”
Yuriga için bir iş, ha? Her zaman fazladan bir çift ele ihtiyacımız olabilirdi ama… Düşünerek, “Şey… yeteneklerin seni cazip bir aday yapıyor, ancak hangi konumda olduğunu bilmeden seni nasıl değerlendirebileceğimizi bilemiyorum. Mevcut durumda hala bir misafirsin, bu da sana askeri, idari veya akademik bir iş vermeyi zorlaştırıyor,” dedim.
Cevabımı duyunca omuzlarını düşürdü.
“Sadece boş boş oturmak istemiyorum… Velza ve Lucy de çalışıyor.”
Arkadaşları Velza ve Lucy de mezun olmuştu. Velza, Magna Hanedanı ile olan bağlantıları sayesinde kara kuvvetlerine katılmıştı. Görünüşe göre şimdi Halbert’e sekreterlik yapıyordu. Lucy ailesinin işini devralmıştı ve onu ara sıra kalede Roroa ile etkinlikler planlarken görüyordum. Yuriga, dört arkadaşının da kendi işleriyle uğraştığını, kendisinin ise hiçbir şeyi olmadığını görünce sabırsızlanıyordu.
***
Ah! Aklıma gelmişken… Tam o sırada bir şey hatırladım ve masamdan bir belge çıkardım.
“Şimdi aklıma geldi, yardımını isteyen birinden bir istek vardı.”
“Var mıydı?”
“Evet. Bir büyücü futbol takımı, Parnam Kara Ejderleri,” dedim, belgeyi ona uzatarak.
Büyücü futbolu Kraliyet Akademisi’nde bir kulüp olarak başlamıştı. Futboldu ama sihir kullanmaya izin veriliyordu. Böylece insanlar etrafta gerçek ateş topları tekmelemek gibi şeyler yapıyorlardı. Bir maçı yayınlamayı denemiştik ve halk bunu çok beğenmişti, bu yüzden bir yayın programı olarak işlemesi için birkaç profesyonel takım kurmuştuk. Kraliyet başkentinden olan Parnam Kara Ejderleri de bu takımlardan biriydi. Maskotları aslında Naden’in ryuu formundan esinlenilmişti.
“Okuldayken çok büyücü futbolu oynadın, değil mi? Mümkünse seni takıma istediklerini söylüyorlardı. Mezuniyet sonrası eve döneceğini varsaydığım için daha önce hiç bahsetmemiştim.”
“Bu iyi olabilir…” dedi Yuriga belgeyi incelerken. “Görünüşe göre bazı kıdemlilerim takımda ve oynamaya devam etmek güzel olabilir. Zaten başka yapacak bir şeyim de yok.”
Yuriga’nın buna sıcak baktığı anlaşılıyordu. Bir büyücü futbol oyuncusu olarak herhangi bir gizli bilgiye rastlamayacaktı ve yayınları daha eğlenceli hale getirecekti, bu yüzden ona çok yakışıyordu.
“Senin adına sevindim, Yuriga,” dedi Tomoe. “İşsiz bir serseri olmak zorunda değilsin.”
“Bana serseri deme!”
İkisinin atışmasını izlerken gülümsedim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.