Hoshimiya oturma odasında saçlarını kurutup bitirdikten sonra birlikte odama döndük.
Misafirler için yerde yatacak bir futon var ama nereye sermek istersin, diye sordum ve dolabı açıp orada olduğundan emin oldum. Hoshimiya bir kızdı, bu yüzden benimle aynı odada uyumaktan çekinebilirdi. Annemle babam bu gece evde olmayacaktı, isterse futonu aşağıya, oturma odasına da taşıyabilirdik.
Seçeneklerini ona tek tek anlattığımda başını iki yana salladı. Sesi titreyerek, Seninle... burada kalmak istiyorum, diye fısıldadı.
Sessizce başımı salladım ve futonu yatağımın hemen yanındaki halının üzerine serdim. Hoshimiya dizlerini göğsüne çekip üzerine oturdu. Dolaptan kaptığım soğuk arpa çayını bir bardağa doldurup ona uzattım.
Bardağı eline alıp yavaşça yudumlarken, Soğukmuş, dedi.
Yatağımın kenarına iliştim, yatak başlığına yaslanmış olan Hoshimiya’ya yukarıdan baktım. Gözüm akıllı telefon ekranına kaydı; cevapsız aramalarla doluydu.
Kısa bir sessizliğin ardından, Onları arasam iyi olacak, diye mırıldandı.
Haklısın... En azından güvende olduğunu bilsinler, diyerek onu onayladım.
Tam o sırada telefon tekrar çaldı. Ekranda, şaşırtıcı olmayan bir şekilde Hoshimiya Sei yazıyordu. Telefonu titreşime aldığı için ekran yanıp sönse de odada hiç ses çıkmıyordu.
Açmam gerek, derken yüzü bembeyaz olmuştu, elleri titriyordu.
Yataktan indim ve yanına oturdum. Boştaki elini tutup cesaret vermek istercesine hafifçe sıktım. Şaşkınlıkla yüzüme baktı, sonra o da benim elimi sıkıca kavradı.
Efendim? diyerek açtı telefonu.
Hikari?! Şu an neredesin?! Seni ne kadar merak ettim haberin var mı?! Babasının sesinde ciddi bir panik vardı.
En azından samimi görünüyordu.
Özür dilerim.
Bırak şu evden kaçma saçmalıklarını da hemen eve dön! Bana derhal nerede olduğunu söyle! Gelip alacağım seni! diye gürledi adam. Söylediği sözlerin içeriğini bir kenara bıraksak bile, ses tonunda zerre şefkat kırıntısı yoktu.
Hoshimiya’nın ince parmakları avucumu daha da sıkı kavradı. Dinle baba... Eve dönmüyorum. Sesi titrese de kararlılığı tamdı.
Hikari? Bu ne biçim bir tavır böyle? Sana roman yazmayı bırakmanı söylediğim için mi yapıyorsun bunu? Ben bunu senin iyiliğin için söyledim. Hayatında daha faydalı işlerle uğraşmalısın. Bunu sen de biliyorsun, değil mi? Mantıklı bir kız olduğunu biliyorum.
Roman yazmayı bırakmasını mı söylemiş? Ona ne demiş? Daha faydalı işlerle mi uğraşsın? Bu adam ne saçmalıyor böyle?! Kızı çocukluğundan beri yazıyordu ve o, bunca emeği böylesi aptalca bir sebeple bir kalemde silip atıyordu, öyle mi?
Yanılıyorsun baba. Ben senin sandığın gibi bir kız değilim. Sadece şimdiye kadar gerçek kendimi sakladım.
Ne diyorsun sen? Seni böyle konuşasın diye yetiştirdiğimi hatırlamıyorum.
Doğru. Zaten her şeyden ümidimi kestiğim için hislerimi sana hiç söylemeye niyetim yoktu. Ne dersen yapmanın en iyisi olacağını düşünmüştüm. Sonuçta sana karşı çıkmadığım sürece bana kızmıyordun. Diğer çocuklar kadar özgür olmasam bile, yapabileceğim başka bir şey olmadığını sanıyordum. Hoshimiya derin bir nefes aldı ve neredeyse bağırarak devam etti: Ama artık böyle gidemem, her şeyden vazgeçemem! Baba, sen istemesen de bu benim ne olursa olsun yapmak istediğim bir şey! Romanlarıma bunca zaman verdikten sonra yazmayı bırakamam. Benim hayalim yazar olmak ve bundan asla vazgeçmeyeceğim!
