Özgürlük Arayışı ve Çıkmaz Sokak

İlkbaharın son günlerinin gökyüzü, masmavi ve pırıl pırıl uzanıyordu.

Esen rüzgar da pek bir keyifliydi. Rüzgarla birlikte buralara kadar ulaşan çocukların neşeli çığlıkları, henüz yeni başlamış olan bu büyük tatilin tadını şimdiden sonuna kadar çıkardıklarını gösteriyor gibiydi.

Öğrenciler için son derece değerli olan bu altın haftanın ilk gününü parktaki bir bankta tek başına oturup zamanı öylece çarçur ederek geçiren bendenizle aralarında dağlar kadar fark vardı tabii.

Hiçbir dertleri tasaları olmadan, gelecek endişesi duymadan, sadece arkadaşlarıyla saf bir şekilde oyun oynamanın tadını çıkarmalarına dürüst olmak gerekirse gıptayla bakıyordum.

— Benim de öyle zamanlarım olmuştu herhalde. Yok, ben biraz daha huysuz bir çocuk muydum acaba...? Neyse ne, çok da önemli değil zaten.

Kendi kendime böyle söylenirken bakışlarımı yeniden gökyüzüne çevirdim.

Orada tek bir bulutun bile olmadığı masmavi bir gökyüzü uzanıyordu uzanmasına ama benim ruh halim bambaşka bir anlamda tam olarak maviye, yani hüzne boyanmıştı. Buna doğrudan kasvet de diyebilirdik.

Dört gözle beklediğim altın hafta gelip çatmıştı gelmesine ama şu anki ruh halim son derece bıkkın ve isteksizdi.

Belki de bu yüzden, iç çekişle karışık pişmanlık dolu sözler döküldü dudaklarımdan.

— Nasıl desem, fena çuvalladım ya...

İşuin'in okulumuza transfer olmasından beri etrafımda bir sürü abuk subuk olay dönüp durmuştu. Fakat tüm bu tantanayı unutturacak büyüklükte bir ödül olarak, hayatımın sonuna kadar bir holding zengini hanımefendi tarafından beslenme sözleşmesini nihayet kapmıştım. Buraya kadar her şey harikaydı.

Ancak bu plan, İşuin'in Yukina tarafından tek yumrukta yere serilmesiyle tamamen güme gitmişti.

O olaydan sonra kendine gelen İşuin'in yara almamış olması her şeyden önemliydi tabii ama kafasını bir yere mi çarpmıştı nedir, derslerde Yukina'ya her zamankinden daha da hülyalı gözlerle bakıyor, gözünü ondan bir an bile ayırmıyordu. Benim söylediklerime de hiç kulak asmadığı için, onun tarafından beslenme planım daha başlamadan suya düşmüştü.

Hayatımın dönüm noktası olması gereken bu fırsatın böyle kaçması ne büyük şanssızlıktı ama. İnsanın iç çekesi geliyordu işte, ne yaparsın.

Neyse, hadi bunu geçelim. Zaten planlarımda olmayan bir sözleşmeydi, kafamda bitirebilirdim.

Asıl büyük mesele, Yukina ile Alisa'nın beni eve kapatmaya, resmen alıkoymaya çalışmasıydı.

Yukina'nın aşırı sahiplenici bir yandere ve tehlikeli bir tip olduğunu zaten çok iyi anlamıştım ama Alisa'nın bile tsundereden yandereye yatay geçiş yapması tamamen hesap dışıydı.

O çocukluk arkadaşlarımın gözlerindeki ışığın sönüp bana öylece bakmaları tam bir travma sebebiydi. Üstelik iki kollarımdan tutup beni sınıftan koridora doğru sürükledikleri o an, gerçekten can güvenliğimden endişe etmiştim.

O refleksle avazım çıktığı kadar bağırmasaydım ve yan sınıftakiler ne oluyor diye bakmaya çıkmasaydı sonum ne olurdu, düşünmesi bile korkunçtu.

Sonrasında önlerinde diz çöküp secde ederek, diller dökerek onları bir şekilde sakinleştirmeyi ve beni eve kapatma fikirlerinden vazgeçirmeyi başarmıştım başarmasına ama karşılığında bana acayip bir söz verdirtmişlerdi.

