Brunhild’in döktüğü o gözyaşları...
Nibelungen şehrinde bu yaşların ardındaki gerçek sebebi bilen tek bir kişi vardı.
Sigurd Siegfried.
Kahvaltı ederken gazetede okudukları başını döndürmüştü. Ağlayan kendisi değildi belki ama o sabah ağzındaki ekmek adeta kuma dönüşmüştü.
Açıkçası Sigurd ne yapacağını bilemiyordu. Her gün hastaneye gitmiş ama her seferinde kapı dışarı edilmişti. Brunhild önceki gün malikaneye dönmüş olsa da odasının kapısı kilitliydi ve içeri girmesine izin vermemişti. Normalde açık bırakılan öğle yemeği vaktinde bile o kapı kilitli kalmıştı.
Onu durdurmak zorundayım.
Sigurd, Brunhild’i hayatındaki ilk gerçek dostu olarak görüyordu. Çabuk parlayan, öfke dolu yapısı yüzünden insanlar genelde ondan uzak dururdu. Etrafındakiler sadece soyadı yüzünden peşine takılan asalaklardan ibaretti.
Brunhild babalarını öldürmeye çalışıyordu. Kendince haklı, mantığına uyan sebepleri vardı elbet. Yine de babasının öldürülmesini istemiyordu.
Elinden gelse Brunhild’i bu intikamdan vazgeçirirdi. Onun seçkin bir rütbeli asker olarak yükselmesini artık kıskanmıyordı. Babasından sonra ejderha katili unvanını alacak olsa bile zerre haset etmeyecekti. Bu yüzden, babasıyla barışmasını isteyecek kadar ileri gitmese bile, en azından onu öldürmekten vazgeçmesini istiyordu.
Üstelik Brunhild bu suikast planında en ufak bir hata yaparsa, babası onu askeri mahkemeye çıkartıp kesinlikle idam ettirirdi.
İkisinin de yaşamasını istiyorum...
Onyedi yaşındaki Sigurd’un en büyük, en içten dileği buydu.
Fakat henüz onyedi yaşında bir çocuk olduğundan, elinden hiçbir şey gelmiyordu. Hayır, bunun yaşla da bir ilgisi yoktu aslında.
Nasıl düşünürsem düşüneyim, bu iş tatlı dille çözülecek gibi değil.
Brunhild’in içinde harlanan intikam ateşi çok güçlüydü.
Bu ateş, Sigurd’un söndürebileceği kadar hafif bir kıvılcım değildi artık. Kız, amacına ulaşmak adına zaten şimdiden pek çok insanı planlarına alet edip ölüme sürüklemişti. Brunhild’in düzenlediği o saldırı arkasında elli dört ölü ve üç yüze yakın yaralı bırakmıştı. Üstelik bu yaralıların arasında kendisi de vardı. Amacına ulaşmak için kendi canını bile hiçe sayıp ölümün kıyısına kadar gelen birini ikna etmek için, en azından Sigurd’un aklına gelen tek bir kelime bile yoktu.
Bu kaygılar içinde kıvranırken sabah geride kaldı. Duvardaki saate gözü kaydığında, yelkovanla akrebin öğleden sonra üçü gösterdiğini gördü.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.