Sınavlardan önceki koca bir hafta boyunca, her gün boş bir sınıfta toplanıp canla başla ders çalıştık. Ben tüm tekrar sorularını çoktan bitirdiğim için Uta’nın çalışmalarına nezaret etmekten başka yapacak daha iyi bir işim yoktu. Haftanın sonuna geldiğimizde artık hiçbir dersten kalmayacak seviyeye gelmişti; katettiği mesafe beni gerçekten rahatlatmıştı.
Ancak Reita’nın yüz ifadesinden anladığım kadarıyla, Tatsuya’nın başı hâlâ dertteydi. Özellikle de baş düşmanı olan matematikle boğuşuyordu. Haftanın ikinci yarısında Nanase ve ben de Tatsuya’ya bir şeyler öğretmeye çalıştık ama bu anlayış seviyesiyle sınavlara girerse başına geleceklerin pişmiş tavuğun başına gelmeyeceği kısa sürede anlaşıldı.
Okul çıkışındaki etüt grubumuzun son günü olan cuma akşamı karanlıkta okuldan ayrılırken, Tatsuya ellerini birbirine vurup başını öne eğerek, "Beyler, ne olur! Hafta sonu da bana yardım edin!" diye yalvardı.
Normalde kendine güveni tam olan Tatsuya’nın böyle boyun eğdiğini görmek hepimizi o kadar şaşırttı ki hep bir ağızdan hayret nidaları çıkardık. "Yumurta kapıya dayandı desene," diye takıldım.
"E yani," dedi tereddütle. "Öğrendikçe ne kadar büyük bir belanın içinde olduğumu daha iyi anlıyorum. Anlıyor musunuz?"
"Evet, o hissi bilirim. Hiçbir şey bilmediğinde, aslında neyi bilmediğini bile bilmezsin," dedim. Ah be, ne kadar karışık bir cümle oldu bu böyle!
"Kalmak umurumda değil ama antrenmanlara gidemezsem işler değişir." Tatsuya bir an duraksadı. "Söz, bundan sonra dersleri derste dinleyeceğim ama bu seferlik bana bir el atın!"
Uta da ona katılarak yalvarmaya başladı. "Ben de ucu ucuna geçeceğim zaten. Lütfen millet! Tatsu hepinize meyve suyu ısmarlar!"
"Hadi be! Sen ısmarlamayacak mısın?" diye tersledi Tatsuya onu.
Uta mahcup bir tavırla, "Şey, bu aralar çok dışarı çıktım da meteliğe kurşun atıyorum..." diye cevap verdi.
"Dersine çalış o zaman, Allah’ın cezası!" Tatsuya’nın çıkışması üzerine birbirimize bakıp bu didişmelerine kahkahayı bastık.
"Pekala. İki günümüz kaldı. Kimler müsait? Bir yerde buluşalım," diye önerdim. "Meyve suyuna falan gerek yok. Siz kendiniz içersiniz, beyninizin şekere ihtiyacı olacak." Elbette arkadaşlarım zordayken onlara yardım edecektim. İlk hayatımdan kalan bilgilerim vardı ve bu bilgileri kullanmanın en doğru yolu kesinlikle buydu.
"İşte bizim Natsu’muz!" diye tezahürat yaptı Uta. "Çok naziksin!"
"Yok canım, o kadar da değil. Arkadaşız sonuçta, değil mi?" dedim. Karşılık beklediğimden değil. Arkadaşlar birbirine yardım eder. Yani, en azından ben öyle olduğunu sanıyorum. Daha önce hiç bu kadar yakın arkadaşlarım olmamıştı ama hepimizin böyle hissedecek kadar yakın olmasını isterdim.
Uta bana baktı. "Natsu, bazen böyle utandırıcı şeyleri hiç istifini bozmadan, ciddi bir suratla söylüyorsun ya, biliyor musun?"
"Ha? Öyle mi?" diye sordum, utanmaya başlayarak. Ama sizin hakkınızda gerçekten böyle düşünüyorum. Yine de görünen o ki onlar da benim hakkımda aynı şeyi hissediyorlar. "Ü-Üzgünüm. Çok mu iğrenç durdu?" diye özür diledim, moralim bozularak.
"Hayır." Uta başını salladı ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı. Tam kulağımın dibine tatlı bir fısıltıyla, "Bence senin bu yanın çok havalı," dedi.
Sözleriyle sarsılınca beynim bir anlığına tekledi. Ben kısa devre yapmış bir halde kalakalmışken, Uta çoktan diğerlerinin yanına dönmüştü bile. Arkadan Hoshimiya’ya sarılıp sohbete daldı. Sanki az önce kulağıma o sözleri fısıldayan kendisi değilmiş gibi bir hali vardı.
