Klyrode Büyü Krallığı'nın uzak doğusunda, engebeli bir dağ yolunda sarsıla sarsıla ilerleyen bir araba vardı. Dışarıdan bakan biri, arabanın her çukurda nasıl zıpladığını çıplak gözle görebilirdi; ancak içeride Kahraman Altın Saç ve partisi sanki dümdüz bir yolda gidiyormuşçasına keyifliydi.
“Baksana Keats...” dedi Kahraman Altın Saç, camdan dışarı akan manzarayı izlerken. “Bana mı öyle geliyor, yoksa dışarısı bayağı bir sallanıyor mu?”
“Endişelenmeyin efendim!” diye karşılık verdi Aryun Keats’in arabanın tavanından yankılanan telepatik sesi. Aslında bu araba, form değiştirme yeteneğine sahip araba cini Aryun Keats’ten başkası değildi. “Geçmişte böyle bozuk arazilerde giderken, yolcularımın her sarsıntıyı ve darbeyi doğrudan hissetmesini engelleyemiyordum. Fakat uzun süren deneyler sonucunda, yolun durumu ne kadar kötü olursa olsun arabanın içini sarsıntısız tutmanın bir yolunu buldum!”
“Vay canına!” dedi Kahraman Altın Saç, etkilenmiş bir tavırla. “Gerçekten harika bir yöntem keşfetmişsin!”
Kahraman Altın Saç’ın karşısındaki koltukta, üzerinde hafif bir gömlek ve mini şortla boylu boyunca uzanan Wuha Gappoli burnundan soluyarak güldü, keyifle elini kolunu salladı. “Aryun durumu olduğundan daha havalı göstermeye çalışıyor sadece. Tek yaptığı, Fli-o’-Rys Genel Mağazası’nın yeni sarsıntısız vagonlarından birine dokunup yeteneği kopyalamak!”
“O da ne demek şimdi?” diye çıkıştı Aryun. “Öncelikle, Fli-o’-Rys’in yeni vagonlarının yoldaki tümseklere rağmen sallanmadığı bilgisini edinmem gerekiyordu...”
“O bilgiyi de sanırım Riliangiu’dan aldın, değil mi?” dedi Wuha.
Riliangiu, aslen İblis Diyarı’ndan gönderilmiş bir casustu. Şu an casusluk becerilerini Kahraman Altın Saç ve partisi için kullanıyor; öncü birlik gibi ilerleyerek etrafı kolaçan ediyor ve faydalı olabilecek istihbaratları topluyordu.
Riliangiu... diye geçirdi içinden Kahraman Altın Saç. Sürekli önümüzdeki yolları kontrol ediyor, en iyi rotaları söyleyerek bize yardım ediyor... Ama bizimle sadece telepati yoluyla iletişim kurduğu için onu kanlı canlı görmeyeli asırlar olmuş gibi hissediyorum. Acaba şimdilerde nasıl görünüyor...
“Şey... Affedeeersiniz?” dedi Kahraman Altın Saç’ın yanındaki koltukta oturan Tsuya, söz istemek için elini kaldırarak.
“Ha? Ne oldu Tsuya?” diye sordu Kahraman Altın Saç.
“I-Iı, şey, peeekii...” diye başladı Tsuya, bir yandan hâlâ Aryun Keats’e acımasızca laf sokan Wuha Gappoli’nin yanındaki Valentine’e endişeli bir bakış atarken. “Kahraman Altın Saaay, Hi Izuru’ya gitmemiz gerektiğini söyledi ama...”
Valentine, bir zamanlar İblis Diyarı’nın On İki İblis Generali’nden biriydi. Ancak eski sadakatinden vazgeçip Klyrode dünyasında sefa sürmeyi seçmiş ve Kahraman Altın Saç’ın partisinin bir üyesi olarak onlarla yolculuk etmeye başlamıştı.
Valentine normal formundayken dolgun vücutlu bir kadın olarak görünse de şu an iki kafa boyunu geçmeyen bir çocuk formundaydı.
“Oho!” diye güldü Valentine. “Vücudum için mi endişeleniyorsun Tsuya? Merak etme! Büyü gücü tüketimimi en aza indirmek için güç tasarrufu modunu kullanabiliyorum!” Yine de bu iddiasına rağmen, bir an bile duraksamadan elindeki devasa et parçasını ağzına tıkıştırmaya devam ediyordu.
A-Ama güç tasarrufu modunda bile Valentine, geri kalanımızdan on kat daha fazla yemek yeeiyor... diye düşündü Tsuya. Yüzünü asarak Dipsiz Çanta’sından partinin kesesini çıkardı ve içindeki birkaç bozuk parayı görünce iyice dertlendi. Kahraman Altın Saç’a yaklaştı ve diğerleri görmesin diye elini siper ederek kulağına fısıldadı: “D-Dürüst olmak geeerekirse, şu an bir geziye çıkacak kadar paraaamız var mı emin deeeğilim...”
“E-Evet, ne demek istediğini anlıyorum...” Kahraman Altın Saç kollarını kavuşturdu, yüzü asıldı. “İ-İşte tam da bu yüzden bu bir gezi falan değil! Evet, aynen öyle...”
“Deeeğil mi?” diye sordu Tsuya.
“H-Hayır!” diye ısrar etti Kahraman Altın Saç. “Tabii ki değil!”
“O-O zaman... neden gidiyoooruz?”
“Ş-Şey...” dedi Kahraman Altın Saç. “O-O konu şöyle...”
Olamaz... diye düşündü. Şimdi onlara bunun sadece bir önsezi olduğunu söyleyemem! Daha yeni önsezilerime güvenip o iblis haydutların peşine düşelim demiştim de hani şu Adalet Kurdu mu neyse, o herif bizden önce davranıp ödülü kapmıştı...
“Ş-Şey!” diye gürledi, sesine vurgu yaparak. “M-Mesele şu ki! Bana güvenin yeter! Tamam mı?”
“Sana güveeenebilir miyiz?” diye sordu Tsuya, gözleri yaşararak. “Gerçekteeenn...?”
“T-Tabii ki güvenebilirsiniz!” diye bağırdı Kahraman Altın Saç. “Besbelli değil mi!”
“Pek emin değilim,” diye araya girdi Wuha Gappoli, hâlâ yan gelip yatarken. “Bana sanki kendine güvenmediğin zamanlardaki gibi üste çıkmaya çalışıyorsun gibi geldi.”
“S-Sen de bir sus artık Wuha!” dedi Kahraman Altın Saç. “Senin de bana güvenmen lazım!”
“Ama güveeenmek...”
“Yeter artık Tsuya! O ses tonunu kes!”
İçeridekiler tartışadursun, araba dar patikada ilerlemeye devam ediyordu. Arkalarında, açık denizin üzerinde süzülen bir Büyülü Fırkateyn gökyüzünde yükseliyordu.
◇Hi Izuru — Nagaseki Şehri, Büyülü Fırkateyn İskele Kulesi◇
Büyülü Fırkateyn’in devasa gövdesi, karanın çok üzerinde gökyüzünde süzülüyordu. Bu, Flio ve diğerlerinin Hi Izuru’ya ulaşmak için bindiği araç değil, o gün varması planlanan sıradan bir tarifeli seferdi.
