Hayallerin Kırıldığı Temmuz

Yağmur mevsimi sona erdi ve yaz kapıya dayandı.

Nagiura ile ettiğimiz o küçük tartışmadan beri aramızdaki hava iyice tuhaflaşmıştı. Sınıfta her daim yanına gidebildiğim o tek sohbet arkadaşımı kaybetmiştim. Hino veya Okajima ile de konuşabilirdim ama onlar genelde Nagiura ile takılıyorlardı. Üstelik Nagiura son zamanlarda Sakura ve Shiratori ile daha fazla vakit geçirmeye başlamıştı. Üçü aynı ortaokuldan geldikleri için aralarına sızmak benim için iyice zorlaşmıştı.

Bir dakika, benim yakın arkadaş sayım sandığımdan daha mı az? Sanki çok fazla insan tanıyormuşum gibi geliyor ama hepsi yüzeysel düzeyde kalmış. Gerçi ortaokulda tam bir yalnız olduğumu düşünürsek, devasa bir değişim geçirdiğimi söyleyebilirim. Yine de daha derin bağlar kurmak isterdim.

Aman, eminim Nagiura ile aram bir şekilde düzelir. Ne de olsa ikimiz de basketbol takımındayız. Her şeyden önemlisi, gerçekten bir kız arkadaş istiyorum. Renkli bir gençlik yaşamak istiyorsam, bir kız arkadaş olmazsa olmaz.

Bu sınıfta bir sürü güzel kız var ama itiraf etmeliyim ki benim için tek aday Hoshimiya. Son zamanlarda aramızdaki elektriğin de iyi olduğunu hissediyorum. Ne zaman yanına gidip laf atsam yüzünde güller açıyor.

Yaz tatili yakında başlıyor. Okul kapandığında Hoshimiya’yı uzun süre göremeyebilirim. Ama tatilden önce onunla çıkmaya başlarsam, istediğim her an onunla görüşebilirim... Tamam! Cesaretimi toplayıp ona ilan-ı aşk edeceğim.

İşlerin yolunda gideceğine dair içimde güçlü bir his var. Hem, dışa dönük birinin her zaman girişken olması gerekir!

İtiraf etmek için aradığım fırsat hemen ayağıma geldi.

Okul çıkışında Hoshimiya ile sınıfta sohbet ediyorduk; bir de baktım ki içeride sadece ikimiz kalmışız. O kadar uzun süredir konuşuyorduk ki antrenmana geç kaldığımın farkındaydım.

"Şey, Haibara-kun, senin antrenmanın yok muydu?" diye sordu.

"Boş ver, seninle sohbet etmek çok daha eğlenceli," diye karşılık verdim.

"Ha ha ha... Bunu duyduğuma sevindim ama gitmen daha iyi olur sanki."

Antrenman önemliydi ama Hoshimiya’ya açılmak öncelik listemin en başındaydı.

Etrafta kimsenin olmadığından emin olmak için sınıfa son bir kez göz gezdirdim ve Hoshimiya’ya döndüm. Pencereden içeri ılık bir esinti süzüldü. Kestane rengi saçları hafifçe dalgalandı. Aniden susmamın nedenini anlamamış, o berrak, mücevher gibi gözlerini dikmiş bana bakıyordu.

Başını hafifçe yana eğdi. "Haibara-kun, bir sorun mu var?"

Kararımı vermiştim, elimi ona doğru uzattım. "Hoshimiya, senden hoşlanıyorum. Benimle çıkar mısın?"

Şaşkınlıkla elime bakakaldı. Sonra yüzüne sıkıntılı bir gülümseme yerleşti ve başını öne eğdi. "Üzgünüm Haibara-kun. Ben sadece arkadaş kalmak istiyorum."

N-Ne?! Oysa aramızdaki samimiyet puanının yeterince yüksek olduğunu düşünmüştüm...

Hoshimiya yüzümdeki dehşeti görünce bakışlarını rahatsızca kaçırdı ve "Şey... Eğer söyleyeceklerin bu kadarsa, ben artık eve gideyim olur mu?" dedi.

"E-Evet... Kusura bakma, böyle aniden söyleyiverdim."

"Düşüncelerin için teşekkür ederim. Gerçekten. Ama üzgünüm."

"B-Başka birinden mi hoşlanıyorsun?"

"Hayır, ondan değil..."

Başka birini sevmiyor ama yine de beni reddetti? Yani resmen benim değerlendirmeye bile alınmayacak biri olduğumu söylüyor... İşler nasıl bu noktaya geldi?

"P-Pekala o zaman. Şey, yarın görüşürüz?" Hoshimiya, put gibi dikildiğim yerde bana son bir bakış attı ve sınıftan adeta kaçarak çıktı.

Bir saniye... Ben sandığım kadar sevilen biri değil miyim?

Reddedilmenin şokunu atlatmam zaman aldı ama yavaş yavaş içime bir hüzün çöktü.