Keşke böyle şaka yapıp duygularımla oynamayı bıraksa... Acaba gerçekten o gizli fettan tiplerden mi? Uta’nın insanlarla dalga geçmekten ve muzipçe flörtleşmekten zevk alan o kızlardan biri olma ihtimalini tarttım kafamda.
Tatsuya arkamdan gelip kolunu omzuma attı. "Siz ikiniz bu aralar bayağı yakınlaştınız."
"Ona ders çalıştırdığım için öyle gelmiyor mu sana da?" diye cevap verdim. Kim bilir? Gerçekten neler olup bittiğine dair hiçbir fikrim yoktu, bu yüzden Tatsuya’ya geçiştirici bir cevap verdim.
"Hey, yoksa Uta’dan mı hoşlanıyorsun?" diye sordu kısık bir sesle.
"Ha?! Olamaz öyle şey dostum. Hayır, hiç alakası yok!" Hem sesimi alçak tutmaya hem de şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak cevap verdim.
"Ne? Hiç eğlenceli değilsin. O zaman Hoshimiya’dan mı hoşlanıyorsun? Yoksa Nanase mi?" diye sıkıştırdı beni.
Ne cevap vereceğimi bilemedim. Ama Tatsuya ile arkadaşız sonuçta. Ve ben de her zaman erkek arkadaşlarımla hoşlandığım kızlar hakkında konuşmak istemiştim. En iyisinin dürüst olmak olduğuna karar verip tereddütle fısıldadım: "Hoshimiya’dan hoşlanıyorum."
"Oho? Demek öyle; anlıyorum, anlıyorum." Tatsuya sırıtarak çenesini ovuşturdu.
"Eee, peki ya sen Tatsuya?" diye geri sordum.
Duraksadı. "Ben mi? Hmm, sence?" diye soruyla karşılık verdi.
"Hmm." Tatsuya’nın kızlara karşı davranışlarını bir an düşündüm. Uta olamaz; kedi köpek gibi didişip duruyorlar. Hoshimiya ya da Nanase’den hoşlanıyor gibi de durmuyordu. Onlarla herkesle konuştuğu gibi konuşuyordu. Bir sonuca varamayınca sadece, "Bilmiyorum," dedim.
"Değil mi? O zaman cevabımız bu olsun."
"Ne? Hey, ben kimden hoşlandığımı söyledim. Bu haksızlık!"
"Dostum, senin gerçekten hoşlandığın biri var, elinden bir şey gelmez."
Uta aniden bir yerden bitip muhabbetimizi böldü. "Siz ikiniz ne konuşuyorsunuz bakayım?"
"Şu an için sır," dedim. Hoshimiya’dan hoşlandığımı herkesin bilmesini istemiyordum çünkü birinin gidip ona söylemesinden korkuyordum. Ya benden kaçmaya başlarsa? Bundan nefret ederdim. Hatta buna dayanamazdım! Lise hayatım için berbat bir son olurdu bu.
"Nee? Neden sırmış?!" diye feryat etti.
"Kusura bakma Uta. Senin için henüz çok erken. Burada yetişkin muhabbeti yapıyoruz," diyerek beni kurtardı Tatsuya. Görünüşe göre neyi amaçladığımı anlamıştı.
"Yetişkin muhabbeti mi?" Uta bunun ne anlama geldiğini bir süre tarttı, gözlerini kaçırdı ve utangaçça sordu: "Şey, yoksa sapıkça şeyler mi konuşuyorsunuz?"
Vardığı sonuç karşısında şoke olmuştum, panikle bu suçlamayı reddetmeye yeltendim ama Tatsuya benden önce davrandı. "Aynen öyle. Senin gibi bir ilkokul çocuğu için bunları duymak daha çok erken."
"K-Kim ilkokulluymuş?! Yani tamam, boyum biraz kısa olabilir ama..." dedi Uta içerleyerek.
"Oha, sadece boyun yüzünden mi sanıyorsun?" diye alay etti Tatsuya.
Tatsuya’nın Uta’yı kışkırtmasını endişeyle izledim. Uta ona ifadesizce baka kaldı ama neyi kastettiğini anlayınca yüzü yavaş yavaş tiksinti dolu bir hal aldı.
Uta elleriyle göğsünü kapatıp bağırdı: "Seni sapık! Bu tarz şeyleri sadece ben söyleyebilirim!"
"Kusura bakma. Her neyse, Natsuki ile konuştuğumuz şey buydu işte. Hadi şimdi git de ötede oyna." Tatsuya sanki bir hayvanı kovalarmış gibi eliyle onu savuşturdu.
