Ertesi günü çalışarak ve fırsat buldukça Uta ile havadan sudan konuşarak geçirdim. Derken, üç günlük sınav maratonu göz açıp kapayıncaya kadar gelip çattı.
Sınav günlerinde çalışma grubu için bir araya gelmedik. Ne kadar ciddi çalışmaya niyetlensek de muhtemelen kendimizi yine laklak ederken bulurduk. Ayrıca Tatsuya sınav biter bitmez toz oluyordu. "Odaklanmak istiyorum," diyordu demesine ama o kaçar gibi gidişi insanı kuşkulandırmaya yetiyordu.
Hoshimiya ve Miori ile olan konuşmalarımız zihnimde şimşek gibi çaktı. Acaba bir şeyler mi yapmalıydım? Fakat Tatsuya’nın neden böyle tuhaf davrandığını bilmiyordum. Neler olup bittiğini kavramadan düşüncesizce hareket etmemek en mantıklısıydı. Hem yılın bu zamanları malum; belki de gerçekten sadece derslerine odaklanmak istiyordu.
Tatsuya’nın durumunu kafamda tartarken üç gün su gibi akıp geçti. Sınavlar benim için çocuk oyuncağıydı; hepsini tereyağından kıl çeker gibi bitirmiştim. Hatta o kadar kolay gelmişti ki, yanlışlıkla hepsinden tam puan alacağım diye endişelenmeye başlamıştım. Sınavlar için özel olarak kasmamıştım ama Uta’ya ders çalıştırmak meğer benim için de şahane bir tekrar yöntemiymiş.
"Hürüz artık!"
Haftanın son sınavı olan matematiğin kağıtlarını teslim ettikten sonra Uta sevinç çığlığı attı. Kollarını havaya kaldırıp iyice gerindi.
Özel ders öğretmeni olarak kendi notlarımdan ziyade onun ne yaptığıyla ilgileniyordum, bu yüzden nasıl hissettiğini sormadan edemedim. "Eee, nasıl geçti?"
"Senin sayende bayağı iyi geçti bence Natsu!" diye karşılık verdi.
Gerçekten mi? Özgüveni içimi rahatlatmıştı. En azından dersten kalma riskini bertaraf etmiş gibi görünüyordu.
"Boş ver şimdi dersi falan. Pilim bitti resmen! Bir süre dersin d-sini bile duymak istemiyorum," dedi.
Çalışmalarının başındaki sorumlu kişi olarak bunu öylece geçiştiremezdim. "Hop, orada dur bakalım! Derste hocayı adamakıllı dinleyeceğine söz vermemiş miydin sen?" diye azarladım onu.
Hoshimiya bir kahkaha atarak aramıza katıldı. "Yine de onu anlıyorum ya. Şöyle bir hafta tatil yapmak vardı."
"Bir hafta ara verirsen dersleri bir daha toparlayamazsın." Yuino, gerçekleri acımasızca yüzlerine çarptı.
"Yuino-chan! Şimdi mantıklı konuşmanın sırası mı!" dedi Hoshimiya.
Okul bittiği için bizim ekip her zamanki gibi toplanmıştı. Uta, Reita ve ben aynı sıra sütununda oturduğumuz için diğer üçü de doğal olarak başımıza üşüştü.
Tatsuya pek de iç açıcı görünmeyen bir ifadeyle bize doğru yürüyordu. "Hey Tatsuya, nasıl geçti?" diye sordum.
"Hmm." Sınavı zihninde ölçüp tarttı. "Sanırım kalmaktan kurtuldum." Bu kerhen verdiği cevap, durumun ne kadar kritik olduğunu açıkça belli ediyordu.
Neden bu kadar bitkin göründüğünü anlayabiliyordum. Karamsar biri değildi ama sınavdan kalmak demek basketbol antrenmanlarının azalması demekti; bu da onun için endişelenmek için gayet makul bir sebepti. Malum, basketbol onun her şeyiydi.
"Neyse, bitti gitti artık, kasmaya gerek yok. Hadi biraz gevşeyelim!" dedi Uta neşeyle.
Tatsuya ona imrenerek baktı. "Şu iyimserliğine hayranım doğrusu."
