Uzak Doğulu Kahraman ve Ormandaki Kovalamaca

Klyrode dünyası, kılıç ve büyüyle örülmüş, her türden efsanevi canavarın ve yarı insanın hüküm sürdüğü bir diyardı. Bu topraklarda, insanlar ve iblisler kadim zamanlardan beri bitmek bilmeyen bir savaşın içindeydi; ta ki insan krallıklarının en yücesi olan Klyrode Büyü Krallığı, iblis soyunun en güçlü teşkilatı olan Karanlık Ordu ile bir barış antlaşması imzalayana dek. O kader anını takip eden yıllar ve aylar boyunca, hem insanlar hem de iblisler, uyum içinde bir arada yaşamanın getirdiği huzur dolu yeni hayatlarına şükretmeye başlamıştı.

Krallığın, iblisler tarafından yayılan tehlikeli Malisyum parçacıklarını etkisiz hale getirebilen Malisyum Nötrleştirici adlı büyü eşyalarını resmen kabul etmesiyle, bu aygıtlar hızla tüm insan topraklarına yayıldı. Artık iblis ziyaretçiler günlük hayatın sıradan bir parçası haline gelmiş, dünyanın dört bir yanındaki bölgeler arası ticaret daha önce hiç görülmemiş bir canlılığa kavuşmuştu.

Lakin savaşın bizzat kendisi sona ermiş olsa da, Klyrode Büyü Krallığı’nın tahtında oturan Bakire Kraliçe son zamanlarda yeni bir sorun yüzünden ne yapacağını şaşırmıştı: Yağmacı canavarların gitgide artan saldırıları.

Öte yandan, iblis soyunun hükümdarı Karanlık Efendi Dawkson'ın da kendine has dertleri vardı. Barış fikrini bir türlü kabullenemeyen bazı iblisler haydutluğa başlamış; sadece insan köylerini değil, Karanlık Efendi'nin politikasını destekleyen iblis yerleşimlerini bile hedef almaya başlamışlardı. Şimdiye kadar Cehennem Dörtlüsü bu saldırıları büyük ölçüde bastırmayı başarmış olsa da, haydutların faaliyetleri yadsınamaz bir huzursuzluğa yol açmıştı.

Houghtow şehrinden Flio ve Rys ise o sırada kendi küçük meselelerine dalmışlardı...

◇ Klyrode Büyü Krallığı — Kuzey Ormanı ◇

Sabahın erken saatleriydi. Sık ağaçlı ormanın içinden geçen kıvrımlı eski yolda bir vagon kervanı ilerliyordu. Kervanın en önündeki vagonun sürücü koltuğunda oturan kertenkele adam, başını kaldırıp tepesindeki yoğun yapraklara baktı.

"Diyorum ya, buradaki ağaçlar o kadar sık ki, orman tabanına güneş ışığı neredeyse hiç düşmüyor! En azından önümüzü görecek kadar aydınlık. Yoksa halimiz haraptı..."

Vagonun çatısından kafasını uzatan genç kertenkele kız, "Yine de baba, şu Büyülü Fırkateynler sayesinde işler artık çok daha kolay, değil mi?" diye karşılık verdi. Daha sözünü bitirmemişti ki, düzenli seferini yapan bir Büyülü Fırkateyn tepelerinden geçerken vagonun üzerine bir gölge düştü. Kız gökyüzündeki gemiyi işaret ederek, "Bak!" dedi. "Az önce bindiğimiz gemi bu!"

Kertenkele adam gülümseyerek başını salladı. "Öyle görünüyor!"

Kızı heyecanla devam etti. "Gerçekten inanılmazlar değil mi? Eskiden vagonla Hilrussen Dağı'na gitmek tam bir ayımızı alırdı ama o gemiler bu yolu yarım günde katediyor!"

Adam, "Hızlılar, kullanışlılar, üstelik ucuzlar da," diyerek onayladı. "Bizim gibi küçük çaplı nakliye şirketlerinin, gidecekleri yere kadar onlarla yolculuk etmesine de ses çıkarmıyorlar. Gerçekten de imdadımıza yetiştiler!"

Güm güm güm güm güm...

Birden, uzaktan gelen bir ses konuşmalarını böldü.

Adam, "N-Ne oluyor?!" diyerek kafa karışıklığı içinde etrafına bakındı. Vagonun üstündeki kızı da aynı şaşkınlıkla çevreyi süzüyordu.

