"Akıl alır gibi değil! Koskoca benden bahsediyoruz ve elime geçen topu topu beş çikolata mı?!" Okul çıkışında Reita yine kafasını ellerinin arasına almış, dövünüyordu. Görünüşe göre bu sabah aldıklarıyla birlikte toplam hasılatı bu kadarcıkla sınırlı kalmıştı.
"Geçen yıl kaç tane almıştın?" diye sordum.
Tatsuya araya girdi. "Yirmi tane falan almamış mıydın? Yoldan geçen meraklılar bile bir anlık hevesle eline bir tane tutuşturuyordu. Kızların popüler bir çocuğa çikolata verme çılgınlığı gibi bir şeydi o zamanlar. Ne demek istediğimi anladın değil mi?"
"Bu yıl ise beş tane almış, öyle mi?" diye mırıldandım. "Eee, lise ortamı farklı tabii."
Tatsuya hedefi tam on ikiden vurdu. "Uzaklaştırma aldığın için adın çıktı ya, ondandır belki de. Yanlış anlaşılma çözülmüş olabilir ama sonuçta birine yumruk attığın gerçeği değişmiyor. Bu tarz şeylere dikkat eden çok kız vardır."
"Ama ortaokuldayken bir çeteyle takılmıyor muydu bu?" diye sordum.
"Geçmişte bir çeteyle takılmakla, kavga yüzünden uzaklaştırma almak farklı şeyler. Hatta eski serseri imajı kızların daha çok ilgisini çeker. Bilirsin işte, karanlık bir geçmişi olan tiplerden hoşlananları." Tatsuya’nın mantığı kulağa garip bir şekilde ikna edici geliyordu.
Reita tüm bu konuşma boyunca karalar bağlamaya devam etti ama bana göre beş çikolata bile zaten fazlasıyla iyi bir rakamdı.
"Sınıftakilere baksana. Bir sürü erkek eve eli boş dönüyor," dedim.
"Beni o sıradan insanlarla bir tutmasan mı acaba?"
"Aman ne kibirli bir kişilik ama."
Yine de şaka yapıyor olmalıydı ki başını kaldırıp omuz silkti.
Uta bıkkın bir bakış fırlattı. "Erkekler gerçekten çoook aptal."
Söylediğim hiçbir şeyde tuhaflık yoktu! Bütün erkekleri aynı kefeye koymasaydı bari.
"Bu arada, sizin bugün idmanınız yok mu?" diye sordum. Hiçbiri kulüp çalışmalarına yetişmek için acele ediyor gibi görünmüyordu.
Reita, "Yok, futbol takımı bugün dinleniyor," dedi.
Tatsuya da ekledi. "Bugün spor salonunu kullanamıyoruz, bu yüzden erkek basketbol takımının idmanı iptal."
Uta neşeyle atıldı. "Kızlar takımı için de geçerli! Yarın orada belediyenin bir etkinliği varmış sanırım!"
"Ha? Peki hafta sonu idmanınız ne olacak?" diye sordum.
Tatsuya, "Başka bir yerde hazırlık maçımız var. Kızlar takımı da aynı yere geliyor," diye yanıtladı.
Uta, "Voleybol kulübü de gelir herhalde," diye ekledi.
Onlar söyleyince hatırladım, öğretmenimiz sınıf rehberlik saatinde bundan bahsetmişti sanki. Belediye hafta sonu spor salonunu bir etkinlik için kullanacağından, bugün hazırlıklar nedeniyle salon kapalıydı.
Uta heyecanla, "Madem hepimizin vakti var, bugün beraber dönelim!" diye teklif etti.
Hikari, "Edebiyat kulübü cuma günleri toplanmıyor, bana uyar!" dedi.
Nanase de ekledi. "Ben bir kulüpte değilim zaten, bugün başka bir işim de yok."
"Benim de bugün ne grup provam ne de işim var."
Altımızın da programının uyuşması nadir görülen bir durumdu. Genelde okul çıkışlarında hepimizin farklı işleri olurdu, bu yüzden grupça beraber eve yürümeyeli uzun zaman olmuştu. Okul binasından çıkıp kapıya doğru yöneldik.
