Yolculuk Öncesi Telaş ve Eski Dostlar

Yola çıkacağımız gecenin heyecanından gözüme uyku girmemiş, yatakta dönüp durmuştum. Küçük çocuklar gibi davranıyorum diye kendi kendime söylenerek, yarı uykulu halde kendimi evden dışarı attım.

Tatil boyunca herkesle ara sıra tek tek görüşmüştüm ama hep birlikte toplanmayalı uzun zaman olmuştu. Her birimiz farklı istasyonlara yakın oturduğumuz için hızlı tren binmeden önce Takasaki İstasyonu'nda buluşmaya karar vermiştik.

Dışarı adımımı attığımda Miori el sallayarak, "Sabah şerifleriniz hayrolsun. Hava harika," diye seslendi.

"Vay canına, beni mi bekledin?" dedim şaşkınlıkla.

"Nasıl olsa beraber gideceğiz, eşlik edeyim dedim. Çocukluk arkadaşın olduğuma göre, seni uykundan ben mi uyandırsaydım yoksa?"

"Aman, eksik kalsın! Onu sadece hikayelerdeki başrol kadın karakterler yapar," diye yapmacık bir korkuyla cevap verdim.

Miori neşeyle kıkırdadı. "Hikayelerdeki o çocukluk arkadaşları sonunda hep kaybetmiyor mu zaten?"

Ş-Şu en sevdiğim kadın karakter tipine laf söylemesene! Eskiden anime ve hafif romanlardaki o hep kaybeden çocukluk arkadaşı karakterlerine bayılırdım, bu yüzden sözleri içime oturdu. Tabii bunu ona asla söylemeyeceğim, yoksa dilinden kurtulamam!

İçimden söylensem de Miori hiç oralı olmayıp büyük bir hevesle yürümeye başladı. "Hadi bakalım, düşelim yollara! Herkes arabaya!"

Kapımda beni bekleme inceliğini göstermişti ama yine de tamamen kendi keyfine göre önden koşturuyordu. Bu hali beni geçmişe götürdü, içimi tatlı bir nostalji kapladı. "Neyse, ne yapalım," diye mırıldandım. Tıpkı eski günlerdeki gibi uysalca peşine takıldım.

Trene binip Takasaki İstasyonu'nda indik. Yol boyunca Miori'nin kulüp maceralarını dinlemek zorunda kalmıştım. İstasyondan çıktığımızda, bizimkiler çoktan panonun önünde toplanmıştı bile.

Miori coşkuyla el sallayarak, "Günaydııın!" diye bağırdı. Hepsi birden kafasını bize çevirdi.

"Aaa! Miorin! Natsu! Günaydııın!" Bizi ilk fark eden ve neşeyle iki elini birden sallayan Uta oldu.

Onun hemen yanındaki Reita, yüzünde yumuşak bir tebessümle, "Selam, görüşmeyeli uzun zaman oldu," dedi.

Tatsuya ise uykulu bir tavırla elini kaldırıp esnedi. "Selam. Ölüyorum uykusuzluktan."

Duvara yaslanmış akıllı telefon ile uğraşan Hondo-san kafasını kaldırıp, "Selam çocuklar. Gelebildiniz sonunda," dedi.

"Mioriiin!" Uta, Miori'nin boynuna atılıp ona sıkıca sarıldı. Miori de onu sakinleştirmek ister gibi saçlarını okşadı.

Tam o sırada Tatsuya kolunu omzuma attı. "Çok uykum var... Ayakta duramıyorum..."

"Beni baston olarak kullanmayı bırak!" diye söylendim. Düzenli spor yapmama rağmen Tatsuya benden çok daha yapılı ve uzundu. Yetmiş kilonun üzerinde olduğu kesindi, resmen üzerime çökmüştü. "Hem senin neyin var da bu kadar uykusuzsun?" Aslında ben de en az onun kadar yorgundum ama belli etmiyordum işte.

Reita araya girip durumu açıkladı. "Tatsuya çocuk gibidir, eğlenceli bir şey olacağı zaman heyecandan uyuyamaz."

"Kapa çeneni Reita, her şeyi anlatıp durma!" Tatsuya hafifçe kızarmıştı. Aynı durumda olduğum için onunla dalga geçmemeye karar verdim.

Reita saatine baktı. "Vakit yaklaşıyor... Sadece Nanase-san ve Hoshimiya-san eksik."

Tatsuya, "Hah, geliyorlar işte. Tam zamanında yetiştiler," dedi.

Onun baktığı yöne döndüğümde, Nanase ve Hoshimiya'nın bavullarını çekerek turnikelerden geçtiğini gördüm. Bizi fark edince hafifçe el salladılar.

Hoshimiya ellerini özür diler gibi birleştirerek, "Çok afedersiniz! Geciktik mi?" diye sordu.

Reita, "Yok, tam vaktinde geldiniz. Endişelenmeyin," diye yatıştırdı.

"Zaten tren saatinden önce boş vaktimiz kalacak şekilde sözleşmiştik," diyerek ben de destek çıktım.

Nanase, Hoshimiya'nın arkasında durmuş, elini alnına götürerek mahcup bir edayla konuştu. "Kusura bakmayın. Hikari ne giyeceğine bir türlü karar veremedi, zamanın nasıl geçtiğini anlayamadık..."

"Yu-Yuino-chan?! Hani kimseye söylemeyecektin!"

Gruptan neşeli kahkahalar yükseldi. Uzun zamandır böyle toplanmamıştık ama aramızdaki o samimi hava hiç değişmemişti. Tek fark, bu kez Miori ve Hondo-san'ın da yanımızda olmasıydı. Gözüm Hondo-san'a kaydı. Zaten bana bakıyordu, göz göze geldik.

Yüzünde hiçbir ifade olmadan, "Haibara-kun, denizi sever misin?" diye sordu.

"Efendim? Şey, evet, severim herhalde."

"Anladım. Ben de severim," deyip tekrar akıllı telefon ekranına gömüldü.

Bu kız... Gerçekten kendi dünyasında mı yaşıyor ne?

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.