Sırdaş Yüzükler ve Aile İçi Düşler

“Tamam, bu kadar yeter!” diyen Elinàsze elini öne doğru uzattı. Havada önünde dönen bir büyü çemberi belirdi. Ben’ne bir an sonra kendini zorla üzerine geçirilmiş, mayo benzeri bir kıyafetin içinde buldu.

“Bak sen?” Ben’ne kıkırdadı. “Ustalarımın ablasına yakışır cürretkar bir hamle. Yine de...” Bedenini yeniden sis bulutuna dönüştürdü. Ben’ne’nin vücudu etten ve kemikten değil, tamamen zihinsel bir yapıdan ibaretti. Sise dönüşerek üzerine uygulanan her türlü büyü etkisini etkisiz hale getirebilirdi. Fakat yeniden kanlı canlı bedenine büründüğünde, kıyafetin hâlâ üzerinde durduğunu, çıplaklığını inatla örttüğünü gördü. “Bu da ne...?”

Elinàsze neşeyle gülümseyerek, “Şansına küs. Ben büyüyü bozmadığım sürece o üstünden çıkmayacak,” dedi.

Ben’ne parmaklarını kıyafetle teninin arasına sokmaya çalıştı ama parmakları kumaşa hiçbir zarar veremeden üzerinden kayıp gitti. “Anlıyorum...” dedi. “Gerçekten de ustalarımın ablasına yaraşır bir büyü. Yenilgiyi kabul ediyorum.” Yüzündeki mahcup ifadeye rağmen centilmenliğini bozmayarak başını eğdi.

“İ-İnanmıyorum...” diyen Rislei, elleriyle yüzünü kapatsa da parmaklarının arasından önünde yaşanan sahneyi dikizlemeden edemiyordu. “B Hanım...” Utanmıştı utanmasına ama çıplaklık gibi konulara merak duymaya başladığı yaşlara da yavaş yavaş adım atıyordu.

Garyl alaycı bir gülümsemeyle, “Eğitimden söz açılmışken,” diye söze girdi. “Acaba onlarınki nasıl—” Ancak dikkatini bir şey çekince cümlesini tamamlayamadı. “Hmm?” Cebindeki bir şeye hızla uzandı. Çıkardığı yüzük o sırada titreşiyor ve ışıklar saçarak parıldıyordu. “Kusura bakmayın, benim biraz dışarı çıkmam gerek. Siz artık yatın isterseniz.” Gülümseyerek yakındaki pencereden dışarı fırladı, pencere pervazında çömelip tek bir sıçrayışta çatıya kadar yükseldi.

Garyl gözden kaybolurken Elinàsze kıkırdadı. “Vay vay vay. Garyl’ın bahsettiği o kişinin kim olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. Herhalde az önce kendisini arayan kişiyle aynı kişidir.”

“Ha?” Rislei gözlerini kırpıştırdı. “Eli, Gare’e ne oldu öyle az önce?”

“Elinde tuttuğu yüzüğü gördün mü?” diye karşılık verdi Elinàsze. “O babamın yaptığı ve üzerine Konuşma Mücevheri yerleştirdiği bir yüzük.”

“Konuşma... Mücevheri mi?” diye tekrarladı Rislei.

“Evet. İki yüzükten oluşan bir takımın parçası. Yüzükleri takanlar ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar birbirleriyle konuşabiliyorlar. Üstelik güvenlik önlemleri de var, kimse konuşmayı gizlice dinleyemiyor. Mesela çiftlerden biri Klyrode Kalesi’nde, süregelen bir muhafız gözetimi altında ve bir büyü bariyeri arkasında olsa bile, kimse konuşmalarına müdahale edemez. Hatta farkına bile varamaz.”

Elinàsze tam noktaya parmak basmıştı. Karanlık Ordu ile yapılan savaş sırasında Klyrode Kalesi defalarca düşman ajanlarının sızmasına maruz kalmıştı. Ajanların hassas bilgileri aktarmak için büyü kullanmasını önlemek adına, kale üst düzey büyücülerden oluşan bir ekip tarafından sürekli olarak güçlü bir büyü bariyeri altında tutuluyordu. Bu uygulama savaş sona ermiş olmasına rağmen hâlâ devam etmekteydi.

“Klyrode Kalesi’nin etrafındaki bariyeri bile aşıyor mu?” diye sordu Rislei. “İnanılmaz bir yüzükmüş...”

Elinàsze sanki yüzüğü kendi yapmış gibi büyük bir gururla, “Değil mi?” diye şakıdı. “İşte benim babam! O gerçekten dünyadaki en inanılmaz adam.”

“Hmm...” Rislei bir an durup düşündü. “Ama diğer yüzük Klyrode Kalesi’ndeyse, bu Garyl’ın gizemli konuşma partnerinin...”

“Evet, aynen öyle,” diyerek onayladı Elinàsze. “Hiç şüphe yok ki Ellie Hanım.” İki kız anlamlı bir gülümseme paylaştı. Elinàsze konuşmasına devam etti. “Gerçi pek bir şey değişmiyor. Ellie Hanım gelinlik eğitimi kapsamında yarın akşam yemeği yapmaya yardım etmek için buraya gelecek zaten. Babam da annem de ikisini sonuna kadar destekliyor.”

Rislei kollarını kavuşturup düşünceli bir tavırla, “Öyle,” dedi. “Ama diğer yandan, Ellie Hanım bu diyarın Kraliçesi biliyorsun. Gare onunla evlenirse, Klyrode Büyü Krallığı’nın Kralı olup çıkacak...”

