Sırların Çözüldüğü Soğuk Öğleden Sonra

(Hoshimiya Hikari)

"Ne yapıyorsun?"

Cuma günü okul çıkışıydı. Öğretmenlerden biri depodan bazı malzemeleri getirmemi istemişti. Binanın arkasından gelen sesleri duyunca gayriihtiyari başımı uzattım ve birinci sınıftan Miori-chan ile Hasegawa-san'ı gördüm. Biraz daha dikkatli bakınca, Miori-chan'ın sırılsıklam olduğunu ve ayaklarının dibinde boş bir kova durduğunu fark ettim.

Sesimi duyan Hasegawa-san irkilerek arkasına baktı. Yüzü kireç gibi oldu, hızla arkasını dönüp kaçtı.

Miori-chan ise her zamanki ifadesizliğiyle gözlerini bana dikti. "Hikari-chan..." Hali tavrı bozulmuş bir makineyi andırıyordu.

"İ-İyi misin?!" Şaşırma sırası bende değildi. Büyük bir panik içinde hemen yanına koştum. Sonbaharın sonlarındaydık; bu mevsimde böyle sırılsıklam ıslanmak kolayca şifayı kapmasına neden olabilirdi. "Bunu Hasegawa-san mı yaptı?"

"Hayır, o yapmadı. Sadece üzerime su döktüm," dedi Miori-chan kısık bir sesle, başını hafifçe iki yana sallayarak.

Kesinlikle yalan söylüyordu. Eğer öyle olsaydı, Hasegawa-san neden kaçsın ki? İkisinin birbirinden hiç hazzetmediğini ve bu sabah çıkan hırgürün asıl sebebini biliyordum. Yine de bunu yüzüne vuramadım. Miori-chan’ın sesinden o kadar büyük bir keder akıyordu ki.

"H-Her neyse," diye başladım söze. "Üzerini hemen değiştirmelisin. Sınıfta beden eğitimi kıyafetlerin var mı?"

"Sonra değiştiririm. Daha da önemlisi, seninle konuşmak istiyorum."

Bu haldeyken üstünü değiştirmekten daha önemli ne olabilirdi? Böyle düşünsem de onu ikna etmenin zor olacağını hissettim. "Ne hakkında? Eğer o dedikodu yüzündense hiç kafana takma. Her şeyi Natsuki-kun'dan dinledim. Tamamen bir yanlış anlaşılma olduğunu biliyorum. Hem senin hayatında Reita-kun var."

"Yanılıyorsun, Hikari-chan. Yanlış anlaşılma falan değildi."

Miori-chan'ın bu hilesiz, dümdüz ses tonunu duyunca beynimden vurulmuşa döndüm. Ani bir donma hissi tüm bedenimi sardı. Yanlış anlaşılma değil miydi? Ne demek istiyordu? Anlayamıyordum. Hikayenin bir kısmının yanlış anlaşılma olmadığını söylüyor gibiydi. Ve ben, işin hangi kısmının gerçek olduğunu öğrenmekten ölesiye korkuyordum.

"Kaza falan değildi. Natsuki'ye bilerek, isteyerek sarıldım."

"N... Neden? Ne demek istiyorsun?" diye sordum ama kalbimin bir köşesinde taşlar çoktan yerine oturmuştu.

Dedikodu kulağıma ilk çalındığında içimde tam olarak buna dair bir his uyanmıştı. Mantıklı bir dayanağı olmayan, sadece sezgisel bir histi; bu yüzden tamamen kendi kuruntum diyerek geçiştirmiştim.

"Çünkü Natsuki'yi seviyorum," dedi Miori-chan, sanki son derece sıradan bir gerçeği dile getirir gibi düz bir sesle.

Bu düşünce daha önce de zihnimi çokça kurcalamıştı. Ya onu gerçekten seviyorsa? Ama Reita-kun'u sevdiğini söylediği için aralarındaki bu yakınlığı çocukluk arkadaşlığının getirdiği o doğal samimiyete yormuştum... Ne büyük bir yanılgıydı. Karşımda duran kız, açıkça sırılsıklam aşık bir genç kızdı.

"Bu yüzden... Üzgünüm. Tabii kuru bir özürle beni affetmeni bekleyemem." Miori-chan öne doğru eğilip başını eğdi.

Duygularım karmakarışıktı, duruma ayak uyduramıyordum. Ne diyeceğimi bilemiyordum. Hayır, benden özür dilemişti, onu affetmek yapmam gereken en doğru şeydi.

