Son Bahar

Lise üçüncü sınıfımızın üçüncü dönemi göz açıp kapayıncaya kadar geçti.

Özellikle de ortak sınavın birinci ve ikinci aşama sınavları arasındaki günler o kadar hızlı geçmişti ki, şimdi dönüp baktığımda yaşanıp yaşanmadıklarını bile zar zor hatırlıyordum.

Ama bunun nedeni muhtemelen çok gergin olmamdı.

Ayase-san da zaruri durumlar dışında okula gitmekten vazgeçmek zorunda kalmıştı. Sınıf arkadaşlarıyla artık görüşemeyeceği için ne kadar hayal kırıklığına uğradığını açıkça dile getirmişti. Yine de modern dünya, yüz yüze olmasa bile başkalarıyla uzaktan "buluşmaya" imkan tanıyacak kadar elverişliydi.

Elbette, görüntülü aramalarla. Gerçi sadece ara sıra.

Haftada bir falan olsa da Ayase-san, Sınıf Temsilcisi, Satou-san ve Makihara-san ile kısa sohbetler etmeyi başarmıştı; birkaç dakikalık bile olsa. Bu arada, Makihara-san derken Yoshida’nın kız arkadaşı olan Makihara-san’ı kastediyordum. Nasıl bu kadar yakınlaşıp iletişimde kaldıklarına dair hiçbir fikrim yoktu ama belli ki öyleydi.

Peki bu ne zaman olmuştu?

Narasaka-san’a gelince, onunla konuşmak uzayıp gittiği için Ayase-san ile bilerek sadece mesajlaşmayı tercih ettikleri anlaşılıyordu. Narasaka-san da Maru gibi Todai’yi hedefliyordu ne de olsa.

Hazır lafı açılmışken, bir sürü küçük erkek kardeşi olduğunu söylediğini hatırlıyorum.

Acaba gerçekten öyle bir ortamda ders çalışabiliyor muydu? Hatırladığım kadarıyla hepsi hâlâ ilkokuldaydı. O yaştaki erkek çocuklarının, ablası sınav öğrencisi diye sessiz olmaları gerektiğini düşünecek kadar düşünceli oldukları söylenemezdi.

“Maaya’nın evinde küçük erkek kardeşleri için akşam sekizde yatma saati kuralı varmış.”

“Bu erkenmiş…”

İlkokul çağındaki çocuklar bu kadar erken mi yatmalıydı sahiden? Ben o yaşlardayken o saatte hâlâ ders çalışmaya zorlandığımı hatırlıyordum.

“Ailesinin felsefesi, çok uyuyan çocukların daha sağlıklı büyüdüğü yönündeymiş.”

“Ama Narasaka-san daha minyon değil miydi? Yani Satou-san kadar olmasa da yine de.”

“Büyürken gece geç saatlerdeki animelere takıntılı hâle geldiği için böyle olduğunu söylüyor.”

Dur bir dakika, gece geç saatlerdeki animeleri keşfetmek için zaten geç saatlere kadar ayakta kalmak gerekmez miydi?

“‘Asıl savaş, küçük kardeşlerim uyuduğunda başlar,’ demişti.”

“Tam da Narasaka-san’a yakışır bir söz. Yine de bunca zamandır yüksek notlar alabilmesi şaşırtıcı doğrusu.”

Şubat ayının tam olarak hangi zamanında geçtiğini hiç hatırlamadığım, bir akşam yemeğinde ettiğimiz bir sohbetti bu.

Hazır lafı açılmışken, Şubat başında ortak sınavın ortalama puanları açıklanmıştı. Bu yılki puanlar geçen yıla göre genel olarak daha düşüktü, matematik özellikle zordu; ama bu benim için aslında bir rahatlamaydı. Matematiği her zaman güçlü yönlerimden biri olarak görmeme rağmen, umduğum kadar iyi puan alamamış ve bu beni endişelendirmişti.