Sözün içeriği tam olarak şuydu: Yaz tatili boyunca ikisi birden gelip benim evimde kalacaklardı. Bu gerçekten akılalmaz bir durumdu.

İki ünlü idolün, her ne kadar çocukluk arkadaşı olsalar da bir erkeğin evinde yatıp kalkması normalde başlı başına devasa bir problemdi. Üstelik benim evimde anne babam da yaşamıyordu. Yani bu durum, fiilen onların gözetimi altında bir ev hapsinden farksız olacaktı.

Ailelerinin buna asla izin vermeyeceğini umarak son bir ümide tutunmuştum tutunmasına ama ikisinin ailesinin de hiç ikiletmeden onay vermesiyle yaşadığım o çaresizlik hissini tarif edecek kelime bulamıyordum.

Neymiş efendim, "Bizim Yukina'mız sana emanet tatlım♪ Çok makbule geçti, gelecekteki damadım benim♪"miş! Hadi oradan!

Alisa'nın babası da ayrı bir alemdi. "Kızımı sana emanet ediyorum. Aslında kızım seni besleyeceği için emanet edilen taraf biz oluyoruz sanırım, değil mi? Neyse, sizden kesin çok güzel çocuklar doğacaktır, şimdiden torun sevmek için sabırsızlanıyorum! Aa, bu arada bana büyükbaba demelerinde bir sakınca yoktur umarım?" diyerek acayip bir neşeyle onay vermişti bir de!

Ben yan gelip yatarak hayatımı yaşamak istiyorum be! Hem lise öğrencisine bu kadar ağır laflar edilir mi hiç!

Ayrıca sizin o kızlarınız ülkenin gözbebeği olan birer idol yahu!

İç çeker Aile tarafına da hiç güven kalmadı artık...

O kadar çok saçmalık vardı ki ortada... Üstelik farkında bile olmadan etrafımdaki tüm kaçış yollarının kapatılmış olması başımı ağrıtıyordu. Yine de tüm bunları bir kenara bıraksak bile asıl acil mesele, yaz tatilinde o ikisi tarafından eve kapatılacak olmamdı.

Yaz tatili geldiğinde bizim "Damens" grubunun faaliyetleri de iyice yoğunlaşırdı normalde ama bu gidişle o ikisi iş programlarını sırayla ayarlayıp beni bir an bile boş bırakmadan sürekli gözetim altında tutacaklardı.

İşin kötüsü, işi pişirip beni emrivaki bir durumla karşı karşıya bırakma ihtimalleri bile vardı.

— Kapatılmak istemiyorum ya... Ben sadece yan gelip yatmak, günümü gün etmek istiyorum... Ev hapsi falan istemiyorum arkadaş...

Elimden gelse arkama bakmadan kaçardım ama o ikisinden aldığım harçlıklar zaten çoktan hayatımın vazgeçilmezi haline gelmişti. Bu yüzden kaçamazdım da.

Beni rahat yaşatabilmeleri için onların o idol işine devam etmeleri gerekiyordu.

Bunun için de onlara kesinlikle el sürmemeliydim. Ufak tefek bir skandal çıksa İşuin ile konuşup bir şekilde üstünü örttürebilirdim belki ama hamilelik gibi bir durumun şakası olmazdı.

Ne yapıp edip bu ev hapsi hayatından yırtmalıydım. Bunu başarmak için de kesinlikle kendime bir müttefik bulmalıydım.

Kafamda bu kararı netleştirdikten sonra, hemen zihnimde kendi tarafıma çekebileceğim olası isimleri listelemeye başladım.

Önümde iki aydan biraz fazla zaman vardı ve bu süre içinde yanıma kaç kişiyi çekebilirsem kâr olacaktı.

Yukina ve Alisa'ya karşı koyabilecek, güçlü müttefikler edinmem şarttı.

— Ichinose benim sözümü dinler de, Ishuin'den hayır gelmez artık... Yuki-chan biraz pısırık olsa da sonuçta öğretmen, aday olarak bir kenarda dursun. Nekomiya benden nefret ediyor, ondan bir şey çıkmaz... mı acaba? Yok yahu, o kız aklı başında bir tip. Alisa'yı yem olarak kullanıp onu iş birliğine ikna edebilirim, sonrasında da biraz baskıyla aklını çelerim belki... Şimdilik beklemede kalsın o... Of, zor iş...