Elinàsze kahkahayı bastı. “Kral Garyl Majesteleri, ha? Söylemek istemezdim ama bunu hiç hayal edemiyorum. Garyl’dan pek kral tipi çıkmaz. Bir kral büyüye tamamen hükmetmeli, kusursuz dövüş yeteneklerine sahip olmalı. Zeki olmalı, yakışıklı olmalı ve yaptığı her işte kesinlikle mükemmel olmalı! Evet, bence ancak böyle biri o makama layık olabilir...” Ellerini birbirine kenetledi, gözlerinde hülyalı bir ışıltı belirdi. “Yani tıpkı babam gibi biri! Bu işin üstesinden gelebilecek başka birini düşünemiyorum bile!” Bir an için Flio’nun kral olduğu hayaline kapılıp gitti. “Ve onun yanında...” diye devam etti tutkuyla, kendini Kral Flio’nun yanında süzülen bir eş olarak hayal ederek.

Elinàsze’nin tam bir baba kuzusu olarak bilinen ünü, her zamanki gibi sarsılmazlığını koruyordu.

◇ Bu esnada... ◇

“Hmm...?” Yatak odasındaki makyaj masasının aynası karşısında saçlarını taramakta olan Rys, aniden taranmayı bırakıp başını kaldırdı ve odayı süzdü.

Flio, Rys işini bitirirken yatağın köşesinde oturmuş kitap okuyordu. “Ne oldu Rys?” diye sordu.

Rys şüpheci bakışlarla etrafı süzmeye devam ederek, “Emin değilim...” dedi. “Bana öyle gelmiş de olabilir ama sanki birinin yüce kocacığımla ilgili son derece uygunsuz hayaller kurduğuna dair titreşimler hissettim...”

Rys’in duyuları, kızının kurduğu masum hayalleri bile sezebilecek kadar kesşkindi. Ne de olsa Elinàsze baba kuzusu olmanın hakkını veriyorsa, Rys’in de yüce kocasına tapan bir eş olarak ünü en az onun kadar yüksekti.

◇ ◇ ◇

Rislei, Elinàsze’nin hayaller âleminde kaybolup gitmesini, gözlerinin hayranlıkla parıldamasını bıyık altından gülerek izledi. Ah Eli... Hiç değişmiyorsun, değil mi? diye düşündü. “Yani,” dedi yüksek sesle. “Kral olmaya layık biri varsa o da babandır, kabul ediyorum. Adam eski Karanlık Lord Ghozal Bey’den ve Hiya gibi dişli bir cinden bile daha güçlü...”

Rislei bunu düşünürken hafifçe içini çekti. Bende de öyle bir yüzük olsaydı, diye geçirdi içinden, Reptor ile iletişim kurmakta hiç zorlanmazdım... Kertenkeleadam çocuk olan sınıf arkadaşı Reptor’ın görüntüsü zihninde belirince tekrar içini çekti. Onu daha yakından tanımayı gerçekten çok isterdim ama eve çağırsam babamın engel olacağı kesin. Şehirde randevuya çıkarmaya çalışsam babam yine yerin dibinden biter! Keşke benim de Gare’inkiler gibi ilişkimi onaylayan ebeveynlerim olsaydı... Ama babam hiçbir erkeğin yakınıma yaklaşmasına izin vermez...

Rislei’nin babası Sleip, konu kızı olduğunda aşırı korumacı tavrıyla nam salmış bir adamdı.

“Ah ha ha,” diye güldü Ben’ne, iki çocuğa sevgiyle bakarak. “Ah, gençlik dertleri. Ne kadar da nostaljik.”

◇ Hafta Sonuna Doğru — Klyrode Kalesi ◇

Birkaç gün sonra Garyl ve Flio, Klyrode Kalesi’ne bir ziyarette bulundular.

“Ellie Hanım —yani Majesteleri Bakire Kraliçe— geçen gün benimle iletişime geçti,” dedi Garyl. Şu anda kale surlarının içinde oldukları için Bakire Kraliçe’den bildiği ismiyle değil, resmi unvanıyla bahsetmeyi unutmamalıydı. “Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’nü ziyaret etmem için kaleye uğramamı istedi.”

“Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü mü?” dedi Flio. “Çocuklara yönelik Klyrode Genç Şövalyeler Okulu ve genç yetişkinlere yönelik Klyrode Şövalye Akademisi gibi birden fazla eğitim kurumunun birleştirilmesiyle kurulduğunu duymuştum...”

“Doğru,” dedi Garyl. “Ve şimdi...”

Ancak konuşmalarına devam edemeden, şövalye üniforması giymiş bir adam ikisinin yanına yaklaştı. Bu kişi, emekli Şövalye Komutanı MacTaulo’dan başkası değildi. “Bak sen, Garyl gelmiş! Ben de seni bekliyordum!”

MacTaulo, Karanlık Ordu’ya karşı yapılan savaş sırasında Klyrode şövalyelerinin en yüksek rütbeli komutanı ve insanlığın en güçlü savaşçılarından biriydi. Cephede uzun yıllar boyunca, özellikle de savaş boyunca defalarca karşı karşıya geldiği Dört Cehennem Generali’nden Sleip’in kuvvetlerine karşı savaşmıştı. Ancak halkları artık barış içinde olduğu için Sleip ile aralarında dostane bir bağ kurulmuştu.

Savaşın geride kalmasıyla birlikte MacTaulo, barış antlaşmasının getirdiği fırsatı değerlendirerek ordudan ayrılmış ve tüm çabasını gelecek nesilleri eğitmeye adamıştı. Şimdi yeni Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’nün ilk müdürü olarak görev yapıyordu.

Flio nazikçe başını eğerek, “Müdür MacTaulo,” dedi. “Zahmet edip bizi karşılamaya geldiğiniz için teşekkür ederiz.”

Garyl da eğilerek, “Merhaba Müdür Bey,” dedi. “Söz verdiğim gibi ziyarete geldim.”

MacTaulo onaylarcasına baba oğula başını salladı. Flio’nun, ardından da Garyl’ın elini sıkıca sıkarak, “Houghtow Büyü Koleji’nin gurur kaynağı olan sizlerin kurumumuzu ziyaret etmesinden daha fazla mutluluk duyamazdım,” dedi. “Lütfen acele etmeyin, gönlünüzce etrafı gezin.”

