Böylece soluğu istasyonun hemen önündeki karaoke mekanında aldık. Sınavların yeni bitmiş olmasının verdiği rahatlıkla olsa gerek, hepimiz normalden çok daha heyecanlıydık.
Nanase bile oldukça hevesli görünüyordu. Duyduğumuza göre popüler idol şarkılarının danslarını bile ezbere biliyordu.
“O-oha.” Performansı karşısında hayranlığımı gizleyemedim. “Vay canına. Bravo!” Beklendiği gibi, tüm dikkatlerin üzerine çekilmesi Nanase’yi utandırmıştı. Demek idol hayranıydı... Şaşırtıcı bir durumdu aslında, ama bir yandan da tam ona göreydi. İçten içe böyle biri olduğunu hissediyordum.
“İşte benim Yuino-chan’ım!” Hoshimiya özgüvenle ayağa kalktı. “Sıradaki benim!”
Hoshimiya eline mikrofonu alınca gerçek bir idole benziyordu. Kesinlikle bu işi yapacak kadar güzeldi, hatta etrafında parıltılı bir aura oluştuğunu görebiliyordum. Tamam, muhtemelen sadece hayal görüyordum.
Hoshimiya o tatlı sesiyle notaları katlederken, daha doğrusu o garip sesleri çıkarırken genişçe sırıttım. Neyse, eğleniyor gibi görünüyordu ya, gerisi önemli değildi. Sonuçta burada bir şarkı yarışması düzenlemiyorduk. Yine de böyle düşünmeme rağmen, şarkı söyleme konusunda iyi olduğumu bilmesini istiyordum. Hoshimiya’ya havalı yanımı göstermek niyetindeydim.
“Tamam, sıra bende,” dedi Reita ve kendi şarkısını başlattı.
Herkes sırayla popüler şarkıları seçiyor, ciğerleri patlarcasına bağırarak söylüyordu. Şarkısına göre bazen iki kişi düet yapıyordu ama genelde şarkıyı listeye ekleyen kişi sahneyi tek başına parselliyordu.
İlk turda kararsızmış gibi davranıp sıramı savmıştım; amacım önce diğerlerini gözlemlemekti.
Anlıyorum. Demek grup karaokesinin kuralları böyleydi. Ortada dönen bir tartışma yoktu ama herkes ne yapması gerektiğini biliyordu. Muhtemelen onlar için bu yazısız bir kural, bir sağduyu meselesiydi.
Herkesi şarkı söyleme becerisine göre sıralamam gerekse; liste Uta, Nanase, Reita, Tatsuya ve en son Hoshimiya şeklinde olurdu. Hoshimiya hariç hepsi gayet iyiydi ama öyle akıl alacak bir seviyede de değillerdi. Eğer puanlama sistemi açık olsaydı, herhalde seksen ile doksan arası bir puan alırlardı. Puanlama sisteminin nasıl işlediğine dair gereksiz bir uzmanlığım vardı çünkü tek başıma karaoke yaparken bakacak başka hiçbir şeyim olmazdı.
Şu ana kadar, popüler çocukların hepsinin profesyonelleri aratmayacak kadar muazzam şarkı söylediğini sanıp gizlice panikliyordum. Ama tabii ki gerçekler, kafamdaki o kuruntularla örtüşmüyordu. Kendimi rezil etmeden şarkımı söyleyebilirdim.
Daha da önemlisi, bir şarkı seçmem gerekiyordu. Sorun şuydu ki hem popüler şarkıları pek dinlemiyordum hem de yedi yıl sonrasından geliyordum. Aklıma gelen tüm şarkılar bana göre çoktan eskimişti.
Son zamanlarda sevdiğim bir rock grubunun şarkıları dışında hiçbir şey dinlememiştim. Kesinlikle pek bilinmeyen bir gruptu ama Uta da az önce pek meşhur olmayan bir rock şarkısı söylemişti. Denmoku’nun dokunmatik ekranına tereddütle bakarken, “Muhtemelen sorun olmaz,” diye geçirdim içimden. Bu arada, benim gibi içine kapanıklar için not: Denmoku, karaoke mekanlarında şarkı aramak ve sıraya koymak için kullanılan taşınabilir dokunmatik cihazdır.
Ayrıca bilmedikleri bir şarkı çalmaya başladı diye açıkça hayal kırıklığına uğrayacak tiplere de benzemiyorlardı. Yine de ilk şarkım olduğu için temkinli ilerlemek istiyordum... Kafamda düşünceler uçuşurken bir de baktım ki sıra neredeyse bana gelmiş.
Tatsuya şarkısını bitirir bitirmez panik içinde bir parça girdim.
“Ha ha ha! Natsu, çok yavaşsın!” diye kahkaha attı Uta.
“Eee, şey, ne söyleyeceğime karar veremedim de...” diye mahcup bir karşılık verip ayağa kalktım. İlk turun son kişisi olduğum gerçeği üzerimde garip bir baskı kuruyordu.
Şarkı ismi ekranda belirdiğinde Uta gözlerini kırpıştırdı. “Ha? Alexandros mu dinliyorsun?! Zevklerimiz aynıymış Natsu!”
Tahmin etmiştim! Uta ile müzik zevkimizin uyuşacağını biliyordum. Öğğ, ayağa kalktığım için herkesin gözünü üzerimde hissedebiliyordum şimdi.
“Bu şarkıyı ben de çok severim! Seninle söyleyebilir miyim?” diye sordu Uta, ikinci mikrofonu kaparken.
Belli belirsiz gülümsedim. Hareketlerinden “hayır” diyeceğimi aklının ucundan bile geçirmediği belliydi. “Evet, tabii. Tek başıma söylerken geriliyorum zaten.”
Aslında gerçekten de benimle söylemesini istiyordum. Beş kişinin süzücü bakışlarını üzerinde toplamak, benim gibi sınıfın silik tipleri için çok zordu. Acayip gergindim! Daha önce hiç başkalarının önünde şarkı söylememiştim. Dikkatin bir kısmını üzerimden dağıtacağı için ona minnettardım.
“Ha ha ha! Bu ilk karaoken falan mı?!” diye sordu Uta.
Aslında teknik olarak bir karaoke uzmanı sayılırdım ama başkalarıyla ilk kez geldiğim de bir gerçekti.
“Dur bakayım, yoksa sesin mi kötü?” dedi Uta, dişlerini göstererek gülerek.
“Kim bilir?” diye şüpheli bir cevap verdim.
Sahi, kim bilirdi ki? Karaoke puanlama sistemine bakacak olursak kötü olduğumu sanmıyordum. Fakat internetteki gönderilerde, puanlama sisteminin gerçek yetenekle hiçbir alakası olmadığını söyleyip duruyorlardı. Şarkı başladığında bunları düşünüyordum. Heyecandan zihnim boşaldı ve tüm ruhumu ortaya koyarak söylemeye başladım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.