Kafamda sürekli yeni listeler yapıyor, adayları eliyordum ama bir türlü iç açıcı bir sonuca varamıyordum.

'Sadece okuldakilerle bir yere kadar gidebilirim demek ki... Yukinaların programını yakından bilen ve o programların arasına sızabilecek biri olsaydı işim çok daha kolaylaşırdı.'

Bunu yapabilecek kişiler ya bizim "Damens" grubunun diğer üyeleri ya da ajanstan üst düzey yöneticiler olabilirdi ancak.

"Damens" grubunun diğer iki üyesini konser videolarından yüz olarak tanıyordum ama onlarla zerre kadar bir bağım yoktu.

Bizimle aynı okula gittiklerini biliyordum ama şimdiye kadar konuşmak için en ufak bir fırsatım bile olmamıştı.

Bir an için Yukinalara beni onlarla tanıştırmalarını söylemeyi düşündüm ama zamanlama çok kötüydü. Yine başka kızların peşine mi düşüyorsun diye iyice şüphelenirlerdi. İşin acı tarafı, şüphelenmekte haklı oldukları için bunu inkar etmem de çok zor olurdu.

Her şeyden önce, benim bu kötü şöhretim artık üst sınıflara kadar yayılmış durumdaydı. Yanlarına gitmeye kalksam bile arkadaşları ya da sınıf arkadaşları önüme set çeker, büyük ihtimalle çabalarım boşa giderdi.

Böylece "Damens" üyeleriyle temas kurma fikrini kafamda tamamen eledim. Bir süre daha kafamda çeşitli senaryolar kurup denedim ama hepsinin sonu kötü bitiyor, olumsuz ihtimaller zihnimde birer birer belirip kayboluyordu.

— Aman be, gına geldi artık! Düşünmüyorum hiçbir şey!

Kendi kendime böyle bağırıp öfkeyle sırtımı banka yasladım ve gökyüzüne doğru baktım.

Kafamı çok fazla yorduğum için herhalde, artık her şey ama her şey bana aşırı derecede zahmetli gelmeye başlamıştı.

— Ah, ah... Keşke birisi çıkıp da beni karşılıksız beslese. Ama öyle bir kız olacak ki, hiç dırdır etmeden sadece parasını verecek, başım sıkıştığında hemen yardımıma koşacak, bütün angarya işleri yüzünde tatlı bir tebessümle üstlenecek, üstüne bir de bana hiç zorluk çıkarmadan ruhumu dinlendirecek... Çok mu şey istiyorum yahu?

Düşünmeyi tamamen bırakıp sadece içimdeki arzuları dışa vurmuştum ama hakikaten böyle bir kız hayal etmek bile fazla iyi niyetli bir durumdu.

[AI CENSORSHIP BLOCKED THIS CHUNK - RAW ENGLISH RETAINED]

でも欲しいなぁ。どっかにいないかなぁ。ヤンデレになったり監禁してきたりなんてしないで、俺だけにめっちゃ都合のいい、そんな女神みたいな女の子……。

「おにーさん。なにしてるんですか?」

なんてことを考えてる時だった。

「ん? 誰だ?」

いきなり近くから、誰かの声が聞こえてきたのだ。

すぐに顔を正面に戻してみると、ベンチに座る俺の前に、女の子が立っている。

黒の野球帽を目深に被り、黒のマスクで顔の半分を隠しているが、声の感じとスカートを穿いていることから間違いない。

咄嗟に左右を見回すも、他に人影はなかった。そうなると、話しかけられたのは俺ってことか。

「お兄さんって俺のこと?」

「はい。ひとりで空見上げてなにしてるのかなーって。つい気になって声かけちゃいました。迷惑でしたか?」

「いや、そんなことはないけど……」

「あは♪ なら良かったです」

俺が答えると、何故か目の前の女の子は機嫌を良くしているようだった。

(あれ? この声、なんかどっかで聴いたことあるような……)

なんとなく引っかかるものがあったが、マスク越しでは記憶から掘り起こしたところでイマイチ自信が持てない。顔も同様だ。

とはいえこの流れで「俺と君、どこかで会ったことない?」とはさすがに聞きにくい。完全にナンパになるし、そんなことをするつもりは全くないからだ。

(ま、いっか。今は考えることに疲れてるし、無理に思い出す必要ないわな)

