Top Turnuvaları ve Karışık Hissiyatlar

Sonunda beklenen gün gelip çatmış, top turnuvası başlamıştı. Spor salonunun çevresi ve okul bahçesi hınca hınç insan doluydu.

Kalabalığa bakılırsa bütün okul buradaydı; herhalde sekiz yüz kişiye yakın insan vardı. Şaşkınlıkla etrafa bakınacak vaktim yoktu, komite görevimin başına geçmem gerekiyordu.

"Birinci korttaki ilk maç 3-2 ile 2-1 sınıfları arasında! Lütfen takımlar yerlerini alsın!" diye avazım çıktığı kadar bağırdım.

Maçların zaman çizelgesine tam uyarak ilerlemesi gerekiyordu. Miori ile ben birinci korttaki voleybol maçlarından sorumluysak.

Miori memnuniyetsiz bir tavırla mırıldandı. "Sıkıcı okul günlerinden sonra böyle bir turnuva bünyeye iyi geliyor gelmesine ama komitede yer almak tam bir amale işi."

"Hemen sızlanmaya başlama, o kadar da zor bir şey yapmıyoruz," diyerek onu azarladım.

Voleybol takımından bir hakemimiz vardı. Bizim tek yapmamız gereken maç sırasında sayı tabelasını çevirmekti. Üstelik vardiyalı çalışıyorduk; molamız bittiğinde sırayı Mei ve grubu devralacaktı.

Miori derin bir iç çekti. "Bizim Shizuki'ler ne yapıyor acaba?"

"Herkes gibi kendi sınıflarını destekliyorlardır," dedim. Herkesin ortasında, gündüz gözüyle cilveleşecek kadar cesur olduklarını sanmıyordum. Sohbeti koyulaştırmak adına, "Bu arada, Funayama-san bugün Mei'ye açılacak mı?" diye sordum.

Miori bir anlığına nefesini tutup kaskatı kesildi. "Bunu ona sordun mu?"

"Hayır, dün ikinizin kendi arasında konuştuğu şey değil miydi bu? Yanınızdan geçerken kulak misafiri olmuştum."

"Ha, öyle mi? Sadece bir kısmını duydun, değil mi?"

"Evet. Bir sorun mu var?"

Kaskatı bir ses tonuyla, "Yoo, hiçbir sorun yok. Kesinlikle yok," dedi. "Aptal. Gerizekalı. Manksafa."

"Bir sorun yoksa bu hakaretler niye?"

Miori elini göğsüne koyup rahatlamış bir şekilde uzunca içini çekti. "Doğru ya, o konuyu konuşuyorduk. Bugün Shinohara-kun'a duygularını açmak istiyor. Komite işleri sayesinde onu daha yakından tanıyınca iyice tutulmuş oğlana."

"Harika işte. Mei henüz cesaretini toplayamadı, böylece kız ondan davranmış olacak."

"Kızların, erkekler tarafından ilanıaşk edilmesinden hoşlandığını bilmiyor musun?"

"Erkekler de ilk adımı atan taraf olmak ister ama. Karşılıklı hislerin olduğunu bildiğinde iş sadece cesarete bakar. Kız tarafı önce davranınca erkeğin karizması çiziliyor gibi hissediyorsun."

"İyi de sana iki güzel kız birden açıldı, cevap verirken baskı hissetmedin mi?"

"Sahnede açılmamın sebebi, ne kadar ezik biri olduğumu değiştirmek istememden kaynaklıydı." Normal şartlarda asla böyle bir şey yapmazdım. Beni reddetseydi bu durum karanlık geçmişimde silinmez bir leke olarak kalırdı. Ama sırf bu yüzden bile çok anlamlı bir eylemdi.

Miori kısa bir duraksamanın ardından, "Natsuki, çok havalısın. Ben de biraz sana benzemek istiyorum," dedi.

Hakemlik yapan ikinci sınıf öğrencisi düdüğünü çalarak 3-2 ve 2-1 sınıfları arasındaki maçın startını verdi.

"Bana mı benzemek istiyorsun? Bırak şimdi dalga geçmeyi," dedim.

"Bir karar verdin mi hiç tereddüt etmiyorsun. Senin bu huyunu takdir ediyorum."

"Senin ağzından övgü duymak da varmış. Bugün kıyamet kopacak herhalde," diyerek takıldım.

Miori lafı gediğine koymadı; belli ki söylediklerinde tamamen ciddiydi.

Son zamanlarda bir tuhaf davranıyordu zaten. Parkta antrenman yaparken de böyle hissetmiştim, her zamanki neşesinden eser yoktu.

"Hey, sayı aldılar," dedi.

"Hah, doğru. Benim hatam." Kendime gelmeliydim, zihnimi toplayıp skora odaklanmalıydım. "İyi coştular yalnız."

Üçüncü sınıflar her sayı aldığında, tribünlerdeki destekçileri yeri göğü inletecek şekilde tezahürat yapıyordu.

"Her gün üniversite sınavına çalışmaktan beyinleri sulandı tabii, bugünü stres atma fırsatı olarak görüyorlar herhalde," diye tahminde bulundu Miori, bir yandan da tabelaya bir sayı daha eklerken.

Üçüncü sınıfların coşkusunun diğer dönemlerden bambaşka bir Seviyede olmasının sebebi bu muydu yani? "E, okul festivali de bittiğine göre bu katıldıkları son etkinlik."

"Öyle," diyerek beni onayladı. "Bayağı eğleniyor gibi görünüyorlar."

"Miori..."

Söyleyeceğim şeyi hissetmiş gibi beni hemen durdurdu. "Zımba gibiyim. Benim için endişelenmene hiç gerek yok."

"Ama benim yüzümden olduğunu söylememiş miydin?"

"Seni işletiyordum. Hepsi benim hatam, o yüzden kendini yiyip bitirmeyi bırak artık."

Öyle kararlı konuşmuştu ki verecek cevap bulamadım.

"Bugünkü maçlarında elinden gelenin en iyisini yap. Reita-kun için kenarda olacağım, sana da birkaç tezahürat lütfederim artık," diyerek konuyu kapatmamı sağladı.

Vardiyam bittikten sonra sınıfımın yanına döndüm. Kızların futbol maçının yapıldığı sahanın kenarındaydılar. İlk maçımız 2-1 sınıfına karşıydı. Sahadaki Uta, ufacık boyuna bakmadan topla birlikte ileri atılıyor, sergilediği performansla göz dolduruyordu.

"Uta-chan! Yuino-chan! Hadi göreyim sizi!" Hikari ve diğerleri yedek kulübesinden avazları çıktığı kadar bağırıyordu.

Uta kıvrak hareketlerle rakip defans oyuncularını birer birer çalımladı.

"Vay be, Uta gerçekten döktürüyor," diye söze girdim.

"Öyledir. Bizimle sık sık futbol oynar," diye açıkladı Reita.

Uta topu Nanase'ye aktardı. Nanase defansın baskısına rağmen topu korumayı başardı ve ileri doğru bir pas çıkardı. Uta kadar yetenekli olmasa da Nanase de bayağı iyiydi. Yine de en büyük zafiyeti Kondisyon eksikliğiydi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.