Hikari, gerekirse bin kez daha söylerim, ben seni düşünüyorum...
Ayrıca! Arkadaşlarımla vakit geçirmek istiyorum. Onlarla denize gitmek de istiyorum! Ben... ilk defa böyle harika arkadaşlar edindim. Onlardan uzaklaşmayacağım, asla!
Uzaklaşmak mı? Bu da ne demekti şimdi?
Bu... ne büyük bir bencillik! Gerçekten böyle davranmanın doğru olduğunu mu düşünüyorsun?!
Neden bencil olmayayım ki? Bırak da biraz kendi kanatlarımla uçayım, dedi Hoshimiya ve telefonu kapattı.
Odaya derin bir sessizlik çöktü; dışarıdaki cırcır böceklerinin sesinden başka hiçbir şey duyulmuyordu. Ellerimiz hâlâ kenetliydi, Hoshimiya’nın bırakmaya hiç niyeti yok gibiydi. Gözünü ayırmadan telefonuna bakıyordu. Sonra bir şey hatırlamış gibi RINE uygulamasını açtı ve bir mesaj gönderdi: Bir arkadaşımın evindeyim, merak etmeyin. Alıcı Sei-san değil, annesiydi.
Onu teselli edecek doğru kelimeleri bulamadığım için sessiz kaldım. Sadece yanında oturdum ve elini tutmaya devam ettim; ona yalnız olmadığını hissettirmek istedim.
Uzun süre hiçbir şeyi önemsememeye çalıştım, dedi Hoshimiya bir süre sonra. Eğer umursamazsam, vazgeçmem de kolay olurdu. Zaten çoğu şeyden vazgeçmiştim. En başından beri pek bir şey istemiyordum... ama görünüşe göre bir oyuncak bebek olmayı beceremedim.
Bir an duraksadıktan sonra devam etti. Çünkü öylece vazgeçemeyeceğim şeyler var.
Bana göre, onun bu tutkusu tam da gençliğin olması gerektiği gibiydi.
Hoshimiya elimi bıraktı ve sırt çantasından bir tomar kağıt çıkardı. Bugün okuduğum taslaktı bu. Eskiden hiç arkadaşım yoktu, bu yüzden kitaplara sığınırdım. Doğal olarak okumayı çok sevdim. Sonra hayaller kurmaya, bunları kağıda dökmeye başladım... ve kendimi yazmaya aşık olmuş buldum. İnsanların yazdıklarımı okumasını ve bundan keyif almasını istiyorum. Sözlerimin birçok insana ulaşmasını... Ve günün birinde bir yazar olmayı çok istiyorum.
Taslağın üzerindeki kendi yazdığı harflerin üzerinde parmağını gezdirdi. Bugün kafeden ayrıldıktan sonra... eve dönüş saatimden önce vardım. Sei-san’a karşı gelip evden kaçmasına sebep olan olayları yavaş yavaş anlatmaya başladı. Ama babam her nedense çok öfkeliydi... zaten gezi hakkında söylediğim yalan yüzünden de canı sıkkındı.
Eve dönüş saatini kaçırmamıştı ama ucu ucuna yetişmişti. Hoshimiya’nın bu kadar geç döndüğünü gören Sei-san, bütün gün ne yaptığını sorgulamıştı. O da dürüstçe cevap vermiş, kafede roman yazdığını ve bir arkadaşının da yanında olduğunu söylemişti.
Sei-san zaten en başından beri Hoshimiya’nın bu hobisine sıcak bakmıyordu, bunu fırsat bilerek ona yazmayı bırakmasını emretmişti. Telefonda da benzer şeyler söylediğini duymuştum; kızına vaktini ders çalışmak, spor yapmak ve kendini geliştirmek gibi daha önemli şeylere harcaması gerektiğini söylemişti.
