Notaların Arasındaki Sessizlik

Ertesi gün, okul çıkışı.

Bu kez, çağırdığımız sınıf arkadaşlarımızla birlikte toplam sekiz kişiydik. Nanase kusursuz bir performans sergileyerek herkesten büyük övgü topladı. Dün olduğu gibi, o piyanonun başına geçmeden önce yine elini tuttum.

Günler birbiri ardına geçiyor, onu dinlemeye gelenlerin sayısı her geçen gün artıyordu. Bu süreçte, acı çektiğini belli edercesine yüzünün kasıldığı anlar olmuyor değildi. Yine de elde ettiği her başarı kendine olan güvenini tazeliyor, nihayetinde on iki kişinin önünde bile rahatça çalabilir hale geliyordu.

Bu süreç Nanase’nin zihnini fazlasıyla yoruyordu ama bir kez bile şikayet etmedi. Aksine, pratik yapmasına yardım ettiğimiz için bize sürekli teşekkür edip durdu. Sınıftakilerin hepsi, onun bu sorununu tamamen aştığına artık ikna olmuştu.

Nanase’nin her performanstan önce benim elimi tuttuğunu ise sadece ben, Hikari ve Nanase biliyorduk. Herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek için bunu üçümüzün arasında bir sır olarak sakladık.

Nanase’nin travmasını atlatması için hazırladığımız plan tıkır tıkır işliyor ve her şey yolunda gidiyor gibi görünse de gün geçtikçe yüzündeki gölge daha da derinleşiyordu. Nedenini bilmediğimi söylesem yalan olurdu.

Derken, koro yarışması için müzik dersindeki provalarımız başladı. Festival gününe kadar müzik derslerini bu provalara ayıracaktık. Sınıfın motivasyon seviyesi ise tam bir karmaşaydı. Kızlar işi oldukça ciddiye alıyordu fakat erkeklerin çoğunun umurunda bile değildi; zamanlarını laklak ederek öldürüyorlardı. Tabii aralarında birkaç hevesli tip de yok değildi.

Sınıfın önünde şef olarak dikilen Fujiwara, öfkeyle onları uyardı. "Beyler, rica etsem buraya bakar mısınız? Provaya başlıyoruz."

Ancak umursamaz tavırlarında en ufak bir değişme olmadı, hatta bazıları onunla dalga bile geçti.

"Yolculuk Günü şarkısını söyleyeceğiz. Ses gruplarına ayrılıp çalışacağız... Ama önce, şarkıyı bir kez dinleyelim."

Şarkıyı, Fujiwara ve benim yönettiğim bir sınıf toplantısında seçmiştik. Genelde mezuniyet törenlerinde çalınan popüler bir parça olduğundan herkesin bildiğini tahmin ediyordum; yine de hafızaları tazelemek için baştan dinlemek iyi olacaktı. Müzik öğretmenimiz şarkıyı kasetçalardan başlattı ve gerekli gördüğü yerlerde ses dağılımlarını açıkladı. Ardından sınıf üç gruba; soprano, alto ve tenor olarak ayrılıp çalışmaya koyuldu.

Diğerleri, "Senin sesin güzeldir," "Bu işi yapsa yapsa Natsuki yapar," diyerek beni gazlayınca kendimi bir anda tenor grubunun başında buldum. Eh, pek de şikayetçi sayılmazdım. Bu tarz etkinliklerde canla başla mücadele etmek, insanın bünyesine ciddi bir gençlik aşısı zerk ediyordu (yaptığım araştırmalara göre tabii). Bu yüzden ortaya güzel bir koro çıkarmak istiyordum.

Gürültücü erkeklerin gırgır şamatası eşliğinde provaya devam ettik.

Öğretmenimiz, "Gruplar halinde biraz daha çalışın, sonra tüm sesleri birleştirip tek bir prova yapacağız. Bugünlük bu kadar yeter," dedi.

Zamanın nasıl bu kadar hızlı geçtiğine şaşırarak saate göz attım. Dersin bitmesine sadece on dakika kalmıştı.

Hikari çaktırmadan yanımıza sokularak fısıldadı. "Fırsat bu fırsat... Yuino-chan, Natsuki-kun, bir saniyeliğine dışarı çıkalım."

Nanase piyanonun başına geçmeden önce o her zamanki ritüelimizi (buna ritüel diyebilir miydim emin değilim) gerçekleştirmemizi istiyordu. Ancak Nanase başını iki yana salladı.

Hikari büyük bir kafa karışıklığı içinde ona baktı. "Efendim?"

Nanase’nin yüzünde kararlı, sert bir ifade belirdi. "Bugün Haibara-kun’a sığınmadan çalmayı denemek istiyorum."

Hikari tereddütle araya girdi. "Ama bir anda bu kadar insanın önünde mi? Şimdiye kadar yaptıklarımızdan çok farklı bu."

Fakat Nanase kararından dönecek gibi durmuyordu. "Lütfen, Hikari."

"Pekala, madem öyle istiyorsun."

Fujiwara sınıfın diğer ucundan bize seslendi. "Hey! Oradaki üçlü, başlıyoruz!"

"Tamam, geliyoruz."

Bu kısa konuşmamızın başından sonuna kadar Nanase bana bir kez bile bakmamıştı. Bunu bilerek mi yapıyordu?

Piyanonun başındaki yerini aldı. Sınıfta onun için endişelenen tek bir kişi bile yoktu. Neden olsunlardı ki? Daha dün yirmi sınıf arkadaşımızın önünde kusursuz bir performans sergilemişti ve son provaların hiçbirinde tek bir nota bile kaçırmamıştı. Artık tamamen iyileştiğine dair dedikodular kulaktan kulağa yayıldığı için sınıfta son derece rahat bir hava hâkimdi.

