Çocukluk Resimleri

Motomiya Miori

Çocukken hiç durup düşünmezdim. Tek yaptığım, her gün içimden ne geçiyorsa kendimi tamamen ona adamaktı. Şansıma, benim bu düşüncesiz hallerime ayak uyduran dostlarım vardı. Doğrusunu söylemek gerekirse kızlarla pek anlaşamazdım; erkeklerle vakit geçirmek daha eğlenceliydi. Hareketli biri olduğum için zamanımı doğal olarak onlarla harcardım.

“Miori! Benimle yine kapışacaksın! Bir kez daha!”

İlk arkadaşım, beni durup dinlenmeden her türlü yarışa çağıran bir çocuktu. Adı Yano Shuto'ydu. Uzun boylu, coşkulu ve reflekslerine pek bir güvenen tiptendi. Futbol, basketbol, beysbol... Her branşta onu yenerdim. Yine de pes etmez, bana meydan okumaya devam ederdi. İlk başlarda hırçındı ama her karşılaşmada birbirimize biraz daha yaklaştık. Büyüdükçe, futbolda artık onu yenemez oldum.

“Ha ha ha! Hâlâ bitiremediniz mi? Bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiniz var!”

İkincisi, kahkahası yeri göğü inleten bir çocuktu. Adı Midorikawa Takuro'ydu. Mıknatıs gibi kiloları üstüne çekmesine rağmen spor onun uzmanlık alanıydı. Şimdi düşününce, çocukluğumuzdan beri garip bir olgunluğu vardı. Shuto ile rekabetimizi izlemek hoşuna gittiği için sık sık bizi kenardan seyrederdi. Elbette aramıza katılıp oynadığı da olurdu ama Takuro bizi hep bir adım geriden izlemeyi seçerdi. Bazen gözüm karardığı için beni sürekli dizginlerdi. Aslında... Eğlenceli bulduğu için çoğu zaman zıvanadan çıkmama göz yumardı sanırım.

“Benim gibi biriyle neden oynuyorsunuz ki?”

Üçüncüsü ise... Haibara Natsuki'ydi. Sınıfın bir köşesinde büzülmüş, hep tek başına otururdu. Öğle yemeklerinde, okul bahçesinde oynayan bizlere sınıf penceresinden gıpta ile dik dik bakardı. İşte bu yüzden elinden tutup onu kendi arkadaş çevreme zorla sokmuştum. Natsuki başlangıçta ürkekti ama bize alışınca neşeyle gülmeye başladı. Sessiz ama çok nazik bir çocuktu.

Dördümüz sabahtan akşama kadar hep birlikte vakit geçirirdik.

“Futbol oynayalım! İkiye iki!” derdim.

“Kabul! Bu sefer seni yerle bir edeceğim!” diye karşılık verirdi Shuto.

“Ha ha ha! Shuto, beni yenmen için kırk fırın ekmek yemen lazım!”

“Hey, bir daha söylesene sıkıyorsa!”

Natsuki araya girerdi. “Durun, ikiniz de sakin olun!”

Takuro araya girerdi. “Ha ha ha! Bırak takılsınlar Natsuki! Sen kimin tarafındasın?”

“N-Ne?!”

“Natsuki, tabii ki benim tarafımdasın, değil mi?” derdim.

Ben tozu dumana katardım, Shuto benimle yarışmaya çalışırdı, Natsuki paniğe kapılıp bizi durdurmaya çabalardı, Takuro ise gülmekten katılırdı. Günlerimizi tekrar tekrar böyle geçirirdik. Her anı capcanlıydı. Yaptığımız her şey arasında özellikle kendimize gizli bir sığınak kurup orada şapşalca vakit geçirmekten çok keyif alırdım.

“Burada kulübümsü bir bina var!”

Her şey mahallemizin yakınındaki dağların derinliklerine dalmamızla başlamıştı. Shuto bir patikanın kenarını işaret edince ben de o tarafa baktım.

Takuro yıkılmak üzere olan kulübeye doğru yavaşça yaklaşıp etrafı süzdü. “Muhtemelen terk edilmiş bir ev. Artık kimse kullanmıyor,” diye kestirip attı.

“Bunu boş verin de... Burada olmamız doğru mu ki? Geri dönsek daha iyi olmaz mı?” Natsuki huzursuz bir ifadeyle arkamızdan geliyordu.

“Buldum! Burayı gizli sığınağımız yapalım!” Benim bu fikrim sayesinde o küçük kulübeyi sık sık ziyaret eder olduk.

O günlere geri dönmek istiyorum.

“Haydi! Gelin çocuklar! Güneşe doğru yarışalım!” diye haykırırdım.

Bazen işleri yüzümüze gözümüze bulaştırsak da, bazen yağmur yağsa da günlerimiz neşeyle doluydu.

“Böyle şeyler yapamazsın! Koridora çıkıp yaptığın şey üzerine düşün!”

İşler istediğim gibi gitmediğinde kaçmak gibi bir huyum vardı. Kimsenin bilmediği bir yere gider, yere büzülür ve tek başıma ağlardım. Güçlü biriydim, bu yüzden kimsenin beni gözyaşları içinde görmesini istemezdim. Bir süre tek başıma hıçkıra hıçkıra ağladıktan sonra çabucak eski halime dönebilirdim. Tek başıma gayet iyiydim yani.

Yine de...

“Buldum seni.”

Beni tek başıma ağlar halde bırakmayan tek kişi sensin.

“Miori, bu saklambaç oyununu kaybettin.”

Gözyaşlarımı görmezden gelir, bir espri patlatır ve tüm zaman boyunca yanımda kalırdın. Hep böyleydi. Ne zaman beni bulmanı istesem, hiç şaşmadan bulurdun.

Şimdi geçmişe dönüp baktığımda, o zamanlar zaten—

“Miori. Seni seviyorum.”

İlkokul altıncı sınıftayken Shuto bana duygularını açtı. İlk defa biri bana böyle hissettiğini söylüyordu ve biraz korkmuştum.

“Ben öyle şeylerden anlamam... Ama yine de benimle arkadaş kalacaksın, değil mi?”

Onun ne hissettiğini hiç düşünmemiş, sadece arkadaşlığımızın sürmesini umursamıştım. Şimdi bu isteğimin ne kadar gaddarca olduğunu anlıyorum.

“Üzgünüm... Bu benim için imkansız.”

Birbirine kenetlenmiş o dört kişilik grubumuz darmadağın oldu.

“Bunu şimdi söylediğim için üzgünüm ama ailem yüzünden başka bir okula nakil aldırmam gerekiyor.” Takuro, biz çocuklar gibi çaresiz kaldığı bir durum yüzünden kaybolup gitti.

Geriye sadece Natsuki ve ben kalmıştık. Diğer çocuklar ise bizimle dalga geçiyordu. Onların yüzünden kendimi tuhaf ve rahatsız hissettiğim için aramıza biraz mesafe koydum. Onunla yeniden bağ kurmaya çalıştığımda ise her şey için zaten çok geçti.

“Benim gibi biriyle takılmamalısın.”

İşte böylece yapayalnız kaldım. Hepsi benim suçumdu. Şimdi veya geçmişte, hiçbir şey değişmemişti. Değer verdiğim insanları incitmeye devam ediyordum.

Benim gibi birinin hiç var olmaması çok daha iyi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.