Kışın Sorumluluğu

Sileceklerin düzenli hareketini izlerken Yukihisa'nın bilinci yavaş yavaş uzaklaştı.

Lise yıllarına dair bir rüya gördü. Okul çıkışı bindiği otobüsün içinde, bir şeye geç kalacakmış gibi bir telaş içindeydi. Otobüs hızlandıkça gövdesi parçalara ayrılacakmışçasına şiddetle sarsılıyordu.

Bir korna sesi ve öne doğru savrulma hissiyle gözlerini açtı.

Sürücü koltuğundaki Ogata dilini şaklattı.

"Çok tehlikeliydi. Az kalsın fırlayan şu yaşlı kadını eziyordum."

"Tehlikeliydi gerçekten."

Yukihisa gözlerini ovuşturup koltuğunda dikleşti.

"Kar yığınının arkasından aniden çıkınca hiç fark etmedim. Acayip tırstım."

Kamyon yeniden hareket etti. Hızlandıkça gövdesi şiddetle sarsılıyordu.

Uzun yol kamyonlarının aksine, iç mekan neredeyse hiç modifiye edilmemişti. Göze çarpan tek şey kahverengi direksiyon kılıfıydı. Yine de hemen el altında duran havlular, konsol kutusuna saplanmış marketten alınma tek kullanımlık yemek çubukları ve ıslak mendiller bu alanın sahibini belli ediyordu. Yolcu koltuğundaki Yukihisa, sadece geçici olarak orada bulunmasına izin verilmiş bir konuktan ibaretti.

"Yorgun görünüyorsun."

Ogata gözlerini yoldan ayırmadan konuştu.

Yukihisa başını eğdi.

"Kusura bakmayın, uyuyakalmışım."

"Bugün mesai uzundu, normaldir."

Kar küreme çalışmaları gece yarısı ikiden sabaha kadar sürmüştü. Çalışmayı Izumi kasabasıyla anlaşmalı yerel inşaat firmaları yürütüyordu ama insan gücü yetmediği için belediye personeli olan Yukihisa da trafiği yönlendirmek üzere çağrılmıştı.

Bir hazırlık okulu olan Yokosuka Batı Lisesi'nde, mezuniyet sonrası işe girmek isteyen öğrenci sayısı her yıl neredeyse sıfır olduğu için okulun istihdam rehberliği konusunda bir birikimi veya kontenjanı yoktu. Karla mücadele kapsamında Yol ve Nehirler Departmanı'nın normalden fazla personel alması Yukihisa için büyük bir Şans olmuştu.

Kamyon Morino sahil hattında ilerliyordu. Sabah güneşi vurunca Ogata güneşliği indirdi.

"Amagi-kun, bundan sonra da mı işin var?"

"Normal mesai bitimine kadar devam edeceğim."

"Kamu personeli olmak bildiğin kölelik."

"Ya siz Ogata-san?"

"Ben çocukları anaokuluna bırakıp yatacağım."

"Sizin çocuğun zatürresi iyileşti mi?"

"O ortanca olandı. Dünden beri okula gitmeye başladı bile. Çok zordu be, hanım da işten izin alamadı."

"Üç çocuk gerçekten zordur herhalde."

"Valla bir şekilde halloluyor ya."

Ogata otuz sekiz yaşındaydı ve iş hayatındaki tecrübesi Yukihisa'dan çok daha fazlaydı. Yukihisa çaylakken sahada ondan çok azar işitmişti, arabasına bindiğinde hep diken üstünde olurdu. Şimdi mesleğinde üçüncü yılına girmişti ve Ogata ile artık eşit seviyede konuşabiliyordu. Karşısındakinin kendisinden kıdemli olduğu gerçeği değişmese de, Yukihisa artık yapabildiği ve yapamadığı şeylerin sınırlarını öğrenmiş, aynı şeyin Ogata için de geçerli olduğunu kavramıştı. Elinden geleni karşı tarafa sunmak, yapamadıklarını ise karşı tarafın tamamlamasını beklemek... Bu alışverişin üstü veya altı yoktu.

