Başıboş Bir Işık Hüzmesi

Mayıs ayı gelip çatmıştı ve grup provalarımız yeniden başladı. Mei ve Yamano, beklediğimizden çok daha iyi anlaşıyorlardı. Hatta ne kadar yakın olduklarına gelirsek...

"Haibara-kun, bunların hepsi senin suçun!"

Funayama-san, Yamano'yu fena halde kıskanmış, hıncını benden çıkarıyordu. Bana fırça kayarken, tam da mangalardaki gibi tepesinde uğursuz kara bulutların dolaştığını ve etrafa tehditkar sesler saçtığını görebiliyordum.

"İstediğini söyle ama grup üyelerinin arasının iyi olması daha iyi değil mi?" diye karşılık verdim.

"Çok fazla iyiler! Onun kız arkadaşı benim!"

"Hadi ama. Aralarında romantik bir şey olduğundan değil ya," dedim.

"Belki, ama öğle aralarında o kadar samimi sohbet ediyorlar ki! Çizgi çoktan aşıldı!"

"Bunları gidip Mei'nin kendisine söylesen ya..."

"Yüzüne karşı şikayet edemem ki! Ya benden nefret etmeye başlarsa?!"

"Gruba geri döndüğünde ona karşı gayet serttin ama!"

"İşte tam da bu yüzden ona o kızla bu kadar içli dışlı olmamasını söyleyemem!"

Fitili ateşleyen olay daha birkaç dakika önce yaşanmıştı. Yamano, albüm değiş tokuşu için bizim sınıfa gelmişti. Gelmişken Mei'yi de kolundan tutup dışarı çıkarmış, sanki dünyanın en eğlenceli vaktini geçiriyorlarmış gibi beraber yürüyüp gitmişlerdi. Doğal olarak Funayama-san bu manzarayı şok içinde izlemişti.

Miori, Funayama-san'ın bana şikayetlerini ve kinini kustuğu yere doğru geldi.

"Seni çok iyi anlıyorum Shizuki-chan. Erkek arkadaşının grubunda zaten iki erkek iki kız olması yeterince rahatsız ediciyken, bir de üstüne kızlardan biriyle bu kadar sıkı fıkı olduğunu görmek... Kim olsa kendini güvensiz hisseder." Miori, anlayışla başını sallayarak Funayama-san'a sokuldu ve bana küçümseyen gözlerle bakmaya başladı. "Üstelik asıl kışkırtıcı da tam burada duruyor. Arsızlığa bak!"

"Anladık herhalde, benim suçum..." dedim.

Ancak Funayama-san, Miori'ye boş gözlerle baktı ve, "Başkalarını güvensiz hissettiren bir metres adayından bunları duymak istemiyorum..." dedi.

Tam bir nakavt. Miori, ellerini yere dayamış halde çökmüş kalmıştı.

"Bir saniye Funayama-san! Bu biraz ağır olmadı mı?" diye bağırdım. Sırf gerçek diye her aklına geleni öylece söyleyemezsin!

Funayama-san öfkeyle burnundan soludu.

K-Karanlık tarafa geçti resmen.

"Biliyor musun, sanırım Hoshimiya-san'ın neler hissettiğini şimdi anlayabiliyorum." Funayama-san bana dik dik baktı.

Benimle dalga geçmek için aniden damlayan Miori, boynu bükük bir halde sırasına döndü. Son zamanlarda dost ateşine çok sık maruz kalıp nakavt oluyor. Onun adına gerçekten üzülüyorum.

Tam o sırada Mei, Yamano'dan ödünç aldığı albümü elinde tutarak geri döndü ve kafa karışıklığıyla başını yana eğdi. "Bir şey mi oldu?"

Okul çıkışı.

Bugün grup provamız vardı. İkinci müzik odasına girdiğimde diğerleri çoktan hazırlıklara başlamıştı. Serika geldiğimi fark edince gitarını akort etmeye ara verdi ve "Yeni bir şarkı yazıyorum," dedi.

Mei ve Yamano başlarını kaldırıp tüm dikkatlerini ona verdiler.

"Bu şarkının dördümüz için olmasını istiyorum," diye devam etti.

