Spor salonu gün boyunca tiyatro salonu olarak da kullanıldığından sahnedeki kürsü kaldırılmıştı. Bu sayede onunla aramızda hiçbir engel kalmamıştı, her hareketi rahatça görünüyordu.
Herkes sıradan bir törendeymişiz gibi kendi sınıfıyla bir araya gelmişti. Ancak bugün o alışılagelmiş, nizami sıra düzeninden eser yoktu. Bazı sınıflar hala temizlikle uğraştığı için sadece birer temsilci göndermişti. Birinci sınıf beşinci şubeyle birlikte duran Ricchan’ı gördüm, arkadaşlarıyla konuşuyordu.
Dekor ekibi hemen önümdeydi, Yoshii’nin grubu ise arkalarındaydı. Aki biraz daha geride duruyordu. Böyle kalabalık bir yerde yan yana oturmak bizim için fazla dikkat çekici ve ürkütücü olurdu.
Kimse bu toplanmayı pek ciddiye almıyordu. Esneyenler de vardı, ödülleri kimin kazandığını tahmin etmeye çalışanlar da. Yine de herkes en azından bir kulağıyla eski öğrenci konseyi başkanının söylediklerini dinliyordu.
Sanırım gerçekten de herkes pürdikkat kesilmişti.
“Hepinizin bildiği gibi, Seiryou Festivali eski ve yeni öğrenci konseyinin ortak çalışmasıyla hayat buldu. Bu etkinliği gerçekleştirmek için güçlerimizi birleştirdikten sonra, nihayet bizim için emeklilik vakti geldi. Belki de yeni konsey bizi sürekli tepelerinde dırdır eden bir kaynana gibi görmüştür.”
Ryou her zamanki iğneleyici ve muzip tavrıyla konuşuyordu. Ön sıralardakilerden birkaçı güldü. Yeni konsey üyeleri, sahnenin sol tarafındaki öğretmenlerin yanında dizilmişti. Utançla ellerini yüzlerinin önünde sallıyorlardı. Mochizuki de aralarındaydı.
Ryou’nun gözleri kalabalığı taradı ve beni buldu.
Bana göz kırptı, ben de karşılık olarak aptalca omuz silktim. Kimsenin fark etmediği, sadece ikimizin arasında geçen kısacık bir andı.
Ryou, dişlerini göstererek genişçe sırıttıktan sonra konuşmasına devam etti.
“Neyse ki öğretmenlerimizin, yönetim ekibinin, mahalle sakinlerinin ve siz sevgili öğrenci—”
Çınnn!
Kürsünün oradan gelen güm diye bir sesin ardından mikrofonun kulak tırmalayan uğultusu salonda yankılandı.
Bazı öğrenciler acıyla gözlerini kısıp irkildi. Ellerimle kulaklarımı tıkadım.
Üç saniye sonra başımı kaldırdığımda, mikrofonun soğuk spor salonu zemininde yuvarlandığını gördüm. Altındaki küçük kırmızı ışık hala yanıp sönüyordu.
Hemen yanında ise tuhaf bir yığın duruyordu. Kırık bir dal gibi yere serilmiş etek kısmıyla bir okul üniforması. Üzerine düzgünce bırakılmış bir sütyen, uzun kollu bir gömlek, şarap kırmızısı bir kravat ve ceket.
Sanki az önce akılalmaz bir illüzyon gösterisi yapmış da oracıkta kayboluvermiş gibiydi.
İnsanın içini ürperten, tekinsiz bir manzaraydı. Birinin tüm kıyafetlerini arkasında bırakıp bir anda sırra kadem basması normal değildi. Ama ben bunu daha önce de görmüştüm.
Sunao bazı deneyler yapmıştı. Beni yanına çağırır, üstümü değiştirtir ve sonra da gönderirdi. Ben ortadan kaybolduğumda, üzerimdeki tüm kıyafetler aynen böyle geride kalırdı. Bu durum da tıpatıp ona benziyor musun.
Fakat asıl Suzumi burada değildi. Bunca zamandır derin bir uykudaydı; Ryou’yu çağırması ya da göndermesi imkansızdı.
Bu da tek bir anlama gelebilirdi…
“Moririn?” diye bağırdı biri. Sesi boş salonda yankılandı.
Kalabalığın arasında büyük bir kafa karışıklığı baş gösterdi. Öğrencilerin çok azı ne olduğunu anlayabilmişti. Bazıları bunun bir sihirbazlık numarası olduğunu düşünüp alkışlamaya başladı, fakat yükselen uğultunun arasında alkış sesleri çabucak sönüp gitti. Aradan neredeyse bir dakika geçmesine rağmen sahneye çıkan kimse olmadı.
Birkaç kişi yerinden kalkıp sağa sola bakarak Ryou’dan bir iz aramaya koyuldu.
Öğrenci konseyi faaliyetlerinden sorumlu genç öğretmen, müdürle ayaküstü bir şeyler fısıldaştıktan sonra yedek mikrofonu açtı. Kulakları tırmalayan bir uğultu daha yükseldi.
Sahnedeki mikrofon hala açıktı ama kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu.
Öğretmen sakin kalmamızı, sınıflara dönüp eve gitmek için hazırlanmamızı söyledi. Ödüllerin daha sonra açıklanacağını belirtti ve bu anonsu birkaç kez yineledi.
Öğretmenlerin uyarısıyla ayağa kalktık, gösterilen yöne doğru ilerleyerek kapılara yöneldik.
Aki, ona yetişebilmem için adımlarını özellikle yavaşlatmıştı. Birkaç adım arkasından, hemen yan tarafına geçtim.
“Aki,” dedim.
“Efendim.”
“Eğer asıl kişinin kalbi durursa, kopyasına ne o—?”
Boğazım düğümlendi, devamını getiremedim. Getirmek de istemiyordum.
“Acaba Moririn bir büyüyü falan yanlış yapıp kendisini başka bir boyuta mı ışınladı?” diye mırıldandı Yoshii. “Umarım evinin yolunu bulabilir.”
Hiç de şaka yapar gibi bir hali yoktu. Söyledikleri içime bir ağırlık gibi oturdu.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.