İçinde, gelecekte yapabileceği şeylerin daha da genişleyeceğine dair bir his vardı. Bu değişim aniden değil, şu an bu saniyede bile fark edilemeyecek kadar yavaş bir şekilde gerçekleşiyordu. Bu düşünce onu mutlu ediyordu.

İl yolu ile devlet yolunun birleştiği kavşağa geldiklerinde Ogata kamyonu durdurdu.

"Burada bıraksam olur mu?"

"Her şey için teşekkürler."

Yukihisa kapıyı açtı ve yol kenarındaki kar birikintisinin içine atladı.

"Hadi kolay gelsin."

"Şu günlük raporu erkenden hallet lütfen."

"İç çeker Of, amma dert ya."

Ogata yüzünü buruşturarak güldü.

Kar yüklü kamyonun arkasından bakan Yukihisa yürümeye başladı.

Yağmurluğun üzerindeki fosforlu yeleği hâlâ çıkarmamıştı. Florasan sarısı reflektörler, aydınlanmış gökyüzü altında artık parlamıyordu. Etrafındaki turuncu renk ise kar manzarasının içinde abartılı bir şekilde sırıtan bir leke gibi duruyordu.

Ara sokağa girip dar yokuşu tırmanmaya başladı. Her zamanki dönüş yoluydu.

Bu kasabadan çıkamamıştı.

Lise arkadaşları üniversiteye gidiyordu. Kei ve Kotaro ile zaten memleketleri farklı olduğu için mezuniyetten beri görüşmemişti. Eğer üniversiteye gitseydi ne olurdu diye bazen hayal ediyordu. Sosyal medyada gördüğü o eğlenceli kampüs hayatını yaşayabileceğini sanmıyordu; muhtemelen lise yıllarının devamı gibi, kendi çaresizliği altında ezildiği günler geçirmekten öteye gidemezdi. Nereye giderse gitsin o yine kendisi olacaktı ve "kış" hep "kış" kalacaktı.

Evinin önü kara gömülmüştü. Yukihisa girişe kadar karı yararak ilerledi ve menteşeleri eskimiş sürgülü kapıyı açtı. Şemsiyelikteki küreği alıp tekrar dışarı çıktı. Az önce bıraktığı ayak izlerinin üzerindeki karları temizlemeye başladı. Vücudunu hareket ettirdikçe yorgunluğun iliklerine kadar işlediğini hissediyordu. Buna aldırış etmeden küreği sallamaya devam etti. Tecrübelerine dayanarak, bu durumdayken hareket etmenin daha iyi geldiğini biliyordu.

Eve giden yolu açtıktan sonra önündeki sokağın karlarını da küridi. Karı iterek yokuşu tırmanırken, yüzünün alt yarısı gür sakallarla kaplı, sert görünümlü bir adamla karşılaştı.

"Kolay gelsin. Erkencisin."

"Ah, Goto-san. Günaydın."

Yukihisa işine ara verip selam verdi.

"Geçen günkü yardımların için sağ ol. Annen de gelmişti."

"Kahve çok lezzetliydi."

"Beğenmenize sevindim."

Goto, Yukihisa'nın komşusuydu ve deniz kıyısında bir Kafe işletiyordu. Sabahları kar kürerken sık sık karşılaşıyorlar ve zamanla sohbet etmeye başlamışlardı.

"Şu el arabasını getireyim hemen."

Goto el arabasını iterek geldi. Hobisi marangozluktu; kafesini ve oturduğu eski evi kendi elleriyle restore etmişti.

İkisi birlikte sokaktaki karları el arabasına yüklediler. Goto, dağ kayağı için kullanılan metal bir kürek kullanıyordu. El arabası dolunca, Goto karları anayol kenarındaki döküm alanına götürüyordu.

Mahallenin karını temizlemek Yukihisa için bir rutin haline gelmişti. Biri temizlemezse bu dar yollar hemen geçit vermez oluyordu.

Goto boş el arabasıyla geri döndü.

"İşten mi geliyorsun?" diye sordu Yukihisa'nın kıyafetlerine bakarak.

"Gece yarısı kar küreme mesaisinden geliyorum."

"Zor iş valla."

"İşimiz bu sonuçta."

Yukihisa gülümsedi.

"Yine dükkana beklerim."