Hoshimiya başını sallayarak bunu reddettiğinde Sei-san büyük bir şaşkınlık yaşamıştı. Hoshimiya onun isteklerine her zaman anında boyun eğerdi, bu yüzden karşı gelmesi düşünülemezdi bile. Onu ikna etmeye çalışmıştı ama Hoshimiya bu fikirden o kadar nefret ediyordu ki dinlemeyi reddetmişti. İşte o an, yazar olmak istediğini babasının yüzüne açıkça söylemişti.
Yüzündeki o şaşkın ifadeyi görmeliydin. Adeta yıldırım çarpmışa döndü. Daha önce hiç kimseye yazar olmak istediğimi söylememiştim, Yuino-chan’a bile... Ta ki bugün sana söyleyene kadar, Natsuki-kun.
Doğal olarak Sei-san bunu hiç iyi karşılamamıştı. Bunu daha önce söylediğini hiç duymadım! Bu güvencesiz bir meslek. Başarılı olup olamayacağını bilemezsin! Gereksiz bir iş bu!
Natsuki-kun, sana minnettarım. Bunca zamandır kendime yalan söylüyormuşum. Sana ne yapmak istediğimi anlatınca, yazmanın benim hayalim, benim geleceğim olduğundan sonunda tamamen emin oldum.
Hoshimiya, babasının tepkisinden korksa da geri adım atmamıştı. Ancak bu durum, Sei-san’ın onun kararlılığını kabul etmek yerine üzerindeki baskıyı daha da artırmasına neden olmuştu. Arkadaşlarınla arana mesafe koy, demişti ona.
Gezi meselesi yüzünden sizin benim üzerimde kötü bir etki bıraktığınızı düşündü, diye açıkladı. Tabii ki ben de bunu istemediğimi söyledim.
Öyleyse birinden vazgeçmek zorundasın, diye diretmişti Sei-san. Kızını bir seçim yapmaya zorlayarak onu kontrol edebileceğini sanmıştı.
Biraz düşündüm. Eski ben olsaydım, arkadaşlarımdan uzaklaşmayı seçebilirdim. Aramıza görünmez bir duvar örüp mesafeli davranırdım... Ama artık her iki şey de benim için çok değerli, dedi Hoshimiya. Yuino-chan her zaman yanımdaydı... ve seninle, Uta-chan’la, Reita-kun’la ve Tatsuya-kun’la tanıştıktan sonra... Ne ara olduğunu anlamadan size o kadar bağlandım ki hepinizi çok sevdim.
Yüzünde beliren hafif bir tebessümle bana döndü. Gerçekten söylüyorum. Artık sizden ayrılmayı asla göze alamazdım. Belki öyle görünmüyorum ama hepinizle bir arada kalmak istiyorum.
Ancak Sei-san geri adım atmamıştı. Hoshimiya da tartışarak babasını ikna edemeyeceğini bildiği için, bir tepki olarak evden kaçmıştı.
Evet... Sana bunları söylemiş olmasına inanamıyorum! Sen yanımızda olmadan bir hayat düşünemiyorum zaten, dedim.
Çok kurnazsın Natsuki-kun, her zaman böyle havalı laflar ediyorsun.
Havalı görünmeye çalışmıyorum, tamamen dürüstüm! Yani, bir arkadaş olarak söylüyorum, anlarsın ya?
Hı-hı... Biliyorum. Teşekkürler, bu beni gerçekten çok mutlu etti.
Zaman su gibi akıp gitmiş, saat çoktan gece yarısını geçmişti. Kendimizi sohbete öyle kaptırmıştık ki ikimiz de vaktin nasıl geçtiğini fark etmemiştik.
Artık uyumalıyız, diye önerdim.
Evet.
Hoshimiya’nın yanından kalkıp yatağıma girdim. Futondan gelen hışırtılardan onun da yorganın altına süzüldüğünü duydum.
Klima açık kalsa sorun olur mu?
Olmaz. Ama sıcaklığı biraz artırabilir misin?
Işık açık kalsın ister misin?
