Takasaki İstasyonu'nun yakınlarındaki bir aile restoranında herkesi topladım. Bir lise grubu için fazla sessizdik. Dışarıdan bakan birine muhtemelen tuhaf, hatta tekinsiz görünüyorduk. Uta, Tatsuya, Yuino, Hikari, Saya ve ben... Toplam altı kişiydik. Reita ve Natsuki'ye ulaşmayı başaramamıştım. Reita'nın telefonu kapatmadan önce söylediği son şey, Miori'yi aramaya gidiyorum, olmuştu. Anlaşılan Natsuki de fırlayıp gitmeden önce Hikari'ye benzer bir şeyler söylemişti.
Büyük hesap hatası yapmıştım. Mevzuyu en iyi bilmesi gereken iki kişi masada yoktu. Derin bir nefes alıp konuya girmeden önce Saya'yı diğerleriyle tanıştırdım. "Pekala, elimizdeki bilgileri bir toparlayalım. En önemli iki kişimiz eksik ama şu an bunun için yapabileceğimiz bir şey yok."
Hikari çekingen bir tavırla elini kaldırdı. Hepimizin bakışları ona döndü. "Şey, ne kadarını anlatmam doğru olur emin değilim," diye fısıldadı, sesi sona doğru kısıldı.
"Miori'nin iyiliği için bazı şeyleri sakladığını biliyorum ama artık bunları bir kenara bırak." Bu sözleri sadece ona değil, masadaki herkese hitap ederek söylemiştim. "Zaten çekip gittiği için kabahat tamamen Miori'de. Sırlarını ortaya dökmek onu bulmamızı sağlayacaksa, bizi affetmeyi öğrensin bir zahmet."
"Haklısın... O zaman dün okul çıkışında olanlardan başlayayım..." Hikari, dün dersten sonra Miori ile aralarında geçen konuşmayı anlatmaya koyuldu. O her zamanki neşesinden eser kalmamıştı, berbat bir suçluluk duygusu altına eziliyor gibiydi. Sesi de hafifçe titriyordu.
Tatsuya kaşlarını çatarak yerinde huzursuzca kıpırdandı. "Bok gibi bir durum... Motomiya'nın son zamanlardaki halini düşününce, bu laflar ona fena koymuştur."
Biraz kaba bir ifadeydi ama son derece haklıydı. Bu durum Miori'yi, Hasegawa'nın savurduğu o hakaretlerden çok daha derinden sarsmış olmalıydı.
"Şey... Tatsu ile ben de bir şeyler biliyoruz," diye söze girdi Uta, mahcup bir edayla. Konuyu açmaya pek gönüllü değildi ama başka çaresi olmadığını biliyordu. "Tesadüfen kulak misafiri olduğumuz için bugüne kadar ses çıkarmadık ama şu an acil durum var."
Tatsuya ile göz göze geldiler. Tatsuya lafı devraldı. "Anladığımız kadarıyla Reita ile Motomiya'nın arasındaki ilişki pek normal değil." Duyduklarına göre Reita, Miori'nin en başından beri Natsuki'ye aşık olduğunu zaten biliyormuş.
Hikari'nin yüzünü koyu bir şaşkınlık kapladı. Anlattıklarında böyle bir şeyden bahsetmemişti. Miori de ona kesinlikle açılmamıştı zaten. Miori'yi biraz olsun tanıyorsam, ne söylerse söylesin kulağa sadece bir bahane gibi geleceğini düşünmüştü muhtemelen.
"Belliydi zaten. İlişkilerinin kaplumbağa hızında ilerlemesinden şüphelenmeliydim." İç çeker. Zaten içimde böyle bir his vardı.
Reita kızlarla nasıl konuşulacağını çok iyi bilen biriydi. Miori de yakın zamana kadar aralarındaki mesafeyi kapatmak için bayağı yırtınıyordu. Tüm bunlara rağmen aralarındaki bağın bu kadar masum ve mesafeli kalması açıkçası bana hep garip gelmişti.
"Sohbet ne zaman Reita'ya gelse Miori'nin yüzü pek gülmezdi," diye ekledim. "Aralarında bir bit yeniği olduğunu anlamalıydım."
"Şimdi düşününce, Reita da Motomiya hakkında pek konuşmazdı," dedi Tatsuya. "Yapısı gereği ketum biri olduğunu bildiğimden üstünde durmadım ama insan normalde kız arkadaşından ballandıra ballandıra bahseder, değil mi?"
Yuino ciddi bir ifadeyle onu onayladı. "Kesinlikle. Şunlara bir baksanıza; Hikari uzunca bir süre erkek arkadaşını anlatıp durmaktan başka bir şey yapmadı."
"Öhöm!" Hikari boğazını temizledi. "Yuino-chan, bu hiç gerekli bir bilgi değildi."
"Sizce duyguları ne zaman değişti?" Uta'nın gözleri, geçmişi hatırlamaya çalışırcasına uzaklara daldı. "Keşke daha önce fark edebilseydim."
Zihninden kim bilir neler geçiyordu. Zamanında kendisi de Miori ile benzer bir durum yaşamıştı. Yine de seçilmeyen biri olmak ile ringe adım bile atamamak arasında dağlar kadar fark vardı.
Uta konuşmaya devam etti. "Ama ne bileyim... Miorin'in Natsu'yu sevdiğini duymak... Garip gelmiyor. Hatta hislerini hiç fark etmemiş olsam bile bana çok mantıklı geldi."
Yuino çenesini eline dayayıp karşılık verdi. "Çünkü araları inanılmaz iyiydi. Birbirlerine duydukları güven neredeyse akıl almaz boyuttaydı."
Ben de fikrimi belirttim. "Ne kadar aksi yönde iddia ederlerse etsinler, onlar birbirinin yakasını bırakamayan sıradan çocukluk arkadaşları değillerdi. Bu kadarı kesin." Olaya nereden bakarsanız bakın, aralarında bambaşka, özel bir bağ vardı.
"Sadece bir tahmin ama..." dedi Saya kasvetli bir sesle. "...hisleri aniden değişmedi. Sadece kendi duygularının farkında değildi."
Herkes bakışlarını ona çevirdi, devam etmesini bekler gibi bakıyordu. Masadaki herkes arasında onların geçmişini gerçekten bilen tek kişi oydu.
"Gelin, sizi biraz geçmişe götüreyim..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.