Ertesi gün, Mares Kafe'de nadir görülen sabah vardiyam vardı. Mesaim bittikten sonra orada öğle yemeğimi yedim ve hemen dün gittiğimiz kafeye doğru adımlarımı hızlandırdım. Vardığımda Nanase ve Hoshimiya her zamanki pencere kenarı masamızda yerlerini almışlardı bile.
Natsuki-kun! Hoshimiya beni görür görmez adeta çiçek gibi açtı. Harika zamanlama, ben de tam düzeltmeleri bitirmiştim! Bence kusursuz oldu! Şimdi kendime güvenim tam!
Alışılmışın dışında bir heyecan dalgasına kapılmıştı. Gözlerimi bu aşırı enerjik haldeki Hoshimiya'dan çekip sadece omuz silkmekle yetinen Nanase'ye çevirdim.
Ben zaten inceledim, artık eleştirecek bir yer bulamadım. İlk versiyonu bile yeterince iyiydi aslında, dedi Nanase.
Harika, o zaman bir de ben bakayım. Hangi kısımları değiştirdiğini gösterir misin? diye sordum.
Evet! Bak şurası, burası ve şu sahneyi de tamamen baştan yazdım...
Düzeltilen bölümleri okumaya başladım; kesinlikle çok daha iyi olmuşlardı. Bir dakika... Bu bariz bendim. Dünkü cevaplarımı resmen buraya dokumuştu. Ne utanç verici ama!
Bu gerçekten işe yarayacak mı? Shintaro resmen benim kopyam olmuş.
Evet, böylesinin daha iyi olacağını düşündüm... Kötü mü olmuş?
Kötü değil de... Başrol kadın karakterin aşık olacağı adamın daha havalı replikleri olmalıydı, hem...
Hayır. Böyle de fazlasıyla havalı, diyerek sözümü kesti Hoshimiya ve kafasını öteye çevirdi.
Fazlasıyla havalı mı? Gerçekten mi? Ama resmen benim birebir kopyam bu... Yine de yapılan değişiklik light novelın genel kalitesini kesinlikle artırmıştı. Tek sorun, bu durumun beni fena halde utandırmasıydı.
Tamam. Gerçekten çok sürükleyici olmuş. Harika bir kitap bu! Bence kesinlikle tutacak! diyerek onun kendine olan güvenini pekiştirmek için coşkuyla konuştum.
Geçici olarak koyulan Yaz Denizi Hikayesi başlığı da Dedektif Kız Aşkı Bilmiyor olarak değiştirilmişti. Yeni isim, bir light novel havası yaratmak için oldukça uygun görünüyordu.
Artık Hoshimiya elinde silahıyla eve dönüp savaşmaya hazırdı. Tam bunu düşündüğüm sırada kapıdaki çıngırak çaldı. Arkasından gelen kararlı ve hızlı ayak seslerini duyduğumda içime kötü bir his doğdu. Arkama döndüğümde Hoshimiya'nın babasını, Sei-san'ı gördüm.
Demek buradaydın, Hikari. Sesi buz gibi soğuk ve pürüzsüzdü.
Hoshimiya'nın masanın altındaki ellerinin titrediğini fark ettim. Elini sıkıca kavrayıp cesurca selam verdim. "Ah, Hoshimiya'nın babası. Merhaba. Bir şeye mi ihtiyacınız vardı?"
Seninle bir işim yok. Şu an beni gereksiz yere kışkırtmamaya dikkat etsen iyi olur. Kızımın bu ikinize güvendiğinden eminim, değil mi? Size zahmet verdiği için üzgünüm ama bu ailevi bir mesele, dedi Sei-san, benim bu cüretkar çıkışımı sakinlikle savuşturarak. Aradan geçen birkaç günde öfkesi yatışmış gibiydi. Eve dönüyoruz, Hikari. Başkalarına daha fazla yük olma.
Başkalarına değil, 'sana' yük olma demek istiyorsun herhalde? Hoshimiya'nın yüzü solgun, sesi titrek olsa da tonundaki özgüven netti.
Ne dedin sen? Sei-san kaşlarını çattı.
Bilginiz olsun, biz onu hiçbir zaman bir yük olarak görmedik. Arkadaşımızın yardıma ihtiyacı vardı, biz de tabii ki onun bu çağrısına kulak verdik, dedim sesimdeki tüm duyguyu bastırarak. Burada yapabileceğim tek şey ona destek olmaktı. Bu benim savaşım değildi.
Tamam, eve döneceğim. Zaten bugün dönmeyi planlıyordum, dedi Hoshimiya dik bir duruşla.
Güzel. O halde—
Ama karşılığında, söyleyeceklerimi dinlemeni istiyorum. Başını kaldırıp Sei-san'ın ifadesiz yüzüne dik dik baktı.
Adamın gözleri masanın üzerindeki dizüstü bilgisayara ve taslağa kaydı. Yazar olmak istediğini söylemiştin. Mevzu yine bu mu?
