Parmak uçlarına değen battaniyenin yumuşaklığıyla birlikte genç kız gözlerini açtı.
Norvelland İmparatorluk Ordusu karargahındaki revirde, bir yatakta yatıyordu.
Görüşü bulanıktı, bilinci tam yerine gelmemişti. Bedeni öyle dermansızdı ki parmağını bile kıpırdatamıyordu.
Kısık gözlerle boş boş bakınırken, odadaki hemşire durumu fark etti. Kızın uyandığını görür görmez aceleyle odadan çıktı.
Çok geçmeden yanında üç doktorla geri döndü. Beyaz önlüklü doktorlar kızın hareketsiz bedenine dokunup gözlerine ışık tutarak tepkilerini ölçtüler. Bu can sıkıcı muayene yaklaşık on beş dakika sürdü.
Uyanmasının üzerinden herhalde bir saat geçmişti.
Hâlâ hareket edemiyordu ama bilinci tamamen yerine gelmişti. Görüşü netleştiği için krem rengi tavanın üzerindeki desenleri artık seçebiliyordu.
Odaya askeri üniforma giymiş bir adam girdi.
Siyah saçlı, nokta gibi küçücük gözbebekleri olan zayıf bir adamdı.
Göğsünde, sayısız ejderha katlettiğinin kanıtı olan gri Büyük Balmung Nişanı parıldıyordu. Yakasındaki rütbe işaretleri komodor olduğunu gösterse de kızın henüz bunları anlayacak durumu yoktu.
Adamın bakışlarında, karanlığın en dibini görmüş insanlara has o vahşi ve kasvetli ifade vardı. Gözbebekleri de simsiyah kapkaraydı. Alnındaki derin çizgiler, arkasında bıraktığı hayatın hiç de huzurlu geçmediğini fısıldıyordu.
Adam kıza bakıp, "Uzun zaman oldu... Ya da bana öyle söylendi," dedi.
Gerçek Dil yerine insanların konuştuğu dilde hitap etmişti.
Yine de kız bu sözlerin ne anlama geldiğini anladı. Kızın o güne dek konuştuğu Gerçek Dil, dünyadaki tüm dillerin kökeniydi. Gerçek Dil'e hakim olmak, geçmişteki ve gelecekteki tüm dilleri akıcı bir şekilde anlayabilmek demekti. Adamın konuştuğu dil, Norvelland'de sadece soyluların kullandığı üst düzey bir dildi fakat kız bunu hiç zorlanmadan kavradı.
Ancak adamın ne dediğini anlaması, onunla iletişim kurmak isteyeceği anlamına gelmiyordu.
Bedeni kendiliğinden harekete geçti.
Az önce kıpırdatamadığı bedeni, şimdi beyninden emir bile beklemeden fırlamıştı.
Yataktan bir yay gibi fırlayan kız, doğrudan nokta gözlü adamın üzerine atıldı.
Ejderhayı öldüren adam buydu.
Sargılı sağ koluyla adamın o umursamaz suratını darmadağın etmek istiyordu. Yaralı bir kızdan beklenmeyecek bir hız ve şiddetle yumruğunu savurdu. Hareketi insan gözünün seçemeyeceği kadar hızlıydı.
Adam darbeyi tek eliyle savuşturdu.
Kızın kolunu bir yılan gibi kavrayıp onu yüzüstü yere çiviledi.
Kız artık milim kıpırdayamıyordu.
Saf güç bakımından kızın çok daha üstün olması gerekirdi. Ejderha kanıyla yıkanmış, Aden'in meyvelerinden yemişti. Bedeni hem görünüş hem de güç olarak kusursuzluğa yakındır.
Adam ise tam aksine neredeyse hastalıklı denecek kadar zayıftı, hiç de güçlü birine benzemiyordu.
Buna rağmen kız ona karşı koyamadı.
"Ben konuşurken beni görmezden gelme, kadın." Adamın sesi mekanik ve itiraz kabul etmeyen bir tondaydı. "Biri sana selam veriyorsa karşılık verirsin. Anne baban sana bunu öğretmedi mi? Ah, gerçi öğretememişlerdir..."
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.