Dalgaların Arasında Zamanı Unutmak

Plajın altını üstüne getirme vakti gelmişti.

“Hey, Natsuki! Şu kayalığa ilk kim varacak, kapışalım mı?” diye meydan okudu Tatsuya.

“Olur, uyar bana. Ama sen yüzebiliyor musun ki?”

“Ayıp ediyorsun oğlum. Yüzme yarışında hayatta yenilmem!”

“O zaman ben de oraya gidip hakemlik yapayım!” diye araya girdi Uta. “Bol şans, Natsu!”

“Eee! Ya ben?! Bana niye destek yok, beni de tutsana!” diye söylendi Tatsuya.

“Ahaha! Üzgünüm! Ben Natsu’nun tarafındayım!”

Suya girdiğimizde Tatsuya homurdandı: “F-Fena gitmiyorsun Natsuki.”

“Daha hiçbir şey yapmadım ki...”

Kıyasıya bir yarışa giriştik...

“Ahhh. Kendini dalgalara bırakmak gibisi yok,” diyerek suyun üstünde rahatça uzandım.

“Can simidinde öyle miskinlik yapmak yok. Batma vakti!”

“Ne oluyor— Miori?! Seni gidi aptal! Glurpp... glurpp.”

“Hahaha! Artık bu benim!”

Miori beni suya batırıp can simidini altına çekivermişti...

“Beeekleee! Natsu!” diye çığlık attı Uta aniden.

“Oha! Nereden buldun kızım onu?” diye bağırdım. Elinde kocaman bir su tabancası tutuyordu.

“Dükkandan aldım! Barış hiçbir zaman bir seçenek değildi! Al sana!!!”

“Acıyor, acıyor! Hey, bu gerçekten can yakıyor! Suyun baskısı inanılmaz!”

Uta beni resmen canlı hedef tahtası olarak kullanmaya başlamıştı...

“Ah, Haibara-kun. Sen de mi dinleniyorsun?” diye sordu Nanase.

“Arada böyle ufak molalar vermezsem, vücudum günün kalanına dayanamayacak,” diye cevap verdim.

Kıkırdadı. “Bugün epey heyecanlısın. Senin için pek alışıldık bir durum değil sanki. Normalde daha sakin olmaz mısın?”

“Herkesin enerjisi bana da bulaştı, farkındayım.”

“Sıcakta bayılıp kalmamak için su içmeyi ihmal etme,” dedi. “Gel, soğutucuda bir sürü soğuk içecek hazırladım.”

“Sana her zaman güvenebilirim Nanase. Gerçekten herkesin yaslanabileceği bir anne gibisin.”

“Kime anne diyorsun sen bakayım?” diye takıldı. “Benim tek bir kızım var, o da Hikari. Onunla ilgilenmek bile bütün vaktimi alıyor zaten.”

“E, bu seni yine de anne yapmıyor mu?”

Gölgelikte Nanase ile dinlenirken, diğerlerinin eğlenişini izledim...

“Hey, çocuklar. Muz bota binmeye ne dersiniz?” diye sordu Uta birkaçımıza.

“A, burada onlardan var mı? Harika olur işte bu!” diye atıldı Tatsuya.

“Muz bot da ne?” diye sordu Hoshimiya.

“Görünce anlarsın. Muz şeklinde bir botun üstüne biniyoruz, motor teknesi de bizi çekiyor,” diye açıkladı Reita. “Ücretsizmiş, kimler geliyor?”

“Ben... ben almayayım,” dedi Hoshimiya. “Kulağa biraz korkutucu geliyor.”

“Ben varım, eğlenceli duruyor!” dedi Miori neşeyle. Sonra bana döndü: “Ya sen?”

“Tabiki varım,” dedim. “O zaman ben, Tatsuya, Uta, Miori ve Reita gidiyoruz, değil mi?”

“Oley! Gidiyoruzzz!” diye sevindi Uta.

Hep beraber muz bota bindik. Uta arkama oturup omuzlarımdan sarsınca kendimi suda buldum...

“Plajda yenen yakisoba neden bu kadar lezzetli olmak zorunda ki?!” diye haykırdı Tatsuya.

“Köriyi de unutma. Hazır paketlerden yapıldığı çok belli olsa bile tadı harika,” diye ekledi Reita.

“Benim için ramen her zaman bir numaradır; şöyle bol malzemeli, klasik bir shoyu ramen. En iyisi bu işte,” dedim.

“Şu malum etkiden dolayı, değil mi? Neydi onun adı?” diye düşündü Tatsuya. “Hani şu deniz gücü etkisi.”

