Houghtow Şehri, Houghtow Sihir Akademisi
Houghtow Sihir Akademisi’nin idari ofisinde bir mülakat odası bulunuyordu. Okulun yegane yöneticisi olan Taclyde, burada iki kadınla görüşüyordu.
“Evet,” diye söze başladı Taclyde. “Öncelikle eğitmen kadromuz için yaptığımız çağrıya yanıt verdiğiniz için teşekkür ederim. Şimdi, öz geçmişlerinize hızlıca bir göz attım da, sormak istediğim birkaç husus var. Bana şu maddeler hakkında biraz daha bilgi verebilir misiniz? Özellikle de ‘Büyük ölçekli askeri kuvvet komuta etti’ ve ‘Astlarına özel eğitim verdi’ kısımları...”
Taclyde’ın sağında oturan kadın, uzun mavi saçlarından bir tutamı geriye doğru atarak cevap vermek için dudaklarını araladı. “Evettt, elbette. Birkaç bin assskere kadar ulaşan orduları bizzzat savaşa sürdüm. Üsstelik hiç yenilgim de yoktur. Düsturum her zaman ileri gitmektirr. Şahsssen kılıç kullanarak, pratik bir şekilde ssavaşmayı tercih ederim.”
Taclyde’ın solundaki kısa saçlı kadın ise bir hizmetçi üniforması giymişti ve yuvarlak gözlüklerini burnunun kemerine doğru ittirerek konuştu. “Uzun yıllar efendimin yardımcısı olarak görev yaptım. Bu sıfatla, ordumuzun eğitiminden aşağı yukarı ben sorumluydum. Uzmanlık alanım fiziksel yetenekleri geliştirmektir.” Gözlüklerini bir kez daha düzeltti.
“Hmm...” Taclyde ikilinin öz geçmişlerine tekrar baktı ve derin bir düşünceye daldı. Bu işin arkasında bir hikaye var gibi... Bu mavi saçlı kadın... Adı Bayan Nyt ve binlerce kişilik orduları mı yönetmiş?! Belki de krallık şövalyelerinin başındaki yöneticilerden biriydi! Muhtemelen savaşla ilgisi olmayan bir konuda başarısız oldu, ayrılmak zorunda kaldı ve başka bir iş aramaya başladı... Ve şu hizmetçi, Bayan Zarmas... Diğer kadının peşinden gitmek için ordudan istifa etmiş olabilir mi?!
Kendince duruma dair bir sonuca varan Taclyde’ın gözünden tek bir damla gözyaşı süzüldü. Ah, askeri hayatın şu acımasızlığı! Sırf ibret olsun diye saçma sapan bir sebep yüzünden böyle üstün hizmet geçmişi olan birini işten çıkarmak! Onları işe alırsak mükemmel iş çıkaracaklarından eminim... Yutkunur... Hıçkırarak ağlamaya başladı.
Zarmas ve Nyt onun yüzüne bakıp birbirleriyle göz göze geldiler.
“Zarmasss...” diye fısıldadı Nyt. “Bu insan adam neden ağlıyor?”
“Hiç şüphe yok ki bizim gibi nitelikli adayları bulduğu için sevinçten ağlıyor, Leydi Yorminyt,” diye yanıtladı Zarmas, gözlüklerini düzelterek.
“Anlıyorummm...” diye mırıldandı Nyt. “Ama dikkat et, Zarmasss. İnsan formundayken benim adım Nyt.”
“Ş-Şey... Elbette Leydi Yor... Yani, Leydi Nyt.” Zarmas gözlüklerini iki kez daha düzeltti.
Evet, tahmin edeceğiniz üzere bu kişiler, eski Cehennem Dörtlüsü’nden Yorminyt ve yardımcısı, vampir Helzarmas’tan başkası değildi. Karanlık Hükümdar Yuigarde’a olan tüm inançlarını yitiren ikili, iblis kimliklerini bir kenara bırakıp insan gibi yaşamak için Klyrode Sihir Krallığı’na gelmiş ve iş aramaya koyulmuştu. Tesadüfen Houghtow Sihir Akademisi’nin personel aradığına dair bir ilan görmüş ve hemen bir mülakat ayarlamışlardı.