"Aşk olsun! Ben de seni neşelendirmeye çalışıyordum!"
"Öyle, haklısın. Sağ ol," dedi Tatsuya. Gözleri yumuşadı; nadir görülen, içten bir minnet belirtisiydi bu. "Ama abi, kulüp faaliyetleri yarına kadar başlamıyor, yapacak hiçbir şeyim yok."
"Bugün başlasak ne olur ki sanki? Basketbol oynamak istiyorum!" diye haykırdı Uta.
"Bazı okulların sınav biter bitmez antrenmana başladığını duymuştum. Ama bizim okulda artık öyle yapmıyorlar; çünkü öğrenciler sınav haftası sabahladığı için antrenmanda bayılıp kalanlar olmuş." Reita bize ilginç bir bilgi sundu.
Sırıttım. "Kendi düşen ağlamaz."
"Dürüst olmak gerekirse bugün antrenman olmamasına sevindim," diye itiraf etti Reita. "O kadar dersten sonra kafamı toplamak için en azından yarım güne ihtiyacım var. Kulübe dönmek istiyorum ama gerçekten yorgunum."
"Tamamdır o zaman! Hadi karaoke yapmaya gidelim!"
Uta'nın sesi enerji fışkırıyordu. Konuşurken, nedense parmağıyla havayı işaret ederek ışıl ışıl gülümsedi. Sınav dönemi biter bitmez sanki yeniden doğmuş, her zamankinden daha canlı bir hale bürünmüştü.
"Güzel fikir. Ben varım," diyerek onayladım. Üniversite yıllarımda karaoke merakım başlamıştı, sık sık tek başıma giderdim ama daha önce hiç arkadaşlarımla gitmemiştim. İçten içe bir heyecan dalgası hissettim. Herkesle beraber gitmeyi gerçekten istiyordum.
"Ben de geliyorum o zaman." Reita başıyla onaylayıp Hoshimiya ve Nanase’ye baktı.
"Tamam! Ben de geliyorum!" Hoshimiya neşeyle kabul etti.
Nanase ona şüpheyle bir bakış attı. "Emin misin? Hikari, sen nota özürlüsü değil miydin?"
"Kes sesini! Nota özürlülerin de şarkı söylemeye hakkı var! Kimse sevdiğim şeylerle vakit geçirmeme engel olamaz!"
"O yüzden mi sürekli benimle vakit geçiriyorsun Hikarin?" diye sordu Uta saf saf.
"Senden bahsetmiyorum Uta-chan! Ay, gerçi seni de seviyorum ya. Ahh, kafamı karıştırmayı bırak!" diye feryat etti Hoshimiya.
Güldüm. Bahsettiğimiz kişi Uta olsa bile, sadece aptala yattığını biliyordum. "Anlaşıldı; demek Hoshimiya'nın da müzik kulağı yok."
"Hey! 'Da' ekini kullanma lütfen, kalbim kırılıyor!" Hoshimiya dudak bükererek yanaklarını şişirdi.
Evet, kesinlikle çok tatlıydı.
Şu ana kadar onay veren beşimiz, cevabını bekleyerek Tatsuya’ya döndük. Uta onun yanına koşturdu, Tatsuya da gözlerini dikip ona baktı.
"Tatsu, sen de geliyorsun değil mi? Bütün gün evde tek başına somurtup oturacağına şarkı söyleyip kafa dağıtmak daha eğlenceli olur!"
"Evet, haklısın galiba." Tatsuya sırıttı ve gelmeyi kabul etti.
Gerçekten halsiz görünüyordu ama bu aşırı tuhaf bir durum değildi. Neden böyle davrandığı da ortadaydı. Zamanla geçeceğinden emindim, o yüzden üstüne gitmeyecektim.
Kişiden kişiye değişirdi elbet ama ben moralim bozuk olduğunda herkesin beni rahat bırakmasını isterdim. İnsanların benim için endişelenmesi güzeldi ama meseleyi deşmeye başladıklarında bu durum sinir bozucu bir hal alıyordu. Sonuçta kendime yapılmasını istemediğim şeyi başkasına yapmamalıydım. Gerçi, zaten dertlerime burnunu sokacak pek arkadaşım da olmamıştı ya... Ha ha...
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.