Gece Yarısı Sırları ve Firari Kahramanlar

“Şöyle bir dolandım,” dedi Wyne. “Canım biraz uçmak istedi de.”

“Evin yakınlarında olduğun sürece sorun yok,” dedi Flio. “Ama sakın tek başına çok uzaklara gitme.”

Wyne, gülümseyerek başını salladı. “Biliyorum, biliyorum!”

Flio’nun aklına bir şey takılmış gibiydi. Boynunu yana eğip kıza baktı. “Bu arada...”

“Ne oldu babacık?”

“Dışarı çıkmadan önce altına bir şey giydiğinden emin oldun mu?”

Wyne, bu can alıcı soruyu ciddiyetle düşünüyormuş gibi yaparak kem küm etti. Sonunda karara vardı: “Hatırlamıyorum! Hiç hem de!”

Flio içinden, yani yine altına bir şey giymeden çıktı, diye geçirdi. Wyne’ın yüzündeki o ifadeden durumu şıp diye anlamıştı. Hafifçe sırıttı. “Bir dahaki sefere dışarı çıkmadan önce iç çamaşırını giyip giymediğini kontrol etmeyi unutma,” dedi. “Etek giydiğinde, insanlar doğrudan—”

“Hadi Eli-Eli! Oyun oynayalım!” Wyne onu hiç dinlemiyordu bile. “Gare-Gare’nin işi bitti mi? O da gelebilir mi?”

Flio iç çekerek onları izledi. “Wyne...”

Rys, yumuşak bir gülümsemeyeyle kocasının yanına yanaştı. “Wyne’a karşı hep böyle yumuşak kalıyorsun değil mi kocacığım? Sanırım onunla sonra biraz konuşmam gerekecek...”

“Sana zahmet olacak ama...” diyen Flio, pencereden fırlayıp giden Wyne’ın arkasından acı bir tebessümle baktı. Gerçekten de, diye düşündü. İşin içine çocuklar girince hiçbir şey planlandığı gibi gitmiyor...


◇Houghtow Şehri Sokakları◇

Kahraman Altın-Saç ve partisi, göze batmamak için ellerinden geleni yaparak sokakta ilerliyordu. Yüzlerini gizlemek için ağır, kapüşonlu pelerinler giymişlerdi. Ne de olsa Klyrode Büyü Krallığı, Kahraman Altın-Saç ve ortağı Tsuya’nın yakalanması için ödül koymuş, krallığın her yerine arananlar ilanlarını asmıştı.

Onların hemen arkasında ise yeni yoldaşları Riliangiu ve Valentine geliyordu.

“Eee, Valentine?” diye sordu Kahraman Altın-Saç. “Yemek, daha doğrusu büyü durumu nasıl gidiyor?”

Valentine’ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirdi. “Harika gidiyor.”

Valentine bir zamanlar İblis Diyarı’nın On İki Şeytani Generali’nden biriydi. Kendi dünyasından uzakta, Klyrode’da varlığını sürdürebilmesi için vücudunun akıl almaz miktarda büyü gücüne ihtiyacı vardı. Sürekli büyü enerjisi arayışında olması kaçınılmazdı.

Hüpletecek değerli bir büyü taşı, hele ki güçlü büyüye sahip canlı bir yaratık bulacak durumda hiç değildi. Bu yüzden enerjisinin neredeyse tamamını yemeklerden alıyordu. Ancak son zamanlarda grup şanslı bir dönemden geçiyordu.

“Şu tesadüfen bulduğunuz büyü taşı sayesinde efendim, en azından birkaç ay daha büyü tükenmesi gibi bir derdimiz olmayacak,” dedi Valentine.

Kahraman Altın-Saç düşünceli bir tavırla, “O dükkanda büyü taşlarıyla ilgili iyi bir fırsat yakalayacağımı hissetmiştim,” dedi. “Ama o taşın senin büyü sorununu tek başına çözeceğini hiç beklemiyordum! Üstelik sıradan bir yemek fiyatına aldık! Bu şehre gelme riskini aldığıma değdi.”

Tsuya omuzlarını düşürerek, “Ama o taşlaaardaan sadece bir tane satıyor olmaları çok kötüüüydüüü...” dedi.

“Haklısın.” Riliangiu kollarını kavuşturdu. “Envanterlerini yakından takip ediyorum ama o kadar yoğun büyü gücüne sahip başka bir taşın satışa çıktığını henüz görmedim.”