Cıvıl cıvıl sohbetimizin ortasında Hikari yeni bir konu açtı. "Bu arada, gelecek planlama formlarını teslim etme süresi doldu. Siz hangisini seçtiniz?"
Uta neşeyle, "Ben eşit ağırlık seçtim!" diye bağırdı.
Nanase, "Ben de. Ben de eşit ağırlık alanını seçtim," dedi. Geleceği, benim ilk hayatımdakinden farklı bir yöne sapmıştı.
"Yuino-chan, eşit ağırlıkta mı karar kıldın?"
"Sayısal daha garanti bir seçim olurdu ama konservatuvara gitmek istiyorum. Giriş sınavlarında daha çok Japonca ve İngilizceye ağırlık veriyorlar, bu yüzden eşit ağırlık yeterli olur, değil mi?"
"Konservatuvar mı?! Çok havalı! Piyano bölümüne gireceksin, değil mi?!" diye sordu Uta.
Nanase kararsızca, "Evet," diye yanıtladı. "Bir zamanlar vazgeçtiğim bir rüyaydı bu ama yeniden denemek istiyorum. Piyanist olmayı umuyorum." Gözlerinde bir ışık vardı, o gün gördüğüm o çaresiz kabullenişten eser yoktu.
Abiciğin senin adına çok mutlu.
Uta, "Sen ne yaptın, Hikarin?" diye sordu.
"Eşit ağırlık seçtim tabii ki. Zaten sayısal derslerde hiç iyi değilim."
"İşte bu! O zaman üçümüz de aynı alandayız!" Uta, Hikari ile Nanase’nin arasına girip ellerinden tuttu ve kollarını neşeyle sallamaya başladı.
Nanase hafifçe kıkırdadı. "Evet. Nisan geldiğinde yine aynı sınıfta olabiliriz."
Hikari, "Üç tane eşit ağırlık sınıfı var, değil mi? Üçte bir ihtimal olması biraz korkutucu," dedi.
"Öğretmenleri tehdit ederim ben de!"
Nanase onu uyardı. "Uta, saçmalama. Sadece azar işitirsin."
Hikari’nin önceki hayatımdan farklı bir seçim yapacağını tahmin etmiştim. Gerçekten de eşit ağırlığı seçmiş gibi görünüyor. "Demek eşit ağırlıkta karar kıldın." Eminim Sei-san onun sayısal seçmesini umuyordu ama o kalbinin sesini dinlemişti.
"Yazar olarak bana yardımcı olacak şeyler öğrenmek istiyorum, böylece bunu mesleğim haline getirebilirim." Sesinde en ufak bir tereddüt kırıntısı bile yoktu. Hikari bu konuda bana da danışmamıştı. Muhtemelen hangi alanı seçeceği konusunda ailesiyle de ciddi bir konuşma yapmıştı. Her kararını bana bel bağlamadan, tamamen kendi başına almıştı.
"İkinizin de gelecek için net bir hedefinin olması çok etkileyici. İnsanın gözünü alıyor," dedi Reita. Ses tonu biraz hüzünlü geliyordu, bu beni şaşırtmıştı.
Hikari, "Reita-kun, sen sayısal mı seçtin?" diye sordu.
"Evet. Gelecekte ne olmak istediğimi henüz bilmiyorum. Sayısal seçersem önümde daha çok seçenek kalır diye düşündüm. Tatsuya, sen de aynı sebepten seçtin, değil mi?"
"Aşağı yukarı öyle. Üstelik son zamanlarda sayısal derslerde daha iyi olduğumu hissediyorum."
Uta, "Nee? Tatsu, profesyonel basketbolcu olmayacak mısın yani?" dedi.
"O kadar da iyi değilim... Profesyonel olabilecek kadar iyi olanlar zaten devasa spor liselerinde oynuyor." Tatsuya’nın bakış açısı son derece gerçekçiydi.
Bu bir gerçekti. Ryomei’nin en iyi erkek takımı eyalette ancak ilk sekize girebilmişti. Zayıf değildik ama çok güçlü de sayılmazdık. Ayrıca ilk dörde giren okullar tamamen farklı bir seviyedeydi.
