Tamam, ruh halim darmadağın olabilir ama biraz anlayış gösterin! Okulun başından beri sakladığım o büyük sır, bizzat kendi ellerimle açığa çıktı. Hatta buna gerçek benliğim bile diyebilirsiniz.
"Şey, hayır, sanmıyorum..." Tatsuya telefonuma göz ucuyla bakarken mırıldandı. "Bu gerçekten sen misin?"
"Yalan mı söyleyeceğim? İyi bak; yüzümüz aynı işte."
Tatsuya fotoğrafa dik dik baktı. "Ciddi misin? Ne? Harbiden mi?" Sonra fotoğraflarım arasında gezinmeye başladı ve o muazzam 2D kız koleksiyonum bir bir gün yüzüne çıktı.
"Aptal! Karıma izinsiz bakmayı kes!" diye azarladım onu.
Tatsuya sonunda itiraf etti: "Sana inanmamıştım ama bunları gördükten sonra ikna olmaya başladım."
"Tüm Otaku tayfasını eziklerle bir tutma. Bugünlerde işler öyle yürümüyor."
"Hey, daha önce hiç bu Otaku işlerine meraklı olduğunu söylememiştin."
"Sana dikkatli davrandığımı söylemiştim..." Bakışlarımı kaçırdım. "Çünkü iyi görünmek istiyordum."
Rol yaptığımı açıklamak beni öldürüyor; tekrar ediyorum, bu beni bitiriyor! Bu nasıl berbat bir kefarettir böyle?! Üstelik her şeyi bu kalın kafalı için yapıyorum. Of abi, çok sinirliyim! Şaka gibi ya.
Tatsuya bugün ilk kez gülümsedi; şeytani bir gülümsemeydi bu. "Bunu saklayan sensin, yani aslında Otakuların ezik olduğunu düşünen de sensin, değil mi?"
"Kes sesini be! Kasvetli bir Otaku zihninin derinliklerini kurcalamaya başlama!"
Ama belki de haklıydı. Yalnız olduğum için doğal olarak light novellara ve animelere sığınmıştım. Hobimi gizli tutmuştum çünkü bu gruptan kimsenin beni anlayacağını düşünmüyordum ama bu sadece bir bahaneydi. Asıl sebep, günümüzde kendilerine Otaku diyen bir sürü popüler çocuk olmasına rağmen, bunu hâlâ eziklere göre bir hobi olarak görmemdi!
"Oho. Demek hobin bu? Ve bu da sensin. Vay be," Tatsuya, ben durmasını söylememe rağmen fotoğraflarıma bakmaya devam ederek mırıldandı. "Bu ürpertici Otaku'ya ne oldu da senin gibi yakışıklı birine dönüştü? Ne yaptın sen?"
"Kapa çeneni! Tipim her zaman düzgündü. Çocukluk arkadaşım da benim olduğuma şahitlik eder. Sadece tombul olduğum ve dış görünüşümü umursamadığım için öyle görünüyordum. Hepsi bu. Bahar tatili boyunca canımı dişime takıp çalıştım!"
"Hepsi lise de-bü-tün için miydi?" diye sordu.
"Aynen öyle. Senin gibi adamlara özeniyordum."
"Bana mı özeniyorsun?" Tatsuya boş boş yüzüme baktı. O gamsız ifadesi beni deli ediyordu.
"Deminden beri sana bunu anlatmaya çalışıyorum." Yüzümü onunkine yaklaştırıp gözlerimi diktim. "Kıskançlık benim işim. Onu bana geri ver! Hayran olduğum birinin beni kıskanması gökten zembille inmiş gibi bir şey, o yüzden kes şunu! Zaten popüler çocuk olmak için yaptığım her hamleyi senden ve Reita'dan arakladım."
"Valla, şu söylediğin saçma sapan şey kesinlikle bir eziğin ağzından çıkacak cinsten."
"Lise debütümü öğrendin diye her fırsatta beni aşağılamayı bırak!" diye bağırdım, içerleyerek.
Tatsuya abartılı bir şekilde iç çekti. "Dostum, tam bir baş belasısın."
"Asıl baş belası sensin! Bunu senden duyacak değilim! Ezik gibi davrandığın için beni buna sen zorladın! Artık sızlanmayı bırak da geri dön!" Gözlerinin içine baktım. "Herkes bekliyor."