Bu Büyülü Fırkateyn rotası üzerinde birçok farklı diyardan geçiyor, bir önceki gün akşam yola çıkıp gece boyunca uçarak Hi Izuru’ya ulaşıyordu. Kıtanın batı kıyısını geçip uzun süre açık deniz üzerinde süzüldükten sonra, nihayet ada ülkesi ve şehrin üzerinden göğe yükselen tek iskele kulesi görüş alanına girdi.
“Aman tanrım...” dedi Demmie genel yolcu kabinindeki koltuğundan manzarayı görünce gözleri parlayarak. “Demek Hi Izuru burası...”
Demmie, bir zamanlar Karanlık Ordu’da çok önemli bir konuma sahip olan ancak rütbeleri sökülüp kovulduktan sonra çöken soylu iblis ailesi Ulgo Hanesi’nin şu anki lideriydi. Bir keresinde Kahraman Altın Saç ile meşhur iblis-canavar olayını çözmek için birlikte çalışmışlardı. Sonrasında Kahraman Altın Saç, Karanlık Hükümdar ile görüşüp ailesinin Karanlık Ordu’ya geri kabul edilmesini sağlamıştı.
Uyumak için koltuğuna gömülmüş olan Demmie, kollarını ve sırtını gererek ayağa kalktı. Yanaklarını çimdikleyip yüzüne kararlı bir ifade takındı. “Son zamanlarda evdeki iblis haydutlarla savaşmaya çok odaklanmıştım,” dedi. “Bu seferki görevim, şu diğer iblis haydut grubunun hareketlerini tespit etmek için Hi Izuru’ya sızmak... Ama her şeyi halledeceğimden eminim! Sonuçta ailedeki diğerlerini endişelendirmek istemem!”
◇O Sırada — Karanlık Hisar, Ulgo Hanesi’nin Odaları◇
Karanlık Hisar, çeşitli sebeplerle orada konuşlanmış pek çok iblise ev sahipliği yapıyordu. Birçoğu her an görev için dışarıda olabilirdi ancak işleri daha çok masa başı olanlar veya henüz görev almamış olanlar, hisar duvarları içindeki odalardan birine yerleşir ve Karanlık Hükümdar’ın onları çağırmasını beklerlerdi.
Bu odalardan biri de Demmie’nin lideri olduğu Ulgo Hanesi’ne tahsis edilmişti. İçeride Demmie’nin sadık hizmetkârları bekliyordu: demir kollu iblis Genbushein, pamuk çiçeği iblisi Rosalina ve golem Rozen Laurel.
“Hi Izuru’daki şu dinden çıkmış iblisleri araştırmak...” diye mırıldandı Genbushein, kollarını kavuşturmuş ayağını yere vururken. “Gizli görev olsun olmasın, Hanımefendi’nin oraya tek başına gitmiş olmasına inanamıyorum!”
“Hanımefendi çok çalışkan ve bir o kadar da yeteneklidir ama yine de...” diye onayladı Rosalina. Ellerini endişeyle ovuştururken tam oturmuyor, sandalyesinin biraz üzerinde havada süzülüyordu.
“Fazla iyi niyetli, bizim hanımefendi!” dedi Rozen Laurel, kafasını ellerinin arasına alıp iki yana sallayarak. “Bazen çok saf olabiliyor, kendisine söylenen her şeye inanıyor! Ah, umarım başına bir şey gelmez. Öyle endişeliyim ki...” Rozen Laurel’in gövdesi taştan yapılmıştı ama belirgin bir kadınsı silüete sahipti. Ses tonu da zarif ve modayı takip eden bir kadın edasındaydı.
“Evet, tek yapabileceğimiz dua etmek...” dedi Genbushein.
“Aynen öyle, aynen öyle!” diye katıldı Rosalina.
Bunun üzerine üç hizmetkâr da aynı anda iç çekti. Odanın üzerinde asılı kalan ağır endişe bulutu iyice karardı.
◇Hi Izuru’nun Karşı Kıyısı◇
Hâlâ araba formunda olan Aryun Keats kıyıya park etmişti; Hi Izuru suyun ötesinden seçilebiliyordu.
“Hmm...” diye mırıldandı Kahraman Altın Saç, kollarını kavuşturmuş denize bakarken.
“Kahraman Altın Saaay...” dedi Tsuya, ona doğru birkaç adım atarak. “Şey... Merak ediyooordum da... Karşı tarafa nasıl geçmeyi planlıyorsun?”
“O iş kolay,” dedi Kahraman Altın Saç. “İleride arabaları Hi Izuru’ya taşıyan gemilerin olduğu bir liman var. Oradan adaya geçmemiz bir sıçrayışlık iş.”
“Tamam da... Bir şeyi unutmuyor musun?” dedi Wuha Gappoli yüzünü buruşturarak. “Biz aranan suçlularız, unuttun mu? Klyrode Kalesi’nin kutsal alanındaki o kadar hazineyi çaldığımız için...”
“Doğru yaaa...” diye hatırladı Tsuya. “Ve bu yüzden şu Büyülü Fırkateyn’lerden birine de binemiyoruz! Kim bilir oradan manzara ne kadar muhteşeeem görünüyordur...”
Kahraman Altın Saç bu lafları duymazdan geldi. Yüzünde ukala bir sırıtışla arkasına, Aryun Keats’in araba formuna baktı. “Ne yapacağını biliyorsun değil mi Keats?” dedi.
“Emredersiniz efendim! Gerisini bana bırakın!” diye yanıtladı Aryun. Bir anda insan formuna geri dönünce, hâlâ arabanın içinde oturmakta olan Valentine ve Wuha Gappoli kendilerini pat diye yerde buldular.
“Hii!” diye bağırdı Valentine.
“Hey!” diye şikayet etti Wuha.
Eski yolcularına dönüp bakmayan Aryun, doğrudan suya doğru koşmaya başladı. “Dönüşüyorum!” diye haykırarak havaya sıçradı. Bedeni bir ışık huzmesiyle sarmalandı ve bir an içinde denize dayanıklı bir tekneye dönüştü.
Bir taşıt cini olan Aryun Keats, temas ettiği her türlü araca dönüşme yeteneğine sahipti. Belki de kendi konforunu düşündüğünden seçtiği form bir balıkçı teknesiydi ve büyük bir gürültüyle suya iniş yaptı.
“Şimdi!” dedi Kahraman Altın Saç. “Herkes gemiye!”
“Ehe hee!” diye gülen Wuha Gappoli, Kahraman Altın Saç’ın yanından hızla geçip suya doğru atladı. “Sona kalan dona kalır!” Aryun Keats gemisinin güvertesine sağ salim kondu ve dişlerini göstererek genişçe sırıttı.
“Ooo, bu gerçekten eğlenceli görünüyor!” diyen Valentine, Wuha’nın peşinden atladı ve havada bir takla attı.
