Artık inkâr edecek gücüm kalmadı. Zaten her şeyin farkındayım. Haibara Natsuki-kun'a sırılsıklam aşığım.
Bunu fark ettiğimde iş işten geçmişti; Natsuki-kun'u çoktan cesaretlendirmiştim. Sevdiği kıza açılması için ona yardım eden biri olarak başarılı olmasını istiyordum. Yine de başarısız olmasını dilemediğimi söylersem yalan söylemiş olurdum.
Bunun hayalini kurmuştum.
Hikari-chan, Natsuki-kun'u reddedecek, o da kalbi kırık bir halde, boynu bükük bana dönecekti. Onun dert yanışını izlerken, "Gerçekten ümitsiz vakasın," deyip teselli edecektim. Sonra, "Sorumluluğu ben alıyorum o zaman," diye ekleyecektim ve yüzündeki şaşkınlığı görüp kıkırdayacaktım. Diğerlerinden bunu sır olarak saklayıp sevgili olacaktık ve Natsuki-kun da durumdan pek şikayetçi olmayacaktı... Ne kadar da aptalca bir hayaldi.
Bu gelecek hiçbir zaman gerçekleşmeyecekti ama içimdeki bir ses hâlâ umut ediyordu. Sonunda Natsuki-kun'un Hikari-chan'a olan itirafı başarıyla sonuçlanmıştı ve şimdi her günün tadını tasasızca çıkarıyordu. Onun adına sevinmeliydim. Onunla birlikte kutlamalıydım; oysa hissettiğim acı kalbimi ortadan ikiye yaracak gibiydi, gözyaşları yanaklarımdan süzülüyordu. Bu yüzden kendi aptallığıma göz yummaya devam ettim.
Herhangi biri olabilirdi. Sadece birinin hislerimi değiştirmesini istiyordum. Reita-kun bu yüzden sığınağım olmuştu. Ona aşık olursam artık acı çekmeyeceğimi düşünmüştüm. Bu karamsar düşünceyle Reita-kun ile daha fazla vakit geçirmeye başladım. Keskin zekalı biriydi, aklımdan neler geçtiğini kesinlikle biliyordu. Yine de beni kollarını açarak kabul etti.
Birlikte öğle yemeği yedik, antrenmandan sonra eve beraber yürüdük ve tatil günlerimizde buluştuk. Reita-kun son derece kibar biriydi. Yakışıklı, zeki, atletik, düşünceli, sohbeti keyifli ve sevimli bir gülümsemesi olan biri. Onun yanındayken kendimi rahat hissediyordum.
Reita-kun ile flört etmek, başkalarının kıskançlık hedefi olmak anlamına da geliyordu. Ancak hislerim değişmedi. Gözlerim hâlâ gayriihtiyari çocukluk arkadaşımı arıyordu.
Bu duygulardan kurtulmak için bir süre Natsuki-kun'u görmemeliydim. Böyle düşünmüştüm ama sınıflar arası spor şenliği komitesinde olduğum için onunla muhatap olmak zorunda kaldım. Şimdi onunla konuşabilirim! Bu düşünce aklımdan geçtiğinde dünyalar benim olmuştu, içten içe kalbim heyecanla çarptı. Hikari-chan'a karşı suçluluk duyuyordum ama ikimiz de komite üyesi olduğumuz için bunun kaçınılmaz olduğunu söyleyip durdum kendime. Böylece bir kez daha Natsuki-kun'un yanına döndüm. Benim için karşı konulmaz bir çekimdi bu.
Tüm bunlar yetmezmiş gibi, bacaklarım uyuşmuş diye yalan söyleyip Natsuki-kun'a sarıldım. Bunu yaparken Hikari-chan'a ve Reita-kun'a ihanet ettiğimi çok iyi biliyordum. Artık Natsuki-kun ile görüşmeyi gerçekten kesmeliydim. Ona olan sevgim kontrolden çıkmıştı ve ne yaptığımı ben bile bilmiyordum.
Çok sinsi ve zavallı biriyim. Berbat bir insanım. Bu halimle kimsenin yüzüne bakamam.
Bu yüzden bir daha böyle bir şey yapmayacağıma yemin ettim. Durum hâlâ kurtarılabilirdi. Tek yapmam gereken bu hisleri bastırmaktı. Sadece bunu yapmak bile her şeyi çözecekti ama tam buna karar vermişken...
"Birisi senin Haibara-kun'a sarıldığını görmüş. Bu doğru mu?"
Kendimi savunacak tek bir sözüm bile yoktu, sonuna kadar suçluydum.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.