"Evet, evet! Sessizlik lütfen. Yuino, hazır mısın?" Fujiwara bile kafasındaki tüm şüpheleri atmış, Nanase’ye sonuna kadar güveniyordu.

Kısa bir duraksamanın ardından Nanase cevap verdi. "Evet. İstediğiniz an başlayabilirim."

Sınıfta sadece benim ve Hikari’nin içine bir kurt düştüğünden emindim. Fujiwara, içinde en ufak bir korku barındırmayan bir rahatlıkla elini kaldırıp şefliğe başladı. Şarkının giriş melodisi duyuldu; Nanase çalmaya başlamıştı. Parmakları tuşların üzerinde harikulade bir ritimle hareket ediyordu, işte tam da bu yüzden...

"Nanase?!"

...ortada ters giden bir şeyler olduğunu fark eden tek kişiler yine ben ve Hikari’ydik. Sınıftakileri yarıp hızla ona doğru koştum. Müzik aniden kesildi. İpleri kesilmiş bir kukla gibi sendeleyip yere yığılacakken son anda onu kollarımın arasında yakaladım. Hikari benden sadece birkaç saniye sonra yanımızda bitti.

Nanase kesik kesik, düzensiz nefesler alıyordu. Yüzü kireç gibi bembeyaz olmuştu ve acı çektiği her halinden belliydi. Elini titreyerek havaya doğru uzattı.

Hikari telaşla bağırdı. "Natsuki-kun!"

Nanase’nin elini kavrayıp sıkıca tuttum. Bunu Hikari öyle söylediği için mi yoksa sadece içgüdüsel olarak mı yaptığımı bilmiyordum.

"Haibara... kun?"

"Geçti Nanase. Sakin ol."

Sınıftakiler ve müzik öğretmeni şaşkınlıktan donakalmıştı. Nanase başını göğsüme yasladı ve yavaş yavaş nefesi düzene girmeye başladı.

Nanase’nin durumundan tamamen habersiz olan müzik öğretmeni nihayet kendine gelebildi. "Ö-Önce onu revire götürelim!"

"Haklısınız," diye onayladım. Kendine gelmiş gibi görünse de ne olur ne olmaz diye uzanıp dinlenmesi en doğrusuydu.

Ancak Nanase beni durdurdu ve ayağa kalktı. "Özür dilerim. Sensei, ben iyiyim artık."

Öğretmen kararsızca kekeledi. "G-Gerçekten mi? Şey, kendini kötü mü hissediyorsun?"

"Sadece... hafif bir kansızlık yüzünden başım döndü. Çalabilirim."

Ben ve Hikari ne diyeceğimizi bilemez halde birbirimize bakarken, Nanase konuyu kestirip attı.

Müzik öğretmeni Nanase’yi şöyle bir süzdükten sonra devam edebileceğine kanaat getirdi. "Peki o zaman... Madem öyle diyorsun, çok üzerine gitmeyeceğim. Devam edebilirsin."

Sınıftan uğultulu, huzursuz fısıltılar yükselmeye başladı.

Yanına eğilip fısıldadım. "Gerçekten iyi misin?"

"İyiyim. Hem, elimi tuttun ya zaten." Yüzünde bir tebessüm belirdi ama sanki her an ağlayacakmış gibi duruyordu.

Daha fazla üsteleyemeden, Hikari ile birlikte yerlerimize döndük. İçimizde bir yerlerde, bu sefer gerçekten iyi olduğuna dair bir his vardı.

Fujiwara endişeyle sordu. "Y-Yuino? Devam edebileceğine emin misin?"

Nanase cevap vermek yerine parmaklarını tuşlara dokundurdu. Yarım kalan o giriş melodisi odayı yeniden doldurmaya başladı. Sınıftaki tek bir kişi bile gözünü ondan ayıramıyordu.

Parmaklarını tuşlardan çekti. "Evet. Endişelenecek bir durum yok. Şimdi iyiyim." Kendini kanıtlamak için çaldığı o birkaç mezür, sınıftaki gergin havayı da yavaş yavaş dağıtmıştı.

Fujiwara rahat bir nefes alarak elini kaldırdı. "O-O zaman... Başlıyoruz, tamam mı?"

Nanase’nin parmaklarından dökülen notalar birbirine dolanarak büyüleyici bir melodiye dönüştü. Performansı o kadar büyüleyiciydi ki sopranolar ve altolar kendi bölümlerine girmekte biraz geciktiler. Yine de Nanase, Fujiwara’nın şefliğine güvenerek hiç duraksamadan çalmaya devam etti.

Kimi öğrenciler şarkıyı hayal meyal hatırlıyor, kimisi ritmi kaçırıyor, kimisi ise hiç sesini çıkarmıyordu. İlk prova için bu son derece doğal bir sonuçtu tabii; harika bir koro olduğumuz söylenemezdi. Ancak bu amatörlüğün ortasında, Nanase’nin profesyonel eşliği yıldız gibi parlıyordu.

Müzik öğretmenimiz büyülenmiş bir şekilde onu alkışladı. "M-Muhteşemdi! Nanase-san, gerçekten harika bir performans! Ama koro kısmının daha çok fırın ekmek yemesi lazım. Çalışmaya devam, tamam mı?"

Sınıftan halsiz bir uğultu yükseldi. "Taaamaaam."

"İyi görünüyor."

"Evet ya. Bir an yere yığılınca ödüm koptu ama neyse ki ucuz atlattı."

Kızların kendi aralarında fısıldaştıklarını duydum. Herkes rahatlamış gibiydi fakat Nanase’nin yüzündeki o karanlık ifade yerli yerinde duruyordu.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.