"Hey, dileklerimizi asalım mı?" diye sordu Uta.
Hemen yanımızdaki bambu ağaçlarını işaret ediyordu. Dalları, Tanabata festivalinde üzerine dilek yazmak için kullanılan rengarenk tanzaku kağıtlarıyla donatılmıştı. Festivale gelenler, kendi hazırladıkları tanzakularla bambuları diledikleri gibi süsleyebiliyorlardı. Mahalle derneği kağıt şeritleri dağıtmak için bir stant kurmuş, hatta üzerine yazı yazabilmemiz için masaları ve kalemleri bile hazır etmişti.
"İyi fikir. Sonuçta bu bir Tanabata festivali," diye karşılık verdim.
Masadan birer tanzaku ve kalem alıp yazmaya başladık. Hmm... Ne dilesem ki? Tanrı zaten benim dileğimi gerçekleştirmişti. Gözüm Uta’ya kaydı; elinde kalemle önündeki kağıda dalgın dalgın bakıyordu. O da ne yazacağı konusunda kararsız gibiydi.
"Sen ne yazacaksın Uta?"
"Hmm... Natsu, şu tarafa bakabilir misin?" Kollarımı kavrayıp beni ters yöne çevirdi.
Sanırım görmemi istemiyordu. O hızla kağıdını doldururken bu düşünce zihnimden geçti.
"Tamam, şimdi dönebilirsin!"
"Bana göstermeyecek misin?" diye üsteledim.
Mahcup bir tavırla, "Eğer gerçekten görmek istiyorsan bakabilirsin ama bence bakmamalısın," dedi.
Merak ediyordum etmesine ama ısrar edip de kendimle ilgili bir şey okursam nasıl tepki vereceğimi bilemezdim. En iyisi sessizce kendi dileğimi yazmaktı. Hemen kağıda karaladım: "Gelmiş geçmiş en iyi gençlik." Evet, benim için bundan başkası olamazdı!
Uta gözlerini kırpıştırarak bana baktı. "Vay canına. 'Gelmiş geçmiş en iyi gençlik' ha?"
"Tabii ya! Sadece kısa bir süreliğine lise öğrencisiyiz. Bunun tadını sonuna kadar çıkarmak istemez misin?"
"Evet, haklısın. Ben de öyle düşünüyorum ama..." Ellerini ne diyeceğini bilemez halde havada salladı, sonra kaçamak bir bakış attı. "Bu zaten gerçekleşmedi mi?" Sesinin yumuşak tınısı üzerindeki yukata ile birleşince, bugün Tanabata olduğu gerçeği zihnime iyice kazındı.
"Bu, o muazzam gençliğin bir başka parçası işte," diye fısıldadım.
Uta kahkahayı bastı. "Aynı yaşlı adamlar gibi konuştun!"
İkinci hayatını yaşayan birine söylenebilecek en kırıcı şey buydu herhalde. Lütfen, daha fazla devam etme!
"Öhöm, öhöm!" Abartılı bir şekilde boğazımı temizledim. "N-neyse, hadi şu tanzakuları asalım."
"Sahi, neden bu kağıt parçalarını bambulara asıyoruz ki?" diye merakla sordu.
"Hikayelere göre bu sayede göklere ulaştıkları söyleniyor, değil mi?" Japon kültürü veya folkloru konusunda pek bilgili sayılmazdım, o yüzden hayal meyal hatırladıklarıma dayanarak tahmin yürütüyordum. Yanlış hatırlamıyorsam, kağıt eskiden lüks bir eşya olduğundan üzerine dilek yazmanın törensel bir değeri vardı. İnsanlar, bambuları bu küçük şeritlerle süslediklerinde dileklerinin göğe yükseleceğine inanırlardı. Ya da ona benzer bir şey işte.
"Anlıyorum." Uta başını kaldırıp gökyüzüne baktı.
Ben de ona uyup yukarı baktım; tepemizde tek bir bulutun bile olmadığı harika bir gece vardı. Sokak lambalarının ve binaların ışıkları gökyüzünü biraz gölgelese de, parlayan bazı yıldızları seçebiliyordum. Maalesef Samanyolu’nu görecek kadar karanlık değildi. Belki de sadece yanlış açıdan bakıyordum.
Bir an sonra Uta, "Biliyor musun? Dileğimi değiştireceğim," dedi.
"Ha? Durup dururken mi? Neden?"
"Bunu dilemenin pek doğru olmadığını hissettim... Bu yüzden sanırım ben de seninle aynı şeyi dileyeceğim. Ben de gelmiş geçmiş en iyi gençliği yaşamak istiyorum!"
İlk tanzakusunu kenara attı ve yeni bir kağıda benim yazdığımın aynısını yazdı. İkimiz bambuda uygun bir yer bulup renkli kağıtlarımızı oraya iliştirdik.
"Harika oldu!" Uta, ellerini beline koymuş, memnun bir ifadeyle bakıyordu.
Onun sırtına bakarken, sadece birkaç saniye öncesine ait bir anı zihnimde şimşek gibi çaktı. Tanzakuyu çöp kutusuna attığı sırada, asıl dileğine kazara gözüm ilişmişti.
"Umarım Natsu bana aşık olur."
Sakura Uta, tanrılardan bunu dilememişti artık.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.