Uta önce ona, sonra da kıpkırmızı bir suratla bana dik dik baktıktan sonra önden yürüyen Hoshimiya ve diğerlerinin yanına koştu. Arada kaynayan ben oldum gibi hissediyorum... diye düşündüm.
"Valla bir sıralama yapacak olursak Hoshimiya, Nanase ve en sonda da dokunulması bile imkansız olan o düz duvar, yani Uta gelir. Haksız mıyım beyler?" diye sordu Tatsuya.
"Evet. Hayır, bekle, hey..." Kendimi bir an onaylarken buldum ama sonra hemen geri vitese takmaya çalıştım.
"Geri zekalı, tabii ki bunları konuşacağız. Erkeğiz biz! Değil mi Reita?"
"Nanase’ninkiler beklenmedik derecede iyi. Şöyle bir göz ucuyla bakınca ince yapısına göre ortalama duruyorlar ama bence o sadece kıyafetten zayıf görünen tiplerden. Ve tabii ki Hoshimiya’nınkiler... onlar resmen ezici," dedi Reita ifadesiz bir suratla.
Ne ara olduğunu anlamamıştım ama o da öndeki kızları bırakıp bizim gruba dahil olmuştu. Mantıklıydı. Sokak hepimizin yan yana yürümesine yetecek kadar geniş değildi, bu yüzden en fazla ikişerli üçerli gruplar halinde konuşabilirdik; ama dur, önemli olan bu değil. Reita az önce nasıl bu kadar ciddi bir suratla o lafları edebildi?
"Hmm? Natsuki, senin bu işlere ilgin yok mu yoksa?" diye sordu Reita.
"Hayır, yani, ilgim yok değil de..." Ne diyeceğimi bilemeyerek sustum.
"Ooo Natsuki, Reita’ya söyleyeyim mi?" diye sordu Tatsuya.
Neyi söyleyecekti ki? Bir an düşündüm ve sonra Hoshimiya’dan hoşlandığımı kastettiğini anladım. Biraz düşündükten sonra, "Kızlara söylemediğiniz sürece sorun yok. Söylemezsiniz, değil mi?" dedim.
"Arkanızdayım. Rahat ol dostum," dedi Tatsuya.
"Neler karıştırdığınızı az çok tahmin ediyorum zaten. Merak etme," diyerek beni teselli etti Reita. "Sır tutma konusunda üzerime yoktur. Tatsuya’yı bilemem ama."
"Tatsuya sır tutamazsa yandım demektir," diye mırıldandım.
"Dinle bak Reita. Bu herif Hoshimiya’nın o koca memelerinin peşinde."
"Harbi mi? Anlıyorum. Bir erkeğin hayallerini süsleyecek cinstenler, o yüzden seni anlıyorum," dedi Reita.
"Beyler, Hoshimiya’yı göğüsleri yüzünden sevmiyorum, biliyorsunuz değil mi?" Tam onlara kendimi açıklamaya çalışırken, üzerimizde soğuk ve keskin bir bakış hissettim.
Önümüzde yürüyen kızlar, buz gibi gözlerle arkalarına bakıyorlardı. Alçak sesle konuşuyorduk, bizi duymuş olmalarına imkan yoktu. Ah, kesin Uta onlara Tatsuya’nın uydurduğu o konuyu yetiştirmişti.
Hoshimiya yanaklarını şişirip "Hıh!" diyerek kafasını çevirdi. "Böyle şeyler hakkında konuşmamalısınız!"
"Sizi suçlamıyorum çocuklar. Hikari’ninkiler o kadar büyük ki, kimin ilgisini çekmez? Ben bile bazen düşünüyorum," diye mülahaza etti Nanase.
"Yuino-chan?! Nasıl bu kadar utanmadan böyle uçuk şeyler söyleyebiliyorsun?!" dedi Hoshimiya şaşkınlık içinde onu azarlayarak.
"B-Ben... Ben her gün süt içiyorum tamam mı?!" diye bağırdı Uta.
Tatsuya, Reita ve ben birbirimize bakıp sırıttık. Tatsuya’nın beni bu yanlış anlaşılmanın içine sürüklemesini hâlâ pek hazmedemesem de, tam bir ergenlik deneyimi gibi hissettirdiği için onu affedeceğim. Erkeklerle yapılan bu tarz muhabbetlere karşı biraz bağışıklık kazanmak istiyorum ben de. Daha önce arkadaşlarımla böyle şeyler paylaştığım bir geçmişim yoktu, bu yüzden kızlar hakkında onlarla konuşmak hem utandırıcı hem de tuhaf bir şekilde keyifli hissettiriyordu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.