“Her neyse!” dedi Kahraman Altın-Saç yoldaşlarına dönerek. “Tsuya ile ben aranan suçlularız. Şehirde fazla vakit geçirmemeliyiz. Şimdilik ayrılalım, sonra yine geliriz.”

“Emredersiniz efendim!” Tsuya hafifçe eğilerek selam verdi. Valentine ve Riliangiu da onaylayarak başlarını salladılar.

“Flio ve Rys Genel Mağazası mıydı neydi...?” Kahraman Altın-Saç şehirde ilerlerken kendi kendine mırıldandı. Yürürken Dipsiz Çantası’na elini daldırıp bir kürek çıkardı.


◇Bir Süre Sonra, Houghtow Şehri Kapılarının Yakınında◇

Şehir kapılarının dışında, psikobear Sybe, içi taptaze sebzelerle dolu arabasını çekiyordu. Sybe bir zamanlar vahşi bir yaratıktı ama günün birinde Flio ile yolları kesişmişti. Zafer şansının olmadığını anlayınca teslim olmuş ve ailenin evcil hayvanı olarak yaşamaya başlamıştı. Zamanının çoğunu, Flio’nun ona verdiği bir yetenek sayesinde dilediği zaman dönüşebildiği tek boynuzlu tavşan formunda geçiriyordu.

Blossom, arabayı çeken ayının yanında yürüyordu. Blossom, Balirossa’nın en yakın arkadaşıydı ve tıpkı onun gibi eski bir Klyrode şövalyesiydi. Krallıktan birlikte ayrılmışlardı ve Blossom artık vaktini kendi çiftliğinde çalışarak geçiriyordu.

“Hadi şu sebzeleri hemen dükkana yetiştirelim!” dedi. “Bunlar satılacak eşyalar!”

“Gwowr!”

Biraz ilerledikten sonra Blossom bir kalabalık fark etti. Kendi kendine, “Hm?” diye mırıldandı. Kapının önünde bir grup muhafız toplanmış, hararetli bir şeyler konuşuyorlardı. Bu kapıdan düzenli olarak geçen Blossom’ın muhafızlar arasında pek çok arkadaşı vardı. Yanlarına gitmeye karar verdi.

“Ne haber millet? Ne oluyor burada?”

“Ah! Bayan Blossom! Şey... gelin de şuna bakın.”

Blossom, muhafızın işaret ettiği yere baktığında devasa bir çukurla karşılaştı.

“Şu deliğe bakın,” dedi muhafız. “Yerin altından şehrin içine kadar uzanıyor. Aklıma gelen tek açıklama, birinin kapıdaki kontrollerden geçmeden şehirden kaçmak istemiş olması...”

“Öyleyse,” diye ekledi başka bir muhafız, “belki de bu kişi... ne bileyim... şu her yerde ilanı olan biridir?”

“Ama biz her saat başı duvarlarda devriye geziyoruz. Birinin bu kadar büyük bir çukur kazdığını fark ederdik! Yoksa bu koca deliği o kadar kısa sürede kazdıklarını mı söylüyorsun?”

“Hmm...” Blossom da en az muhafızlar kadar şaşkındı. Kollarını kavuşturdu. Klyrode Kalesi’nde ağır zırhlı bir şövalyeyken, çok hızlı çukur kazmayı sağlayan büyülü bir eşyadan bahsedildiğini duymuştu. Ama o şeyin kalenin kutsal mahzeninde kilitli olması gerekiyordu. Neydi adı... Sondaj Küreği mi neydi...


◇Flio’nun Evi, O Gece◇

Çocukların odası zifiri karanlıktı. Büyülü fener kapatılmıştı. Derken kapı sessizce aralandı, Flio ve Rys içeri süzüldü. Fazla gürültü yapmamaya özen göstererek odaya girip üç katlı ranzaya doğru yürüdüler. Normalde en alt kat Garyl’in, orta kat Elinàsze’nin ve en üst kat da Wyne’ındı; ama şimdi üçü de alt katta koyun koyuna uyuyordu. Wyne ortadaydı, sağında Garyl, solunda Elinàsze vardı. Hafifçe nefes alıp veriyor, başlarını ikizlerin kollarına yaslamış dinleniyorlardı.

Rys bu manzara karşısında gülümsedi. “Çok huzurlu görünüyorlar.”