“Pekala,” dedi Kahraman Altın Saç, o da arkalarından gitmeye hazırlanarak. “İşte geli—”
“Ş-Şey... K-Kahraman Altııın Saaaç?” Ancak ayakları yerden kesilmeden hemen önce Tsuya, arkadan Kahraman Altın Saç’ın koluna yapıştı.
“Ha? Ne oldu Tsuya?”
“Ş-Ş-Ş-Şey... Iıııı... Biliiiyorsuun ya...” dedi korkudan titreyerek ve Kahraman Altın Saç’ın kolunu sıkıca tutarak. “Sadece, o kadar uzağa imkaaaansız atlayamaaam...” Bunu demesiyle birlikte, yeni doğmuş bir ceylan yavrusu gibi titreyen bacakları tamamen boşaldı ve sertçe poposunun üzerine düştü.
“O kadar uzak mı?” diye tekrarladı Kahraman Altın Saç. “Çok yüksekte değiliz ki? Hem Wuha hem de Valentine güvenle indiler ya...”
“A-A-Ama Wuuuha süüüper inanılmaz bir ciiin, Vaaalentine da Karaaaranlık Diyar’dan gelen önemli biriiisi!” diye itiraz etti Tsuya, gözleri yaşlı bir halde. “Ama ben sadece sıradan bir hizmetçiiiyim! Büyü çalışmaya çalıştığııım zamanlarda bile zerrece yeteneğim yooooktu!”
Kahraman Altın Saç, Tsuya’ya aşağıdan bir bakış atarken bariz bir şekilde rahatsız olmuş görünüyordu. “Tamam, tamam...” diye homurdandı. “Ne dersen o.” Yerle yeksan olmuş kadını yerden kucağına, prenses taşıması pozisyonunda aldı.
“Fwaaa?!” diye çığlık attı Tsuya, gözleri fal taşı gibi açılarak.
“Sıkı tutun, tamam mı?” diyen Kahraman Altın Saç, yerden güç alıp havada süzüldü.
“Fwaaaaaaaaahhh?!” Tsuya, can havliyle kollarını Kahraman Altın Saç’ın boynuna doladı.
“M-Mghf! Ts-Tsuya!” diye şikayet etti Kahraman Altın Saç. “N-Nereyi tuttuğuna dikkat et!”
“Hfhwfeeehhh?!!!” Ancak Tsuya, Kahraman Altın Saç’ın dediği tek bir kelimeyi bile duyacak durumda değildi. Kavrayışını daha da güçlendirerek adamın boynunu sıktı ve canını yakacak şekilde onu boğmaya başladı.
“H-Hff...” Kahraman Altın Saç boğulurken bilincini kaybetmeye başladı. Yine de her nasılsa Aryun Keats’in güvertesine iniş yapmayı başardı; gerçi buna inişten ziyade onursuzca bir yığın halinde yere serilmek demek daha doğru olurdu.
Şlap!!!
Aniden gök gürültüsünü andıran bir sesle Aryun Keats’in güvertesi şiddetle sarsılmaya başladı. Wuha Gappoli ve Valentine, suçlarcasına Kahraman Altın Saç’ın olduğu yöne baktılar.
“H-Hey! Kahraman Altın Saç?!” dedi Wuha.
“Bazen gerçekten çok kaba olabiliyorsun,” diye azarladı onu Valentine.
“F-Fweeeh?!” Tsuya’nın gözleri fırlayarak açıldı ve apar topar ayağa kalktı. “B-Bu gerçekten ben ve Kahraman Altııın Saaaç güverteye indiğimiz içiiin mi olduuuu?!” diye merak etti, kafa karışıklığıyla sağa sola bakarak.
“B-Benim yüzümden değil!” diye geldi Aryun Keats’in panik içindeki sesi. “Saldırı altındayız!”
“S-Saldırı mı dedin?” diye tekrarladı Valentine. Denize doğru baktığında dalgaların arasından bir başın çıktığını fark etti. “Acaba bize saldıran o mu?” diye gözlerini kısarak bakmaya çalıştı.
“Öhö öhö...” Kahraman Altın Saç hırıldayarak kendine gelmeyi başardı ve doğruldu. “Neler oluyor?”
“O-Oooh! Kahraman Altııın Saaaç! Suyun içinde bir tuhaaaf tip var!” dedi Hiya, o başın olduğu yönü işaret ederek.
Sanki buna yanıt verircesine, dalgaların arasından bir kafa yükseldi ve Kahraman Altın Saç’ın partisine neyle karşı karşıya olduklarını gösterdi: Lacivert bir mayo giymiş genç bir kız, küre şeklinde bir nesnenin üzerinde duruyordu. Elinde bariz bir şekilde megafona benzeyen bir cihaz tutuyordu.
“Siz oradakiler!” dedi kızın sesi, elindeki cihazla büyülü bir şekilde güçlendirilmiş olarak. “Bilinmeyen topraklardan gelen izinsiz gemi! Ben Nagaseki Kayıt Noktası Bariyer Savunma Kuvvetleri’nden Mayu! Biniş belgelerinizde belirtilen büyü sinyalini iletmiyorsunuz! Giriş formlarınızı derhal ibraz edin!”
“Nghh...” Kahraman Altın Saç homurdandı. “Bizi bu kadar çabuk bulacaklarını hiç tahmin etmemiştim...”
“Ne yapıyoruz Kahraman Altın Saç?” diye sordu Aryun Keats. “O son saldırı bir tür su altı patlamasıydı! İşler sarpa sarmadan önce bunlardan daha ne kadar dayanabilirim bilmiyorum...”
“Evet, anlıyorum,” diye hak verdi Kahraman Altın Saç. “Ben de o patlamalardan birine yakalanmak istemem...” Birden gözleri fal taşı gibi açıldı. “Keats! Tekneyi hemen döndür! Şu Mayu hanımı peşimizden atacağız!”
“Emredersiniz efendim!” Aryun Keats’in tekne gövdesi parlamaya başladı; bir balıkçı teknesinden, dalgaları yarmak için keskin bir pruvaya sahip hızlı bir gemiye dönüştü.
“Direniş beyhude!” dedi Mayu megafon aracılığıyla. “Buna derhal son verin!” Sol elini havaya kaldırdı. Onun işaretiyle, Mayu’nun bindiği küresel cihazların benzerleri suyun yüzüne çıktı; her birini başka bir kız kullanıyordu. Bu kızların ağızlarında, görünüşe göre su altında nefes almalarını sağlayan büyülü kağıt tılsımlar vardı.
“Oha!” Wuha Gappoli çevresine bakarak yüzünü ekşitti. “Başı mız dertte gibi ha, Altın Saç? Bizi tamamen kuşatmışlar.”
“Öyle görünüyor,” diye onayladı Valentine, orijinal formuna dönüp parmaklarının arasında karanlık iplikler oluştururken. “Şimdi ne yapıyoruz Kahraman Altın Saç?”
“K-K-Kahraman Altııın Saaaç?!” diye bağırdı Tsuya, güverteye tekrar çökerken kollarını onun beline sıkıca dolayarak. “Ne yapacağııız?!”