“Evet,” dedi Taclyde, gözyaşlarını silip doğrularak. “Durumunuzu gayet iyi anladım. Alt sınıflarda ders verebilmek için biraz deneyime ihtiyacınız olacak ama sizi yetişkin sınıflarımız için dışarıdan gelen özel eğitmenler olarak kesinlikle işe alabiliriz! Ayrıca sınavlar ve benzeri konularda okuldaki herkes size yardımcı olacaktır. Sizinle çalışmak bir zevk olacak.”
“Hmm?” diye sordu Nyt. “Zaten işe alındık mı?”
“Sanırım bu, yeteneklerimizi doğru şekilde takdir ettiğinin bir göstergesi,” dedi Zarmas.
“Anlıyorummm...” Nyt başını salladı. “Bu durumda kabul ediyorum. Sizinle çalışmak benim için de bir zevk.” Elini uzattı.
“Sizinle çalışmak bir zevk,” diye tekrarladı Zarmas da elini uzatarak.
Taclyde, yüzünde kocaman bir gülümsemeyle her ikisinin de elini sıktı.
“Aslında bir ricam olacaktııı...” dedi Nyt. “İçinde bulunduğumuz... durumdan ötürü, şu sıralar yaşayacak bir yer arıyoruz. Acaba bu konuda bize yardımcı olabilir misiniz?”
“Yaşayacak bir yer mi arıyorsunuz?” diye yanıtladı Taclyde. “O zaman bu harika!” Onları idari ofisten çıkarıp koridorda yürütmeye başladı.
“Bay Taclyde, nereye gidiyoruz?” diye sordu Zarmas.
“Bakın şimdi,” diye anlatmaya başladı Taclyde. “Bu bahar alt sınıf derslerini başlatacağımız için eski okul kooperatifini yenilemesi için bir şirketle anlaştık... Ve aileleri uzakta yaşayan çocuklar için bir yurt olarak kullanılması amacıyla binaya ikinci ve üçüncü katları eklettik! Buraya yerleşecek ve tabiri caizse yurdun anneliğini yapacak bir yetişkin arıyorduk. Bu işle ilgilenir miydiniz? Tabii ki kira ödemeyeceksiniz ve yemekleriniz de karşılanacak.”
“Hmm...” diye düşündü Nyt. “Bu oldukça cazip bir teklifff...”
“Sormamda sakınca yoksa,” dedi Zarmas, “bir yurt annesinin tam olarak sorumlulukları nelerdir?”
“Sadece orada kalan öğrencilerle ilgilenmek!” diye yanıtladı Taclyde. “Kapanış saatinde kimsenin dışarıda kilitli kalmadığından... Ve kapılar kapandıktan sonra kimsenin dışarıda başıboş dolaşmadığından emin olmanız yeterli! Ayrıca canavar ya da çocuk kaçıran gibi her türlü belayla başa çıkmak da sizin göreviniz olacak. İkinizin de savaş deneyimi var sanırım. Bunun üstesinden gelebilirsiniz değil mi?”
“Gelebilirim,” diye yanıtladı Nyt. “Bu görevlerde herhangi bir zorluk yaşayacağımızı sssanmıyorum. Sen ne dersin, Zarmasss?”
“Hayır Leydi Yor... Şey... Öhöm! Leydi Nyt. Yapılması gereken ne varsa, büyük bir titizlikle yerine getiririm.”
“Mükemmel, mükemmel!”
Konuşarak ilerlerken, okul binasının biraz uzağında bulunan, oldukça yeni görünümlü üç katlı bir binaya vardılar. “Burası okul dükkanı ve yurt binası,” dedi Taclyde. “Yurt annesinin odası ikinci katta.”
Üçü merdivenlerden yukarı çıktığında karşılarına...
“Miyav? Yorminyt?”
“Zarmasss! Sana bana öyle sssöylememeni...”
“Hayır! Bu sefer ben değildim!”
