Havai Fişekler, Barbekü ve Elbette Aşk Kokan Mayo Mevsimi

Miori, son zamanlarda kendisini arayıp sormadığım için bana kırgındı.

Telefonun ucundan gelen sesindeki huzursuzluk gün gibi ortadaydı. "Öyle mi? Demek öyle. Zaten artık bana ihtiyacın yoksa, buralarda dolanıp dolanmaman pek de umurumda değil," dedi.

"Özür diledim ya işte. Neler olduğunu da anlattım!" diye karşılık verdim. Hoshimiya’nın meselesi tamamen onun özel hayatıyla ilgiliydi. Miori’den yardım istemeyi çok arzulasam da kendi meselem olmadığı için başkasına anlatıp dert yanamamıştım.

"Anlıyorum anlamasına da... Yine de canımı sıkıyor işte," diye homurdandı. Hoshimiya ile yaşananları ona üstünkörü anlatmıştım. Aslında Miori’yi zerre alakadar etmeyen bir konuydu bu. "Eee? Sonunda ne oldu Hikari-chan’a? Geziye gelebiliyor muymuş?"

"Evet, babasını ikna etmeyi başarmış."

Sei-san, kızının yazdığı romanın gerçekten keyifli olduğunu nihayet kabul etmişti. Kendi taraflı yorumum olabilirdi belki ama ne de olsa bir yarışmada ödül alacak kadar iyi bir eserdi. Hoshimiya, gösterdiği bu çabayla babasına karşı elini iyice güçlendirmişti. Derslerini boşlamayacağına, notlarını yüksek tutacağına söz vermiş, karşılığında da hobisi olarak roman yazmaya devam etme iznini koparmıştı. Üstelik babası, onu başka bir meslek seçmeye zorlamaktan vazgeçip yazar olma hayalini de onaylamıştı. Tüm bunların yanında, arkadaş seçimine karışmayacağını da kabul etmiş ve nasıl olduysa bu deniz gezisi de yaptıkları anlaşmanın bir parçası haline gelivermişti. Ancak her ne hikmetse, eve dönüş saatini esnetme konusunda hâlve hâlâ Nuh deyip peygamber demiyordu.

Sei-san, "Kızım tam bir ergenlik isyanı döneminde," diye yakınıp durmuştu. Tam komedi!

"Her şey tatlıya bağlanmış desene," dedi Miori.

"Öyle. Hoshimiya’nın evden kaçtığını ilk duyduğumda işlerin nereye varacağından çok korkmuştum ama onun adına çok sevindim."

Bana sonucu bildirmek için telefon açtığında üstümden kocaman bir yük kalkmıştı. O günün üzerinden bir hafta geçmişti bile. Deniz gezimize sadece iki gün kalmıştı. Gezi için kurduğumuz grup sohbetinde yukarı kaydırdığımda, Hoshimiya’nın "Gelebiliyorum!" yazıp altına iliştirdiği başparmak kaldıran anime karakteri çıkartmasını görüyordum. Sohbet grubumuz, şu an yanımıza ne almamız gerektiği ve hazırlıklar hakkında hararetli tartışmalarla çalkalanıyordu.

Sormakta biraz tereddüt etsem de sonunda, "Sizin tarafta durumlar nasıl?" diye fısıldadım. Sormasam daha garip kaçacağını düşünmüştüm. Aslında Miori’ye akıl danışmamamın arkasında bir sebep daha vardı: Kızlar basketbol takımı, liseler arası turnuva elemelerinin tam ortasındaydı. Kendisi takımın as oyuncusu olduğu için kafasını bir de bu işlerle bulandırmak istememiştim.

Sesi şaşılacak derecede neşeli geliyordu. "Kaybettik, hem de feci şekilde! Ulusal düzeydeki rakipler gerçekten bambaşka bir seviyedeymiş," dedi.

Bizim kızlar takımı, Gunma Bölgesi’ndeki yarı finale kadar yükselmeyi başarmıştı. Rakip ise turnuvaların gediklisi Endo Lisesi’ydi. Bizimkiler de güçlüydü ama rakipleriyle aralarında resmen siklet farkı vardı.

Hoshimiya’nın evden kaçtığı gün, onların yarı final maçından bir önceki gündü. Miori’nin yenilgi yüzünden karalar bağlayacağını sanmıştım ama görünüşe göre çoktan önündeki maçlara bakmaya başlamıştı.

Sesindeki hırsı gizlemeye gerek duymadan, "Bir dahaki sefere biz kazanacağız. Bana antrenmanlarda yardım etsen iyi edersin," dedi. Hiç de öyle pes etmiş bir hali yoktu; gözlerini kararlılıkla geleceğe dikmiş, umutla dolup taşıyordu.

"Keyfim bilir."

"Yemezler! Ben seninle çalışacağız diyorsam çalışacağız. Planımızda ortak değil miyiz biz?"

"Basketbol o anlaşmaya dahil değildi."

"Öyleyse eski günlerin hatırına yardım et! Yoksa canından çok sevdiğin çocukluk arkadaşını yarı yolda mı bırakacaksın? Zaten topu topu azıcık arkadaşın var."

"Tamam, tamam. Yardım ederim etmesine de laf sokmana hiç gerek yoktu!" Son zamanlarda Miori’nin bana karşı amma da çok talebi olmaya başlamıştı... Eskiden de böyle miydi bu kız? Yakın zamana kadar daha soğukkanlı davranır, aramıza hep belli bir mesafe koyardı. "Bu arada, erkekler takımı ne yaptı?"

Reita’dan duyduğuma göre futbol takımı daha yaz tatili bile başlamadan elenmişti. Erkek basketbol takımı ise iki maç kazanmış, tatilin ilk günlerinde üçüncü maçlarına hazırlanıyordu.

"Tatsuya-kun’dan duymadın mı? Tatilin ilk günü kaybettiler."

"Hadi ya, anladım," diye mırıldandım. Anlaşılan her şeye sıfırdan başlama şansı elde etmiş olsam bile bazı şeyler hiç değişmemişti. Gerçi bu duruma doğrudan bir etkim olamazdı ya. Belki diğer kulüpler de geçmiştekiyle aynı sonuçları almıştı ama bunu doğrulayacak hiçbir yolum yoktu, çünkü onların başına ne geldiğini hayırlı meyil hatırlamıyordum. "Yani bu, bir süreliğine kulüp işlerinden kurtulduğunuz anlamına mı geliyor?"

"Aynen öyle. Bu gezi, biz sporcular için harika bir kafa dağıtma fırsatı olacak," dedi.

Hepsinden önemlisi, bu organizasyonu yapan kişi olarak herkesin pürüzsüz bir şekilde gelebilecek olmasına acayip seviniyordum!

"Geleceğimiz günü iple çekiyorum!" diye haykırdı, sesinden adeta heyecan fışkırıyordu.

"Ben de," dedim. Miori normalde hep düz ve sakin bir tonla konuşurdu, bu yüzden heyecanını böyle dışa vurması pek alışılagelmiş bir durum değildi. Onun bu enerjik hali beni de şimdiden havaya sokmuştu.

Telefonu kapattıktan sonra duşa girdim, dişlerimi fırçalayıp kendimi yatağa fırlattım. Geziye daha koca iki gün vardı ama içim içime sığmıyor, uykum kaçıyordu. Gözlerimi zorla kapatarak içimdeki bu tatlı sabırsızlığı bastırmaya çalıştım.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.