"Yani bu şarkı grubumuzun imzası mı olacak?" diye sordum.

Serika başıyla onayladı. "Evet. Yeni grubumuzun çıkış şarkısı olacak; Mishle olmadığımızı kanıtlayacak bir parça. Bu şarkı Iwano-senpai'nin yerine geçen Saya için, bu yüzden sözlerini o yazacak."

"Ne?! Ben mi?!" diye haykırdı Saya.

"Natsuki'den yardım isteyebilirsin," diye cevapladı Serika.

Eğer bu kadar ısrarcıysa, sanırım el atmam gerekecek. "Sana yardım ederim Yamano."

"Eee... Senin bir işe yarayacağın ne malum?"

"Hey!" Yamano'nun kafasına hafifçe vurdum. "Bilesin ki 'Monochrome' ve 'To the Star' şarkılarının sözlerini yazan benim!"

"Onu biliyorum herhalde. O kadar utanç verici sözleri ancak sen yazabilirdin zaten."

Şuna bak hele! Mei de aynısını söylemişti!

"Ayrıca ciddi ciddi kafa kafaya verip gruba bir isim bulmamız lazım," dedi Serika.

"Ah, benim bir önerim var. 'Youth Rocket'a ne dersiniz?!" Üç gün uykusuz kalıp kafa patlattıktan sonra ulaştığım en iyi fikri ortaya attım. Hem lise grubu olduğunu haykırıyor hem de ferah bir hava saçıyor. Mükemmel bir isim!

"Şey..."

"Iyy, çok ezikçe."

Tepkileri çok acımasızdı. Mei yüzünü ekşitti, Yamano ise fikrime düpedüz hakaret etti.

"Hey! Üslubuna dikkat et!" diyerek onu azarladım.

"Üzgünüm, gerçek düşüncelerim ağzımdan kaçıverdi." Yamano başını kaşıyarak zoraki bir gülümsedi.

"Natsuki, bu seferki gerçekten kötüydü," dedi Mei.

"Mei, sen de mi onun tarafındasın?! Neden?!" Nedense Yamano ile ittifak kurduğu için ben de yüzümü Serika'ya döndüm. "O kadar da kötü bir öneri değil, değil mi?"

Ancak o gözlerimin içine bakamıyordu. "Pekala, hadi provaya başlayalım."

Canımı dişime takıp bulduğum fikir kimse tarafından desteklenmemişti. İç çeke çeke gitarımı ve mikrofonumu kurdum.

"Shinohara-senpai, konserde basitleştirdiğin kısımlar konusunda bu sefer sert davranacağım, tamam mı?" diye uyardı Yamano.

"Pratik yapıyorum, artık çalabiliyorum," diye yanıtladı Mei.

Odadaki atmosfer eskisinden katbekat daha iyiydi. Biliyordum işte! Yamano, birileriyle ilgilendiği sürece başkalarının duygularını önemseyebiliyordu. Şuna baksanıza; ona sert davranacağını önceden söyleyerek uyarması bile aslında düşünceli davrandığını gösteriyordu. Değişen sadece o da değildi; Mei'nin azmi eskisinden bambaşka bir seviyedeydi.

Serika da ikisini sıcak bir gülümsemeyle izliyordu. Buradaki hava gerçekten çok hoştu. Ancak bu, gevşeklik anlamına gelmiyordu. Söylemeye gerek yok, prova sırasında pür dikkat odaklanmıştık; yani ortam tam olarak "huzur dolu" sayılmazdı. Kelimeleri sadece gerekli bilgileri iletmek için kullanıyor, geri kalan her şeyi müzikle anlatıyorduk.

Mei artık daha önce zorlandığı kısımları kusursuzca çalabiliyordu. Deli gibi pratik yapmış olmalıydı. Onun bu gelişimi Yamano'nun yüzüne memnuniyet dolu bir gülümseme yaydı.

Bir şeyi ciddiyetle yapmak yorucu ama eğlenceliydi. Dördümüzün de şu an aynı hisleri paylaştığını duyumsayabiliyordum.