Garyl, MacTaulo’nun elini sıkarken mahcubiyetle, “O kadar da özel biri değilim aslında,” dedi. “Ama bizi ağırladığınız için teşekkürler!”

MacTaulo, Garyl’ın bu mütevazı sözlerine babacan bir gülümsemeyle karşılık verirken, ona eşlik eden tavşanadam kadın Rabianna sırıtarak söze karıştı. “Sakatlıkları olmasaydı Müdür MacTaulo size bizzat ders vermek için zıp zıp zıplardı!” diye lafa atıldı. “Eline geçen her fırsatta bunu dile getiriyor, ‘Ah, şu sakat dizim olmasaydı...’ deyip duruyor!”

“Ne yani, beni suçlayabilir misin?” diyen MacTaulo, sorunlu dizine kederli bir bakış attı. “Sanki daha dün cephede savaşıyormuşum gibi geliyor! Herkes bu sakat dizim yüzünden başımın etini yemeden önce tam da bu kurumda tatbikatlara liderlik etmekle meşguldüm ben!”

Rabianna kollarını öfkeyle kavuşturarak onu azarladı. “Söylediklerinize bakın! Yaşınız aldı başını gitti Müdür Bey, zıp zıp yaşlandınız artık! Lütfen uslu bir çocuk olun ve sadece idari işlerinizle ilgilenin!”

"Yok daha neler!" diye diretti MacTaulo. "Gerekirse tek elim arkamda bağlı yine tatbikat yaptırırım! Bütün gün masa başında tıkılıp kalmamı bekleyemezsiniz benden."

"Gözünü seveyim Müdür Bey, yaşınızı başınızı aldınız artık!" dedi Rabianna son derece ciddi bir tavırla. Sesindeki o takılgan edadan eser kalmamıştı. "Savaştaki o muazzam liderliğinizi bilmeyen yok! Hepimiz size sonsuz saygı duyuyoruz! Ama tam da bu yüzden kendinizi heder etmenizi istemiyoruz işte!"

MacTaulo ile Rabianna'nın bu atışması, hâlleri tavırlarıyla âdeta bir baba kızın çekişmesini andırıyordu.

Flio, ikilinin bu hâlini izlerken yüzünde mütebessim bir ifade belirdi. Basit bir iyileştirme büyüsüyle Müdür MacTaulo'nun dizini şıp diye iyileştiririm aslında, diye düşündü, gözlerini ikisi arasında gezdirirken. Ama sanki Rabianna Hanım, adamın kendini fazla yormasını engellemek için bu sakat diz bahanesine biraz da bilerek sarılıyor. Hmm... Bu duruma nasıl yaklaşmalı acaba?

Flio bir süre daha atışmalarını seyretti ancak ikilinin durulmaya hiç niyeti yoktu. En sonunda dikkatlerini çekebilmek için elini kaldırmak zorunda kaldı. "Affedersiniz... Bölmek istemem ama vaktimiz kısıtlı. Turumuza başlasak mı acaba?"

"Aha!" dedi MacTaulo irkilerek. "Kusura bakmayın! Rabianna, bu mevzuyu başka zamana erteleyelim de Flio Bey ile genç Garyl'a okulumuzu gezdirelim!"

"Ben de sabahtan beri onu anlatmaya çalışıyorum ya!" diye söze girdi Rabianna. MacTaulo'ya son bir laf çarptıktan sonra neşeyle başını eğerek Flio ve Garyl'ı selamladı. "Pekala, Flio Bey, Garyl Bey, sizi beklettiğim için çok özür dilerim! Bu taraftan buyurursanız okulumuzu tanıtmaya başlayabiliriz!"

◇ O sırada — Houghtow Büyü Koleji ◇

Garyl'ın Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsünü ziyaret etmek için derse gelmeyeceğini öğrenen Salina, detayları almak için soluğu hemen Elinàsze'nin sırasının yanında aldı. "Doğru mu bu? Lord Garyl gerçekten başka bir okulu mu ziyaret ediyor?"

"Söyledim ya işte," diye karşılık verdi Elinàsze, kıza yorgun bir bakış atarak. "Altı üstü sıradan bir ziyaret. Bu kadar heyecan yapma."

"Ama, ama, ama..." Salina, Elinàsze'nin sırasına doğru iyice eğilerek gevelemeye başladı. "Y-Ya başkentte güzel bir hanımla tanışıp onunla kalmak isterse! O zaman ben ne yapacağım?!" Salina, paniğe kapılıp elleriyle başını tutarak gözyaşları içinde en felaket senaryoları çizmeye devam etti.

Elinàsze, Salina sıra üzerinde kendinden geçerken derin bir iç çekti. Hah... diye düşündü, gözlerini bıkkınlıkla kıza dikerek. Ne deseydim ki sanki? Belki de Garyl'ın Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsüne kaydolmaya karar verdiğini söylemeliydim... Ama öyle bir şey söyleseydim bu sefer Irystiel ile Snow Little da panikleyeceklerdi, içimden bir ses öyle diyor...

Salina birden çırpınmayı kesti ve başını kaldırdı. "Bu arada," dedi. "Elinàsze..."

"Efendim? Ne oldu?" diye sordu Elinàsze.

"Sen bu okulun en başarılı öğrencisisin, değil mi?"

"Sözde öyleyim," dedi Elinàsze. "Eğer bir anlam ifade ediyorsa..."

Salina, Elinàsze'nin ellerini kenetlercesine tuttu. "Beni iyi dinle Elinàsze..." dedi, gözlerindeki son derece ciddi bir ifadeyle kızın ellerini gücü yettiğince sıkarak. "Sen benim en değerli dostlarımdan birisin. Elbette Lord Garyl'ın yanında olmayı her şeyden çok isterim ama seninle birlikte mezun olmayı da çok ama çok isterim. Umarım beni anlıyorsundur..."