"Bir ara bir arkadaşla uğrarım."

Goto ile vedalaşan Yukihisa yokuşu tırmanmaya devam etti.

Mase ailesinin lüks dairesinin kapısı kar yığınları altında kalmıştı. Kar yığınının tepesinden atlasa bahçeye girebilirdi.

Yukihisa küreğiyle kar yığınını parçaladı. Kapının tamamı karın altından çıkınca kilidi açtı.

Minami'nin babası bu evi elden çıkarmamıştı. Singapur'a gitme şartı olarak Minami buranın satılmamasını istemişti.

Evin anahtarı Yukihisa'daydı. Güvenlik için her gün kapının önündeki karları temizliyor, bazen içeri girip çatıda biriken karları indiriyordu.

Bir işi vardı. Kendi evinin ve mahallenin karlarını da kürümek zorundaydı. Bunların aksine, Mase ailesinin evindeki kar temizliği onun için bir yükümlülük değildi, karşılığında para da almıyordu. Aslında bakılırsa tamamen beyhude bir eylemdi.

İşte o beyhudeliğe tutunarak hayatta kalmıştı. "Benden başkası umurumda değil" diyerek dünyaya küsmeye meyilli zihnini, bu boş işler sırasında döktüğü ter serinletiyordu. Kendi alanının dışında da bir dünya vardı ve o dünyaya karşı, az da olsa bir sorumluluk taşıyordu.

Bunu fark ettiğinde, artık bir yetişkin olduğunu hissetmişti.

Bahçenin içindeki yolu küreğiyle açmaya başladı.

Ormanlık alanı geçince etraf aydınlandı.

Evin ön cephesini kaplayan dev camlar yağan karla kapanmıştı ama saçak altındaki ince bir boşluktan içeri ışık sızıyordu.

Girişin önünde kar küreyen birini gördü. Gri, uzun bir palto giymiş, boynuna o tanıdık kahverengi atkıyı dolamıştı. Saçları son gördüğünden daha uzundu.

"Erkencisin."

Yuki-hisa ona seslendi.

Kadın küreği tutan ellerini durdurup başını kaldırdı.

"Dün gece geldim."

"Bu hafta sonu diye konuşmamış mıydık?"

"Hava kötüydü, uçuşlar iptal olur diye erkenden geleyim dedim."

Minami, o elektrik kesintisinin yaşandığı geceden bir ay sonra bu kasabadan ayrılmıştı. O zamandan beri bu lüks daire boş duruyordu.

Minami küreği kara sapladı.

"İkametgah değişikliği bildirimini şimdi verebilir miyim?"

"Belediyeye git."

"Ama sen devlet memuru değil misin?"

"Zaten hep böyleleri çıkar; memura söyleyince her işlemin şak diye o anda hallolacağını sanan tipler..."

Yuki-hisa küreği omzuna atıp ona doğru yürüdü. Yağan karın ardında buğulanan yüzü, yaklaştıkça netleşiyordu. Bu yüz, son üç yıldır her gün zihninde canlandırdığı suretlerin hiçbirine benzemiyordu.

Minami parmağıyla onu işaret etti.

"Yeleğin güzelmiş. Cool."

"Aniden düzgün bir telaffuz."

"Hayırdır, neden giydin bunu?"

"İş için."

"İş ne ki?"

"Kar küremek."

"Seviyorsun bu işi galiba."

"Sevmiyorum."

Omzundaki küreğe bakıp tekrar Minami'ye döndü. "Yok ya, belki de seviyorumdur."

Minami gülümsedi ve bir anlığına villaya doğru baktı.

"Bir kahve içmeye gelir misin?"

Yuki-hisa da göz ucuyla pencerelerden sızan ışığa baktı.

"Yok, döneyim ben. Bugün kahvaltı sırası bende. Annem şu sıralar hasta bakımıyla ilgileniyor, gece mesaisinden şimdi döner."

"Anladım."

Minami başıyla onayladı. "Bugün bundan sonra işin var mı?"

"Evet. Ya senin, Minami?"

"Belediyeye falan gideceğim, bir sürü işim var. Yarın da referans mektubumla buradaki Sensei ile görüşeceğim."

