Yaz tatilinin sonu yaklaşıyordu. Miori’nin son zamanlarda vakti boldu, bu yüzden sık sık bizim evde takılıyordu.
Annemle babam çocukluktan beri yakın olduğumuzu bildiklerinden onu her seferinde güler yüzle karşılıyordu. Namika da Miori’nin gelişine havalara uçuyordu uçmasına ama daha kısa süre önce Hikari’nin bize geldiğini bildiğinden bana karşı bir hayli soğuk davranıyordu. Miori ile aramızda öyle bir şey olmadığını ona defalarca anlattım oysa...
Bardağımıza arpa çayı doldurup odama döndüm. Miori, sırtını yatağıma dayamış, yer minderinde oturuyordu. Kitaplığımdan seçtiği uzun soluklu aksiyon mangasından başını kaldırmıyordu, her zamanki hali işte.
“Nasıl, sürükleyici mi?”
“Aynen. Aksiyon mangası dediğin böyle olur, insanı fena gaza getiriyor.” Miori dünden beri bu seriye gömülmüştü, iki günde yirmi cilde yakın devirmişti. “Sen ne zamandır takip ediyorsun bunu?”
“Şey, ortaokul ikiden beri sanırım. Mangalara sarıp koleksiyon yapmaya o zamanlar başlamıştım.”
“Anladım. Demek otaku olma yolundaki ilk adımın oydu.”
“Manganın ardından hafif romanlar, animeler derken... Bir baktım kendiliğimden bu hale gelmişim.”
Eski günlerdeki gibi vakit geçirmek iyi hissettiriyordu. Tıpkı çocukluğumuzdaki gibiydi her şey.
Miori öylesine bir edayla, “Acaba o zamanlar laflasaydık eğlenir miydik?” diye sordu.
Bu sözleri duyunca içimi bir suçluluk kapladı. Kötü hissetmiştim ister istemez. “Kimbilir. Belki de öğürür, bana iğrenç bir otaku muamelesi yapıp uzaklaşırdın.” Havayı karartan bu kasveti dağıtmak için şakaya vurdum işi.
Kıkırdadı. “Doğruya doğru. O zamanlar evde yapılan hobilere zerre ilgim yoktu.”
“Biliyorum bilmez miyim. Dışarılarda fink atan o eski velet komutandın işte.”
“Bana şöyle velet komutan deyip durmasan olmuyor mu? Büyümüş de küçülmüş falan de bari!”
“Seni gerçekten tanımayan birine söylesem, uydurduğumu sanır.”
“Beni tanımayan insanlara hakkımda eski hikayeler mi anlatıyorsun yani?! Hey, çabuk kes şunu!”
“E sorup duruyorlar ama. Bizim çocukların gözü kulağı sende, seninle ilgili her şeyi öğrenmek istiyorlar.”
Miori anlam verememiş gibi kafasını yana eğdi. “Neden ki?”
Güzel olduğunun farkında ama bu konularda kafası hiç basmıyor. “Seni daha yakından tanımak istedikleri için olabilir mi acaba?”
Gözlerini kırpıştırdı. “Haa, anladım,” diye mırıldandı. Sonra aniden duraksadı. “Bir dakika, bunu sana mı soruyorlar?”
“Evet, seninle çocukluk arkadaşı olduğumuzu herkes biliyor. Bana imrenip duruyorlar. ‘Ulan piç, manga sayfalarından fırlamış gibi güzel bir çocukluk arkadaşın var, yediğin önünde yemediğin arkanda...’ falan diyorlar.” Gerçek hayat romanlardaki romantik komediler gibi akmıyor tabii.
“‘Güzel bir çocukluk arkadaşı’ ha... Sen de öyle mi düşünüyorsun?”
“Yani, genel kanı dış görünüşünün gayet eli yüzü düzgün olduğu yönünde.”
“Ben genel kanıyı sormuyorum. Senin ne düşündüğünü merak ediyorum.” Miori yüzünü yüzüme doğru yaklaştırdı.
Yaklaşma bana! Yapma şöyle! Bu kadar yakınıma girersen kabul etmek zorunda kalacağım, gerçekten güzel bir kız olduğunu kabul etmek zorunda kalacağım. Üstelik hafiften bozulmuş gibi görünüyorsun, bu da yanlış anlamama yol açacak. Asla ama asla öyle bir şey olmayacağını bilsem de hayallere kapılacağım! Kalbim küt küt atmaya başladı.
Bakışlarımı kaçırarak, “Onlara hak veriyorsam bir sakıncası mı var?” diye kem küm ettim.
Miori nedense bir anda geri çekildi ve izin bile istemeden kendini yatağıma fırlattı. Şimdi neden içine kapandın ki?! Burada utanan benim! Ona ters bir bakış attım. Yüzü duvara dönük olduğu için ifadesini göremiyordum ama kulakları kıpkırmızı olmuştu. Belli ki o da utanmıştı.
“Madem yüzün kızaracak, ne diye fikrimi soruyorsun?”
“Kapa çeneni Natsuki! Bir de ukalalık yapıyor!”
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.