"Salina..." dedi Elinàsze, söyleyecek söz bulamayarak. E-Yani... diye düşündü. Ben de Klyrode Enstitüsüne nakil olmanın çok zahmetli bir iş olacağını söylemiştim zaten... Yüzünde karmaşık bir ifade belirdi.

"Ahhh!" diye feryat etti Salina, sonunda Elinàsze'nin sırasından çekilerek. "Lord Garyl için endişelenmeden edemiyorum! Umarım bir an önce döner..."

◇ Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü — Öğrenci Konseyi Odası ◇

"Başkan Lullun!" Uzun saçlı bir kız, öğrenci konseyi odasının kapısını biraz fazla sert bir şekilde ardına kadar açtı. Arkasından gelen gözlüklü bir oğlanla birlikte, öğrenci konseyi başkanının koltuğunun önünde sarsakça durdular. "G-Garyl burada!"

"Yanında babası gibi görünen bir adamla geldi," diye ekledi gözlüklü oğlan. "Müdür MacTaulo onları içeri aldı bile!"

Mor saçlarını iki yandan atkuyruğu yapmış olan konsey başkanı kız, sahte gözlüğünü burnunun kemerine doğru hafifçe itti. "Sakin olun, Locanna. Sen de Dethryc," dedi buz gibi bir mesafeyle. "Bu çocuk için neden bu kadar yaygara yapıyorsunuz ki? Yanlış bilmiyorsam alt tarafı bir insan-iblis melezi. Yani kanının yarısı sıradan insan soyundan geliyor. Üstelik taşralının teki..."

Uzun saçlı kız Locanna ile gözlüklü oğlan Dethryc, şaşkınlık ve bıkkınlıkla başkana baktılar. "K-Kanının yarısı insan mı...?" dedi Locanna.

"Ama sizin kanınızın tamamı insan, değil mi sınıf başkanı?" dedi Dethryc.

"Lafın gelişi o," dedi Sınıf Başkanı Lullun, gözlüğünü bir kez daha düzelterek. "Ciddiye almayın bu kadar." Koltuğundan kalkıp konuşmasını sürdürdü. "Ama şu an okuduğu Houghtow Büyü Koleji... Duyduğum kadarıyla oldukça düşük seviyeli bir okulmuş. Okuma yazmayı zor beceren yarı insanlara ders verdikleri, yetmezmiş gibi Şimdi de Karanlık Ordu ile yapılan barış antlaşması sayesinde eğitimsiz iblis çocuklarını da kabul edeceklerini duyurdukları söyleniyor! Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsünün böyle bir geçmişe sahip bir öğrenciyi neden kabul etmek isteyeceğini aklım almıyor..."

Derin bir iç çektikten sonra devam etti. "Ancak Müdür MacTaulo bana bu çocukla tanışıp ona okulumuzu gezdirmemi emrettiğine göre gidip görüşmem gerekecek. Kurumumuzun gerçekten böyle birine ihtiyacı olup olmadığını merak etmeden duramıyorum. Bir de nakil konusunda kararsız kaldığını söylüyorlar, öyle mi? Muhtemelen sadece heyecan yapıyordur, kadınsı cazibemi kullanmaya değecek bir durum yok."

"Hayır, anlamıyorsunuz!" dedi Locanna. "Garyl buradaki öğrenciler arasında bile çok ünlü!"

"Bu konuda bize güvenin!" diye yalvardı Dethryc.

Lullun iç çekip gözlüğünü bir kez daha düzeltti. "Tamam, tamam, anladım," dedi. "Madem öyle, müdürün odasına gidiyorum. Siz ikiniz de bana eşlik edin."

"T-Tamam!" diye kabul etti Locanna.

"Nasıl isterseniz!" dedi Dethryc.

Lullun, arkasından aceleyle gelen Locanna ve Dethryc ile birlikte öğrenci konseyi odasından çıktı ve koridor boyunca MacTaulo'nun beklediği müdür odasına doğru ilerledi.

◇ Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü — Müdür Odası ◇

"Bu okul gerçekten harikaymış," dedi Garyl, MacTaulo'nun odasının yan duvarını süsleyen muazzam büyüklükteki mızrağı görünce.

"Ha?" MacTaulo şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırdı. "Sakın bana bu mızrağın ne olduğunu bildiğini söyleme!"

"Şey..." dedi Garyl, mahcup bir şekilde gülümseyerek. "Silahın adını falan bilmiyorum ama bir şeyler hissedebiliyorum. İnanılmaz miktarda büyü gücüne sahip bir iblise ait olmalı."

"Mütevazı olmana gerek yok," dedi MacTaulo. "Bu kadarını anlayabilmen bile son derece etkileyici. Efsanevi şövalye komutanı Sir Geldredda bu mızrağı zamanının Karanlık Lordu'ndan ele geçirmiş, hikaye böyle anlatılır. Kendisi kurumumuzun öncülerinden olan Genç Şövalyeler Klyrode Okulunun kurucusudur. Bir bakıma okulumuzun simgelerinden biridir bu."

"Vay canına!" dedi Garyl, gözleri ışıl ışıl mızrağa bakarken. "Demek bu yüzden üzerinden bu kadar yoğun bir büyü gücü hissedebiliyorum!"

Flio, odadaki koltukta oturduğu yerden mızrağa doğru baktı. Doğruydu, mızrağın ucundan dışarı büyü enerjisi sızıyordu. Yüksek seviyede büyü gücüne sahip bir iblisi katletmek için kullanılmış gibiydi. Flio duyularını mızrağa odakladı, büyüyle sadece kendisinin görebileceği bir pencere açtı ve çok ama çok eskilerde yaşanmış bir savaşın anlarını zihninde yeniden oynattı.