Tatsuya'nın yüzünde bir tereddüt gördüm. Gerçekten sinir bozucu bir adam diye düşündüm ve üzerine gitmeye devam ettim. "Kaçma Tatsuya. Uta'yı o kadar çok seviyorsan, onu geri çal. Benim gibi bir sahtekârdan korkmaya utanmıyor musun? Asıl ben senden korkuyorum!"
Neler diyorum ben böyle? Ağzımdan çıkanları ben bile zor anlıyorum. Fazla gaza geldim! Ama saldırıyı kesmedim. Sonuçta nihayet içimdekileri döküyordum. "Kaçmaya devam edersen Uta asla sana bakmaz. Böyle gidersen beni asla yenemezsin!"
"Bana tepeden bakmandan hiç hoşlanmadım. Bunları bir lise debütanından duymak çok sinir bozucu."
"Öyle mi diyorsun? Tüh, doğru ya," dedim mahcupça. "Haklısın. Kusura bakma."
"Senin duyguların mı dengesiz?!" Tatsuya lafı yapıştırdı.
"Kes sesini! Az önce gerçek hislerimi ifşa etmek zorunda kaldım, şu an nasıl davranacağımı bilmiyorum!"
"Yani gerçekten rol yapıyordun," dedi şaşkınlıkla.
"Evet, öyle! Senin aksine, kimse benim o dümdüz halimi sevmezdi, ben de yapmam gerekeni yaptım! Sonuçta gerçekte olduğum kişi bu; kusursuz olmaktan fersah fersah uzağım! O yüzden ezik gibi davranıp benim gibi birinden kaçmayı bırak!" diye bağırdım.
Sonra ekledim: "Özenmek istediğim Tatsuya gibi davranmıyorsun."
Çatıda esen rüzgâr, Tatsuya'nın kısa saçlarını bir o yana bir bu yana uçuruyordu. "Evet, peki," dedi, sonra duraksadı. "Onlara ne diyeceğim? Öylece hiçbir açıklama yapmadan geri dönemem."
"Açıklama tamamen sana kalmış. De ki: 'Uta-chan'ı gerçekten, çooook seviyorum ama son zamanlarda Natsuki-kun ile yakınlaştığı için kıskançlıktan gözüm döndü. Üstelik hiçbir konuda onu yenemediğim için dünyanın en zavallı adamı gibi kaçtım!'" diye alay ettim.
"Öyle söylemek zorunda mıydın?!" diye gürledi.
"Sadece gerçekleri söylüyorum!"
"Gerçekleri senin ağzından duyacak değilim! Tamam, kabul, gerçek bu! Ama başkasından duymak istemiyorum! Hele Uta'nın öğrenmesini hiç istemiyorum!"
"Cık. Harbiden korkaksın. Bu yüzden aşkın bu kadar uzun süredir tek taraflı kalmış demek. Hayal kırıklığına uğradım."
"Hey! Öyle olsa bile, sence de biraz fazla ağır konuşmuyor musun?!"
"Biliyor musun, eskiden senden çekinirdim ama şimdi korkulacak bir yanın olmadığını anladım." Omuz silktim ve sınıfa doğru yürümeye başladım. "Hadi. Gidelim."
Sabah yoklamasının başlamasına az kalmıştı ve onun gibi bir adam için dersi asmaya niyetim yoktu.
"Lanet olsun... Neler oluyor böyle?" Tatsuya homurdanarak beni takip etti.
Görünüşe göre artık endişelenecek bir şey kalmamıştı. Acaba hikâyeyi diğerlerine nasıl açıklayacak diye düşündüm ve yüzümde bir gülümsemeyle kapıyı açtım.
"Ah, hey?!"
"N-Neeee?!"
"Hikari?! Hey, çekme!"
Tanıdık üç kız çığlıklar atarak büyük bir gürültüyle domino taşları gibi yere kapaklandılar!
Ha? Bu da ne? Beynim işlem yapmayı bıraktı. Bir daha baktım, hatta üçledim. Kaç kez bakarsam bakayım, yerdeki üçlü kesinlikle Uta, Hoshimiya ve Nanase'ydi. Yapma be! Sen de mi Nanase?!