Sorunlarımızdan biri hariç hepsi çözülmüştü. Yamano hala Matsui-san ile barışmamıştı ve sınıfın yalnız kişisi olma yolunda emin adımlarla ilerliyordu.

"Bu da demek oluyor ki, 'Yamano Saya Islah Planı'nın ikinci aşamasına geçme vakti: Uygulama," dedim.

"Cidden hala o plana devam mı ediyorsun?" diye sordu Yamano.

"Nasıl sorgularsın bunu!" Pekala, kabul, uygulama kısmında bir anda usta kesildin ama olsun!

Bu muhtemelen Yamano'nun artık Mei'yi önemli bir arkadaşı olarak görmesinden kaynaklanıyordu. Ancak gruptaki sorunları çözmüş olsak da sınıf arkadaşlarıyla olan ilişkisi sihirli bir şekilde düzelmeyecekti. Yamano'nun en büyük problemi, hiç ilgisini çekmeyen insanları bilinçsizce küçümsemesiydi. Belki de tıpkı benim gibi, onları sadece lise hayatını güzelleştirecek araçlar olarak görüyordu.

Ama bunu ona ben söylesem bile tam olarak kavrayamazdı. Bu yüzden bunu kendisinin fark etmesini istiyordum. Eğer bu cevaba kendi başına ulaşırsa, bunu asla unutmazdı. Bunu ilk hayatımdaki deneyimlerime dayanarak söylüyordum. Yamano'nun üst döneminden biri olarak, sorununun asıl merkezini kendisi birleştirebilmesi için ona rehberlik etmeliydim.

"Şarkı sözü nasıl yazılır ki?" diye söylendi Yamano eve dönüş treninde.

Serika'nın şarkısı neredeyse bitmişti. Oldukça standart bir klasik rock parçasıydı. Yamano'nun bulacağı sözler grubumuzun yönünü belirleyecekti.

"Şu an iletmek istediğin bir şey var mı?" diye sordum.

"Nasıl yani?" diye karşılık verdi Yamano.

"Mesela, 'Monochrome'un sözlerini yazarken gençliğimin eskiden nasıl gri olduğunu ama şimdi etrafımdaki herkes sayesinde sayısız renkle parladığını hissetmiş, o duyguları dökmüştüm."

"O-Ohhh! Anlıyorum."

Bu açıklamayı biraz sonradan uyduruyor gibiydim ama kesinlikle doğruydu. "'To the Star'a gelirsek... Hikari'ye olan duygularımı yazmıştım."

"Evet, onu hemen anlamıştım zaten. Resmen bir aşk mektubuydu."

"Görünüşe göre Hikari her gece uyumadan önce YouTube'dan onu dinliyormuş."

"Iyy, cidden mi."

İnsanın kız arkadaşı hakkında böyle deme! Daha önce hiç böyle düşünmemiştim. Tamam, belki çok azıcık. "Neyse, eğer başkalarına iletmek istediğin bir şey varsa bunu sözlere dökebilirsin."

"Yani bir tema bulmam lazım. Hmm..." Yamano kollarını kavuşturdu ve derin bir kaş çatışıyla inledi. Sonra aniden gözleri fal taşı gibi açıldı. "Değişmek istiyorum. Bu isteğimi kelimelere dökmek istiyorum."

Demek cevabı buymuş. Basit ama bence başkalarının kalbine dokunacak bir tema. "Kulağa hoş geliyor."

"Evet! Tamam, bunun üzerine kafa yoracağım!" Yamano heyecanla mırıldanarak telefonundaki not uygulamasını açtı. Ancak bir süre kıpırdamadan beyaz ekrana baka kaldı. "Hiçbir şey gelmiyor."

O hissi biliyorum. Sırf bir tema belirledin diye hemen bir şeyler yazmak kolay değil. Yine de heybemde iki şarkı var. Böyle zamanlarda düşüncelerinin daha derinlerine inmen gerekir. "Yamano, tam olarak nasıl değişmek istiyorsun?"

"Senin gibi parlamak istiyorum!"

"Peki buradaki 'parlamak' tam olarak ne anlama geliyor?"