Kahraman Altın Saç yavaşça mürettebatına, sonra da Mayu’nun Savunma Kuvvetleri’nin dar bir yarım daire formasyonuyla yollarını kestiği denize baktı. Aradan süzülüp geçmelerine pek şans tanıyacak gibi görünmüyorlardı.
“Keats!” diye gürledi Kahraman Altın Saç, gemiye doğru bakarak.
“Buyurun efendim!” diye yanıtladı Aryun Keats.
“İskele tarafına sert kır ve karaya çıkabileceğimiz bir yer var mı bak!”
“Emredersiniz!” Aryun, partinin az önce aşağı atladığı kıyı şeridini takip etmek üzere hızla döndü. Oradaki kıyı şeridi sarp bir uçurumla bitiyordu ve inecekleri bir yer yoktu, bu yüzden Aryun daha uygun bir arazi bulmak için tam gaz ilerledi.
“Ah!” diye bağırdı Mayu. “Kaçmalarına izin vermeyin! Herkes! Onları oldukları yerde durdurun!”
Aryun’un etrafını saran Savunma Kuvvetleri, küresel araçlarıyla peşine düşerek hedefi büyü torpidolarıyla yaylım ateşine tuttular.
“Bunlar geçen gün tam bu noktadan Hi Izuru’ya sızmaya çalışan kişiler olmalı!” dedi Mayu, birliklerini takibe yönlendirirken. “Bu sefer onları kesinlikle yakalamalıyız!”
Önlerinde, Aryun Keats gemisi yüksek hızla yol alıyordu; Mayu’nun ekibinin fırlattığı büyü torpidoları geminin etrafında birbiri ardına patlıyordu.
Güm!
Bam!
Vuvv!
Aryun her nasılsa ilk yaylım ateşinden kurtulmayı başardı ancak durum vahimdi. “B-Bu torpidolardan kaçmak için her şeyimi ortaya koyuyorum!” diye rapor verdi sesi titreyerek. “Hızlanıp kaçmama fırsat vermiyorlar!”
“Hadi Keats!” dedi Kahraman Altın Saç. “Böyle devam et, birazcık daha dayan!”
“B-Birazcık daha mı...?”
“Aynen öyle. Bir planım var.” Valentine’a dönüp küpeşteden aşağı bağırdı. “Valentine! Şu ipliklerinle bir ağ yapıp fırlattıkları büyü torpidolarını yakalayabilir misin?!”
“Ahhh... Yapabilseydim harika bir fikir olurdu ama...” dedi Valentine, kederle başını sallayarak. Bedeni bir noktada, büyü rezervlerini korumak için kullandığı o iki kafa boyundaki güç tasarrufu moduna geri dönmüştü. “Bunu yapacak kadar büyü gücüm kalmadı!”
“Tch!” Kahraman Altın Saç yüzünü buruşturarak dilini şaklattı. “Olmuyor, ha?”
GÜÜÜM!!!
Birkaç an sonra, tam arkalarında bir patlama yankılandı; bir büyü torpidosu Aryun Keats’in kıç tarafına tam isabet etmişti.
“Kahraman Altın Saç!” diye haykırdı Aryun Keats. “Ş-Şimdi ne yapacağız?!”
“Grrh...” Kahraman Altın Saç düşündü. “Ş-Şuna ne dersiniz...” Dişlerini sıkarak Dipsiz Çantası’na uzandı ve kıyı şeridindeki belirli bir noktayı görene kadar umutsuzca etrafa bakındı. “Keats! Doğruca şu uçuruma sür!”
“Emredersiniz— Bir dakika, ne?!” Aryun lafa başladı ama şaşkınlık dolu bir çığlıkla sözünü kesti. “Oraya mııı?!!!”
İleride, Kahraman Altın Saç’ın işaret ettiği yerde, uçurumun özellikle engebeli ve kayalık bir bölümü vardı. “A-Ama Kahraman Altın Saç! Tekne formumla o sarp kayalıktan geçmemin imkanı yok!” diye feryat etti.
“Güven bana!” diye ısrar etti Kahraman Altın Saç; elinde Delici Kürek’i sıkıca tutarak geminin en önüne koştu. “Valentine!” diye omzunun üzerinden geri bağırdı. “Ne olursa olsun ayaklarımı Keats’e yapışık tut!”
“Bak bunu yapabilirim işte!” dedi Valentine ipliklerini çağırarak. “Bana bırak!”
Kahraman Altın Saç, bir gemi başı figürü gibi Aryun’un pruvasına tırmandı; Valentine’ın karanlık iplikleri sayesinde bacakları gemiye sımsıkı sabitlenmişti.
Wuha Gappoli bu manzara karşısında kaşlarını çattı. “Valentine’ın ‘yapamam’ dememesi iyi oldu, yoksa uçuruma vurduğun gibi pestilin çıkardı!”
“Ö-Öyle söylemeee!” diye bağırdı Tsuya, gözleri yaşlı bir halde Wuha’nın kafasına vurarak. “Ağzını hayra aç!”
Ancak Kahraman Altın Saç onları hiç duymuyor gibiydi. Tüm dikkatini topladı, gözlerini ilerideki uçuruma dikti. Tam çarpışmak üzerelerken, gözleri kahramanca bir kararlılıkla açıldı. “Ve... işte şimdi!” diye bağırdı ve Delici Kürek’in ucunu aşağı indirdi.
Kırt kırt kırt kırt kırt!
Küreğin önlerindeki yolu yarıp açmasıyla birlikte hummalı bir kazı sesi yankılandı. “Keats!” diye gürledi Kahraman Altın Saç. “Çabuk ol da oradan geç!”
“Emredersiniz efendim!” Mayu’nun Bariyer Savunma Birliği hemen enselerinde bitmişken, Aryun Keats yeni açılan su yolundan hızla süzüldü.
“Ka-Kaçmalarına izin vermeyin!” diye tekrarladı Mayu. “Herkes takip—” Ancak tam o sırada Kahraman Altın Saç, Sondaj Küreği ile dev bir kayayı parçalayarak az önce açtığı yolu çökertti. Mayu, kayaların büyük bir gürültüyle sulara gömülüp önlerindeki yolu tamamen kapatışını çaresizce izledi.
Mayu ani bir hamleyle durdu ve yenilgiyle kaşlarını çattı. “Görünüşe göre onları takip edemeyeceğiz...” dedi. Uçurumun duvarındaki delik bir kez daha tamamen kapanmıştı. “Durum raporu verin!”
“E-Evet efendim!” diye yanıtladı astlarından biri. “Toplam otuz sekiz birliğimizden beşi uçuruma çarparak devre dışı kaldı. Neyse ki diğer tüm gemiler hasarsız.”