“Evet,” diye onayladı Flio da gülümseyerek. “Birbirlerine ne güzel sahip çıkıyorlar.”

Flio ve Rys doyasıya onları izledikten sonra geldikleri gibi sessizce dışarı çıktılar. “Benden geçen kurt genleri yüzünden olduğunu biliyorum ama,” dedi Rys, “hâlâ okula başlayacak kadar büyüdüklerine inanamıyorum...”

“Sorma. Ne kadar çabuk büyüdükleri gerçekten şaşırtıcı. En azından benim için öyle.”

“Bebekliklerinde onlarla daha fazla vakit geçirmek isterdim,” diye hayıflandı Rys. “Garyl doğduğu günün ertesi yürümeye başladı, Elinàsze ise üçüncü gün konuşmaya...”

Flio, Rys’e o her zamanki uysal gülümsemesini sundu. “Yine de sağlıklı büyüyorlar, önemli olan bu.”

“Öyleler. Sanırım en azından bunun için şükretmeliyim.” Rys, Flio’nun koluna girdi. “Sizinle evlendiğim için gerçekten çok şanslıyım kocacığım. Ve böyle sağlıklı çocuklarla kutsandığım için de.”

“Asıl şanslı olan benim.” Yürürken birbirlerinin gözlerinin içine baktılar. Sonra yumuşakça öpüştüler ve bir saniye sonra ayrıldılar. Ne de olsa hâlâ koridordaydılar.

Hafifçe kızaran Rys, tekrar Flio’nun koluna sarıldı. “Tahmin ediyorum ki Elinàsze ve Garyl kendilerine küçük bir erkek veya kız kardeş istiyorlardır kocacığım. Hayır, aslında eminim ki ikisini birden isterler. Wyne’ın da aynı şekilde hissettiğine kalıbımı basarım.”

“Ha?!”

Rys, onu çekiştirerek adımlarını hızlandırdı ve kolunu daha sıkı kavradı. “Hemen işe koyulmalıyız! Vakit nakittir kocacığım, beklemeye gelmez!”

“Ah! Şey... sanırım haklısın...” Flio bu ihtimal karşısında biraz huzursuz görünse de onaylayarak başını salladı ve ikisi yatak odalarında gözden kayboldular.


Flio’nun kapısı kapanır kapanmaz, yan odanın kapısı sessizce açıldı. Ghozal, Balirossa ve Uliminas gece kıyafetleriyle başlarını dışarı uzattılar.

“Çocuk sahibi olmak bile şu ikisinin vıcık vıcık hallerini bir nebze olsun azaltmamış...” dedi Ghozal.

“Evet, haklısın...” dedi Balirossa, vücudunu Ghozal’a yaslayarak. “A-ama biz de senin dediğin gibi epey ‘vıcık vıcık’ olduk sanki...”

“Miyav, çok doğru söyledin Balirossa.” Uliminas diğer taraftan Ghozal’a sokuldu. Balirossa sağ kolunu tutarken, o da Ghozal’ın sol koluna sarıldı.

Ghozal’ın odasının kapısı yavaşça kapandı. İçeriden üç bedenin yatağa devrilme sesi duyuldu.


Kısa bir süre sonra Hiya ve Damalynas ışınlanarak koridorda belirdiler. Flio’nun odasına sokulup kulaklarını kapıya dayadılar.

“Olmuyor yüce efendim...” diye fısıldadı Damalynas. “Hiçbir şey duyamıyorum...”

“Tahmin etmeliydim,” diye fısıldadı Hiya. “Yüce Olan, karısıyla münasebet halindeyken bile varlığını büyüyle gizleyecek kadar mahirdir. Oda ayrıca durugörüye karşı da korunuyor gibi görünüyor.”

İkili, aynı sinsilikle Ghozal’ın kapısına gidip tekrar kulak kabarttılar.

“Buradan da bir şey gelmiyor...” diye mırıldandı Damalynas.

“Beklenen bir durum,” dedi Hiya. “İblis soylularının en güçlüsü, aynı anda iki partnerle birlikteyken bile gizlenme büyüsü kullanacak kadar kurnazdır...”

İkisi de hayal kırıklığıyla birbirlerine baktılar.

“Şimdi ne yapacağız yüce efendim?” diye sordu Damalynas. “Gidip ahırlardaki odalarında Efendi Sleip ve Leydi Byleri’nin nasıl seviştiklerini inceleyebiliriz...”