“Ne?!” Nyt donakaldı. “O zaman kim...?” İkili telaşla etrafı taradı ve gözleri hemen, bir teslimatla uğraşan kedi kulaklı, esmer kıza takıldı. Kız, gözlerini fal taşı gibi açmış onlara bakıyordu.
“U-Uliminasss?!” diye haykırdı Nyt. “K-Karanlık Hükümdar Gholl’ün yardımcısı?!”
“S-Sizi buraya getiren nedir, ç-çok muhterem leydim?” diye kekeledi Zarmas.
Uliminas, bir cehennem kedisine yaraşır bir kıvraklıkla anında hareket etti. Bir anda arkalarında bitiverip ikisinin de ağzını kapattı. “Neler saçmalıyorsunuz siz miyav?!” diye çıkıştı. Ve sonra... “Aha... Ha ha ha ha...” diyerek Taclyde’a dönüp olabildiğince sevimli bir şekilde güldü.
Uliminas, Fli-o’-Rys Genel Mağazası’ndaki işi gereği Houghtow Sihir Akademisi’nin okul dükkanına yeni mallar teslim etmek için buraya gelmişti. Yorminyt ve Helzarmas ile aynı anda burada bulunması tamamen bir tesadüftü.
Uliminas, yapay bir şekilde gülmeye devam ederek başını ikisinin kulaklarının arasına yaklaştırdı ve fısıldadı. “Ben burada yarı insan taklidi yapıyorum!” dedi. “Eski unvanımı başkalarının duymasına izin vermeyin!”
“Ne garipssseniz...” dedi Nyt. “Ben de bir insssan kılığındayım.”
“Ben de insan kılığındayım,” diye ekledi Zarmas.
“O zaman işler kolaylaştı miyav,” dedi Uliminas. “Bu durumda, geçmişimizden bahsetmemek konusunda anlaşalım. Tamam mı?”
“Benim için bir sssakıncası yok.”
“Leydi Nyt için bir sakıncası yoksa, benim için de yoktur.”
“Harika. Miyav-mükemmel.” Uliminas, Nyt ve Zarmas’ı serbest bırakıp neşeyle gülümsedi. “İnanamıyorum! Memleketimden eski komşularım! Sizi burada göreceğim hiç aklıma gelmezdi!”
“Evettt,” dedi Nyt, Uliminas’ın oyununa ayak uydurarak ve neşeyle gülümseyerek. “Çok sssıcak bir tesssadüf.”
“Ben de derinden etkilendim,” dedi Zarmas da gülümseyerek.
“Bak sen şu işe!” dedi Taclyde. “Demek üçünüz daha önceden tanışıyorsunuz! Bayan Nyt, Bayan Zarmas, bu Fli-o’-Rys Genel Mağazası’ndan Bayan Uliminas. Bizim envanter işlerimize yardımcı oluyor! Bayan Uliminas, bu iki hanımefendi de artık akademide çalışacak, aynı zamanda yurt anneliği yapacaklar!”
Üçü, yüzlerinde zoraki bir tebessümle el sıkıştı. Böylece Nyt ve Zarmas, Houghtow Sihir Akademisi’nin en yeni eğitmenleri oldu. Onların bir zamanlar Karanlık Ordu’nun birer parçası olduğunu sadece Uliminas biliyordu.
◇Ormanın Derinliklerinde◇
“Ne kadar kaba, evet! Evet! Bu insanlar son derece kaba!” İnsan formundaki Hugi-Mugi, kollarını kavuşturmuş, kafasını kafa karışıklığı içinde yana eğerek önündeki baygın insan kadına bakıyordu. “Birinin yaşadığı yere paldır küldür dalıp aniden çığlık atmak ve bayılmak, evet! Evet, bayılmak ve çığlık atmak!”
Hugi-Mugi bir zamanlar Cehennem Dörtlüsü’nün bir üyesiydi. Gerçek formunda, gövdesi altın pullarla kaplı, iki başlı devasa bir kuş olan bir çift başlı kartaldı. İnsan formunda ise, aynı anda iki sesle birden konuşması dışında, sıradan bir gence benziyordu.