Flio, şövalye komutanı olduğu anlaşılan bir adamın devasa bir iblisin üzerine atılışını, ağır kılıcını savurarak iblisin mızrağını yere düşürüşünü izledi. Hmm... diye düşündü, yüzüne ne yaptığını bilir bir alaycı gülümseme yerleşirken. Güçlü bir iblisten alındığı doğru gibi ama bu ne Karanlık Lord'a ne de Dört Cehennem Generali'ne benziyor. Olsa olsa tümen komutanı seviyesinde bir iblistir...

Ancak Flio, ulaştığı bu bilgiyi o an paylaşmamayı tercih etti. Ortamın havasını bozmak istememişti. Bunun yerine MacTaulo'nun, hayranlıkla kendisini dinleyen Garyl'a silahın tarihini neşeyle anlatışını izledi.

Tık tık.

Tam o sırada kapı çalındı. "Girin, kapı açık!" dedi MacTaulo. Kapı açıldı ve odanın karşılama alanına üç öğrenci adım attı; Lullun, Locanna ve Dethryc.

"Öğrenci Konseyi Başkanı Lullun, talimatınız üzerine Öğrenci Konseyi Başkan Yardımcıları Locanna ve Dethryc ile birlikte huzurunuzdadır Müdür Bey," diyerek kendini tanıttı Lullun. Şık bir şekilde başını eğdi ve gözlüğünü burnunun kemerine doğru itti. Locanna ve Dethryc de saygıyla eğildiler.

"Ah, siz üçünüz," dedi MacTaulo. "Konsey görevlerinizden vakit ayırdığınız için teşekkür ederim." Elini Garyl'ın omzuna koydu. "Bu Garyl. Bugün okulumuzu ziyaret etmek ve işleyişimizi görmek için geldi."

"Ben Garyl, Houghtow Büyü Kolejinden geliyorum," dedi Garyl, Lullun'a babasını andıran rahat ve samimi bir gülümsemeyle bakarak. "Bana okulu gezdirmeyi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim!" Elini uzattı.

Locanna'nın kalbi teklemişti. "B-Ben Locanna, öğrenci konseyi başkan yardımcısıyım!" diye şakıdı kız. Yüzü al al olurken Garyl'ın elini sıkıp sakinliğini korumak için üstün bir çaba sarf etti. "T-Tanıştığıma memnun oldum!" K-Kırsaldan gelen bir çocuğa göre fazla yakışıklı değil mi ama...? diye geçirdi içinden.

Dethryc ise aksine gayet sakin görünüyordu. "Diğer konsey başkan yardımcısı da benim. Adım Dethryc. Tanıştığımıza memnun oldum Garyl," dedi ve Garyl'ın elini ağırdan alarak sıktı.

"Ben de memnun oldum," dedi Garyl.

Öğrenci konseyinin iki başkan yardımcısıyla tanışan Garyl, ardından Öğrenci Konseyi Başkanı Lullun’un elini sıkmak için adım attı. Ancak Lullun elini uzatacakmış gibi durmuyordu. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, meraklı gözlerle dik dik Garyl’a bakıyordu.

“Şey...” dedi Garyl. Kafasındaki kafa karışıklığı giderek artsa da gülümsemesini bozmadan elini havada tutmaya devam etti.

Lullun sert bir hareketle gözlüğünü burnunun kemerine doğru itti ve yerinde öylece durdu, kılını bile kıpırdatmadı.

Lullun’un bu tavrı karşısında rahatsızlığı giderek artan MacTaulo, ikisinin arasına girdi. “Ş-Şey, işte böyle!” dedi Garyl’a dişlerini göstererek gülümserken. “Bu üçü, kurumumuzun öğrenci temsilcileridir. Bir sakıncası yoksa sana okulu gezdirmelerini rica edeceğim!”

“Çok teşekkür ederim herkese!” dedi Garyl. Elini indirip MacTaulo’nun gülümsemesine aynı neşeyle karşılık verdi. “Gidelim mi?”

Üstlerinin bu garip davranışının gayet farkında olan iki başkan yardımcısı, Lullun ile Garyl’ın arasına girerek defalarca eğildiler.

“Yok, yok, biz teşekkür ederiz!” dedi Locanna.

“Aklınıza takılan bir şey olursa çekinmeden sorun, bildiğim her şeyi anlatırım,” diye teklifte bulundu Dethryc.

Yerine çakılıp kalan Lullun ise Garyl’ı izlemeye devam etti; arada bir gözlüğünü düzeltmek dışında hiçbir şey yapmadı.

Sonrasında Garyl, Flio, MacTaulo, MacTaulo’nun sekreteri Rabianna ve öğrenci konseyinden bu üç kişi kampüsü gezdi. Binicilik, mızrak dövüşü ve okçuluk pratikleri için kullanılan tesisler Klyrode şövalyeleriyle ortaklaşa kullanılıyordu. Bu da söz konusu derslerin Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’nün kendisinden ziyade kulenin geniş kale alanında yapıldığı anlamına geliyordu. Enstitünün üç katlı büyük bir taş yapıdan oluşan ana binası kale sınırları içindeydi ancak eğitim sahalarından biraz uzaktaydı. Etrafında çeşitli uygulamalı eğitimler için tasarlanmış daha küçük binalar ve büyü büyüleri pratikleri için ayrılmış alanlar yer alıyordu. MacTaulo ve öğrenci konseyi üyeleri yürüdükçe çeşitli tesislerin ne işe yaradığını açıkladılar.

Binalardan birinin yanından geçerlerken “Burada da kılıç bakımı dersleri veriyoruz,” diye açıkladı MacTaulo.

“Hey, Locanna,” dedi Dethryc. “Bakım eğitimi sırasında bir kılıcı ortadan ikiye büktüğün zamanı hatırlıyor musun? Her zaman saçma bir gücün vardı zaten...”

