Beş gün sonra, okul çıkışı bir perşembe günü, çantasını toplamayı bitiren Nanase masama doğru yaklaştı. "Hadi bakalım Haibara-kun, gidelim mi?" dedi.
Bana mı öyle geliyordu yoksa Nanase yanıma gelip bunu söylediğinde sınıftaki herkes kısa süreli bir şok mu geçirdi?
"Tamamdır." Başımı sallayıp yerimden kalktım ve Nanase ile birlikte dışarı yöneldim. Diğer dördü, sınıf öğretmeninin saati biter bitmez kulüp çalışmalarına koşturmuştu. Hoshimiya bile edebiyat kulübünün yolunu tutmuştu.
Nanase, "Mülakata girmen gerekecek ama sadece prosedür gereği," diye açıkladı. İkimiz birlikte çalıştığı yere, Café Mares’e doğru yürüyorduk. Bugün onun mesaisi vardı, bense mülakata gidecektim.
Cumartesi günkü gezmemizden iki gün sonra Café Mares’e tek başıma uğramış, mekanın huzurlu atmosferini epey sevmiştim. Bu yüzden Nanase’den bana referans olmasını rica etmiştim.
"Senin karakterinle hiçbir sorun yaşamadan geçeceğini düşünüyorum Haibara-kun."
"Öyle olursa ne ala," diye geçiştirdim.
Acaba Nanase gerçek kişiliğimin ne kadarını kavrayabilmişti? Kendi gerçek benliğimin mülakatlarda pek de parlak bir izlenim bıraktığını sanmıyordum. Gerçi başım sıkışırsa bir şekilde iş bulurdum ama üniversite son sınıftayken iş aradığım o dönemlerde az mülakat eskitmemiştim. Tam otuz farklı şirketten reddedildiğimde, artık gidip kendime içine uzanacak bir çukur kazsam mı diye düşünmeye başlamıştım. Sonunda bir şekilde gayriresmi bir teklif almıştım. Tabii geçmişimi yeniden yaşama şansı bulduğum şu an için bunların bir önemi yoktu. Pişmanlığım da yoktu zaten.
"Mutfakta mı yardıma ihtiyaçları varmış?" diye sordum.
"Salonda da eleman lazım ama mutfaktaki açık daha fazla," diye yanıtladı.
"Sen hangi pozisyondasın Nanase?"
"Ben servis tarafındayım. Pek gurur duyulacak bir şey değil ama yemek yapmaktan hiç anlamam."
Kuşkuyla yüzüne baktım. "Lafın gelişi mi söylüyorsun bunu?"
"Çok mu şaşırdın?"
"Yani, sanki her şey elinden gelirmiş gibi bir halin var."
"Bunu çok duyuyorum. Ama herkesin hayal ettiğinin aksine, aslında gayet normal bir kızım. Eskiden ders aldığım için biraz çay seremonisi ve kaligrafi bilirim o kadar."
"Evet, sanırım son zamanlarda seni bu konularda daha iyi tanımaya başladım."
Nanase bir an için ikilemde kalmış gibi göründü, sonra ekledi: "Bunu bu kadar kolay kabullenmen de pek hoşuma gitmedi açıkçası."
"Ee, sen de amma zorsun!" diye takıldım.
Nanase kıkırdadı. Gülerken elini o zarif hareketle ağzına götürmesi sadece iyi bir eğitim aldığını göstermiyor, aynı zamanda onu inanılmaz sevimli kılıyordu. Nanase, yapma şunu... Biraz daha devam edersen senin sadık bir hayranın olup çıkacağım! Dışarıdan bakınca soğuk bir güzel gibi duruyor ama özünde gayet normal bir kız. Bu, en etkileyici karakter özelliği değil de nedir?
"Pekala, devam edelim," dedi Nanase ama o sırada ona öylece dik dik baktığımı fark edince kafasını hafifçe yana eğdi. "Ha? Bir şey mi oldu?"
O ağırbaşlı ifadesi ile şu tatlı kafa büküşü arasındaki uçurumun çok sevimli olduğunu düşündüm ama dışımdan sadece, "Yok, bir şey değil," diyebildim.
Uf... Çok mu uzun baktım? Ruhsal olarak Nanase için yavaş yavaş bir idol otaku kıvamına geliyorum sanki. Onunla sevgili olmak falan istediğimden değil. Nasıl desem? Sadece Nanase’yi desteklemek, onun takipçisi olmak istiyorum. Aman neyse ne; sadece mutlu bir hayat sürmesini istiyorum işte!
Nanase, benim o ciddi ama bir o kadar da garip düşüncelerimden habersiz, sohbeti sürdürdü. "Haibara-kun, mutfakta çalışmak istiyorsun, değil mi?"
"Hmm. Servis de fena olmaz aslında ama eleman eksikleri varsa mutfak bana uyar." Aslında her iki pozisyon için de okeydim. Fakat bir tercih yapmam gerekse kesinlikle mutfağa meylederdim çünkü içe dönük biri olarak yabancılarla konuşmak, perde arkasında çalışmaktan çok daha fazla zihin yoruyordu.
"Yemek yapma konusunda ne kadar iyisin?"
"Ne kadar mı? Cevaplaması zor bir soru." Duraksadım. Üniversitedeyken yalnız yaşıyordum ve boş vaktim de çoktu, bu yüzden keyfine yemek yapmayı öğrenmiştim. YouTube’daki her türlü yemek videosunu izlemiş, internetten tarifler aramış ve her gün yeni bir şeyler denemeye yeltenmiştim. Dersler dışında evden hemen hemen hiç çıkmadığım için mutfakta deneyler yapacak tonla vaktim olmuştu. Ha ha ha! Yemek yapmanın zahmetli olduğunu söylerler ama bana göre evden çıkmak çok daha büyük bir zahmet! Yani, aslında hiç evden çıkmak istemiyorum. Sonsuza dek dört duvar arasında kalmak tam benim hayat tarzıma göre.
Nanase, kafamın içindeki bu asosyal monologdan bihaber, neşeyle başını salladı. "Heh, ne demek istediğini anlıyorum."
"Yani, herhalde bir kafede çalışacak kadar iyiyimdir. Evde epey bir miktar yemek yapmışlığım var, lezzetli bir şeyler çıkarabileceğimden eminim; gerçi o noktaya gelene kadar az deneme yanılma yapmadım," dedim. Ayrıca üniversite zamanında bir kafede çalışmıştım. Standart bir kafe menüsündeki çoğu şeyi hazırlayabilir, aynı zamanda servis işini de kotarabilirdim.
"Vay? Bayağı öz güvenli konuşuyorsun. Bak şimdi meraklandım işte."
"İyi de senin için yemek yapma fırsatım olacak mı ki Nanase?"
"Oraya müşteri olarak da sık sık gidiyorum. Belki sen mesaideyken uğrarım," dedi ve muzipçe gülümsedi.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.