"Şey... Işıltılı bir lise hayatı yaşamak istiyorum. Bir sürü iyi arkadaşım olsun, yakışıklı bir erkek arkadaşım olsun, grupta başarılı olayım... Öyle bir şey işte?" Yamano elleriyle yüzünü kapattı. "Böyle yüksek sesle söyleyince başkalarının onayına ne kadar aç olduğum iyice belli oluyor. Utanmaya başladım..."

"Kısa sürede alışırsın."

"'To the Star'ın sözlerini yazan birinden duyunca bu gerçekten ikna edici oldu."

"Kes sesini." Konuyu devam ettirmeden önce birkaç kez öksürerek gürültülü bir şekilde boğazımı temizledim. "Peki, hayatının parlaması için sence nasıl değişmen gerekiyor?"

"Dediğin gibi düşünceli biri mi olmalıyım?"

"Elbette, bunu yapabilirsen başarılı olma şansın daha yüksek."

"O zaman sadece bunu sözlere dökmem gerek!"

"Ama düşünceli olmak ne demek?"

Yamano duraksadı. "Başkalarına karşı nazik olmak mı?"

"Peki nasıl başkalarına nazik olabilen biri olursun?"

"Onların duygularını düşünerek mi...?"

"Yamano, normalde hayatını başkalarının duygularını düşünerek mi yaşıyorsun?"

"Hayır..."

"O zaman başkalarının duygularını aklında tutmayı nasıl başaracaksın?"

Karşılıklı konuşmamız ilerledikçe Yamano’nun yüzündeki ifade de şekilden şekle giriyordu. Kısılan gözlerini pencereye dikmiş, dışarıyı izlemeye koyuldu. Hiç şüphesiz geçmişteki davranışlarını zihninde tartıyordu.

“İnsanlara daha mı fazla dikkat etmeliyim? Başkalarına mı?” Vardığı sonuç benimkiyle örtüşüyordu.

“Evet,” diye mırıldandım. “Ayrıca çevrendeki insanlara karşı bir nebze de olsa ilgi duyman gerekiyor.” Daha önce de ona benzer bir şeyler söylemiştim ama o zamanlar bu sözler yerini bulmamıştı.

“Senpai, dediklerin üzerine daha fazla düşüneceğim.”

Yamano, şu ana kadarki varoluş biçimini sorguluyordu. Bir şeyleri yanlış yapıp yapmadığını merak ediyordu ve işte tam da bu yüzden söylediklerim zihnine kazınmaya başlıyordu.

“Umarım güzel şarkı sözleri yazabilirsin.”

Ve içten içe değişebilmen, arzuladığın günlere kavuşabilmen için dua ediyorum.

Elimden gelen ancak bu kadardı. Ne kadar merak etsem de öylece birinci sınıfların koridoruna gidip neler olup bittiğine baka kalamazdım. Bundan sonrası tamamen Yamano’ya kalmıştı, bunun farkındaydım. Ama yine de endişelenmeden edemiyordum! Onun için yapabileceğim başka bir şey olup olmadığını düşünmekten kendimi alamıyordum.

Öğle arasında bahçede yürürken zihnimde bu düşünceler dönüp duruyordu.

“Hayırdır Haibara, ne bu halin?”

Adımlarım bir sesle bölündü. Arkama döndüğümde güneş alan bir bankta bento yiyen Iwano-senpai’yi gördüm.

“I-Iwano-senpai! Görüşmeyeli uzun zaman oldu,” diyerek onu aceleyle selamladım.

Ağzındakini bitirince, “Gelsene, otur şöyle,” dedi.

Sözünü dinleyip yanına çöktüm.

“Bayağı oldu,” dedi bana. “İyi görünüyorsun, bu güzel.”

“Siz de öyle Iwano-senpai. Sınav hazırlıkları nasıl gidiyor?” diye sordum.

“Fena değil. Son deneme sınavından B aldım. Daha sıkı çalışmam lazım.”

“Yılın bu kadar başında B mi aldınız? Bu harika değil mi?”

“Öğretmenim de öyle diyor ama boşlarsam notlarım hemen düşer.”

Her zamanki gibi, sakarlık derecesinde ciddiydi.

