Geçmişin Yankıları

Nanase’nin bayıldığı günün ertesiydi. Pazar.

Saate şöyle bir göz attım; sabahın onuydu. Dün akşam, elimizden bir şey gelmediği için istemeye istemeye eve dönmüştük. Bizim gibi dışarıdan biri olanların yapabileceği hiçbir şey yoktu zaten. Dün gece saatlerce yatakta dönüp durmuş, bir türlü gözüme uyku girmemişti. Şu an yatakta uzanıyor olsam da uykumun geldiği falan yoktu. Zihnim, Nanase’nin yere yığıldığı o anı defalarca baştan sarıp oynatıyordu.

Hikari, Nanase’nin ailesiyle irtibat halindeydi. Dün gece bana ulaşmış, Nanase’nin hayati bir tehlikesi olmadığını haber vermişti. Şu an konser salonuna yakın bir hastanede müşahede altındaydı. En azından endişelenecek bir durumun ortadan kalkmış olması gerekiyordu. Ya da ben kendimi öyle avutuyordum.

O devriliş biçimi... Hiç normal değildi. Hikari’den duyduklarım ve Nanase’nin bizzat anlattıkları doğrultusunda, dün neden bayıldığına dair bir tahminim vardı. Tabii ne kadar doğruydu, orası tartışılırdı. Nanase’yi izledikçe içimi garip bir dejavu hissi kaplıyordu. Daha önce bu hissin neyi anımsattığını çözememiştim ama sonunda taşlar yerine oturdu; Miori’nin takım arkadaşlarına pas veremediği o zamanları hatırlatıyordu. Nanase, o günkü Miori’nin bir kopyası gibiydi. Bu kesinlikle psikolojik bir meseleydi.

Tam bunları düşündüğüm sırada telefonum çaldı. Ekran aydınlandı, Hoshimiya Hikari’nin adı belirdi.

“Efendim?”

“Natsuki-kun.”

“Nanase iyi mi?”

“Evet. Durumunun stabil olduğunu söylediler. Benimle beraber onu ziyarete gelmek ister misin?”

“Tabii, gelirim.”

Her ne kadar iyi olduğunu bilsem de, içimin rahat etmesi için onu kendi gözlerimle görmem gerekiyordu. Hikari’nin de aynı şeyi hissettiğinden emindim. Buluşacağımız yeri ve saati kararlaştırıp telefonu kapattık. Hemen hazırlanıp evden çıktım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.