Fujiwara’nın yanından ayrılıp Nanase ile birlikte Café Mares’e doğru yola koyulduk. Hikari’nin bugün edebiyat kulübü toplantısı olduğu için sadece ikimizdik.
Şunu da belirteyim; Nanase ile aynı yerde çalıştığımız için düzenli olarak eve beraber dönüyoruz ve Hikari bu duruma çoktan yeşil ışık yaktı. Zaten aynı yöne giderken ayrı ayrı yürümemiz tuhaf olurdu.
Dürüst olmak gerekirse Hikari’nin buna ses çıkarmamasının tek sebebi yol arkadaşımın Nanase olmasıydı. Eğer yanındaki Uta veya Miori olsaydı muhtemelen buna izin vermezdi. Ama Serika olsa sorun etmezdi herhalde. Gerçi bunların hepsi benim hüsnükuruntum.
Sessizce ilerliyorduk; etrafta sadece ayak seslerimiz yankılanıyordu. Nanase bugün pek konuşkan değildi, bu yüzden az önce olanları açıp açmamak konusunda kararsız kaldım.
En sonunda sessizliği bozan o oldu. “Sınıfa eşlik etmek için neden gönüllü olmadığımı sormak istiyor gibisin.”
Tabii ya, neyi merak ettiğimi şıp diye anlamıştı. “Zahmetli geleceğini düşündüğün için mi?”
Eğer sebep buysa onu anlardım. Piyano konusunda seviye atlamış biri olarak, sınıf korosu gibi basit bir işe eşlik ederek vakit kaybetmek istememesi gayet mantıklı bir karar olurdu.
“Ondan değil... Sadece kendime o güveni duyamıyorum.”
“Sen mi?” dedim hayretle. “Sen mi kendine güvenmiyorsun, Nanase?” O muazzam performansı sergileyen kızdan bu sözleri duyduğuma inanamıyöordum.
“Şey, mesele performans sergilemekle ilgili değil... Sadece, içimde o inancı bulamıyorum.”
“İnanç mı?” diye tekrarladım. Ne demek istiyordu şimdi?
Nanase dudaklarını sıkıca birbirine bastırıp sustu. “Bunu Onozawa-san’a da söyledim. Düşünmek için bana biraz zaman ver.”
“Nedenini bana anlatacak mısın?”
“Henüz bu konuda konuşmak istemiyorum.”
“Peki, öyle olsun.”
Daha önce Fujiwara ile birlikte Onozawa-san’la konuşmuştuk. Nanase reddederse eşlikçi olmayı kabul etmişti. Şimdi tek yapmamız gereken Nanase’nin kararını beklemekti. Önümüzde hâlâ epey vakit vardı.
Tek kelime etmeden yürümeye devam ettik. İstasyona yaklaştıkça kalabalık artıyor, çevredeki gürültü yoğunlaşıyordu.
Nanase’nin bu konuyu açmak istemediği gün gibi ortadaydı. Piyano, en yakın arkadaşı olan Hikari’nin bile kolay kolay kurcalayamadığı bir meseleydi. Öyle alelade bir konuymuş gibi üzerine gitmemem gerekiyordu. Yine de bir şeyler havada kalıyordu. Nanase, Reita kadar ketum biri değildi. Kendinden sık sık bahsederdi; hatta daha dün piyanoya nasıl başladığını bile anlatmıştı.
“Sahi Haibara-kun, sayısal bölümü seçeceğini söylemiştin değil mi?” diyerek güvenli bir limana sığındı Nanase. Konuyu değiştirmeye çalıştığı her halinden belliydi.
“Evet,” diye yanıtladım. “Fen ve matematik derslerinde iyiyimdir. Gerçi henüz tam olarak emin değilim.”
“Anlıyorum. Ben de öyleyim. Belki ben de sayısalı seçmeliyim.”
Aniden tuhaf bir dejavu hissi benliğimi sardı. Doğru ya, ilk hayatımda Nanase ile buna benzer bir konuşma yapmıştık. Onun cephesinden bakınca muhtemelen sıradan bir günde geçen öylesine bir sohbetti ama ben o zamanlar pek kimseyle konuşmadığım için bu anı zihnime kazınmıştı. Hafızam beni yanıltmıyorsa şöyle demişti...
“Ben de öyleyim. Gerçi bu durumdan pek keyif almıyorum.”
“Sevmediğin halde mi sayısalı seçtin?”
“Çünkü hayatta gitmek istediğim yol zaten kapandı.”
Eminim tam olarak böyle söylemişti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.