Kapıdan içeri tekrar göz attığımda Reita'nın orada çarpık bir gülümsemeyle durduğunu gördüm. "Onları durdurmaya çalıştım, biliyorsun, ama dinlemeyi çok istediler," diye açıkladı.
Gerçek yavaş yavaş kafama dank etmeye başladı. Üçünün birden devrilme şekline bakılırsa, kapıya yaslanmış oldukları sonucuna varabilirdim. Daha açık konuşmak gerekirse, kulaklarını kapıya dayamışlardı; burada, çatıda olup biten her şeyi duyabilmek için. Demek olay buydu.
Artık kafamdaki çarklar tamamen dönmeye başladığına göre sonunda konuşabildim. "Yani konuşmalarımızı duydunuz, öyle mi?"
"Evet..." Hepsi suçlulukla itiraf etti. Aralarında en huzursuz görüneni Uta'ydı.
Dönüp Tatsuya'ya baktım, benden bile daha fazla apışıp kalmış görünüyordu. Kendinden daha sarsılmış birini görmenin insanı sakinleştirdiğini duymuştum, görünüşe göre bu doğruydu.
"Ş-Şey, her şeyi duyduk. Gizlice dinlediğimiz için üzgünüz!" Uta ne yapacağını bilemez halde görünüyordu ama yine de söze bir özürle başladı.
Onu daha önce hiç bu kadar bocalarken görmemiştim. Sanırım bu ele alınması oldukça hassas bir konu, diye düşündüm.
Uta, yüzü hafifçe kızarmış bir halde Tatsuya'ya baktı ve dedi ki: "Şey, yani, üzgünüm? Tatsu, ben... Ben seni sadece arkadaş olarak görüyorum."
Yuh, az önce son darbeyi mi indirdi?! Sosyal konularda ne kadar beceriksiz olsam da, bu korkunç zamanlama karşısında ben bile şoke olmuştum. Şimdi sırası mıydı bunun?! Endişeyle Tatsuya'ya baktım. Bir toz yığınına dönüşüp dağılmak üzereymiş gibi görünüyordu.
"H-Hey! Tatsuya! Kendine gel!" Onu omuzlarından tutup sarstım ama kafası çaresizce bir o yana bir bu yana sallanıyordu. İçinde zerre savaşma isteği kalmamıştı.
"Heh heh..." Tatsuya halsizce güldü. "Artık hiçbir şey umurumda değil..."
Eyvah, karakterine ne oldu bunun?! Sersemlemiş Tatsuya'yı Reita'ya teslim ettim ve Uta'ya fısıldadım: "Bu da neydi şimdi? Tam onu geri kazanmıştım!"
"Ah, şey, üzgünüm! O kadar şaşırdım ki bir an ağzımdan kaçıverdi!"
Tatsuya'nın, Uta'nın bu düşüncesiz sözlerinden daha fazla hasar aldığını görebiliyordum. "Çok yüksek sesle konuşuyorsun!" diye azarladım onu.
"Aaah, özür dilerim! Yani gerçekten, tamam mı Tatsu? Ama, şey, nasıl desem? Ben... senin hakkında daha önce hiç böyle düşünmemiştim, o yüzden öyle söylediğini duyunca çok tuhaf geldi, anlarsın ya... Yine de hislerin için teşekkür ederim," diye gevelemeye devam etti.
"Uta, daha fazla konuşma. Tatsuya daha fazlasını kaldıramaz." Reita sert bir ifadeyle onu susturdu.
"Neler olduğunu merak ediyordum ama her şey bu kadar önemsiz bir şey yüzündenmiş," dedi Nanase bir iç çekerek. Tatsuya yere daha da sindi.
"Y-Yuino-chan, öyle söylememelisin," dedi Hoshimiya çekinerek.
"Gerçekten mi? Onun yerinde olsaydım, herkesin etrafımda parmak uçlarında yürümesinden daha çok nefret ederdim." Nanase sırıttı ve bana döndü. "Öyle değil mi, Bay Lise Debütanı?"
Evet... Anlıyorum; demek öyle. Herkes bizi dinlediğine göre artık her şey böyle olacak! Şey, Tatsuya'ya anlatmaya karar verdiğimde bu tarz iğneleyici yorumlara kendimi hazırlamıştım zaten!