“Yine de arada nefes almak şart. Anlat bakalım, neye canın sıkkın?” Iwano-senpai bir yandan yemeğini atıştırıyor bir yandan da beni dinliyordu. “Haibara, sen yedin mi?”

“Evet, yemekhaneden geliyorum şimdi.”

“Anladım, güzel.” Iwano-senpai, göz açıp kapayıncaya kadar boşalttığı bento kutusunu yanına bıraktı ve mırıldandı: “Hondo’dan duydum, bir müzik festivalinde çalmışsınız. Görünüşe göre hepiniz sıkı çalışıyorsunuz.”

Yüzüme buruk bir gülümseme yayıldı. “Evet, ama çok şey oldu...”

“Neler oldu? Anlatmak istersen dinlerim.”

Hassas bir konuydu fakat Iwano-senpai’ye açılmakta tereddüt etmedim. Kısa sürede her şeyi ona anlattım.

Sözlerimi bitirdiğimde Iwano-senpai düşünceli bir tavırla çenesini sıvazladı. “Yetenek farkından ve niyetlerin uyuşmamasından kaynaklanan sürtüşmeler, ha? Gruplarda sık rastlanan bir sorundur bu.”

O böyle dile getirince, bu tarz şeylerin gerçekten de sık yaşandığını hatırladım.

“Her halükarda, aranızdaki meseleyi çözmenize sevindim. Şanslıymışsınız ki işin içine aşk meşk girmemiş.” Iwano-senpai’nin gözleri nedense uzaklara daldı, bakışları donuklaştı.

Herhalde daha önce gönül meseleleri yüzünden dağılan bir gruba şahit olmuştu...

“Benim yerime bulduğunuz davulcu da epey bir baş ağrısıymış sanırım.”

“Evet. Ama aslında kötü bir çocuk değil.”

Iwano-senpai beni dikkatle süzdü ve aniden gülümsedi. “Kesin olarak söyleyebileceğim bir şey varsa, o da Shinohara’nın yetenekleri konusunda neden bu kadar titizlendiğini anladığımdır. Ne de olsa davul ve bas, bir parçanın taşıyıcı kolonlarıdır. Ritim bölümü sağlam olmalı.”

Doğruydu. Iwano-senpai’nin Mei’yi defalarca eleştirdiğine şahit olmuştum. Ama hatalarını söylerken her zaman o kadar nazikti ki Mei hiçbir zaman saldırıya uğruyormuş gibi hissetmezdi.

“Lafımı seçerek söylemeye gayret ediyorum. Zaten suratım yüzünden insanlar benden korkuyor,” dedi.

Gerçekten de Iwano-senpai her zaman çok kibardı. Az konuşurdu ama her kelimesini özenle seçtiği belli olurdu.

“Artık hafif müzik kulübünün sınırlarının dışına çıktınız. Sizden beklenen beceri seviyesi, benimle çaldığınız zamankinden çok daha yüksek olacak. Yamano’nun bu kadar sert geri bildirimler vermesinin sebebi de muhtemelen budur.”

“Kesinlikle öyle... Son zamanlarda üst üste gelmeyen sorun kalmadı zaten,” dedim.

“Ama bu yüksek engelleri aşmaya kendin karar verdin, değil mi?”

Başımı salladım ve gözlerimi okul binasına diktim. Bahçeden bakınca pencerenin ardından birinci sınıfların koridoru seçiliyordu.

Iwano-senpai bana şefkatle baktı. “Yamano’nun okul hayatı için endişeleniyor musun?”

Cevap vermeden önce duraksadım. “Evet. İşlerin onun için yolunda gidip gitmediğini merak etmeden duramıyorum.”

Kahkaha attı. “Aynı babası gibi davranıyorsun.”

Eğer ebeveyn olmak böyle bir hisse, çocuk büyütmek gerçekten çok zor olmalıydı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.

OKUMA YOLCULUĞUN

Bir süredir bizimlesin.

Okuma ilerlemeni kaybetmemek, kütüphaneni oluşturmak ve farklı cihazlarda kaldığın yerden devam etmek için ücretsiz hesabını oluştur.

Hesap oluştur

Okumaya devam etmek için hesap zorunlu değildir.