Abiciğim mi... Demek beni bir ağabey gibi görüyor? Vay be, demek şimdi de abiciğim oldum, öyle mi? Hayranı olduğum o dünya güzeli kız beni bir ağabey figürü olarak görüyor demek.
Ben bu sözleri zihnimde evirip çevirirken Hikari gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi. "Ü-Üzgünüm Yuino-chan... Görünüşe göre gerçekten büyük bir yanlış anlaşılma olmuş."
Nanase elleriyle yüzünü kapattı. "Biri beni öldürsün artık, yalvarırım."
Asla olmaz! Kız kardeşimin ölmesine geçit vermem! "Bundan sonra bana abiciğim diyeceksin!"
"Yeter artık! Lütfen öldürün beni! Daha fazla dayanamayacağım!"
"Namika ile de çok iyi anlaşacaksınız."
Nanase hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayıp pencereyi açmaya yeltendi ama Hikari aleacele onu durdurdu.
"Y-Yuino-chan, sakin ol! Hem Natsuki-kun, sen ne diyorsun öyle?"
Eyvah! Ben az önce ne halt ettim öyle? Sanki bir anlığına hayal alemine dalıp gitmiştim. Ne olduğunu tam kestiremiyordum ama kesin olan bir şey vardı: Hikari bana buz gibi bakıyordu.
Hikari ile uzun zamandır ilk defa baş başa eve yürüyorduk. Gökyüzü gün batımının renklerine boyanmıştı. Gece yaklaşırken hava da yavaş yavaş soğuyordu. Nanase, "Bu yanlış anlaşılmayı daha fazla büyütmek istemiyorum!" diyerek aceleyle yanımızdan ayrılmıştı.
Ayrıca görünüşe göre şu an beni görmek istemiyormuş. Ne kadar da acımasızca! Halbuki onun abiciğiyim...
"Yine aklından saçma sapan şeyler geçiriyorsun gibi bir halin var," dedi Hikari.
"Kaba davranma lütfen. Bilmeni isterim ki son derece ulvi şeyler düşünüyordum." Evet, Nanase’ye abisi olduğumu ilan etmem rüya değildi herhalde.
Hikari bir an sessizce yüzüme baka kaldı, ardından içini çekti. "Her neyse, bir sürü şey yaşadık ama her şeyi kazasız belasız çözdüğümüze sevindim."
"Evet." Şöyle bir geriye dönüp bakınca, koromuz büyük yankı uyandırmış ve altın madalyayı kapmıştık! Görünüşe göre Nanase de o durumunun üstesinden gelmişti. Bu süreçte bazı fedakarlıklar yapılması gerekmişti (Nanase’nin imajı gibi) ama sonuçta güzel bir başarı elde etmiştik. "Şimdi sırada bir yarışmada çalıp çalamayacağını görmek var."
"Bence bir sorun olmayacaktır," dedi Hikari tereddütlü bir sesle. "Ama bu durum yine de Yuino-chan'a bağlı."
Bugünkü başarının verdiği güvenle Nanase psikiyatristiyle görüşecekti. Bir piyano yarışmasına katılıp katılamayacağı kararı doktorunun onayına kalmıştı.
"Özür dilerim Hikari."
"Efendim?"
"Bana güvendiğin için onu bana emanet ettin ama bu durum senin içinde fırtınalar koparmış olmalı." Doğrusunu söylemek gerekirse, en doğru hamlenin ne olduğunu ben de bilmiyordum. Bir arkadaşı olarak Nanase’ye yardım etmek istiyordum. Sevgilisi olarak da Hikari’yi el üstünde tutmak istiyordum. Bu iki istek de sürekli aklımı kurcalıyor, beni kararsızlığa sürüklüyordu. Sonra Hikari beni cesaretlendirmişti. "Seni kendi çıkarlarım için kullanmış gibi hissediyorum."
Geriye dönüp baktığımda, belki de durumu idare etmenin daha iyi bir yolu vardı. Nanase ile aramdaki mesafe çok fazla kısalmıştı. Bu durum Hikari’yi içten içe huzursuz etmiş olabilirdi.
"Öyle deme. Asıl seni kendi çıkarı için kullanan bendim." Hikari pişmanlıkla başını öne eğdi. "Ona tek başıma yardım edebilecek gücü kendimde bulamadım, bu yüzden sana sığındım. Ben rica etmeseydim senin de araya girmeye çekineceğini biliyordum."