"Yoğunsun desene."

"Hafta içleri üniversiteye gitmek için Tokyo'daki dairede kalabilirim. Hafta sonları buraya geleceğim."

"Yurt dışı eğitimi bir yıllıktı, değil mi?"

"Evet."

"Anladım."

Yuki-hisa karla kaplı bahçeye göz gezdirdi.

Zaman her zaman kısıtlıydı. Onunla geçirdiği o dört aydan bunu öğrenmişti.

Söyleyecek yeni kelimeler aradı. Ayrı kaldıkları süre boyunca olan bitenlerin hangisinden anlatmaya başlayacağı konusunda kararsızdı.

Ancak acele etmesine gerek olmadığını düşünerek kendini teskin etti. Güzel şeyler yavaş yavaş ilerlese de olurdu. Minami'yi göremediği o üç yılda öğrendiği şey buydu.

"Ben kaçtım artık."

"Tamam."

İkisi de birbirine onay vererek baş salladı.

Kapıya doğru yürümeye başladı, sonra durup arkasına baktı.

"Hoş geldin, Minami."

"Hoş buldum, Yuki-hisa."

Minami gülümsedi.

Yuki-hisa yürümeye devam etti. İnce kar taneleri kıyafetlerinden süzülüp gidiyordu. Yağan kar, Minami kasabaya dönse bile değişmeden yağmaya devam ediyordu. Muhtemelen bu gece de birikecek, yolları kapatacak ve işini artıracaktı. Bunun bir mahzuru yoktu onun için.

Arkasında, tek başına kar küreyen o sesi duyabiliyordu.

Sonsöz

Ne yapacağım ben?

Dışarıda yürürken kulaklıktan sadece YouTube seslerini dinleyip kendi kendime sırıtmaya, ağzımın içinde "Hı hı", "Bu işime yarar" gibi şeyler mırıldanmaya alışmışım. Maske takma zorunluluğu kalkınca ortaya; sırıtarak kendi kendine konuşan, VTuber hayranı, gece yarısı yürüyüşü sırasında marketten aldığı kremalı puf böreğini hapur hupur yiyen bir amca tiplemesinde bir canavar çıkacak resmen.

Zaman akıyor, pek çok şey değişiyor.

Öte yandan, değişmeyen şeyler de var.

Bu eseri yazmaya başladığımda editörüm olan Koyama-san, Gagaga Bunko'dan ayrıldı ama Instagram'daki önerilen hesaplar kısmında onun o gizemli havalı fotoğrafları hâlâ değişmeden görünmeye devam ediyor.

Hazır görmüşken takibe alayım diyorum ama benim Instagram hesabım, sadece dünyanın dört bir yanındaki 'bakıp tatmin olunacak' güzelleri takip etmek gibi son derece münzevi bir politika çerçevesinde yönetiliyor. Bir istisna yapamam.

Bazı şeyler değişir, bazıları ise olduğu gibi kalır. İnsanın içinde, her zaman olduğu gibi korumak istediği şeyler vardır.

İşte bunları yazdım.

Brezilyalı bir güzelin parkta çektiği videonun arka planındaki devasa iguana'ya bakarken...

Hiroshi Ishikawa

Hiroshi Ishikawa

1978, Iwate doğumlu. 2009 yılında "Mimi-kari Neruri Go-nyuugaku Banzai Banzai Banbanzai" (Famitsu Bunko) ile çıkış yaptı. Yakın zamanda çıkan eserleri arasında "Boku wa Saiseisuu, Boku wa Shi" (KADOKAWA) bulunmaktadır.

Blog: http://akamitsuba.blogspot.jp

Twitter: @akamitsuba

Shogakukan eBooks

Fuyu ni Somuku

18 Nisan 2023 Elektronik Kitap Basımı

Yazar: Hiroshi Ishikawa

Yayıncı: Hiroshi Torimitsu

Editör: Hiroki Hoshino

Yayına Hazırlayan: Hiroyuki Hamada

Yayınevi: Shogakukan A.Ş.

Temel Basım: 23 Nisan 2023 İlk Baskı

ⒸHIROSHI ISHIKAWA 2023 ISBN978-4-09-453122-0

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.