Sadece bu değil, ama bu da işin bir parçası... Ben yazar olacağım.
Sana hayatını daha anlamlı yaşamanı söylediğimi duymadın mı? Bu saçmalıkla zaten ne kadar zaman kaybettin? Derslerin zaten yerlerde sürünüyor.
Notlarımı yükselteceğim ve düzgünce çalışacağım. Hedefim yazar olmak ama başka seçenekleri de değerlendireceğim. Sonuçta kitabım basılsa bile ilk başlarda ek bir işte çalışmam gerekecek.
Demek kafan sadece hayallerle dolu değil. Derslerini aksatmayacağına söz verirsen bu hobine devam etmene izin veririm. Ancak gelecekteki mesleğin tamamen farklı bir konu. Ek bir iş yapmaktan bahsediyorsun ama senin gibi sakar biri gerçekten çoklu işlerin üstesinden gelebilir mi? Dahası, yazar olacak yeteneğe sahip olduğunu mu düşünüyorsun? Hiç sanmıyorum, dedi Sei-san, sanki sadece laf anlamayan kızına nasihat veriyormuş gibi son derece sıradan bir tavırla. Sözümü dinlersen mutlu ve refah içinde bir hayat sürebilirsin.
Hayır. Dinlemeyeceğim. Ben kendi hayatımı yaşayacağım.
Hâlâ anlamıyor musun? Bütün bunları senin iyiliğin için söylüyorum. Bencillik etme.
Asıl bencil olan sensin. Kendi duygularını bana dayatmayı bırak; ben senden böyle bir şey istemedim!
Hikari. Nasıl hissettiğini anlıyorum. Ben de gençliğimden beri rahmetli babamın çizdiği yoldan gittim. Zorlu bir eğitimden geçtim, defalarca isyan etmeyi düşündüm. Evet, pek çok şeyden vazgeçtim ama sonuçta başarılı oldum. Sei-san konuşurken, kendi doğrularından zerre şüphe duymadığı her halinden okunuyordu. Şimdi müreffeh bir hayatım var ve şirkette hızla yükseliyorum. Babamın kendi mutluluğum için bana karşı sert davrandığını şimdi çok iyi anlıyorum. Bu yüzden aynı şeyi senin için de yapacağım; seni mutlu etmek istiyorum!
Bunu gerçekten tüm kalbiyle söylüyordu. Kızının mutluluğunu samimiyetle istiyordu. Onu asıl korkunç kılan da buydu zaten. Kötü niyetli insanlarla baş etmek çok daha kolaydı!
Baba, herkes farklıdır. Bu yöntem seni mutlu etmiş olabilir ama bende işe yarayacağı anlamına gelmez. Başkasının emirlerini yerine getirerek geçirilen bir hayatın mutluluk getireceğine inanmıyorum.
Yeter artık! Ben—
Öncelikle, sen gerçekten mutlu musun? diye sordu Hoshimiya.
Beklenmedik bu soru karşısında Sei-san sessizliğe gömüldü.
Evet, şirkette işlerin yolunda gidiyor olabilir ama annemle ilişkiniz berbat, sürekli kavga ediyorsunuz. Paramız olsa bile düzgün bir aile olduğumuz söylenemez. Üstelik ben senden nefret ediyorum, baba. Bu şekilde gerçekten mutlu musun? Yoksa sadece öyle olduğuna kendini mi inandırıyorsun?
Sei-san’ın yüzündeki o kendinden emin ifade sarsıldı.
Sırf yanıldığını kabul etmemek için böyle davranmıyor musun? diye üsteledi genç kız.
Sen— diye haykırır gibi oldu adam ama hemen ardından derin bir nefes alarak kendini topladı.
Kendini sakinleştirmekte gerçekten ustaydı, peki ama neden bu kadar inatçıydı?
Sei-san yüzündeki hoşnutsuz ifadeyle omuz silkti. "O zaman başka ne yapmamı bekliyorsun? Ben hayatım boyunca böyle yaşadım, şimdi de rahmetli babamı örnek alıp başkalarını dilediğim gibi yönlendiriyorum! Ben yaşamayı sadece böyle biliyorum," dedi kestirip atarak.
Bu kez haykırma sırası Hoshimiya'daydı. "Bilmiyorsan öğreneceksin! Baba, sen sadece değişmekten korkuyorsun! Benden katbekat büyük olmana rağmen kocaman bir korkaksın! Sadece kendi yaşam tarzını bana zorla kabul ettirmeye çalışıyorsun!"
On altı yıldır içinde biriktirdiği tüm duyguları tek seferde onun üzerine boca etti ve sandalyesinden ayağa kalktı. Babasının gözlerinin içine dimdik bakarak son sözünü söyledi: "Ben senin gibi değilim! Hayallerime de, arkadaşlarıma da kendim karar vereceğim! Bu yolda acı çeksem de, mutlu olamasam da pişman olmayacağım; çünkü bu yolu ben seçtim!"
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.