Her zamanki gibi ruh halimi nokta atışı analiz etmişti. Eğer bana yeşil ışık yakmasaydı, önceliği her zaman iyi bir sevgili olmaya verirdim.
"Bu yüzden, Natsuki-kun, en yakın arkadaşıma yardım ettiğin için sana teşekkür etmek istiyorum." Hikari bana ışıl ışıl gülümsedi.
"Her şey benim sayemde olmadı ki. Sınıfın da çok yardımı dokundu, ayrıca o el ele tutuşma fikri de senin başının altından çıktı. Üstelik en çok çabalayan Nanase’ydi. Ben pek bir şey..."
"Yapmadın mı? Bu kadar mütevazı olma!" Yumruğuyla hafifçe omuzuma vurdu.
"Mütevazılık yaptığımı sanmıyorum ama." Gerçekten de bu işi çözmek için daha akıllıca bir yol bulmuş olmayı dilerdim. Mesela geçmiş hayatımdaki deneyimlerimi kullanarak harika bir çözüm üretebilirdim! Belki benden başka biri zamanda geriye gitmiş olsaydı bunu başarabilirdi. Ama gerçek şu ki, buradaki kişi benim; sıradan bir üniversite öğrencisi. İşte bu yüzden her şeye gücü yeten o kahraman ben olamam.
"Aklından neler geçtiğini az çok tahmin edebiliyorum."
Ne?! Zamanda yolculuk yaptığımı anladı mı yoksa?! Yok canım, olamaz.
"Şimdi tam bir sevgili gibi konuşacağım. Utanç verici bir şey, o yüzden sadece bir kere söyleyeceğim, tamam mı?" Derin bir nefes aldı. "Natsuki-kun, sen benim kahramanımısın!" diye bağırdı ve sırtıma pat diye vurdu.
İçimi tamamen okumuştu.
"Teşekkür ederim, Hikari."
Üstelik bu sözleri bana büyük bir cesaret vermişti.
"Kendime olan güvenim biraz yerine geldi."
Sorunları her zaman kusursuz bir şekilde çözemeyebilirim. Ancak pişmanlık duymadan yaşamak istiyorsam, tek yapabileceğim şu an elimden gelenin en iyisini, var gücümle ortaya koymaktır. "Bu arada, aklıma takılan bir şeyi sorabilir miyim?"
"Hmm? Tabii, ne istersen sorabilirsin!"
"Hikari... Nanase ile birbirimize dokunmamızı sağlamaktan içten içe biraz keyif mi aldın?"
"Ne?!" Öyle bir çığlık attı ki arkasından öksürük krizine girdi.
"Ö-Özür dilerim. Tabii ki öyle bir şey olamaz, değil mi?"
"T-T-T-T-Tabii ki hayır! Nasıl böyle saçma bir şey söyleyebilirsin?!"
Neden bu kadar paniklemişti ki? "Yoksa gerçekten mi?"
"H-Hayır... Hayır, alaka bile yok! Asla kabul etmiyorum! Ben öyle şeylerden hoşlanmam!" Kendini temize çıkarmak için can havliyle başını iki yana sallayışı nedense çok komikti. Tıpkı suçüstü yakalanıp "Kanıt gösterin bana! Kanıt nerede?!" diye yırtınan bir suçluya benziyordu.
İkimiz de sessizliğe gömüldük.
"Şey, aslında..." dedi Hikari en sonunda.
"Evet?"
"Miori-chan ortadan kaybolduğunda beni bırakıp onu aramaya gittiğin zamanı hatırlıyor musun?"
Konuyu oraya getireceğini hiç tahmin etmemiştim. Bunu duyunca şaşkınlıktan dilimi yuttum.
"Ben... Bunu kabul etmek istemiyorum ama..." diye devam etti, yanakları al al olmuştu. "O... o zaman... kalbim çok acımıştı... ama bu acı garip bir şekilde biraz hoşuma da gitmişti."
Şaşkınlıktan dona kaldım. Seçkin bir aileden gelen bu hanımefendi neler zırvalıyordu böyle?
"T-Tamamen senin suçun, tamam mı?!" diye haykırdı Hikari, gözleri dolu dolu olmuştu.
"Özür dilerim," dedim duraksayarak. "Hikari, bu gerçekten benim suçum."
"Kes şunu! Bana sanki bir sapıkmışım gibi bakmayı bırak!"
Görünüşe göre, sevdiğim kızın içindeki o çılgın fantezi dünyasını kendi ellerimle uyandırmıştım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.