İkinci dönemin başlarıydı. Okuldan eve döndüğüm bir gün, öylesine bir istasyonda trenden inip nehir yatağının yanındaki merdivenlere oturmaya karar verdim. Kayda değer bir sebebim yoktu. Hani illa bir gerekçe sunmam gerekirse, gençliğin şanındandır diye düşünmüştüm.
Nehir kenarında öylece takılmak insana adeta bir gençlik aşısı enjekte etmiyor mu zaten? Çatı katında takılmanın bir tık altı sayılır ama o liseli havası hâlâ buram buram esiyor. Tamam, kabul ediyorum, okul hayatını anlatan animelerin etkisinde kaldığım kesin.
Etrafta tıpkı benim gibi dikilen bir sürü öğrenci grubu vardı ama aralarında tek başına takılan yegâne kişi bendim. Ilık rüzgar yüzümü yalayıp geçerken nehrin akışını seyrettim. Hava öyle sıcaktı ki bir an önce eve dönme isteğiyle dolup taştım.
Yazın sonundaki bu kavurucu sıcak, dışarıda gençlikçilik oynamak için fazla acımasızdı. En iyisi klima çarpan o güzelim odama dönmekti.
Tam ayağa kalktığım an arkamdan bir ses yükseldi. “Neden buradasın?”
Arkamı döndüğümde Serika’yla göz göze geldim. Her zamanki ifadesiz yüzüyle başını hafifçe yana eğmiş bana bakıyordu. Üniforması biraz darmadağındı, gitar kılıfı ise yine sırtında asılı duruyordu.
Kısa bir duraksamanın ardından, “Özel bir sebebi yok,” diye mırıldandım. Kafamdaki o ideal liseli gençlik rolünü oynadığımı ölsem itiraf etmezdim.
“Öylesine mi takılıyorsun yani? Burası senin inip bindiğin istasyon değil, değil mi?”
“Evet... Şey, Serika, sen niye buradasın?”
“Eve dönüyorum. Bugün hafif müzik kulübünün provası yoktu.”
“Öyle mi? Bu civarda mı oturuyorsun?”
“Cık. Evim şuradan beş dakika falan sürer.”
Aklından ne geçiyordu en ufak bir fikrim yoktu ama az önce kalktığım yere, tam yanıma çöküverdi. N-Ne oluyor yahu? Benimle sohbet etmek falan mı istiyor? Şu kızı çözmek zaten imkansız, her zaman ne idüğü belirsiz bir gizem bulutunun arkasında.
Neye uğradığımı şaşırmış olsam da tekrar oturdum ve göz ucuyla ona baktım. Bakışlarını nehre dikmişti. Profil açısı insanı büyüleyecek kadar güzel görünüyordu.
“Nehirleri... sever misin?” diye sordu.
“Yani, özel bir ilgim yok.”
“Anladım. Ben bayılırım. Böyle nehre bakıp dalıp gitmek çok güzel hissettiriyor.”
Tam da ondan beklenecek bir tarz. Son zamanlarda Serika’yı azar azar anlamaya başladığımı hissediyordum.
“Böyle boş boş bakarken bazen aklıma harika melodiler geliyor.” Bana doğru döndü. Daha doğrusu, o geldiğinde kulağımdan çıkarmayı unuttuğum kulaklıklara dikti gözlerini. “Ne dinliyorsun?”
“Hmm? UVERworld’den ‘Arubeki Katachi’ çalıyor.”
“İyi seçim.” Hiç sormadan kulaklığımın tekini çekip aldı.
A-Affedersiniz?! Bir insanın kulağına pat diye dokunulmaz ki ama! Tanrım, kalbim ağzıma geldi...
İçimde kopan fırtınalardan habersiz olan Serika, kulaklığı kulağına taktı. Şarkıyı dinlerken dudaklarının kenarında hafif bir kıvrılma belirdiğini fark ettim. “Müzik gerçekten harika bir şey. Modumu anında yükseltiyor.”
Şimdiye kadar ağzından çıkan her şeyden daha samimi, daha net gelmişti bu sözler.
Nehir kenarındaki merdivenlerde otururken zaman akıp gitti. En sevdiğim şarkılardan oluşan listede rasgele çalan parçaları dinledik. En sonunda BUMP OF CHICKEN’ın “Guild” parçası bittiğinde, Serika kulaklığı çıkarıp bana uzattı.
“Gaza geldim. Eve gidip çalışacağım.”
“Bugün kulüp etkinliği yok sanıyordum.”
“Bireysel provalarımı asla aksatmam. Gitarımla dünyayı değiştireceğim!” Serika bu iddialı sözleri sarf ederken sesine canlılık gelmişti. Ayağa kalkıp merdivenleri tırmanmaya başladı.
Arkasından bakınca acayip havalı duruyordu. İnsanın kendini adamakıllı adayabileceği özel bir tutkusunun olması ne güzel şeydi. Onun bu tutkusundan o kadar etkilenmiştim ki yukarı doğru tırmanırken görüş alanıma giren şeyi fark etmem biraz zaman aldı.
Serika’nın eteği zaten kısacıktı, üstüne bir de ben merdivenin altında kalmış durumdaydım. Yani... Görülebiliyordu. O narin, süt gibi bacaklarının arasından siyah, desenli kumaş parçası gözüme ilişiverdi. Panikle gözlerimi hemen nehre doğru çevirdim ama o görüntü zihnime çoktan kazınmıştı bile.
Az önce yaşananlardan tamamen habersiz, “Sonra görüşürüz,” dedi.
Gecikmeli bir tepkiyle, “Zaten... Okulda görüşürüz,” diye geveledim.
Serika yürümeye başladı ama birden duraksadı. Bir anlık sessizliğin ardından sordu: “Hey... Sen az önce gördün mü?”
Hiiiç duymamış gibi yapıp nehre öyle bir odaklandım ki sanki dünyada başka hiçbir şey yoktu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.