“Hayır,” dedi Hiya. “Bugünlük bu kadar yeter.” Damalynas’ın omuzuna kolunu atıp onu nazikçe kendine çekti. “Kendi zihin dünyamıza dönüp Maglion ile yaptığımız önceki eğitimin üzerinden geçelim mi?”

Damalynas’ın yüzünde çocuksu bir sevinç belirdi. “E-evet! Seve seve!”

Işık ve karanlığın kökenine hükmeden bir cin olan Hiya, dilediği cinsel organı var etme yeteneğine sahipti. Eğitimden önce cinsel organını zaten bir erkeğinkine dönüştürmüştü. “O halde gidelim.”

“Gidelim!”

Hiya, Damalynas’ı kucaklayıp sıkıca sararak kendi zihin dünyalarına doğru gözden kayboldu.

Hiya ve Damalynas’ın gidişinin ardından, iki kapı daha gıcırdayarak açıldı. Biri Blossom’un, diğeri ise Belano’nun odasıydı. Göz göze geldiler.

“Aman yarabbi!” dedi Blossom. “Bu evdeki herkes pek bir iyi anlaşıyor, değil mi?”

Belano başını sallayarak onayladı.

“Hey Belano. Bizim gibi iki yalnız hatun beraber birer kadeh bir şey içelim mi, ne dersin?”

Belano olumsuz anlamda başını salladı. “İşe... hazırlanmam lazım...”

“Ah, tabii ya. Öyle olsun bakalım. Seni zorlamayacağım.”

Belano tekrar başını salladı ve kapısını kapatıp odasına döndü.

“Yine şans yüzümüze gülmedi desene.” Blossom kendi kendine yüzünü ekşitti. “Görünen o ki yine tek başıma içeceğim...” diyerek alt kata yöneldi.


◇ Flio’nun Evi, Ertesi Sabah ◇


Flio ve Rys, odalarındaki büyük yatakta, gece kıyafetleri etrafa saçılmış bir halde çırpıçıplak ve huzur içinde uyuyorlardı. Rys, başını Flio’nun omzuna yaslamış, kocasının kollarında kendini güvende hissediyordu.

Perdelerin arasından süzülen ilk güneş ışıklarıyla birlikte Flio yavaşça gözlerini açtı. Koridorda birinin koştuğunu duyabiliyordu.

Rys’in kulakları gelen sesle dikildi. “K-kocacığım! Bu varlık!” Hemen üzerindeki yorganı tekmeleyip attı ve dün geceki aceleyle gelişigüzel bir kenara fırlattığı kıyafetlerini kaptı.

Saniyeler sonra, dairesinin kapısı büyük bir gürültüyle ardına kadar açıldı. Hemen ardından yatak odasının kapısı da aynı kaderi paylaştı. Kapıda duranlar Wyne ve Garyl’den başkası değildi.

“Baba, güneş doğdu!” dedi Garyl. “Eğitim yapmak istiyorum!”

“Hadi, oyun oynayalım!” dedi Wyne.

“Hayır Wyne! Oyun oynamak istemiyorum, eğitim yapmak istiyorum!”

“Ah! O zaman hadi, eğitim yapalım!”

Flio ve Rys, çocuklarına bakarken gülümsemeden edemediler. İkili odaya dalmadan sadece saniyeler önce üstlerini giymeyi başarmışlardı; gerçi çamaşırlarını giymeye henüz vakit bulamamışlardı.

“Tamam, tamam!” dedi Flio. “Birazdan otlağa geleceğim. Siz önden gidin.”

“Tamam!” dedi Garyl.

“Yaşasın! Hadi gidip oynayalım!” dedi Wyne.

“Sana söyledim ya Wyne! Oynamıyoruz!”

“Ah, doğru ya!”

İkili, geldikleri gibi gürültü patırtı içinde odadan çıktı. “Kocacığım...” dedi Rys. “Belki de bundan sonra uyumadan önce gece kıyafetlerimizi tekrar giymek en iyisi olacak...”

“Olabilir,” dedi Flio. “İçimden bir ses bundan sonra her sabahın böyle geçeceğini söylüyor.”

İkisi birbirine baktı.

“Bu arada günaydın Rys,” dedi Flio.

“Günaydın kocacığım,” dedi Rys.

Birbirlerini öptüler. Uyanışları her zamankinden biraz daha telaşlı olmuştu ama sabah selamlarını vermeyi asla ihmal etmiyorlardı.


Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.