少なくともこっちに悪い印象を持っているわけではないようだし、ここは流すことにしよう。

余計なトラブルはもうゴメンだ。

「なんか嬉しそうだけど、なにがいいんだ?」

「おにーさん、すっごくルリ好みの顔してるんで。嫌だなーって思われるより、好印象のほうがいいじゃないですか。それに……」

白のパーカーの上から羽織った、黒のスタジャンのポケットに手を突っ込んだまま、女の子は目を細めると、グイっと顔を寄せてくる。

「うーん、やっぱりルリ好み。ちょっと目が濁ってるのがなおいいですね。こんな人、初めて見たかも……」

褒めてるのかそうでないのかよくわからないことを言いながら、女の子はなにやら目を輝かせていたが、それはそれとして顔が近い。帽子のつばが、こっちの頭に当たりそうだ。

「おい、顔近いぞ。もうちょっと離れてくれ」

「あっ、ごめんなさい」

追い払う仕草をすると、あっさりと距離を取る。

案外素直な性格なのかと思ったが、なにやら感心しているようだ。

「でも、へぇー……全然動じてないんですね。こんな可愛い女の子がすぐ近くにいるんだから、もう少し照れたっていいと思うんですけど。もしかして、女の子と遊ぶの慣れてます?」

「別に。可愛い子なら単純に見慣れてるってだけだ。それに俺は、女の子を外見で判断してるわけじゃないしな」

「ふーん。そうなんですかぁ。じゃあ、なにで判断してるんです? ちょっと聞かせてもらえませんか?」

そう言うと、また顔を近づけてくる。

ただ、その目はキラキラと輝いており、隠しきれない好奇心を宿していた。

「なんなんだよお前。初対面なのに、さっきから距離が近いぞ」

「すみません。昔からよく言われるんですよ。ルリは好奇心旺盛だねって。興味を持ったことに全力を持っちゃうタチみたいなんです。今はルリ、おにーさんに興味津々なんですよ」

「興味?」

「はい。顔は超好みのタイプですけど、ルリはなにより、面白い人が好きなんです。ルリを退屈させてくれない、そんな人がいいんです。顔が良くてもつまらない人なら、ルリは興味を失くします。そういう子なんです、ルリは」

んなことしらんがな。最近はどうも、面倒なやつらに絡まれがちな気がするな。

「ふーん。まぁとりあえず答えたら、どっか行ってくれるってこと?」

「ええ。全てはおにーさんの答え次第ですね」

女の子は頷くも、随分一方的な言い草だ。

まぁ別にいい。答えるだけでいいなら答えてやろうじゃないか。

ワクワクしてるらしい女の子と目を合わせながら、俺はゆっくり口を開くと、

「金だ」

「へ?」

「だから、金だ。どれだけ金を持っていて、俺に貢いでくれるかが、俺にとって女の子の判断基準だ」

「え? お、お金? お金目当てってことですか?」

「端的に言えばそうなるな」

金が好きだと言うと、何故か大抵驚かれるんだよな。皆も好きなはずなのに、なにがそんなにおかしいのやら。

まぁもう慣れてきたからどうでもいいけどさ。

「で、でも、おにーさん高校生くらいですよね? 普通高校生なら可愛さとかスタイルの良さの方に目が行くんじゃ……」

「顔とか身体とかどうでもいいから、俺は俺を一生養ってくれて、一生遊ばせてくれるだけの金を持った女の子ならそれでいい。誰でも何人でも大歓迎。これが俺の答えだよ」

「…………」

女の子は俯いて押し黙る。猫宮のように呆れたのだろうか。

それならそれで別にいいか。関わるつもりもないから知ったこっちゃないし。

「これで満足か? もういいなら、さっさとどっか行ってくれ。こっちは悩み事多くて疲れてンだよ」

言い切って、俺は三度空を見上げる。

相変わらず、雲ひとつ見えない青空だ。

これを見ていると、ちっぽけな悩みなんてどうでもよくなる、なんてことはないが、多少気持ちが楽になる気がしないでもないな。

五月晴れの空と風が、プラシーボ効果を運んでくれるといいのだが、そこまで期待はしていない。

強いて言うなら、この子がさっさとどっかに行ってくれると有り難みを感じるかもしれないな。

そう思っていたのだが、

「ぷ、く、くくく……」

聞こえてきたのは、立ち去る足音じゃなかった。

なにやら笑いをこらえているかのような声が聞こえてきたので見てみると、女の子は俯きながら腹を押さえているようだ。

「あは、あははははは! お、おにーさん! 面白っ! それは全然予想してなかったです! お金って! 面と向かってそれ言います!?クズすぎますよ! 最高ですよおにーさん!」