“H-Hey!” diye protesto etti Locanna. Diğer başkan yardımcısının özel hayatına dair detayları ortaya dökmesiyle yüzü kıpkırmızı oldu. “Dethryc! Böyle gereksiz hikayeleri anlatmana hiç gerek yok!”

Kampüs etrafında bu şekilde ilerlemeye devam ettiler. Garyl’a okulu tanıtma işinin yükünü büyük oranda başkan yardımcıları üstlenmişti. Hafta içi bir gündü ve dersler her zamanki gibi devam ediyordu. Geçtikleri her yerden, ziyaretçiler hakkında dedikodu yapan fısıltı dolu kız sınıflarının sesleri duyuluyordu.

“Şuraya bak! Herkesin bahsettiği şu Garyl değil mi o?”

“Büyük turnuvada harikalar yaratan çocuk mu?!”

“Gerçekten de dedikleri kadar yakışıklıymış...”

“A-A-Ama neden burada? Bugün hem de?!”

“Derste olmasaydık keşke... Onunla konuşmak istiyorum!”

“B-Belki bir anlığına dışarı süzülebilirim...”

“Hey! Sırayı bozmak yok!”

Garyl, bu garip bir şekilde tanıdık manzara karşısında sadece yüzünü ekşitebildi.

Gezinti öğleden sonra sona erdi. MacTaulo ve Rabianna, Flio ile Garyl’ı okul kapısına kadar geçirdi.

“Bugün her şeyi düzgünce açıklayacak kadar vaktimiz olmadığı için üzgünüm,” dedi MacTaulo. “Belki sadece bakarak bile anlamışsınızdır ama Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’ndeki tesislerin ve ekipmanların tamamen yepyeni ve son teknoloji olduğuna garanti ederim. Eğitmen kadromuz da gerçekten yetkin kişilerden oluşuyor. Eğitiminize katkıda bulunmak için gereken her şeye sahip olduğumuzdan eminim. Hepimiz, burada öğrenci arkadaşlarınızla birlikte eğitim alacağınız, pratik yapacağınız ve yeteneklerinizi daha da geliştireceğiniz günü iple çekiyoruz.” Elini uzattı.

“Teşekkür ederim,” dedi Garyl, MacTaulo’nun elini sıkıca sıkıp rahat bir gülümsemeyle. “Ama daha önce de söylediğim gibi, önce Houghtow Büyü Koleji’ndeki eğitimimi düzgünce bitirmek istiyorum. Yine de Houghtow’dan arkadaşlarımla birlikte ziyarete gelip bir tür eğitim kampı gibi bir şey düzenleyebilirsek çok mutlu olurum...”

“Elbette,” dedi MacTaulo. “Majesteleri Bakire Kraliçe de eğitim kampı fikrinizden daha önce bana bahsetmişti. Önümüzdeki birkaç gün içinde başvuranlar için bir sistem kurmaya bakarız.”

Garyl, MacTaulo’nun arkasında bekleyen Locanna ve Dethryc ile vedalaştı ancak üstleri olan öğrenci konseyi başkanı Lullun görünürlerde yoktu.

“Hmm...” dedi MacTaulo. “Lullun’dan eser yok sanırım. Pekala, bugünlük işimizi bitirdik sayılır. Bay Flio, Garyl, bu ziyaretiniz için ikinize de çok teşekkür ederim.” Başını eğdi, Flio ve Garyl da aynı nezaketle karşılık verdi.

“Eve nasıl döneceksin Garyl?” diye sordu Locanna. “Arabayla mı? Yoksa Büyülü Firkateyn’e mi bineceksiniz?”

“A, hayır,” dedi Flio, her zamanki rahat gülümsemesiyle. “Biz bunu kullanacağız.” Elini uzatıp büyü yaptı ve büyük bir büyü çemberi çağırdı. Çember, içinden devasa bir kapı çıkana kadar mistik bir ışıkla parıldayarak yerde sessizce döndü.

“Ne?” Locanna gözlerini kırpıştırdı. “O-O da ne...? Yoksa?”

“İmkansız!” dedi Dethryc, gözleri fal taşı gibi açılarak. “O bir ışınlanma portalı mı?!”

İkisi şaşkınlık içinde izlerken Flio son derece gayriihtiyari bir şekilde kapıyı açtı ve diğer tarafta evinin ön kapısı belirdi. “Öyleyse,” dedi, “biz artık müsaadenizi isteyelim.” Son bir gülümsemeyle kapıdan çıkıp gitti.

“Tekrar karşılaşana dek,” dedi Garyl. “Ve lütfen Bayan Ellie’ye benim için selam söyleyin!”

Kapı arkalarından kapandı ve olduğu yerde kayboldu.

“Ha? D-Durun bir dakika...” Locanna gözlerine inanamıyor gibiydi. “Ama burası Klyrode Kalesi, değil mi?”

“Kalenin büyücülerinin kurduğu bariyer sayesinde burada Işınlanma büyüsü yapmak imkansız olmalıydı,” diye katıldı Dethryc. İkisi de kapının az önce durduğu boşluğa boş gözlerle bakıyordu.

“Eh, Bay Flio ve Garyl’dan da bu beklenirdi,” dedi MacTaulo başını sallayarak. Kendisi ise tamamen farklı bir noktada kafa karışıklığı yaşıyor gibiydi. “Bu arada...” diye başladı, Rabianna’ya göz ucuyla bakarak. “Garyl’ın bahsettiği şu ‘Bayan Ellie’yi tanıyor musun acaba?”

“Korkarım adını bile duymadım...” dedi Rabianna, aynı derecede habersiz görünerek.

Bakire Kraliçe’yi takma adı Ellie ile tanıyan çok az insan vardı; Garyl ayrılırken bu ayrıntıyı unutmuştu.

Garyl ve Flio’nun kaybolduğu toprak parçasına bir süre baktıktan sonra Locanna ve Dethryc aniden kendilerine geldiler.