"Anlamadığım bir şey var... Madem öyle, neden Reita-kun ile çıkıyorsun?" Onu affetmeye karar vermiş olmama rağmen, ağzımdan bambaşka kelimeler döküldü.

Duraksadı. "Çünkü ona aşık olmak istedim."

"Ve ona aşık olamadığın halde hâlâ onunla çıkmaya devam mı ediyorsun?"

"Evet... Aynen öyle."

Miori-chan'ın yere eğdiği gözlerindeki o derin kederin aksine, içimde çirkin, kapkara duygular kabarmaya başladı. "Ve sen kalbinde bu yükü taşırken Natsuki-kun'a yanaşmaya cüret ettin, öyle mi?" Dudaklarımdan süzülen ses, tahmin ettiğimden çok daha soğuk ve mesafeliydi.

Eğer durum buysa, Reita-kun için gerçekten çok üzülüyordum. Şimdi de Natsuki-kun, sevgilisini aldatma şüphesiyle zan altında kalmıştı... Hayır, kendine bahane uydurmayı kes. Ben sadece Miori-chan'a öfkeleniyordum.

Bunca zamandır içten içe hep bir huzursuzluk taşıyordum. Biz çıkmaya başladıktan sonra bile Miori-chan hep Natsuki-kun'un yanı başındaydı. Yine de ikisine de güvenmiştim. Sadece çocukluk arkadaşı olduklarına dair verdikleri sözlere inanmak istemiştim. Aralarında, diğer arkadaşlıklarından çok farklı, bambaşka bir güven bağı olduğu ortadaydı ama ben yine de gerçeklere gözlerimi kapamıştım.

Natsuki-kun'un arkadaşlık ilişkilerini kısıtlayacak kadar ileri gitmek istemiyordum. Beni fazla yapışkan görmesinden, içimdeki o kıskançlığın ne denli derin olduğunu fark etmesinden korkuyordum. Fakat Miori-chan ile yan yana geldiğinde yüzünde hep o şapşal, huzurlu gülümseme beliriyordu. Benimleyken takındığı ifadeden çok farklıydı; onun yanındayken tamamen rahattı.

Bunu deli gibi kıskanıyordum, hasetten eriyordum. Natsuki-kun'un ruhuna destek olan kişi ben değil, her zaman Miori-chan olmuştu. Romantik bir durum olmasa bile bu gerçek beni dehşete düşürüyordu. Natsuki-kun, Miori-chan'a karşı hissettiği duyguların derinliğinin kesinlikle farkında değildi.

Ve belki de bir gün, bu hisler aşka dönüşecekti.

"Eğer öyleyse... Seni affedebileceğimi sanmıyorum, Miori-chan." Biliyorum. Bu sadece kıskançlıktı. İçimdeki o karanlık duyguları bencilce onun üzerine kusuyordum. Korkuyordum. Natsuki-kun'un elimden uçup gitmesinden ölesiye korkuyordum.

"Biliyorum... Çok üzgünüm. Gerçekten."

Yere süzülen su damlalarının sesi duyuldu. Islak kıyafetlerinden mi süzülüyorlardı yoksa gözyaşları mıydı, ayırt edemiyordum.

Bunu söylememeliydim. İş işten geçtikten sonra, duygularımın esiri olup sarf ettiğim o sözler yüzünden büyük bir pişmanlık duydum. "Seni affedemem" de ne demekti? Benim asıl hazmedemediğim şey Miori-chan'ın Natsuki-kun'a sarılması değildi; Natsuki-kun'un ona böylesine özel bir güven duymasıydı. Bunu bile bile faturayı ona kesmek büyük bir haksızlıktı.

Öfkem yatıştı, aklım başıma geldi. Çok ağır konuşmuştum. Hıncımı Miori-chan'dan çıkarmak tamamen benim hatamdı.

"Şey... Miori-chan. Özür dilerim. Öyle demek istememiştim, yani—"

"Özür dileme. Burada tek suçlu benim." Hatamı telafi etmeme fırsat vermeden sözümü kesti ve başını salladı. "Bu yüzden, yakında buralardan gideceğim." Arkasını döndü, gitmeye yeltendi.

"Nereye gidiyorsun?" diye sordum arkasından. İçimden bir ses, bu gidişin sadece evine dönmekten ibaret olmadığını söylüyordu.

"Özür dilerim. Elveda."

Miori-chan sorumu cevapsız bıraktı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.