Mayu bu rapor üzerine kollarını kavuşturdu. “İblis haydutlarına ait olduğu düşünülen şüpheli gemilerin bu sularda dolaştığına dair haberler aldığımızdan beri bölgedeki güvenliği artırmıştık,” dedi. “Bu sefer elimizden kaçtılar ama en azından Hi Izuru’ya girmelerini engelledik. Savunma operasyonunu şimdilik askıya alıyorum. Yarınız, gemilerini kaybeden subaylarla birlikte Nagaseki Kayıt Noktası’na dönün ve bu düşman temasını üstlerimize bildirin. Geri kalanlar devriyeye devam etsin!”
“Emredersiniz!”
Kalan gemilerin yarısı Nagaseki’ye doğru yola çıkarken, Mayu dahil diğer yarısı ağızlarına su altında nefes almayı sağlayan tılsımları tekrar takıp yeniden suların derinliklerine daldılar.
Suların Hi Izuru tarafında ise Demmie, denizde hiddetle devam eden savaşı izliyordu. “Aradığımız iblis haydutlarına ait olduğu sanılan şüpheli gemilerin buralarda görüldüğünü duymuştum...” dedi. “Görünüşe göre söylentiler doğruymuş.”
Demmie, tesadüfen kulak misafiri olduğu bu bilgilerin doğruluk payı olup olmadığını görmek için bu kıyı şeridine gelmişti. Çabalarının bu kadar çabuk meyve vermesiyle heyecanlanarak yumruklarını sıktı, kendi kendini gaza getirdi. “Tamam!” dedi. “Şimdi biraz daha yaklaşıp neler öğrenebileceğime bakma vakti!”
Demmie’nin sırtında kanatları belirdi ve tam havaya yükselmişti ki aniden suyun içinden sihirli top atışlarının sesi yükseldi.
Bam bam bam! Bam bam bam! Bam bam bam bam bam!
“H-Hahavah?!” diye çığlık attı Demmie, havada gövdesini büküp aşağı baktığında; az önce suların altında olan Mayu ve Bariyer Savunma Birliği üyelerinin sihirli toplarını gökyüzüne doğrulttuğunu gördü.
“Ne olur ne olmaz diye bölgede suyun altında bekleyelim demiştim ama iblis haydutlarının bu kadar çabuk olay yerine dönmesini hiç beklemiyordum!” diyen Mayu, havaya rastgele ateş açıyordu. Onun peşinden giden diğer subaylar da yayılarak kaotik bir yaylım ateşi başlattılar.
“Ne? Ah! Olamaz!” Demmie, elinden geldiğince sıyrılmak için havada taklalar atıyordu. Hız kazanmak amacıyla kanatlarını ardına kadar açtı ama tam o sırada başıboş bir sihirli mermi kanatlarından birine isabet etti.
“Ah ah ah!” diye bağırdı. “Ka-Kanadım! Güç veremeyecek kadar çok acıyor! Üstelik kıyafetlerim de paramparça oldu! Hayır!”
Her anlamda hırpalanmış bir halde olan Demmie, gökyüzünden sahil şeridindeki bir ormana doğru hızla süzüldü.
“Kıtanın bir yerine düştü,” dedi Mayu. “Fakat şu anki azalmış gücümüzle, düşmanın desteği varsa zafer şansımız düşük olur. Nagaseki Kayıt Noktası’ndan gelecek desteği bekleyin!”
“Emredersiniz efendim!” diyen astları, Demmie’nin düştüğü bölgenin çevresinde operasyon hazırlıklarına başladılar.
◇ Bir Süre Sonra ◇
Kahraman Altın Saç’ın partisi, önlerinde derme çatma bir yol açarak deniz uçurumunu yarmaya devam etti. Sonunda yakında bir ormanı olan kumluk bir sahile çıktılar ve orada işlerine yarayacak bir mağara fark ettiler.
“Bak sen şu işe...” Kahraman Altın Saç, grubun en önünde şaşkınlıkla mırıldandı. “Böyle bir yerde bir mağara bulmayı hiç beklemezdim! Üstelik epey derinlere uzanıyor gibi görünüyor...”
Yanında yürüyen Wuha Gappoli, ellerini önünde tutarak çağırdığı bir pencereyi yönlendiriyordu. Bir konak cini olarak Wuha, mağaralar gibi kapalı alanların yapısını tespit etmede uzmandı. Şu anda da bu yeteneğini konuşturarak ilerideki araziyi keşfediyordu.
Wuha, dallara ayrılan yollardan oluşan labirentte güvenle yol gösteriyordu. “Söylemeden edemeyeceğim Wuha,” dedi Kahraman Altın Saç. “Navigasyon konusunda harika iş çıkarıyorsun, üstelik bir an bile duraksamadın.”
“Yani, sanırım öyle,” dedi Wuha omuz silkerek. “Bana güvenebileceğin tek bir konu varsa o da bir mağaranın içinde yolumu bulmaktır. Ve söyleyeyim, burası tuzaklarla dolu. Çukurlar... Çıkmaz sokaklar... Seni sonsuz bir döngüde dolaştıran yollar... Bu sahte koridorlardan birine dalsaydık başımıza neler gelirdi kim bilir. Doğru yolun bu olduğundan eminim ama...”
“Ama ne...?” diye sordu Kahraman Altın Saç, Wuha’nın omzunun üzerinden pencereye göz atarak. “Bir sorun mu var?”
“Şuraya bak,” dedi Wuha, başıyla bir işaret yaparak pencereyi Kahraman Altın Saç’ın görüş açısına yaklaştırdı. “Mağaranın en derin noktasına ulaşmamıza az kaldı... Orası bariz bir şekilde insan yapımı bir depoya açılıyor. Ve eğer şuraya bakarsan...”
Kahraman Altın Saç, keşfettikleri uzun ve kıvrımlı mağaranın haritasına dikkatle baktı. Wuha’nın dediği gibi, engebeli mağara duvarları biraz daha devam ettikten sonra yerini pürüzsüz, düzgün ve dikdörtgen bir odaya bırakıyordu. İçeride bir dizi parlayan nokta yanıp sönüyordu.
“Hm...” Kahraman Altın Saç kollarını kavuşturdu.
“Şu noktaları görüyor musun?” diye sordu Wuha.
“Evet... Onlar da ne?”
“İnsanlar,” dedi Wuha. “Varlıklarını gizleme konusunda muazzam bir iş çıkarmışlar ama konumlarını saptamamı engelleyemediler.”
“İnsaaanlar mı?” diye sordu Tsuya, Kahraman Altın Saç’ın arkasından haritaya bakarken.
Kahraman Altın Saç ve Tsuya haritaya ve Wuha’nın açıklamasına odaklanmışken, Aryun Keats biraz geride yürüyor, elindeki içki şişesini tek bir dikişte bitiriyordu.
“Oh be!” diye nida attı, boş şişeyi Dipsiz Çanta’sına geri koyup taze bir tane çıkardı. “O çılgın yolculuktan sonra enerjim tükendi! Daha fazla yakıta ihtiyacım var!”
Aryun’un her türlü araca dönüşmesini sağlayan taşıt cini yetenekleri, aktifken muazzam miktarda büyü gücü tüketiyordu. Bu güç, büyü taşlarından veya özel olarak büyülenmiş içkilerden emilen enerjiyle yenilenebiliyordu.