“B-Bir dakika...” dedi Locanna, yanındakine doğru eğilip kısık sesle fısıldayarak. “Başkanımız nereye kayboldu böyle? Garyl’ı okula nakil olmaya ikna etmek için şu meşhur Cazibe büyüsünü kullanacağını sanıyordum. Ama bunun yerine bütün zaman boyunca tek kelime etmedi ve yolun yarısında ortadan kayboldu! Klyrode aşkına ne olmuş olabilir?”

“İyi bir soru...” diye fısıldadı Dethryc. “Benim de senden fazla bir fikrim yok. Öğrenci konseyi odasındayken bu işi yapmaya son derece kararlı görünüyordu...”

“Yüzsüzlüğe bak!” diye soludu Locanna. “Böyle tatlı bir çocuğun kaçmasına izin verdiğine inanamıyorum! Ya da şey, yani böyle mükemmel bir öğrencinin demek istedim...” Kendini düzeltmek için acele etti. “Onun gibi birinin burada olması Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’ndeki herkes için motivasyon kaynağı olurdu!”

“Neler oluyor orada siz ikiniz?” dedi MacTaulo, fısıldaşan öğrencilerin olduğu tarafa bakarak başını yana eğdi. “Bir sorun mu var?”

İkisi birden panikle kafalarını salladılar.

“A-Ah! Hiçbir şey! Kesinlikle hiçbir şey!” diye cıyakladı Locanna panik dolu bir detone sesle.

“Ç-Çok doğru!” diye ekledi Dethryc. “Kesinlikle hiçbir şey yok, Okul Müdürü MacTaulo!”

◇ Bu sırada — Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü, Kızlar Tuvaleti ◇

Gezintinin ortasında ortadan kaybolan Lullun, tam o anlarda kendisini kızlar tuvaletine kapatmıştı. Vücudu az önceki gibi görünmüyordu; artık bir insana değil, soluk tenli dişi bir ibilse benziyordu.

“Bir sukkubus-insan melezi olan ben... Lullun’un bu hale düşeceğini düşünmek...” diye mırıldandı kendi kendine, gergin bir şekilde gözlüğünü tekrar tekrar düzelterek.

Ayrıca tesadüf bu ya, aşırı derecede kızarmıştı. Garyl’ın gülen yüzünün görüntüsü Lullun’un zihnine davetsizce hücum ediyor, yanaklarının eskisinden de kırmızıya dönmesine neden oluyordu. Çocuk hakkında düşündükçe yüzündeki kızarıklık daha da belirginleşiyordu.

“Ben bu okula tam bursla davet edilmiş seçkin bir sukkubusum!” dedi kendi kendine. “N-N-Nasıl olur da bir taşralıya ilk görüşte aşık olurum?! Bu gerçek olamaz...” Utanç içinde yüzünü elleriyle kapattı. “O çocuğu gördüğüm an duygularım kontrolden çıkmaya başladı... Sadece önünde tek bir kelime bile edememekle kalmadım, daha da kötüsü, ne olduğunu anlamadan insan formumu koruma yeteneğimi kaybettim! Konuşamamak bir yana, k-k-keşke sonuna kadar yanlarında kalabilseydim...”

Lullun’un kendisi de sukkubus bir iblis ile bir insanın çocuğu olan bir melezdi. Büyülü Krallık’ın insanlarla iblisler arasındaki dostluk bağlarını derinleştirme projesinin bir parçası olarak Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’ne davet edilen öğrencilerden biriydi.

Aslında Houghtow Büyü Koleji, yarı iblis olması nedeniyle ona öğrencileri arasında bir yer teklif eden ilk okuldu ancak Lullun, “Taşra okulu benim gibi seçkin birinin yeri olamaz!” diyerek onları kestirip atmıştı. Bunun yerine, soyunu bir sır olarak saklayarak Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü’ne gitmeyi seçmişti. Onun yarı sukkubus olduğunu sadece MacTaulo biliyordu.

"Neden zamanında o kadar inat ettim ki sanki?" Kızarmış suratıyla tuvalette otururken ağlayıp sızlanıyordu. "En başından Houghtow Büyü Koleji'ne gitmiş olsaydım ne olurdu sanki? Ah, tatlı Garyl'ım benim..."

"Oha!"

Garyl'ın bedeninden aniden bir titreme geçti.

"Garyl?" Flio oğlunun durumunu fark edip endişeyle sordu. "Bir şey mi oldu?"

"Ah, kusura bakma baba," dedi Garyl yüzünü buruşturarak. "Bir an omurgamdan aşağı buz gibi bir şey kaydı sanki. Ama şimdi her şey yolunda gibi!" Sağlığını kanıtlamak istercesine kaslarını sıktı.

Flio o her zamanki rahat gülümsemelerinden birini sundu. "Peki öyleyse, bugünkü ziyaret hakkında ne düşünüyorsun?"

"Gerçekten çok ilgi çekiciydi!" dedi Garyl. "Ama o yarı insan yarı sukkubus olan kız, Lullun Hanım, yolun ortasında neden öyle aniden kaçıp gitti, anlamadım..."

"Öyle mi?" dedi Flio. "Onun yarı sukkubus olduğunu fark ettin demek?"

"Evet," diyerek başını salladı Garyl. "Yani, etrafa epey büyü gücü sızdırıyordu."

"Gerçekten de öyleydi, en azından bir miktar..." diye onayladı Flio. "Yine de bu kadar belirsiz bir büyü gücünü sezebilmene hayran kaldım."

"Sanırım..." dedi Garyl. "Evde bu kadar çok iblisle bir arada yaşayınca böyle şeylere karşı hassaslaşmış olabilirim."

İkili bir yandan sohbet ederek evin dış kapısına doğru ilerlerken, yoldan kendilerine doğru koşan birini gördüler. Gelen Salina'ydı. Hemen arkasından da Garyl'ın Houghtow Büyü Koleji'nde zamanının çoğunu birlikte geçirdiği sınıf arkadaşları geliyordu.