“Alakası bile yok dostum,” dedim. “Plasebo etkisinden mi bahsediyorsun?”

“Hah, tamam işte o! Her zamanki gibi çok zekisin Natsuki.”

Reita, Tatsuya ve ben, plaj kafesinde havadan sudan konuşup öğle yemeğimizi yedik...

“Ne yapıyorsun?” diye sordum Serika’ya.

“Gördüğün gibi, kumla oynuyorum. Şu an en zor kısmındayım,” diye cevap verdi.

“Daha önce hiç bu kadar kaliteli bir kumdan kale görmemiştim.”

“Ben her zaman en zirveyi hedefleyen biriyim. Emek harcamaktan asla kaçınmam.”

“Bu kadar uğraşman çok güzel ama kale bittiğinde ömrü pek uzun olmayacak, biliyorsun değil mi?”

“Sorun değil. Nasılsa senin hafızana kazınacak, öyle değil mi?”

“Yani, evet. Bu kadar etkileyici bir kumdan kaleyi unutmak zor olur.”

“İşte bu kadar. Sen hatırladığın sürece, son iki saatteki emeğimin karşılığını almış olacağım.”

Söylediğini idrak etmem bir an sürdü. “Bununla iki saattir mi uğraşıyorsun yani?!”

Serika tutkuyla kumu şekillendirmeye devam ederken, onunla keyifli ve uzun bir sohbet ettik...

“Servis bende!” diye seslendi Uta elindeki voleybol topuyla. “Alın bakalım!”

“Ha? Ay!” diye irkildi Hoshimiya. “Ü-üzgünüm!”

“Hey! Hoshimiya’yı hedef almak haksızlık ama!” diye bağırdı Tatsuya.

“Katılıyorum. Hoshimiya-san’ın zayıf refleksler düzeyini de hesaba katmak lazım.”

“R-Reita-kun? Bu söylediğin topun çarpmasından çok daha fazla canımı yaktı...”

“Tamam, tamam. Hadi oyuna devam edelim,” dedim.

“Natsuki-kun, hemen konuyu değiştirme öyle!” diye sızlandı Hoshimiya.

Plaj voleybolu maçımıza hep birlikte devam ettik...

Çocuklar gibi, plajda yaptığımız her şeyin tadını doyasıya çıkardık. Sonunda hepimizin pili bitince, dinlenmek için şemsiyenin altında toplandık.

“Ben... bittim,” diye mırıldanıp piknik örtüsünün üzerine boylu boyunca uzandım. Gölgede hava çok daha serindi. Nemli tenime çarpan hafif, tuzlu rüzgar harika hissettiriyordu. Uta başımın üstüne buz gibi bir pet şişe bıraktı. “Oha! Çok soğuk!” İlk başta irkilsem de tenime değen o serinlik çok iyi gelmişti.

“Ahaha! İşletildin!”

“Evet, sen söylemeden de anlayabiliyorum herhalde.”

“Ben her zaman doğruları söyleyen bir kızım,” diye övündü. “Hadi, öv beni biraz!”

“Aferin... Güzel kızım benim, aferin.”

Uta yanıma oturup yüzüme doğru eğildi. Tepkimden memnun kalmış bir halde neşeyle gülümsedi. Gülüşünün bu kadar tatlı olması can sıkıcı derecede güzeldi. Kalbimi ikide bir böyle yerinden oynatmasından gerçekten hiç hoşlanmıyordum. Üstelik üzerindeki bikini yüzünden normalden üç kat daha fazla hasar alıyordum!

“Miori, al bakalım!”

“Hey! Yapma şunu Reita-kun ya.”

Yanı başımızda Reita da aynı şakayı Miori’ye yapmıştı.

“Çocuk musunuz nesiniz siz de? İlahi,” dedi Miori gülümseyerek.

“Of. Çok eğlenceliydi,” diye mırıldandı birisi.

Güneş yavaş yavaş alçalırken hava serinlemeye başlamıştı ama batmasına henüz daha çok vardı. Gün boyu plajı dolduran kalabalık zamanla dağılmış, geriye neredeyse kimse kalmamıştı.

Bir süre kimse konuşmadı. Hepimiz boş gözlerle denizi izledik. Oluşan sessizlik hiç de rahatsız edici değildi; aksine, sonsuza dek burada kalmak istiyormuş gibi hissettim.

Yine de her güzel şeyin bir sonu vardı.

“Yavaştan kulübeye dönelim mi?” diye sordum, bu güzel andan kopmayı hiç istemesem de.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.