“Karanlık Ordu’dan ayrıldık ve huzurlu bir hayat yaşamak için bu ormana geldik, evet! Evet! Ama son zamanlarda buraya çok fazla maceracı gelmeye başladı, evet... Bunun sebebi ne olabilir acaba.” Hugi-Mugi, omzunda taşıdığı baygın kadınla ormanda yürürken kendi kendine mırıldanıyordu. “En azından insan formumuzda bile oldukça güçlüyüz, evet! Evet, ama bu çok kısıtlayıcı... Çok kısıtlayıcı, evet. Yakında çift başlı kartal formumuza geri dönmek istiyoruz, evet!”
Yarım gün boyunca yürüdükten sonra ormandan çıkıp bir kasabaya ulaştılar. Hugi-Mugi’nin tanıdığı, Cartha adında bir kadın onları karşıladı. “A, Hugi? Ormanda yine baygın bir maceracı mı buldun?”
“Evet, kesinlikle! Kesinlikle, evet! Onu orada öylece bırakmak olmazdı, hayır, hiç olmazdı...”
“Aha ha!” Cartha güldü. “Onu benim eve bırakabilirsin. Kendine gelene kadar ona göz kulak olurum.”
“Teşekkürler, evet! Evet, teşekkürler!” Hugi-Mugi, maceracıyı kasabanın biraz dışındaki tek başına yaşadığı ve kendi tarlalarını ektiği küçük evine götürdü.
Daha önce de Cartha’nın bakması için buraya maceracılar getiren Hugi-Mugi, evin düzenine oldukça aşinaydı. Doğrudan Cartha’nın yatak odasına yöneldi ve maceracıyı yatağa usulca yatırdı.
Ormanda neden bu kadar çok maceracı olduğunu düşünen Hugi-Mugi, kendi kendine söylendi. Çok değil, yakın zamana kadar buralarda neredeyse kimsecikler olmazdı. Evet, kesinlikle çok daha az insan vardı.
Bilmiyor musun, diye sordu Cartha. Ormanda yaşadığın için her şeyden haberin vardır sanıyordum. Söylenene göre son zamanlarda buralarda devasa bir büyülü canavar görülmüş.
Büyülü canavar mı?
Evet! Onu görenler iki başlı, altın sarısı gövdeli, devasa bir yaratık olduğunu söylüyor. Pek çok maceracı sırf onun pullarını ele geçirebilmek ümidiyle buraya akın etti. Bu canavar avı çılgınlığı yüzünden bütün hanlar ve meyhaneler ağzına kadar dolup taşıyor. Tabii bu durum, sevgili Hugi'mi daha sık görmem için bana da güzel bir bahane sunuyor.
Hmm... Hugi-Mugi kollarını kavuşturup düşünceli bir tavırla başını yana eğdi. Ben hiç böyle bir büyülü canavar görmedim. Hayır, kesinlikle görmedim!
Bahsedilen canavarın aslında kendisinden başkası olmadığını anlamak için dahi olmaya gerek yoktu ama bu iki başlı kartalın henüz durumdan haberi yok gibi görünüyordu.
Bu sırada Cartha'nın yüzü gitgide kızarıyordu. Hey, Hugi diye geçirdi içinden, sabırsızca kıpırdanarak. Bütün cesaretimi toplayıp sana sevgili Hugi'm dedim ama sen kılını bile kıpırdatmadın!
Cartha, bizim karnımız acıktı, dedi Hugi-Mugi. Evet, hem de çok acıktı. Bize yemek hazırlar mısın?
Ş-Şey... Tabii, hemen hazırlıyorum. Cartha içini çekerek mutfağa doğru yöneldi. Hugi'nin beni hiç umursadığı yok.
Hugi-Mugi ise sandalyesine kurulmuş, neşeyle mırıldanıyordu. Cartha'nın yemekleri çok lezzetli. Evet, çok seviyoruz!
Sevmek mi? Cartha'nın yüzünde güller açtı. Sen hiç merak etme Hugi, diye seslendi neşeyle. Sana hayatında yediğin en güzel yemeği yapacağım!