Gözlerim etrafta dolanırken Hoshimiya'nınkilerle çakıştı. Bana tuhaf tuhaf baktı ve cılız bir gülümsemeyle sordu: "Şey, acaba bu konuyu hiç açmasa mıydık?"
Yıkılmış bir halde omuzlarım çöktü ve bir cevap yetiştirebildim. "Yok, sorun değil. Zaten bir ara hepinize anlatmayı düşünüyordum."
Nanase, yüzüne şüpheli derecede neşeli bir gülümseme yerleştirmiş halde bana doğru bir adım attı. "O zaman az önce Nagiura-kun'a gösterdiğin fotoğrafı ben de görmek istiyorum."
Telefonuma tehlikeli bir şekilde göz dikti, ben de panikle onu sırtımın arkasına sakladım. Eski halimi sana göstermek benim için biraz fazla. Erkek arkadaşım olduğu için Tatsuya'ya gösterdim ama kızlara göstermek kalbimin kaldıramayacağı bir şey olurdu!
"Ben... Ben de görmek istiyorum!" dedi Hoshimiya, o da koroya katılarak. Islık çalarak masum ayağına yatıyordu ama göz ucuyla telefonumu dikizliyordu.
“Sen de mi Hoshimiya?!” diye bağırdım. Bu halimi hoşlandığım kıza gösteremezdim. Asla olmaz!
Kızlardan kaçmaya çalışırken, Tatsuya’nın biraz olsun kendine geldiğini fark ettim. Kendi ayaklarının üzerinde doğruldu, karanlık bir kahkaha patlattı ve “Artık korkacak hiçbir şey kalmadı,” dedi.
Görünen o ki eski kişiliğinden eser kalmamıştı. Kulağa öz güvenli gelen bir şeyler zırvalıyordu ama yüzündeki o acınası ifade her şeyi ele veriyordu. Uta ve Reita, Tatsuya’nın bu değişen tavırlarını endişeli gözlerle süzüyordu.
Tatsuya gözlerini bana dikti ve gürledi: “Natsuki, seni asla affetmeyeceğim!”
“Hey, her şey senin suçun zaten! Ne diye beni de kendi pisliğine sürükledin ki?!” diye tersledim onu.
“Ne ekersen onu biçersin.”
“O benim lafım değil miydi ya?!”
Reita, ellerini birbirine vurarak Tatsuya ile aramıza girdi. “Tamam, kesin şunu! Birazdan ders başlayacak,” dedi.
Saate baktığımda Reita’nın haklı olduğunu gördüm; sınıfa dönmek için sadece bir dakikamız kalmıştı. Şimdi koşmaya başlamazsak hepimiz yok yazılacaktık. Herkesi bir panik dalgası sardı. Geç kalma düşüncesine katlanamayan Nanase, merdivenlerden aşağı ilk atılan oldu; Reita da hemen arkasından onu takip ediyordu.
Uta tam peşlerinden gidecekti ki Tatsuya onu durdurdu. “Uta.”
Hoshimiya ile ben en arkada olduğumuz için her şeye şahit oluyorduk.
Uta, “Efendim? Ne oldu?” diye sordu.
Tatsuya büyük bir ciddiyetle, “Vazgeçmeyeceğim,” dedi ve hemen ardından koşarak uzaklaştı.
Yıllarca tek taraflı aşkını içinde tutan bir korkak için, istersen yapabiliyormuşsun demek Tatsuya, diye geçirdim içimden.
Uta, yüzü kıpkırmızı kesilmiş bir halde olduğu yerde donakaldı.
Hoshimiya sevinçten küçük bir çığlık atınca Uta’nın yüzü daha da kızardı. Sonra Hoshimiya, gözlerinde parıltılarla bana baktı. Romantik meselelerin onu ne kadar büyülediğini görebiliyordum.
Hoshimiya heyecanla, “Ne kadar hoş! Tam bir lise hayatı karesi gibi,” dedi.
Aynı hisleri paylaştığım için içimi çekip omuz silktim. “Evet, gerçekten güzel. Tam bir lise hayatı gibi hissettiriyor.”
Hem de hayat dolu bir kare. Sanırım yağmurdan sonra çıkan gökkuşağının gerçekten de büyüleyici olduğu doğruydu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.