Tahmin ettiğimiz sonuçları ortalamalarla karşılaştırdığımızda, hem Ayase-san hem de ben makul ölçüde tatmin olmuştuk, bu yüzden orijinal üniversite tercihlerimize sadık kalıp ikinci aşama sınavlarına geçmeye karar verdik.

Hem devlet hem de vakıf üniversitelerinde ikinci aşama sınavları erken ve geç dönemlere ayrılmıştı; geç dönem, erken dönemde kabul edilmeyenler için ikinci bir şanstı. Buna rağmen, erken dönem sonuçlarının açıklanması ile geç dönemin başlaması arasında çok fazla zaman olmadığı için arada yeni bir şey çalışmak zordu.

İdeal olarak erken dönemde kabul edilip bu işi bitirmeyi umuyordum.

Farkına bile varmadan, inatla 10°C’yi geçmeyen düşük sıcaklıklarıyla Şubat günleri bir kasırga gibi geçip gitmişti.

Devlet üniversitelerinin sonuçlarının açıklanmasını endişeyle beklerken, birkaç özel üniversitenin giriş sınavlarına da yedek olarak girmiş, hatta sonunda gitmeyebileceğimiz okullar için iade edilmeyen depozitoları gönülsüzce ödemiştik. Ayase-san ile bunun ne kadar saçma olduğunu konuşmuştuk. Ama aynı zamanda, üniversite eğitimimiz için gerekli masraflar olarak görüp tereddüt etmeden tüm ücretleri karşılayan babama karşı minnettarlığım daha da artmıştı.

Ve sonra, göz açıp kapayıncaya kadar devlet üniversitelerinin ikinci aşama sınavları gelip çatmıştı.

Hem Ichise Üniversitesi hem de Tsukinomiya Kadın Üniversitesi sınavlarını iki gün boyunca düzenlemişti: 25 Şubat Cuma ve 26 Şubat Cumartesi. Sınavlar ilgili üniversitelerin kendi binalarında yapılmıştı; ben Ichise Üniversitesi’nde sınava girerken, Ayase-san da doğal olarak Tsukinomiya Kadın Üniversitesi’nde girmişti. Açık kampüsünden bu yana ilk kez ziyaret ediyordum.

Ve şimdi, sınavlarım geride kalmışken, ertesi gün odamda oturmuş, öylece boşluğa bakarak, giriş sınavı yolculuğumun bu son baharını düşünüyordum.

İşte bu kadar; sınav günlerim sona ermişti.

İkinci aşama sınavları bitince, geriye sadece sonuçları beklemek kalmıştı. Şimdi, ideal olarak geç dönem sınavları için ders çalışmam gerekiyordu, ne olur ne olmaz diye, ama gerçek şu ki notlarımı karıştırmaktan öteye gidemiyordum.

Ayase-san sonuçlarını 9 Mart’ta alacakken, benimkiler ertesi gün, yani 10 Mart’ta açıklanacaktı.

Şimdiden on günden biraz fazla bir süre sonra her şeyi öğrenecektik.

O zamana dek geleceğimiz bir araftaydı; havada asılı, belirsiz.

On gün… Kısa olduğunu düşüneceğin bir süre, ama şimdi bir sonsuzluk gibi geliyordu.

Duygularım her saat başı değişiyordu. Bir an, sınavı geçince ne yapacağıma dair heyecanla planlar yaparken; bir sonraki an, başarısızlık endişesinin ağırlığı altında eziliyordum. Gerçek dışı hayaller ve son dakika pişmanlıkları dalgalar halinde üzerime çöküyor, hevesle okumak istediğim kitaplara bile odaklanmamı engelliyordu.

Ama sonuçlarımızı öğrenmeden önce bizi bekleyen bir büyük olay daha vardı.

1 Mart.

Suisei Lisesi’nin mezuniyet töreni.

Doğru ya; Ayase-san ile benim lise hayatımızın son günü.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.