"Evet, biraz öyle... O yüzden çok dokunma." Her sabah aynanın karşısında saçlarımı yaparken memnuniyetle mırıldanırdım. Onu tam kıvamına getirmek için ince elenip sık dokunmuş bir süreç gerekiyordu. Ancak Serika ricamı görmezden gelerek saçlarımı darmadağın etti. Hey! Bıraksana şunu!
"Bir şey mi oldu?" diye sordu, mesafeli bir tonla.
"Yok... Pek sayılmaz," diye yanıtladım.
"Bir şey olmasa buraya gelmezdin. Benim için de durum aynı."
Beni hemen okumuştu; verecek bir cevabım yoktu. "Serika... Sen bir şeye mi canını sıkıyorsun?"
"Endişelenmemek elde mi? Benimle dalga mı geçiyorsun?" Gözlerini gökyüzüne dikti. Her an gözyaşları boşanacakmış gibi bir hali vardı.
"Sanki her şeyin üstesinden tereyağından kıl çeker gibi gelebilirmişsin gibi duruyor."
"Olamaz öyle şey. Zorlandığım tonla mesele var. Yani, daha dün..." Başını sallayarak kendi sözünü kesti.
Serika her zaman kendi bildiği yolda ilerlerdi ama görünen o ki onun da kendine göre dertleri vardı. Sanırım sadece bunu yüzüne pek yansıtmıyordu.
"Peki ya sen?" diye sordu.
"Nasıl desem... Şu sürekli devam eden belirsizlik halinden bıktım artık." Hissettiklerimi kelimelere dökmek bir duyu uyandırdı içimde, durumu daha iyi kavramamı sağladı. Göğsümdeki o bulanık fırtına sonunda bir tanıma kavuşmuştu.
"Uta ve Hikari-chan hakkında mı?"
"Hadi canım?" dedim. "Beni resmen çözmüşsün."
"Plaj gezisi sırasında sizi izlerken anlamak hiç de zor değildi. Ayrıca Miori’den de bir şeyler duydum. Ee, ne oluyor peki?"
Bir an duraksadıktan sonra itiraf ettim: "Doğrusu, ne yapacağımı bilemiyorum."
"Kararsızlık demek. Popüler bir erkeğin dertleri işte."
Dertlendiğim şeyin aslında ne kadar lüks bir sorun olduğunun farkındaydım. Kızlar arasında popüler olmayı ben istemiştim, bu yüzden kendimi geliştirmek için çok çalışmıştım. Bu yüzden, bir bakıma şu anki durumum tam da dilediğim şeydi.
Ancak birden fazla kişinin ilgi odağı olmanın ne demek olduğunu anlayamamıştım. Ne de olsa şimdiye kadar hiçbir kız benden hoşlanmamıştı. Aşkın tıpkı anime ve manga dünyalarındaki gibi olacağını sanmıştım ama bu gerçek hayattı. Sonsuza dek böyle mıy mıy davranıp duramazdım.
Şimdi her iki kız da duygularını açıkça ifade ettiğine göre, bir cevap vermem gerekiyordu; birini seçip diğerini reddetmeliydim. Bunu yapacağımı hayal ettiğimde içimi bir karanlık kaplıyordu. İkisini de seviyordum, bu yüzden ikisinden birinin üzüldüğünü görmek istemiyordum.
"Yani, anlıyorum. Birinin senden hoşlanması ama senin aynı şekilde hissetmemen zor iş," diye mırıldandı Serika, mahzun bir tonla. Muhtemelen bunu bizzat tecrübe etmişti. Çekiciydi ve herkese karşı rahattı. Erkekler arasında oldukça popüler olduğunu biliyordum. "Üstelik birini reddettiğinde, bir daha arkadaş kalamayabilirsiniz."
"Sen de mi öyle düşünüyorsun?" diye sordum kederle.
"Sonrasında arkadaş kalmak istediklerini söyleseler bile, genelde işler öyle yürümez. Kendilerini tuhaf hissederler, sonra yavaş yavaş seni görmek veya seninle iletişim kurmak istemezler; ta ki bir gün selam bile vermek istemeyene kadar..." Serika çenesini başımın tepesine yasladı.
Çok fazla yaklaşıyor. Bu, "gal" kızları için doğal bir şey mi?
"Senin durumunda, ikisi de sınıfında ve aynı arkadaş grubundasınız, belki sandığın kadar kötü olmaz," diye devam etti.
"Diyelim ki sonunda onlara ne hissettiğimi söyledim ve biriyle çıkmaya başladım. Seçmediğim kişinin o grupta kalacağını mı sanıyorsun? Sence fazla mı kuruntu yapıyorum?" diye sordum.
"Yani, gözlerinin önünde vıcık vıcık flörtleşirseniz orada durmaları zor olur, değil mi? Ama ben olsam, bunu kabullenirdim. Çünkü beraber vakit geçirdiğin arkadaşlar da önemlidir," dedi ve ekledi: "Ama kim bilir?"
"O ikisi çok ciddi görünüyor... Bilemiyorum." Neler olabileceğini hayal ettim. O birbirine bağlı grubumuzun dağılması fikrinden nefret ediyordum.
"Anlıyorum. Natsuki, şu anki ilişkilerini bozmak istemiyorsun."
"Yani, evet. Her şey şu an olduğu haliyle çok güzel. Herkesle sonsuza dek arkadaş kalmak istiyorum."
"Kendine has bir şekilde, senin duyguların da oldukça ciddi. Arkadaşların için yani."
"Kes kıkırdamayı. Az arkadaşı olan biriyim ben."
"Sonuçta, her şey olacağına varır. Olayları akışına bırakmalısın."
"Gerçekten mi? Bu zihniyetle ilerlemek doğru mu?"
"Sorun yok. Natsuki, sen gerçekten ne istediğini samimiyetle düşünmelisin. Her şeyi çok fazla tartmak yerine bunu yapman herkes için daha iyi olur. Yani, sonuçta elinden gelen tek şey de bu."
Gerçekten ne istediğimi samimiyetle düşünmek mi? Bunu yapmak oldukça zordu. İçimde o kadar karmaşık duygular vardı ki artık ne hissettiğimi bile bilmiyordum. Ne yapmak istiyordum? Hangi seçimi yapmak istiyordum?
"Böyle asık suratla durursan depresyona girersin. Hadi ama, neşelen biraz." Serika omuzlarıma ritmik bir şekilde vurdu ve daha önce hiç duymadığım bir şarkıyı mırıldanmaya başladı.
Her zamanki gibi kendi dünyasındaydı. Bu hali yüzüme çarpık bir gülümseme kondurdu ve beni neşelendirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse, Hoshimiya ve Uta’yı sevsem de, Serika ve Nanase ile vakit geçirirken onlardan çok daha rahat hissediyordum.
Öğle yemeği sonu zili çaldığında, Serika "Pişman olmayacağın bir şey yapmaya bak, tamam mı?" dedi ve gitti.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.