“Ooo!” dedi Valentine heyecanla. “Harika görünen bir içkin var, Aryun!” Hala güç tasarrufu modunda, iki kafa boyunda olan Valentine, karanlık ipliklerini Aryun’un Dipsiz Çanta’sına doğru uzatarak kendine bir şişe aşırmaya çalıştı.
“Ne?! Hey!” diye itiraz etti Aryun. “Yapmasan çok daha iyi olur! Bu, gücümü hızlıca geri kazanmam gerektiği zamanlar için aldığım özel, aşırı konsantre bir büyü içkisi! Onu bulmak hiç de kolay olmadı.”
“Hadi ama!” diye yalvardı Valentine. “Sadece on tanecik versen ne olur ki!”
“Z-Zaten topu topu on bir tane kaldı! On tanesini alırsan—”
“Siz ikiniz!” dedi Kahraman Altın Saç, arkasına dönerek Aryun ve Valentine’in tartışmasını böldü. “Bir saniye sesinizi—”
Vuvv!
Tam o anda, mağaranın derinliklerinden onlara doğru bir şey hızla fırladı. “Kh!” Kahraman Altın Saç, Dipsiz Çanta’sından hızla Sondaj Küreği’ni çıkarıp metalik bir tınlamayla gelen nesneyi savuşturdu. Küreğe çarpmanın etkisiyle yön değiştiren nesne, mağaranın duvarına saplandı.
“O-Olamaz mı yoksaaa...?” diye mırıldandı Tsuya, gizemli nesneyi incelerken.
“O şeyin ne olduğunu biliyor musun Tsuya?” diye sordu Kahraman Altın Saç, gözlerini ileriden ayırmayarak ve Sondaj Küreği’ni iki eliyle savaş pozisyonunda kavrayarak.
“Daha önce sa-sadece kitaplarda görmüştüüüm...” dedi Tsuya. “Ama şinobilerin şuuriken denen bir silah kullandıklarını duymuuuştum...”
Vuvv! Vuvv! Vuvv!
Tsuya daha fazla açıklama yapamadan, ilkinin ardından havadaki bir fırtına gibi daha fazla şuriken yağmaya başladı.
“Hm!” diye haykırdı Kahraman Altın Saç. Her birini engellemek için sınırlarını zorluyordu ama tam o sırada yeni bir yaylım ateşinin daha geldiğini gördü. “G-Gvuah?!” Mermi sağanağına ayak uydurmaya çalışarak küreğini giderek daha çılgınca sallıyordu. “Kahretsin...” diye mırıldandı. “Bu-Bu kadar çok gelirken, yapabildiğim tek şey onları savuşturmak...” Dişlerini sıkarak omuzunun üzerinden bağırdı: “Arkamda kalın! Hemen!”
“A-Ama Kahraman Altın Saaaç!” diye inledi Tsuya. “Yapabileceğin bir şey yooook mu?”
“Eee?!” diye kükredi Kahraman Altın Saç, şurikenleri birbiri ardına savuşturmak için küreğini vahşice sallarken. “Elinizden gelenin en iyisi bu mu?!”
Ancak o kadar çok şuriken vardı ki Kahraman Altın Saç’ın tüm çabalarına rağmen, arkasına sığınan Tsuya ve diğerlerinin kıyafetleri bıçak gibi keskin şurikenler tarafından paramparça edildi. Tek bir şuriken pek bir hasar vermiyordu ama havayı dolduran yüzlercesiyle birlikte, kızlar kısa sürede kıyafetlerinin içler acısı bir hale geldiğini fark ettiler.
“K-Kahraman Altın Saç efendi!” dedi üst gövdesi neredeyse tamamen çıplak kalmış olan Aryun. “Sanırım çok kötü bir duruma düştük!”
“Ha ha ha...” Wuha sinir bozucu bir şekilde güldü. “Neyse ki mahrem yerlerimi saklamak için saçlarımı kullanabiliyorum... ama eğer onlar da kesilirse işler gerçekten sarpa sarabilir...” Wuha’nın kıyafetleri de Aryun’unkinden daha az yırtılmamıştı; göğüslerini kapatmaya çalışarak saçlarını yönlendirirken çıplak vücudu neredeyse tamamen ortadaydı.
“O-Olamaz!” diye bağırdı Valentine, başıboş bir şuriken kucağında tuttuğu Aryun’un içki şişesini parçaladığında. “De-Değerli içkim!!!”
Kahraman Altın Saç’ın bu saldırıyı umutsuzca göğüslediği dakikalar, bitmek bilmeyen uzun bir süre boyunca böylece devam etti.
"Gh..." diye hırıldadı. "Mahremiyetinizin önemini azımsıyor değilim ama böyle giderse kollarım daha fazla dayanmayacak..." Havada uçuşan şurikenleri bir bir savuştururken kollarındaki titreme endişe verici bir boyuta ulaşmıştı. "Şu deniz kıyısındaki falezleri kazarken zaten canım çıkmıştı, hemen ardından bu kadar efor sarf etmek... Ahhh..."
"Kahraman Altın Saaaç!" diye yalvardı Tsuya. Şurikenlerden kaçabilmek için diğerleriyle birlikte kahramanın sırtına adeta yapışmışlardı. "Lüüütfen dayan!" Ne yazık ki üzerlerine yağan mermi sağanağı o kadar yoğundu ki, tüm partinin kıyafetleri kelimenin tam anlamıyla parça parça olmuş, vücutlarını örtmek için ellerinden başka bir şeyleri kalmamıştı.
"Hadi ama Kahraman Altın Saç!" dedi Wuha Gappoli. "Yapabileceğin hiç mi bir şey yok?"
"B-Belki..." dedi Kahraman Altın Saç, tüm gücüyle savurmaya devam ederken. "Ama bir açığa ihtiyacım var... Tek bir saniye bile yeter... Ghwf!"
Bu sırada koridorun ilerisinde, mağaranın çeşitli stratejik noktalarına dağılmış bir grup kadın shinobi, Kahraman Altın Saç ve partisine durmaksızın şuriken fırlatıyordu.
"G-Geri çekilecekler gibi görünmüyor..." dedi içlerinden biri, alnında endişe dolu ter damlaları birikirken.
"N-Normalde bu kadar şuriken yağmuru altında kalan biri arkasına bakmadan kaçardı..." diye onayladı bir başka shinobi.
"Bir şekilde kendilerini koruyor olmalılar..."
"Ama hiçbir büyü gücü belirtisi hissetmiyorum!"
Shinobiler bir yandan söylenip bir yandan saldırılarını sürdürürken, aniden arkalarından kaba bir erkek sesi yankılandı. "Sizi işe yaramaz aptallar!" dedi adam. "Çabuk olun da şunları defedin! Size bunun için para ödemiyor muyuz?!"
"Bunun bile üstesinden gelemiyorsanız ne halta yararsınız?!" diye kükredi bir başka adam, en az ilki kadar hoyrat bir sesle.
"Y-Yapıyoruz ya! Şu an operasyonun ortasındayız!" diye tersledi shinobilerden biri, şuriken fırlatma ritmini bozmadan.