Zifiri karanlığı tercih ederim.
Anlaşıldı. İyi uykular o zaman, Hoshimiya.
İyi uykular, Haibara-kun.
Işığı kapattım ve üzerime ince bir battaniye çektim. Normalde şimdiye çoktan uyumuş olurdum ama gözlerim fal taşı gibi açıktı, yakın zamanda uyuyacak gibi de durmuyordum. Nedeni gayet açıktı: Odada başka birinin varlığını hissediyordum. Kıyafetlerin hışırtısı, nefes alış verişleri... Sevdiğim kız odamda uyuyordu!
Aniden Hoshimiya fısıldadı: Natsuki-kun, hâlâ uyanık mısın? Görünüşe göre onun da uykusu kaçmıştı.
Efendim?
Şey, seni seviyorum, Natsuki-kun.
Öyle mi? Demek Natsuki-kun’u seviyormuş, ha? Bir dakika, Natsuki-kun’u mu seviyor? Beni mi seviyor yani?! Hoshimiya benden mi hoşlanıyor?! Ne?! Nasıl yani?! Az önce ne oldu öyle?!
Seni ve diğer herkesi de çok seviyorum. Hepinizi çok seviyorum.
Tabii ya, elbette... Demek öyle demek istemişti. Hani arkadaşça derler ya, tam olarak ondan. Yoksa ne olacaktı ki? Zaten en başından beri biliyordum. En ufak bir sarsıntı bile geçirmemiştim. Çok doğaldı!
Dürüst olmak gerekirse ilk başlarda senden pek hazmetmiyordum.
Iıı... G-Gerçekten mi? Sanki göğsüme bir bıçak saplanmıştı.
Kendini bir şey sanıyor gibiydin, tavırların da biraz şüpheliydi. Ama şaşırtıcı derecede iyimserdin; derslerde ve sporda pek çabalamıyor gibi görünmene rağmen çok başarılıydın. Sanki her şeyi zahmetsizce hallediyordun ve bu mükemmeliyetçi halin yüzünü her gördüğümde sinirimi bozuyordu.
Y-Yavaş ol... Orada durabilir misin lütfen? Benim manevi gücüm camdan yapılmış gibi kırılgandır, dedim bitkin bir sesle.
Hoshimiya kıkırdadı.
Demek benim hakkımda böyle düşünüyordu? Demek öyle... Ben de kendime çeki düzen verdiğim için benim hakkımda iyi şeyler düşündüğünü sanıyordum. İnsan kalbini anlamak gerçekten ne kadar da zormuş!
Ama biliyor musun, çatı katında Tatsuya ile olan o ağız kavganı gördükten sonra kendimi birden sana daha yakın hissettim. Kendi kendime, İşte bana benzeyen biri, diye düşündüm.
Pek emin değilim... Ben sadece dışarıya karşı dik durmaya çalışıyorum.
Her zaman temkinli ve tedbirli hareket ediyordum. Başarılı olmamın tek sebebi, kimsenin bilmediği o fazladan yedi yıllık hayat tecrübesiydi. Bu durum karakterimin tamamen iyiye doğru değiştiği anlamına gelmiyordu.
Zaten aslen sen de benim gibi sıradan ve sönük biriydin. Ne demek istediğimi tam anlamasan da bu yönünü kendime yakın hissettim.
Eskiden sönük ve uysal bir kız olduğunu söylesen de bunu gözümün önüne getiremiyorum. Şu an karşımda duran Hoshimiya; okulumuzun neşeli, parlak, hafif sakar, güzel ve popüler idolüydü.
Al, şuna bak. Biraz utanç verici ama.
Yorganın altından kıpırdandığını duydum ve o tarafa döndüm. Akıllı telefonunu aşağıdan yukarıya doğru tutuyordu, ekranın ışığı odamın karanlığında parlıyordu. Ekranda ilkokul yıllarına ait bir kız çocuğu fotoğrafı vardı. Saçları yüzünü kapatacak kadar uzundu ve rüküş gözlükler takmıştı.
Ha? Bu sen misin, Hoshimiya?
