Egzersiz rutinime üç hafta boyunca devam ettim ve gözümü açıp kapayıncaya kadar on beş kilo vermiştim bile. Bir ara yirmi kilo kadar düşmüştüm ama kas kütlem artınca tekrar kilo almaya başladım.
Aynadaki yansımama baktığımda, hedefime başarıyla ulaştığımı görmek beni mutlu etti. Üç hafta önce koca bir şişmandan ibarettim ama şimdi uzun ve inceydim. Boyum, her zaman tek artım diyebilirim.
Annem, bu değişimimden çok memnun kalmış olacak ki, bir spor salonuna yazılmamı teşvik etti ve ben de öyle yaptım. Çeşitli aletlerin yanı sıra bir de havuzu vardı. Artık daha da verimli bir şekilde egzersiz yapabiliyordum.
Elbette kendime bir "maço" demeye kalkışmazdım ama göğüs kaslarım kalınlaşmış, karın kaslarım belirginleşmiş, kollarım ve bacaklarım sıkılaşmıştı. Belki de artık "fit" bir adam olarak sınıflandırılabilecek kadar!
Başlangıçta zordu ama bir şekilde egzersiz yapmaktan keyif almaya başladım. Kilo verme şeklindeki asıl hedefimden saptığımı hissediyordum. Hatta o hedefi çoktan aştığımdan emindim. Ş-Şey, bu kötü olamazdı. Gerçi çok kaslı olursam işler değişebilir.
Kas kazanımlarını bir kenara bırakırsak, ağırlık kaldırırken eğlenince zaman su gibi akıp geçiyordu. Giriş törenine iki gün kalmıştı şimdi. Vücut geliştirme iyi gitmişti ama asıl ihtiyacım olan düzgün bir bakımdı. Bu yüzden de şu an apar topar hazırlanmaya çalışıyordum.
İlk iş, çekmecemin derinliklerine sakladığım parayı çıkarıp lens almak oldu. Liseye başlangıç için gözlükleri lensle değiştirmek şarttı. Entelektüel bir görünüm istesem sorun olmazdı ama gözlük bana pek yakışmıyordu.
Gözlüklerimi lenslerle değiştirdiğimde, anında bir sporcu havası vermeye başladım. "Fena değil," diye düşündüm. Saçlarım çok uzun ve dağınıktı ama fiziğim bunu telafi ediyordu. Tamamdır, kuaföre gitme zamanı.
Deneyimlerimden biliyordum ki, moda anlayışım berbattı. Bu yüzden saçlarımı oldukça pahalı bir stiliste emanet etmeye karar verdim. Böylece istasyonun yakınındaki bilindik bir salona yöneldim.
On bin yen bir lise öğrencisi için çok paraydı ama sonuçlar bu maliyete değdi.
"Oha." Toparlanmış bir sporcu gibi görünüyordum. Hatta insanlar beni yakışıklı biri olarak bile görebilir miydi, kim bilir?
Dürüst olmak gerekirse, ilk başta gözlerime inanamadım. Kim derdi ki, eskiden olduğum o kasvetli, kilolu otaku, bambaşka bir adama dönüşebilirdi? İlk defa kuaförümün iltifatlarına gerçekten inanabildim.
Bedeli ise, saçlarımı her gün jöleyle şekillendirmezsem bu kadar iyi görünmeyecektim. Doğrusu, bunu her sabah yapmak tam bir eziyetti ama zaten hayatımın en iyi lise hayatına sahip olmak için çok çalışmaya karar vermiştim.
Kıyafetlerim hala berbattı ama ben bir lise öğrencisiydim. Üniformalarımız vardı. Gardırobumu ihtiyaç duyarsam düşünürdüm.
Eve vardığımda Namika, salonda televizyon izliyordu. Beni görünce gözleri yuvalarından fırladı.
"Abiciğim... bu gerçekten sen misin?"
"Başka kim olacak? Nasıl görünüyorum?"
Namika bir an sessiz kaldı. "Fena değil. Yani, ne bileyim." Fikrini sorduğumda başka yöne bakmıştı ama biliyordum ki bu, onun onayını verme şekliydi. Namika, dürüst duygularını ifade etmekte zorlanır ve birine iltifat ederken ilgisiz davranma eğilimindeydi.
"Aman Tanrım, Natsuki! Şimdi harika görünüyorsun!" diye haykırdı annem işten eve gelir gelmez. Onun da ek iltifatıyla artık gerçeği inkar edemezdim. İkisinin de tepkilerini gördükten sonra, bunun sadece hayal gücüm olmadığını anladım; gerçekten de yakışıklı bir adama dönüşmüştüm.
Özgüvenim yerine gelince, aynada kendime genişçe sırıttım. Yeni görünüşüme uygun, ferahlatıcı bir gülümseme yakalamaya çalışıyordum ama daha çok ürkütücü bir sırıtma gibi oldu.
Evet, gülümseme pratiği yapmalıyım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.