そのまま爆笑し始めるが、こっちとしては反応に困る。

「そんな面白いか? 別に笑わせるつもりはなくて、至って真面目な本音なんだがな」

「真面目なら尚更タチ悪すぎますよっ! ル、ルリみたいな可愛い女の子にも言えちゃうなんて! ヤバッ、こんななにもかも好みドンピシャな人会ったことないっ! ホントヤバイですってクズおにーさん! レ、レッスンまでの時間潰しのつもりだったのに、こんな人に会えちゃうなんて、やっぱりルリって持ってますよ! ホントクズすぎっ!」

「クズクズ連呼しすぎだろ……」

失礼なやつだな。なんか疲れたし、これ以上は付き合ってられん。

「もういい。俺が先に帰るわ。あばよ、見知らぬ爆笑女ちゃん。もう二度と会わんだろうけど、達者でな」

「あっ、ちょっと待ってください!」

ベンチから立ち上がり、家に帰ろうとしたのだが、何故か呼び止められてしまう。

「なんだよ。まだなにかあんのか?」

「ええ。ルリ、クズおにーさんにすっごく興味あるんです。こんな面白い人、会ったことないですもん。これっきりだなんて絶対嫌です」

"Hadi be... Öyle desen de ne fayda. Az önce konuştuklarımızı duymadın mı? Benim parası olmayanlarla işim olmaz."

Hele ki böyle baş belası tiplerle hiç işim olmazdı.

Fakat ben bunu dile getirmeden önce kız lafa atıldı.

"Ruri'nin parası var ki."

"Ha?"

"Aslında içten içe şüpheleniyordum ama gerçekten beni tanımamışsınız. Biraz bozuldum doğrusu, neyse sağlık olsun."

Yüzünü biraz asarak şapkasını çıkardı.

O an, gizlenen kızıl saçları hafifçe dalgalanarak omuzlarına döküldü.

"Ne de olsa Ruri bundan sonra çok ama çok daha fazla parıldayacak, herkesin sevgilisi olacak. Grubun merkezindeki yeri bile yakında çekip almayı planlıyorum. 'Dimension Stars!' grubunun asıl ası bu Ruri olacak çünkü!"

Ardından parmaklarını siyah maskesine götürdü.

İnce parmak uçları aşağı kayarken gizlenen yüzü tamamen açığa çıktı. Şaşkınlıktan gözlerim faltaşı gibi açılmıştı.

"Sen...!"

"Sonunda tanıdınız galiba. Evet, Ruri yani 'Dimension Stars!' grubunun sonraki ası, geleceğin top idolü Tachibana Ruri!"

Karşımda duran kişi, Yukina ve Alisa'nın da üyesi olduğu 'Dimension Stars!' grubundan Ruri'ydi.

Beklenmedik bu karşılaşma karşısında şaşkınlığımı gizleyemiyordum.

"Ruri ve pislik abinin önünde uzun bir birliktelik var, o yüzden şimdiden Ruri'yi aklınıza iyice kazıyın, pislik abi."

"Uzun bir birliktelik mi...?"

"Evet. Ruri, pislik abiyi çok ama çok sevdi. Bu yüzden sizin için her anlamda kolaylık sağlayan, işinize yarayacak o kız olmaya karar verdim. Hayranların hiçbirine çaktırmayacağız, tamamen size özel büyük bir kıyak."

Olayları henüz tam olarak kavrayamamış olan bana bakıp yüzünde kocaman bir tebessüm kondurdu.

"Hem top idol koltuğu hem de siz, hepsini Ruri kapacak! Ruri, pislik abiye bakıp onu besleyecek çünkü♪"

Küçük bir şeytan gibi gülümseyerek bu sözleri fısıldadı.

Yazar Olmak İster Misin

Kendi novelini yaz, binlerce okuyucuya ulaş!

Bölüm Hissi

Bölüm Tartışması

0 yorum

Henüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.