Gece Yarısı Soruları ve Piyano Sesi

Eve adımımı atar atmaz üzerime doğru koşan ayak seslerini duydum. Namika beni kapıda karşıladı, parmak uçlarında yükselip arkama bakmaya çalıştı.

— Hoshimiya-san nerede?

— Eve gitti, diyerek gerçeği biraz esnettim. Teknik olarak Nanase-chanın evine gitmişti sonuçta.

— Ne-e-ey? Onu bir daha görmek istiyordum. Namika memnuniyetsizce dudak büküp hemen odasına geri döndü.

Duş alıp annemin benim için bıraktığı akşam yemeğini yedim ve karnım iyice doymuş bir halde kendimi yatağa bıraktım. Aklıma gelen ilk şey Hoshimiya-sanın kıpkırmızı kesilmiş yüzü oldu. Başrol kadın resmen Hoshimiya-sandı, hoşlandığı çocuk da benden esinlenerek yaratılmıştı. Yani... Bu, o anlama geliyordu değil mi? Kesinlikle o anlama gelmeliydi! Umarım öyledir. Yalvarırım, hayatımda bir kez olsun haklı çıkayım. İçimden dua ederken telefonum çalmaya başladı. Arayan Hoshimiya Hikari-sandı.

Telefonu açtığımda, ürkekçe, “İ-İyi akşamlar,” dedi.

“S-Selam. İyi akşamlar.” Sesi o kadar gergindi ki bu durum bana da bulaşmıştı.

“Şimdi meşgul müsün?”

“Yok. Öyle boş boş duruyordum.”

“Gerçekten mi?” Kıkırdadı. “Şey, sana bir sürü şey sorabilir miyim?”

“Tabii, sor bakalım.” Zaman sıçramamla ilgili olmadığı sürece her soruna cevap veririm. Hadi! Ne istiyorsan sor! Lise imajımı tazelemeye çalışırken rezil olduğum zaten ortaya çıktı, artık yenilmez sayılırım!

“O zaman... Natsuki-kun, benim hakkımda ne düşünüyorsun?”

Ne? Nasıl yani? Sanki elimde kalkanla bekliyormuşum da biri kalkanı delip göğsüme kılıç saplamış gibi hissettim. “Ne mi düşünüyorum? Nasıl yani, tam olarak neyi kastediyorsun?”

Sessizlik çöktü. Lütfen, şimdi susup kalma!

“Şey, yani... Benim hakkımdaki izlenimin falan?”

“O kolay. Nazik ve neşelisin... Belki gerçek halin biraz farklıdır ama en azından benim yanımdayken cıvıl cıvıl, enerji dolusun. Ayrıca çok tatlı ve iyi bir kızsın.” İş ilan-ı aşka doğru gidiyormuş gibi hissettirince hemen sözümü kestim. “Öyle bir şeyler işte?”

“G-Gerçekten mi? Anladım... Teşekkürler.”

Bu cevap yeterli olmuş muydu acaba diye düşünürken Hoshimiya-san tekrar konuşmaya başladı. Arkası kesilmeyen bir yağmur gibi peş peşe sorular yağdırdı üzerime:

“Natsuki-kun, arkadaşlarına gerçekten çok değer verdiğini görebiliyorum. Neden böyle?”

“Natsuki-kun, neden lisede dış görünüşünü ve tarzını bu kadar değiştirmek istedin?”

“Natsuki-kun, ailen nasıl biri? Dün kız kardeşinle tanıştım ama bana onlardan biraz daha bahseder misin?”

“Natsuki-kun, normalde vaktini nasıl geçirirsin? Hobilerin falan neler?”

“Natsuki-kun, ortaokulda nasıl biriydin?”

“Natsuki-kun, en sevdiğin yemek ne? Ramen mi?”

“Natsuki-kun, bir sevgilin olsun istiyor musun?”

“Natsuki-kun, nasıl kızlardan hoşlanırsın?”

“Natsuki-kun... Şu an hoşlandığın biri var mı?”

Bütün sorularını yanıtladıktan sonra, nefes alabilmek için bana kısa bir anlık sessizlik tanıdı. Kendi kendine, “Anladım,” diye mırıldandı. Ne anlamıştı acaba? Hiçbir fikrim yoktu.

Birden, hattın diğer ucundan arka planda çalan bir piyano sesi duydum. Bir an için video falan mı izliyor diye düşündüm ama müzik sesi çok uzaktan geliyordu. “Biri piyano mu çalıyor?”

“Aa, duyabiliyor musun? Yuino-chan çalmaya başladı az önce.”

Telefonda olmasına rağmen Hisaishi Joe’nun “Summer” parçasını harika çaldığını anlayabiliyordum.

Hoshimiya-san, “Ondan yaz havası veren bir şarkı çalmasını istemiştim,” diye açıkladı.

“Güzel seçim yapmış. Ayrıca senin çalışmaların da gayet iyi ilerliyor gibi görünüyor.”

“Evet. İstediğim şarkıyı da dinlediğime göre artık işimin başına dönmeliyim.”

Telefonu kapatmasını engellemek için, “Hoshimiya-san,” dedim. Ama sonra ne diyeceğimi bilemeyerek duraksadım. “Ben...”

Bana kendim hakkında bunca soru sorması, kendimi sorgulamam için iyi bir fırsat olmuştu. Her şeye dürüstçe cevap vermek istemiştim ama son soru konusunda tamamen açık olamamıştım. Aklımda birinin olduğunu kabul etmiştim elbette ama söyleyemediğim bir şey vardı: Gönlümü kaptırdığım iki kişi vardı. İkisini de neredeyse aynı miktar seviyordum ve bir türlü karar veremiyordum.

Hoshimiya-san, “Ne düşündüğünü muhtemelen tahmin edebiliyorum,” dedi.

Bir an nefesim kesildi. Sözlerinin altında yatan anlamın derinliklerine inmeye korktum.

“Endişelenme. Bunun hikayeyle bir ilgisi yok. Yine de karakterleri daha net çizmeme yardımcı olur belki.” Sonrasında vedalaşıp telefonu kapattık.

Bunu bilmesi şaşırtıcı olmazdı. Hoshimiya-sana karşı hissettiklerimi zaten çok belli ediyordum. Üstelik Uta-chan ile Tanabata festivaline gittiğim de bir gerçekti; onun benden hoşlandığını herkes anlayabilirdi. Ama sevgili değildik. Uta-chan ile neden henüz bir birlikteliğe başlamadığımızı bilen biri varsa, o da kesinlikle Hoshimiya-sandı. Tavırlarına rağmen aslında çok dikkatli biridir. Sonuçta, Hoshimiya-san benim hakkımda ne düşünüyor? Benden nefret ettiğini sanmıyorum, hatta beni seviyor gibi de görünüyor... Ama bu sevgi, aşk mı?

Başkalarını anlamaktan her zaman aciz olan taraf bendim.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.