Tanrım, hiçbir şey yapasım gelmiyor. Hoshimiya ile çıkamayacaksam hiçbir şeyin anlamı kalmamış gibi hissettiriyor. Basketbol takımına popüler olmak için girmiştim. Eğer sevdiğim kız beni sevmiyorsa, belki de takımı bırakma vaktim gelmiştir. İçimde bu düşünceler dönerken antrenmanda ruhsuz bir şekilde hareketleri yapıyordum.

"Hey, Haibara! Ne yapıyorsun sen?! Odaklansana!"

Zaten aşk acısından yerin dibindeydim, üst sınıflardan gelen bu azar motivasyonumu iyice yerle bir etti.

Nagiura yanıma gelip uyardı. "Natsuki, neyin var senin? Takımın en kötü oyuncususun zaten, biraz gayret göstermezsen başın fena ağrıyacak."

Bunu ben de biliyorum ama öyle hemen kendime gelemiyorum işte. Dudaklarımdan istemsizce iç çekişler dökülüp duruyordu.

Nagiura bana inanamıyormuş gibi baktı. "Eğer hevesin yoksa bırak git." Arkasını döndü ve antrenmana devam etti.

Ne kadar taş kalpli bir herif. En azından kalbi kırık arkadaşını teselli etmeye çalışabilirdi.

Bireysel idman için kalacak havada değildim, bu yüzden üzerimi değiştirmek için kulüp odasına döndüm. Kapıyı açmak üzereydim ki içeriden sesler geldiğini duydum.

"Abi, bu Haibara’nın derdi ne ya?"

Bu Kijima-kun’un sesiydi.

"Sadece yeteneksiz olsa neyse ama bugün hiç ruh yoktu herifte. Çoktan sepetlemeliydik onu."

"Yapamayız. Yanagishita-senpai ona kol kanat geriyor."

"Yanagishita-senpai bunu sadece takımın huzuru kaçmasın diye yapıyor. O çöpün bu takımda işi yok."

Arkadaşım sandığım takım arkadaşlarım birer birer benzer laflar etmeye devam ettiler.

"Ha...?" Kapıyı açamadım. Zihnim boşaldı. Öylece dalgın dalgın orada kalakaldım.

Genelde ek idman için spor salonunda kaldığım için bu kadar erken döneceğimi tahmin etmemişlerdi herhalde. Ya da belki duymam umurlarında bile değildi. Kulüp odası hakkımda dönen dedikodularla çalkalanıyordu.

Ayak sesleri duydum. Ne olduğunu anlamadan Nagiura arkamda bitiverdi. İfadesiz bir suratla beni kapının önünden kenara itti.

"Kusura bakma dostum ama artık seni savunamam. Zaten sen de asabımı bozuyorsun," deyip kulüp odasına girdi.

Bir süre daha hareket edemeden kenarda öylece durdum. Evet, bugün motivasyonum düşüktü. Ama sorun sadece bu değildi. Takım içinde bana karşı duyulan öfke çok önceden beri birikmiş olmalıydı. Yoksa arkamdan böyle konuşmazlardı.

Sonunda dank etti. Anlamakta çok geç kalmıştım. Ya da belki de görmezden gelmiştim:

Lise başlangıcım tam bir fiyaskoydu.

Belki de tüm bu zaman boyunca aklım başımda değildi. Nihayet gerçekliğe uyandığımda, başarısızlıklarım tokat gibi yüzüme çarptı. Dünyam griye boyandı. Gördüğümü sandığım o parlak gökkuşağı sadece hayal gücümün bir oyunuydu.

"Bak, işte bu o çocuk. Duydun mu, Hoshimiya-san onu reddetmiş."

"Hadi canım, ciddi misin? Kendi liginde olmayan birine mi yürümüş?"

"Okul çıkışında sınıfta itiraf etmiş kıza. Hasegawa o sırada görmüş."

"Kıza zaafı olduğu o kadar belliydi ki ama bu ne cüret böyle. Gülmekten öldürüyor beni!"

Herkes bana gülüyordu. Dedikodularını duyabileceğimi biliyorlardı ama artık kimsenin umurunda değildi. Nagiura bile benden elini eteğini çektiğine göre, artık sınıfta sığınabileceğim bir yer kalmamıştı. Ortaokuldaki o yalnız halimden bile daha zavallı durumdaydım.

Bazı şeyleri anlamam çok uzun sürmüştü.

Bir süredir, neredeyse hiç kimse benimle ilk konuşan taraf olmamıştı. Sohbetleri başlatan hep ben olmuştum. Dışa dönük biri olmanın şartının bu olduğunu düşündüğüm için bunda bir gariplik görmemiştim. Ama eğer arkadaşım olsalardı, normalde onların da benimle lafa girmesi gerekirdi. Kimsenin bunu yapmaması, aslında beni hiçbir zaman arkadaşları olarak görmedikleri anlamına geliyordu. Bu durum Hino, Shiratori, Okajima, Sakura, Nanase ve Hoshimiya için de geçerliydi.

Benimle kendiliğinden konuşan tek kişi Nagiura’ydı, sadece Nagiura.