Teşekkürler! Seni seviyoruz!
Cartha'nın yanakları al al oldu, ağzı kulaklarına vardı. Sevmek mi? Hugi'm beni sevdiğini söyledi! Hemen işe koyulup Hugi-Mugi için kocaman bir porsiyon et hazırlamaya başladı.
Maceracılar geldiği için buralardan taşınmayı düşünüyorduk aslında, diye geçirdi içinden Hugi-Mugi. Ama Cartha'yı bırakıp gidemeyiz. Hayır, burada kalmak istiyoruz!
◇Kinosaki Kaplıca Köyü'nün bir köşesinde◇
Nihayet geldik.
Evet, nihayet ulu tanrım...
Damalynas ve Hiya, oldukça sıra dışı bir binanın önünde duruyorlardı. Burası, sağında solunda renkli boyalar olan eski bir yapıydı. Çevresindeki binaların yanında adeta ben buradayım diye bağırıyordu.
Giriş kapısının üzerinde, Kinosaki Erotik Sanat Müzesi yazan bir tabela asılıydı.
Hiya ve Damalynas binanın kapısına doğru baktılar. Müze bugün kapalı değildir herhalde, değil mi, diye sordu Hiya.
Kesinlikle kapalı değil ulu tanrım, dedi Damalynas. Bu kez tatil günlerini iyice kontrol ettiğimizden emin oldum.
O zaman... İnsanların, yarı insanların ve iblislerin cinselliğine, cinsel kültürüne dair bunca resim, kitap ve tarihi eser... Hepsi bu binanın içinde mi yani? Hiya sık sık nefes alıp veriyordu. Yutkunur...
Esinlenebileceğimiz ne kadar çok şey vardır kim bilir... Damalynas'ın gözleri parladı. Yutkunur...
Öyleyse hiç vakit kaybetmeyelim!
Evet!
İkisi birden aynı anda kapıya uzandılar, ancak...
Kapı sarsıldı ama bir milim bile kımıldamadı.
Hmm?
Açılmıyor...
Bir kez daha denediler ama sonuç değişmedi.
Biliyordum...
Kapalı işte...
Endişeli gözlerle birbirlerine bakıp tekrar denediler. Bir kez daha, bir kez daha... Fakat kapı kesinlikle açılmıyordu. Kilitli olduğu aşikardı.
Nasıl olur... Nasıl böyle bir şey olabilir, diyerek umutsuzluğa kapıldı Hiya.
Neden kapalı ki, diye sordu Damalynas. Çalışma saatlerini falan her şeyi kontrol etmiştik oysa...
Tam o sırada arkalarından yaklaşan bir adam onlara seslendi. Merhaba, buraya mı bakmıştınız?
Evet, dedi Hiya. Sergilenen eserleri incelemek için Erotik Sanat Müzesi'ne gelmiştik. Eğitimimiz için bize çok büyük katkısı olacağını düşünüyoruz.
Kesinlikle doğru, diye söze girdi Damalynas. Tamamen eğitim amaçlı buradayız!
Anlıyorum, dedi adam. Çok üzgünüm ama müze dün tamamen kapatıldı.
N-Ne dediniz?! Hiya ve Damalynas aynı anda çığlığı bastı. Şaşkınlıktan donakalmış halde, öylece bakakaldılar.
Büyük kayıp tabii ama son zamanlarda pek gelen giden yoktu. Epeydir tek bir müşteri bile uğramamıştı buraya. Mekanın sahibi olan yaşlı adam da sonunda kapıya kilidi vurdu. Her şeyi bir gecede toplayıp götürdüler. İnanılır gibi değil, daha bu sabah her şey yerli yerindeydi. Adam yüzünü ekşitti.
Hiya ve Damalynas tir tir titreyerek oldukları yere çakılıp kalmışlardı.
Dün mü... diye mırıldandı Hiya.
Bu kadarı çok acımasızca... diye ekledi Damalynas.
Dünyaları başlarına yıkılmış gibiydi. Binanın önünden ayrıldıklarında hava çoktan kararmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.