"Tch..." İlk adam küçümseyerek dilini şaklattı. "Size hatırlatmam mı gerekiyor? Buradaki malların ödemesi çoktan kuruşu kuruşuna yapıldı. Ne olursa olsun onları Hi Izuru'daki Odo ailesine ulaştırmalıyız!"
"O yüzden şu davetsiz misafirlerden bir an önce kurtulun!" diye ekledi diğer adam.
Hi Izuru bariyerindeki zayıf noktalardan, gizli deniz rotamızı kullanarak mal kaçırmak eskiden ne kadar kolaydı, diye hayıflandı adam kendi kendine. Ama Gölge Birliği için yaptığımız bu sık sevkiyatlar yüzünden Nagaseki Kayıt Noktası Bariyer Savunma Gücü'nün dikkatini çekmeye başladık. Artık gemi çıkarmak bile başlı başına bir dert haline geldi...
"Yemin ederim," diye mırıldandı karanlık bir tonda. "Sizin gibi Uga shinobileri yerine Koruiga'ları tutmalıydık. Tamamen fiyasko çıktınız."
"Pardon, ne dediniz?!" Tüm Uga shinobileri aynı anda dönüp adama dik dik baktı.
"O sözlerinizi geri alacaksınız! Bulunması imkansız olsun diye onca dolambaçlı yolun arasına bu yeraltı deposunu inşa eden bizim ekolümüzün gizli teknikleri değil miydi?"
"Yanlış yollara sapıp kuzu kuzu geri dönen onca davetsiz misafiri kime borçlusunuz?!"
"Bana bu masalları anlatmayın, bu herifler ta ana kapımıza kadar dayandı işte!" diye bağırdı adam.
"Kh..." Uga shinobilerinin bu açık suçlamaya verecek bir cevabı yok gibiydi.
"Güzel!" dedi adam, rakiplerinin bu zayıf anını görünce dişlerini göstererek sırıttı. "Anladıysanız, şimdi hemen gidip—"
"Bu kadar aşağılanma yeter!" dedi Uga grubunun lideri gibi görünen kadın, göğüslerinin arasından kağıt bir tılsım çıkararak. "Sözleşmemiz bitmiştir!" Tılsımı ayaklarının dibine fırlattı. Tılsım bir duman bulutuyla patlayarak hem onu hem de diğer shinobileri yuttu.
"N-Ne dedin sen?!" diye bağırdı adam, odayı dolduran duman yüzünden geçici olarak körleşmişti. Duman dağıldığında Uga shinobilerinden eser yoktu. "Sizi alçaklar!" dedi adam, durumu fark edince dişlerini gıcırdatıp ayaklarını yere vurarak.
"Ş-Şey... P-Patron..." dedi adamlardan diğeri yanına yaklaşarak.
"Ne var?! Bir şey mi diyeceksin?!"
"B-Bakın, n-neden kızgın olduğunuzu anlıyorum ama... Şey..."
"Eee?!" diye çıkıştı patron. "Söylesene be adam!"
"Ş-Şey diyecektim... Şey... Uga hanımlar gidince... d-davetsiz misafirleri kim durduracak...?"
"Ha? O da..." Adam cümlesine başladı ama gerçek kafasına balyoz gibi indi. Bir saniye, diye düşündü. Haklı! Az önceye kadar o davetsiz misafirleri şuriken yağmuruyla uzak tutan Uga shinobileriydi! Onlar gidince önlerinde hiçbir engel kalmadı!
"O-Olamaz!" diye bağırdı. "Hadi, toparlanın! Silahlarınızı kapın ve—"
Ancak daha silahına uzanamadan, mağaranın derinliklerinden fırlayan karanlık iplikler inanılmaz bir isabetle adamları birer birer bağlamaya başladı. Çok geçmeden hepsi yerde birer koza gibi sarılı halde yatıyordu.
"Oh be!" dedi Valentine, içeri girerken el emeğine büyük bir memnuniyetle bakarak. Arkasından Aryun Keats ve Wuha Gappoli geliyordu. "Şu şurikenler bitince nihayet karanlık ipliklerimi kullanabildim!"
"Sanırım bunu da Kahraman Altın Saç’ın o muazzam dayanıklılığı sayesinde hanemize bir zafer olarak yazabiliriz, ha?" dedi Aryun.
"Öyle görünüyor!" dedi Wuha. İki cin birbirlerine genişçe sırıttılar. "Sana söyleyeyim, bu sefer paçayı kurtarabileceğini pek sanmıyordum!"
Grubun en arkasında, Tsuya’nın omuzuna yaslanarak destek alan Kahraman Altın Saç geliyordu. Sondaj Küreği’ni kullanırken o kadar bitkin düşmüştü ki, nefes nefese kalmaktan Wuha ve Aryun’un şakalaşmalarına tepki verecek hali bile yoktu.
"Kahraman Altın Saaaç?" diye sordu Tsuya. "İyiii misin?"
"T-Tabii ki!" dedi Kahraman Altın Saç ama hemen ardından şiddetli bir öksürük krizine tutuldu. "B-Ben... Öhö! Öhö!..." Diye tıkanıp dizlerinin üzerine çöktü.
"K-Kahraman Altın Saaaç?!" Tsuya bacaklarını yere sağlam basıp onu ayağa kaldırmak için elinden geleni yaptı.
Nefes almaya çalışan Kahraman Altın Saç, devrilmiş düşmanlarının karanlık koza içinde yattığı odanın haline bir göz attı. "Her halükarda, artık bize sorun çıkaramayacaklar gibi görünüyor..." dedi.
"Kesinlikle çıkaramazlar!" diye onayladı Valentine. Tetikte bekliyor, ihtiyaç duyulması halinde daha fazla iplik fırlatmaya hazır bir şekilde odayı inceliyordu.
"Yine de..." Kahraman Altın Saç ayağa kalkarken yüzünü buruşturdu. "Son zamanlarda şanssızlıklar peşimizi bırakmıyor gibi hissediyorum..."
"Yok canım, ben pek öyle düşünmüyorum," dedi Wuha Gappoli sırıtarak ve başparmağıyla işaret vererek.
"Öyle mi? Bir şey mi buldun Wuha?"
"Şöyle, tam şuralarda bir yerlerde gizli bir kapı sadece..." dedi Wuha, duvarın bir bölümüne doğru yürürken. "Valentine, diyorum ki şu koza yaptığın adamlardan birinin üzerinde anahtar var mı bir baksana?"
"Aa! Tabii ki! Hemen bakıyorum!" Valentine ellerini uzatıp parmaklarını müthiş bir el çabukluğuyla hareket ettirmeye başladı. O hareket ettikçe kozaları oluşturan karanlık iplikler kıpırdanmaya ve kıvranmaya başladı. O anda yerde çaresizce yatan adamlardan feryatlar yükseldi.
"G-Gwaaah—ha ha ha ha!"
"Dur! G-Gıdıklanıyorum!"
"H-Hayırrrr!!!"