En azından düne kadar öyleydi. Bugün ise Nagiura göz göze geldiğimizde beni tanımıyordu bile. Nagiura’nın tek arkadaşım olduğunu anlamam bu kadar vaktimi almıştı. Hoshimiya tarafından reddedilmek ise tabutumun son çivisi olmuştu; artık herkes yüzüme karşı arkamdan konuşuyordu.

Ne ara bu kadar nefret edilen biri olmuştum? Başlarda böyle değildi. Nisan ve Mayıs aylarında insanların benimle konuştuğuna eminim. Ama ne olduğunu anlamadan çevremdeki insanlar yok olup gitmişti.

İçinde bulunduğum gerçekliği görmemin ertesi günü yaz tatili başladı.

Erkek basketbol takımı ön elemelerin üçüncü turunda elendi ve son sınıf öğrencileri takımdan ayrıldı. Yanagishita-senpai de gidince, beni savunacak kimsem kalmadı. Adeta havaya dönüştüm, görünmez oldum. Buna rağmen takımda kimse açıktan bana saldırmıyordu. Daha doğrusu, Nagiura onları dizginliyordu.

Takımı bırakmadım. Kimsenin beni orada istemediğini bilsem de Yanagishita-senpai’nin beklentilerini boşa çıkarmak istemiyordum ve yavaş yavaş basketboldan keyif almaya başlamıştım. Lise başlangıcım bir fiyaskoydu, bu yüzden enerjimi basketbola akıtmaktan başka çarem kalmamıştı.

Eğer şimdi takımı bırakırsam, bütün yaz tatili boyunca hiçbir şey yapmadan oturacağımı görebiliyordum. Bu gelecek beni çok ama çok daha fazla korkutuyordu. En azından sosyal faaliyetlerle hayatıma bir anlam katmak istiyordum.

Yaz tatili nihayet bitti ve ikinci döneme adım attım. Artık kimse arkamdan dedikodu yapmıyordu. Sosyal hiyerarşideki yerimin farkına vardığım için artık çabalamayı bırakmıştım, insanlar da bana olan ilgisini kaybetmişti.

Bir eğlence kaynağı olmaktan çıkıp sıradan bir havaya dönüştüm.

İşler neden bu hale geldi? Bu soru her gün zihnimde dönüp duruyordu.

Gençliğimi o kasvetli gri tonlarında yaşarken, sonunda gerçek acı bir şekilde yüzüme vurdu. Lise başlangıcımı günbegün zihnimde canlandırıp üzerine kafa yordum.

Neden başarısız olmuştum? Neyi yanlış yapmıştım?

Cevap basitti. Başkalarını küçümsemiştim. Geriye dönüp baktığımda, aslında herkesin bu tavrımı sürdürürsem başımın belaya gireceğine dair bana pek çok ipucu verdiğini anladım. Onların hiçbir tavsiyesine kulak asmamıştım; çünkü bunların tavsiye olduğunun farkına bile varmamıştım.

Neden görememiştim? Çünkü başkalarıyla gerçekten ilgilenmiyordum. Tek derdim lise başlangıcımı bir başarı hikayesine dönüştürmekti. Benim için akranlarım, gençliğimi renklendirecek birer araçtan ibaretti. Hoshimiya bile buna bir istisna değildi.

Ondan gerçekten hoşlanıyordum, buna şüphe yoktu. Ama ona itirafta bulunmamın sebebi, bir kız arkadaşı sadece bir aksesuar olarak istememdi. Gösterişli bir lise hayatı için sevgili yapmanın şart olduğunu düşünmüştüm.

Dışadönük biriymiş gibi davranıp kendimi gizlemeye o kadar odaklanmıştım ki, çevremdeki insanlara dikkat etmeyi tamamen bırakmıştım. Oysa herkes ne mal olduğumu apaçık görüyordu. Gerçek yüzümü fark eder etmez benden uzaklaşmalarının sebebi de buydu zaten.

Biliyorum, hepsi benim suçum. Başlarda her şey yolunda gidiyordu. Hayır, aslında sadece ben her şeyin yolunda gittiğini sanıyordum. Bu yüzden gereksiz bir özgüvene kapıldım. Kibrimin bedeli olarak da her şey bir anda yerle bir oldu.

Her şeyin tepetaklak olmaya başladığı o kırılma anını hâlâ dün gibi hatırlıyorum.

Aptalın tekiydim. Hepsi bu.

O günden sonra kendimi dürüst ve düzgün bir hayat yaşamaya adadım. Ancak kaybedilen güveni geri kazanmanın, biriyle sıfırdan bağ kurmaktan çok daha zor olduğunu biliyordum. Nihayetinde o saf, rengarenk hayallerim öldü; lise hayatım ise başından sonuna kadar o ruhsuz gri renginden bir türlü kurtulamadı.

O zamandan beri bu pişmanlıklar peşimi hiç bırakmadı, muhtemelen ölene dek de bırakmayacaklar.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.