Evet. Tek bir arkadaşımın bile olmadığı zamanlardan kalma.
Vay canına... Sen... Şey, evet, bu gerçekten çok beklenmedik bir durum.
Evet, kamufle olma yeteneğim kusursuzdur. Hadi, öv beni! dedi keyifle, gururlu bir şekilde gülerek.
Acaba bu neşeli hallerin de mi o kamuflajın bir parçasıydı? Böyle davranmaktan yorulmuyor musun? diye sordum. Sonuçta bu hisse hiç yabancı değildim. Dışarıya karşı maske takmaya ilk başladığımda bu beni oldukça yoruyordu. Kusursuz olmaya çok odaklanıyor, gerçek benliğimi başkalarına göstermekten korkuyordun. Miori’nin desteği sayesinde artık bu durum bir sorun olmaktan çıkmıştı.
Bilmem... Sanırım artık alıştım. Kendimi rahatsız hissetmiyorum, dedi. Sonra kelimeler ağzından yağmur damlaları gibi dökülüverdi. Hangisi gerçek ben, merak ediyorum.
Bu soğuk ton, hiç tanımadığım bir Hoshimiya’ya aitti. Sesindeki o sıcak, neşeli tınıdan ve yüzündeki parlak gülümsemeden eser kalmamıştı. Bugün onun pek çok farklı yüzüne şahit oluyordum.
Her neyse, o olaydan sonra yavaş yavaş gerçek yüzünü göstermeye başladın ve ben de senin hakkındaki gerçekleri daha çok öğrenmek istedim. Sonra benim sevdiğim romanlar ve filmler hakkında sohbet ettik... Ben de içimden, Aha! Gerçekten tam bir otaku gibi konuşuyor, ne komik! diye geçirdim.
Kes sesini! Kendine bak önce. Sen de hikayeler hakkında konuşurken tam bir otaku gibi oluyorsun. Bunu gizlemeye çalıştığını da görmedim, düpedüz sıradan bir otaku kızsın işte.
K-Kes sesini! Ne varmış bunda?! Okulun idolü olan bir kızın böyle bir hobisinin olması onu daha samimi göstermez mi? Kesinlikle bunu istediğim için konuşmadım—
Hoshimiya... Sen gerçekten okulun idolü olduğunu mu düşünüyorsun? Gerçi bu bir gerçekti. Ama kendini öyle konumlandırması biraz komikti.
Yerde bir şeylerin yuvarlandığını duydum. Kafamı çevirdiğimde Hoshimiya’nın yorganına sarınıp yatakta bir o yana bir bu yana döndüğünü gördüm.
Natsuki-kun... Beni tuzağa düşürdün! diye haykırdı, sesinde sitemkar bir ton vardı.
Hey, bu iftira! Olamaz, kendi kendini ele verdin. Bana karşı biraz soğuk davranmaya başladığını hissediyordum. Bu, birbirimize daha yakın olduğumuz anlamına mı geliyordu? Her halükarda, en azından artık gergin hissetmiyordum!
Sanırım öyle düşündüğümü söyleyebilirsin... Ama bu daha çok okul idolü rolünü oynamak gibi, dedi Hoshimiya, sesinin tonu sona doğru iyice kısılarak. Yorganın içinde bir koza gibi sarınmış, yüzünü yastığa gömmüş bir halde yuvarlanmaya devam ederken oldukça utanmış görünüyordu.
Öyle sıcaklamıyor musun? diye sordum.
Sıcaklıyorum... Kes sesiniii, dedi somurtarak.
İstemeden hafifçe güldüm.
Uyumaya gidiyorum. Lütfen benimle daha fazla konuşma.
Sohbeti başlatan kendisiydi ama yine de sözünü dinleyip gözlerimi kapattım. Tamam, tamam.
Gözlerimi bir süre kapalı tuttuktan sonra nihayet uykum gelmeye başladı. Bilincim denizin derinliklerine batarken kendimi uykunun kollarına bıraktım. Tam uykuya dalmadan hemen önce kısık bir fısıltı duyduğumu sandım.
Bana yardım ettiğin için teşekkür ederim.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.