Saniyeler içinde Valentine aradığını bulmuştu. "İşte bu olmalı!" dedi. Kozalardan birinden uzanan karanlık bir iplik, bir anahtar destesi taşıyordu. Valentine karanlık iplikler üzerindeki hakimiyetini kullanarak adamlara resmen tam kapsamlı bir üst araması yapmış ve gizli geçidin anahtarını taşıyanı eliyle koymuş gibi bulmuştu. Anahtarı iplikten alıp Wuha’ya uzattı. "Hazır elimiz değmişken..." Diğer kozalardan da iplikler uzandı; kimisi Dipsiz Çantalar, kimisi sıradan cüzdanlar, kimisi de oldukça pahalı görünen değerli metaller taşıyordu. "Şu değerli eşyalarını da alsak fena olmaz!"
"Yaaay! Teşekkürler!" diye sevindi Tsuya. Değerli eşyaları kucağına toplarken öyle bir keyif almıştı ki, Kahraman Altın Saç’ı tutmayı bırakıp yere kapaklanmasına sebep oldu. Tabii hazineleri incelemeye dalan Tsuya bunu fark etmemişti bile. "Baaakın! Bu Dipsiz Çantaaa büyü taşlarıyla dooolu! Ve bu koooye çok iyi para eeder! Bütçemize ilaç gibi gelecek!"
"Bu arada, sadece çalıntı mal gibi duranları aldığımdan emin oldum," diye ekledi Valentine, yaptığı işten gurur duyarak kafasını salladı.
Yerdeki adamlar hep bir ağızdan itiraz etmeye başladılar.
"H-Hey! Geri verin! Eşyalarımızı geri verin!"
"Onları biz bileğimizin hakkıyla çaldık!"
"Öylece elimizden alamazsınız!"
"Bu kadar gürültü yeter," dedi Valentine, omzunun üzerinden yerdeki adamlara bakarak. Elinin bir hareketiyle kozaları sıktı; adamların vücutlarını öyle bir gerdi ki artık konuşamıyorlardı bile. "İşte bu, o muazzam sessizlik," dedi sırıtırken.
"Fena değil, fena değil..." Wuha Gappoli birkaç denemeden sonra doğru anahtarı bulup kapıyı açmaya yöneldi. "Ama buradaki şeylerin yanında onlar fındık fıstık kalacak..."
"Oha!"
Gizli odada kendilerini bekleyen şeyi gören Kahraman Altın Saç ve partisinin gözleri fal taşı gibi açıldı...
Birkaç Gün Sonra
Dünyanın bir yerindeki bir kasabanın arka sokaklarında iki katlı bir bina yükseliyordu. Binanın odalarından birinde, görkemli koltuğunda oturan bir adam —Gölge Kral— büyük bir sabırsızlıkla ayağını yere vuruyordu.
"Hm?" diye çıkıştı önünde duran iki kadına. "Ne dediniz siz, iblis tilki kardeşler?"
Karşısında Altın Kintsuno ve Gümüş Gintsuno duruyordu; iblis tilki kardeşler resmen ter içinde kalmıştı.
"Ş-Şey..." dedi Kintsuno.
"N-Nasıl anlatsak..." diye geveledi Gintsuno.
Her neyse, bu iki kardeş için söylenmesi çok zor kelimeler olduğu belliydi.
Gölge Kral öfkeyle dişlerini sıktı. "Yeter artık!" diye gürledi. "Neymiş bu mesele, anlatın!"
"E-Evet..." Kintsuno yutkundu. "H-Hi Izuru'daki Odo ailesine gönderdiğimiz mallar hakkında..."
"G-Görünüşe göre bir grup haydut gelip hepsine el koymuş!"
"Ne dediniz siz?!" Gölge Kral sarsılarak ayağa fırladı. "Yol boyunca başlarında duruyor olmanız gerekiyordu! Tanrı aşkına, ne halt oldu orada?!"
"Şey... Öhöm..." Kintsuno söze başladı ama gerisi gelmedi. "O mesele... Şey hakkında..."
"Iıı..." diye geveledi Gintsuno. "Nasıl desek ki..."
Bu çok kötü! diye geçirdi Kintsuno içinden. Alnından aşağı soğuk terler süzülüyordu. İşi başkasına ihale edip vaktimizi vur patlasın çal oynasın geçirdiğimizi ona asla söyleyemeyiz!
Asıl mesele, teslimatı yapsınlar diye tuttuğumuz iblis haydutların malları ellerinden kaçırmış olması... diye düşündü Gintsuno da en az kardeşi kadar panik içinde. Ama bunu ağzımızdan kaçırırsak faturayı bize keser!
"Öyle dikilip durmayın, çabuk olun ve çalınan hazineyi geri getirin!" dedi Gölge Kral. "O eşyalardan biri, bir Megakuri’ye enerji sağlayacak kadar büyük bir büyü taşıydı! En azından onun bir izini bulabiliyor olmanız lazım!"
"H-H-Haklısınız!" diye havladı Kintsuno.
"H-H-Hemen aramaya başlasak iyi olur!" diye onayladı Gintsuno.
"Bulunca size haber vereceğiz!"
İkili, lafı biter bitmez odadan fırlayıp gitti.
"İnanılır gibi değil..." diye mırıldandı Gölge Kral. Burnundan soluyarak koltuğuna geri çöktü. "O depodaki gizleme büyüsü varken anlaşılmazdı belki ama o boyuttaki bir büyü taşı, dışarı çıkarıldığı an ardında iz bırakmaya başlar. Bunu nasıl fark edemezler?" Söylenirken ağzına bir puro yerleştirdi. "Devasa bir büyülü canavar tarafından yutulsa bile yerini bulabilirsiniz... Denenecek ilk şey bu olmalı!"
O sırada, Hi Izuru sınırlarına pek de yakın sayılmayan bir kasabada, Kahraman Altın Saç ve partisi, küçük bir hana bağlı geniş bir açık hava banyosunun keyfini sürüyordu.
"Ooooh be!" diye içini çekti Tsuya. Omuzlarını havuzun kenarına yaslayıp bacaklarını iyice uzattı. "Şöyle boylu boyunca uzanabildiğin bir banyoda yıkanmak ne kadar da iyi hissettiriyormuş!"
"Aynen öyle!" dedi Aryun Keats, o da tıpkı Tsuya gibi bacaklarını esneterek. "Şu ücra köşelerdeki gizli kaplıcalar tam bir hazine... Gerçek birer hazine..." Yanındaki küçük sürahiden kendine bir kadeh sake doldurup tek dikişte yuttu.
"Böyle gevşemeyeli o kadar uzun zaman olmuştu ki... Muazzam bir şey bu..." dedi Tsuya.
"Ve tabii ki!" diye ekledi Wuha Gappoli, ikisinin yanından yüzerek geçerken. "Her şey o gizli kapının ardında bulduğum gizli hazine sayesinde!"
"Haklısın!" dedi Aryun. "Senin sayende şimdi burada oturmuş bu lezzetli sakeyi içebiliyoruz!"
Tsuya bu söze büyük bir şevkle kafa sallayarak katıldı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.