Yine de Tatsuya, o dev okulları devirecek olan Ryomei’nin as oyuncusu haline gelecekti. Şu an işlenmemiş bir elmas gibiydi ama akranlarını geride bırakacak yeteneğe kesinlikle sahipti. Hâlâ gelişme aşamasındaydı ve harika bir fiziği vardı. Belki de arkadaşım olduğu için taraflı bakıyordum ama bence profesyonel olabilirdi.
Uta dudak büzdü. "Ama eskiden profesyonel olacağını söylerdin!"
Tatsuya bir sonraki kelimeleri söylemeye pek istekli olmayarak kafasını kaşıdı. "Olmak için çabalamıyorum demiyorum ki. Sadece olamazsam diye bir güvencem olsun istiyorum. Bu yüzden iş aramada işime yarayacağı için sayısal seçtim ve notlarımı yüksek tutmaya çalışıyorum. Hem akademik olarak iyi olan hem de güçlü bir basketbol takımı olan bir üniversiteye gideceğim. En mantıklısı bu, değil mi?" diye durumu pratik bir şekilde açıkladı.
"Yani hâlâ profesyonelliği hedefliyorsun?"
Tatsuya kaşlarını çattı. "O kadar isteyip de başaramazsam çok utanç verici olur. Bu yüzden bunu yüksek sesle söylemek istemiyordum."
Uta ona ters ters baktı, ardından dudaklarında memnun bir gülümseme belirdi.
Nanase, "Nagiura-kun, senden beklenmeyecek kadar serinkanlı bir seçim olmuş," diye belirtti.
"Sen beni nasıl biri sanıyorsun acaba?"
"Bu bir iltifattı. Olgunlaşmışsın. Eğitim yılının başında asla böyle düşünmezdin."
Nanase’nin bu takılan tavrına rağmen Tatsuya’nın bakışları neredeyse belirsiz bir şekilde yumuşadı. "Evet, sanırım haklısın."
Tatsuya da kararı ilk seferkinden farklı olan bir diğer kişiydi; zaman sıçramamdan etkilenen bir başkası. Sadece bunun iyi bir değişim olduğundan emin olmam gerekiyordu. En azından şu anki haline bakılırsa, kötü bir değişim gibi görünmüyordu.
Herkesin bakışları birden bana döndü.
Uta, "Natsu, peki ya sen?" diye sordu.
Doğru ya, herkes hakkında o kadar çok düşünmüştüm ki kendimden bahsetmeye sıra gelmemişti. "Ben sayısal seçtim."
Okulun müzik festivalinden sonra bu form üzerinde epey kafa yormuştum. Sonunda, ilk hayatımla aynı kararı vermiştim.
Hikari, "Bu durumda erkeklerin hepsi sayısalda, kızların hepsi ise eşit ağırlıkta demek oluyor," dedi.
"Bayağı net bir ayrım olmuş. Gelecek yıl hepimiz dağılacağız," dedim.
"İnanmıyorum! Birden çok üzüldüm! Ben altılı grubumuzu çok seviyorum!"
Uta’nın bu feryadını bir sessizlik takip etti ama bu sessizlik kesinlikle rahatsız edici değildi. Herkes aynı şeyi hissediyordu. Bunu anlamak için kelimelere dökmemize gerek yoktu.
Hikari, "Natsuki-kun, sen hangisini seçeceğin konusunda kararsızdın, değil mi?" diye sordu.
"Evet."
"Sayısalı seçmenin özel bir sebebi var mıydı?"
"Aşağı yukarı Tatsuya ile aynı sebepten."
Hikari şaşkın bir bakış attı. "Nasıl yani? Ne demek istiyorsun?"
"Grup işine daha ciddi eğilmek istiyorum," dedim. Elbette bu, her şeyi bir kenara atacağım anlamına gelmiyordu. Hikari’yi mutlu etmeliydim. Hayır, bunu bir görev olduğu için değil, gerçekten istediğim için yapmalıydım. Bu yüzden arzuladığım hedeflerin peşinden koşarken riskleri olabildiğince azaltmalıydım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.