"Ah!" diye bağırdı Salina. "Garyl Bey!"

"Salina?" dedi Garyl, okul arkadaşlarını karşılamak için dönerek. "Siz de mi buradaydınız? Ne yapıyorsunuz burada?"

"Garyl Bey!" Salina ona doğru atılıp kollarını sıkıca Garyl'ın omuzlarına doladı. "Bunun doğru olmadığını söyleyin lütfen! Başka okula geçmiyorsunuz, değil mi? Hepimiz mezun olana kadar Houghtow Büyü Koleji'nde kalacaksınız, öyle değil mi?" İçini rahatlatacak tek bir söz duyabilmek için ona sımsıkı sarılıyor, âdeta yalvarıyordu.

"Elbette!" dedi Garyl içten bir gülümsemeyle. "Houghtow Büyü Koleji'nden mezun olacağım. Klyrode Şövalyelik Eğitimi Enstitüsü'ne gitmek benim için ondan sonraki adım olacak."

Salina'nın yüzü bu haberle birlikte rahatlama dolu parlak bir gülümsemeyle aydınlandı.

"Irystiel de bunu duyduğuna çok sevindiğini söylüyor! Miyav!" Irystiel'in taşıdığı siyah kedi oyuncağı, kızın vantrilokluk yeteneği sayesinde ağzını açıp kapatarak konuşmuştu.

"Harika bir haber!" diye katıldı Snow Little. "Madem okulda birlikte olmaya devam edeceğiz, Garyl Bey'i geleceğini bana adaması için ikna etmeliyim..."

"Snow Little! Bu kadar fırsatçılık fazla ama!" Salina, kız daha fazla saçmalamadan elini çabuk tutup elleriyle onun ağzını kapattı.

"Hıh..." Grubun arkasında kollarını kavuşturmuş duran Sadjitta lafa girdi. "Burada olman benim için hiçbir şey değiştirmiyor," dedi. "Ama... sanırım birlikte elimizden gelenin en iyisini yapmaya devam edebiliriz..."

Tam o sırada kertenkele adam boy Reptor, dirseğiyle Sadjitta'nın böğrüne vurdu. Reptor iri yarı fiziğine rağmen oldukça az konuşan, nazik doğası gereği insanların hep iyi yönlerini görmeye meyilli bir çocuktu. Bu arada Rislei ile aralarındaki samimiyet de günden güne ilerliyordu.

"Hey!" diye çıkıştı Sadjitta. "Reptor! Ne diye vuruyorsun?!"

"En azından bir kerecik dürüst olup Garyl'ın kalmasına sevindiğini söyleyemez misin?" diye üsteledi Reptor.

"N-Ne?!" diye bocaladı Sadjitta. "N-Neden sevinecekmişim ki?! A-Ayrıca, sen önce kendi dürüstlüğüne baksana?!"

"Benim mi?" diye sordu Reptor.

"Evet, senin!" diye yapıştırdı Sadjitta. "Rislei ile aranızda gerçekte ne var?!"

"Ha?!" Reptor şaşkınlıkla geriledi. "N-Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim yok!"

"Bu numaralarla kimseyi kandıramazsın!" dedi Sadjitta. "Rislei ile sevgili olduğunuzu biliyorum!"

"Kes sesini!" Reptor, korkudan sararmış bir yüzle elini Sadjitta'nın ağzına kapattı. "Burası bunları konuşmanın yeri değil!"

Derken arkalarından bir ses yükseldi. Tıkır tıkır tıkır tıkır...

"Ha?" dedi Sadjitta kafası karışarak. "O da ne sesi?"

Reptor ise az öncekinden de beter sararmıştı. "Eyvah..." dedi yutkunarak. Bakışları Flio'nun evinin dışındaki otlağa kaydı. "Geliyor..."

Meranın en derin köşesinden kendilerine doğru bir şey koşuyordu. Bu, kentaury formundaki Sleip'ti. Öfkeden kıpkırmızı kesilmişti.

"Kahretsin, kahretsin, kahretsin..." dedi Reptor. "Rislei'nin babası bu! Kızı söz konusu olduğunda laftan sözden asla anlamaz!"

Sleip inanılmaz bir hızla arkasından hücum ederken Reptor yoldan aşağı doğru kaçmaya başladı.

"Seni gidi ahlaksız!" diye kükredi Sleip. "Hâlâ benim Rislei'me göz koymaya cüret ediyorsun demek?!"

Reptor yoldan aşağı koştu, tepeyi aştı ve tam ormana ulaşmak üzereyken yakalandı. Çığlıkları bütün bölgede yankılandı. Kovalamaç saniyeler içinde son bulmuştu.

Garyl, Reptor'ın düştüğü bu acınası duruma bakıp yüzünü buruşturdu, ardından bakışlarını tekrar grubun geri kalanına çevirdi. "Geleceğinizi bilseydim yanımda bir şeyler getirirdim," diyerek mahcubiyetle eğildi. "Bu sefer elim boş döndüğüm için kusura bakmayın."

"Madem öyle, herkesi akşam yemeğine misafir edelim," diye teklif etti Flio her zamanki gülümsemesiyle. "Rys'e haber verirsek size yemek hazırlamaktan mutluluk duyacaktır. Çok geç olmadan da hepinizi Işınlanma ile evlerinize yollarım."

"Evet, lütfen!" dedi Salina zerre tereddüt etmeden elini havaya kaldırarak. "Kalmak istiyorum!"

"Irystiel de davetinizi kabul etmekten mutluluk duyar, miyav!" dedi Irystiel'in kedi oyuncağı.

"Ş-Şey, madem öyle, ben de konukseverliğinizden istifade edeyim bari," dedi Snow Little.

"Hıh..." dedi Sadjitta. "Görünüşe göre ben de kalsam iyi olacak..."

Ve böylece karar verildi.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.