Kız sağ taraflarındaki alçak bir tepeyi işaret ederek, "Baba! Şuraya bak!" diye bağırdı. Orada, yamaçtan aşağı dosdoğru üzerlerine doğru koşan bir grup vahşi, parlak mavi kurt belirdi.

"Olamaz..." dedi adam. Arkasından gelen vagonlara dönüp sesini yükseltti: "İblis haydutlar geliyor! Herkes tam hız ileri! Onları atlatmalıyız!"

Dizginleri asılarak vagonu çeken at formundaki büyü canavarlarını olabildiğince hızlı koşmaya zorladı. Kısa süre sonra yolda fırtına gibi esmeye başlamış, haydutları toz içinde bırakmışlardı.

Büyü canavarı formundaki iblisler koştular, koştular ama nedense avları ile aralarındaki mesafe açılmaya devam ediyordu.

İçlerinden biri, "N-Nesi var bu vagonların?!" diye söylendi. "Ç-Çok hızlılar!"

Bir diğeri, "Haklısın," diye onayladı. "Burada tuhaf bir şeyler dönüyor..."

Haydutların kafa karışıklığı yaşaması normaldi. Büyü canavarı formlarındayken, kendi türleri arasında bile en üst düzey koşu hızına sahiptiler. Bugüne kadar bir tüccar kervanını yakalamakta asla zorluk çekmemişlerdi.

Sürünün başındaki iblis koşarken, "Kahretsin!" diye bağırdı. "Biz turkuaz kurtlar, tüm iblis soyunun en iyi koşucularıyız! Eğer şu ağır vagonları çeken bir avuç büyü atını yakalayamazsak, nesiller boyu alay konusu oluruz! Peşlerine düşün! Kaçmalarına izin vermeyin!"

Arkadaşları tam yeniden aşka gelmişti ki, aniden o ses duyuldu...

Güm güm güm güm güm...

Liderleri, "B-Bekleyin... Bu ses de ne...?" diye sorarak şaşkınlıkla kaynağı aradı.

Arkasındaki kurtlardan biri, "P-Patron!" diye feryat etti. "Arkamızda!"

Başını çevirdiğinde, sürünün arkasından yaklaşan, çok daha büyük bir kurt gördü. Bu yeni gelen kurt, sırtındaki biniciye rağmen ormanda baş döndürücü bir hızla ilerliyordu. Gümüş rengi postu rüzgarda dalgalanırken turkuaz kurtlara hızla yetişti. Ne olduğunu anlamalarına fırsat kalmadan saflarının arasına daldı; doğrudan lidere yönelirken önündeki kurtları sağa sola savurdu.

"Hooop!!!"

"N-Neler o-oluyooor?!!!"

Sürü lideri bir önündeki vagonlara, bir de arkasından yetişen dev kurta baktı. Önce şu vagonları yakalayamadık, şimdi de bu yeni gelene mi yakalandık?! diye düşündü, paniği gitgide artıyordu. Neler oluyor böyle?! Bacaklarının yettiği kadar hızlı koşuyordu ama saniyeler içinde dev kurt tam yanına gelmişti.

"H-Hayır!" Lider, içindeki kuşkuyla savaşarak daha da hızlanmaya çalıştı, canını dişine takmıştı. Dev kurt ise buna karşılık, zahmetsizce onun hızına ayak uyduruyor, sanki hiç çaba sarf etmiyordu. Sırtındaki adam ona tepeden baktı. Turkuaz kurt, binicinin yüzündeki maskeyi görünce gözleri yuvalarından fırladı.

Bir iblis kurda binmiş, kurt maskeli bir insan... diye geçirdi içinden. O-Olamaz...

Giderek daha da dehşete düşen iblisin aksine, maskeli insan dostane bir şekilde gülümsedi. Sol elini turkuaz kurta doğru uzatarak, "Selam," dedi. "Az önce şu vagonlara saldırmayı düşünmüyordunuz, değil mi?"

Hayır, olamaz, bu imkansız! Bu saçmalık! İblis, inkarla başını salladı. O-Onun gibi bir efsanenin burada ne işi olur?!

Bu sırada insan, uzattığı elinin etrafında bir büyü çemberi belirirken aynı sakin tavırla konuşmaya devam etti. Göz ucuyla bakmak bile, o çemberin gerçekten akıl almaz miktarda büyü gücü barındırdığını anlamaya yetiyordu. "Şu haydutluk işine bir son verirseniz çok makbule geçer," dedi. "Böylece kimse Adalet Kurdu'nun gücünü serbest bırakmadan evine dönebilir."

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.