Brunhild hikayesini bitirdiğinde, hasta odasının pencerelerinden içeri süzülen güneş ışığı toz zerrelerini aydınlatıyordu.
Anlatılanların zihnine yerleşmesi vakit aldı. Sigurd duyduklarını anlamıyor değildi; sadece gerçeği Kabul Etmek istemiyordu.
“Yani… Ne…?” Sigurd sonunda kekeleyerek konuşmaya başladı. “Yani bu şehrin insanlarını… Senin öldürdüğünü mü söylüyorsun?”
“Aynen öyle.”
“Yalan söyleme. Bana söz vermiştin. Bu şehrin insanlarını korumanı istediğimde kabul etmiştin.”
“Etmedim. Sadece teğmen olarak görevimi yerine getireceğimi söyledim.”
“Hiç mi vicdanın sızlamıyor? Seninle hiçbir ilgisi olmayan bunca masum insanı bu işe alet etmekten hiç mi suçluluk duymuyorsun?”
“Duymuyorum. Onların hayatı benim için hiçbir şey ifade etmiyor. Amacıma ulaşmamı sağlayacaksa, aynı yöntemi defalarca kez kullanırım.”
“O zaman beni neden kurtardın?!” Oturduğu sandalye gürültüyle devrildi. Sigurd bir hışımla ayağa fırlayıp Brunhild’in yakalarına yapıştı. “Benim de ölmeme izin vermeliydin! Yaşayıp yaşamamamın senin hedefinle bir ilgisi yoktu! Beni kurtarman için hiçbir sebep yoktu!”
“Çünkü sen özelsin.”
Sigurd’un gözleri fal taşı gibi açıldı, elleri gevşedi.
Özel. Öyle demişti.
Eğer Brunhild onu bir dost olarak görüyorsa, mesela…
…O zaman belki sözlerim ona ulaşabilir.
Eğer arkadaş olabilselerdi.
Ancak…
“Seni kullanabilirim.”
Kızın ağzından böyle bir cümlenin döküleceği aklının ucundan dahi geçmemişti.
“Sen düşmanımın oğlusun. Tahminlerim doğruysa, onun gerçekten değer verdiği kişi ben değil, sensin. Seni kullanabileceğim sayısız yol var. Hatta gün gelip kalbine saplanan kılıç bile olabilirsin; benim kozum sensin. Önem sırasına koyarsak, benim için Sachs’tan bile daha değerlisin.”
İşte bu yüzden seni kurtardım.
“Ejderhalara senin olduğun köprüye yaklaşmamaları emrini verdim.” Brunhild kelimelerini buzdan birer bıçak gibi Sigurd’a saplıyordu. “Seninle vakit geçirmekten keyif aldım. İçimi dökebiliyordum, rahattım. Bundan faydalandığım için ben de suçluyum. Bu yüzden her şeyi Şimdi bitirmek istiyorum.”
Genç kız devam etti. “Sana daha önce de söylediğim gibi, sonunda canını çok yakacağım. Gerçi Zaten yakmış sayılırım.” Başını hafifçe öne eğdi.
Sözlerini sertçe noktaladı: “Bir daha asla benimle bağ kurmaya çalışma.”
Güneş yavaş yavaş çekildi. Kızıllık ufuk çizgisini iyice sararken Sigurd dudaklarını araladı. “Reddediyorum.”
Brunhild keskin bakışlarını ona dikti. “Az önce söylediklerimi anlamadın mı? İnsan dili gerçekten çok kullanışsız. Peki, daha kolay kavraman için sana bir ihtimalden bahsedeyim. Eğer seni öldürmek o adamı katletmemi sağlayacak bir ortam yaratacak olsaydı, tereddüt bile etmeden canını alırdım. Sana karşı ne bir acıma ne de dostluk hissediyorum. Elimde kalan tek amaç buyken—”
“Bu kadar zeki birine göre gerçekten çok aptalsın,” diyerek sözünü kesti Sigurd.
“Ne dedin sen…?”
“Acıma ya da dostluk hissetmiyor musun? Öyleyse neden beni kendinden uzaklaştırmaya çalışıyorsun?”
Sigurd’a göre bu açıklama her şeyi özetliyordu ancak kızın çatık kaşları düzelmedi.
“O adamı öldürmek için önüme çıkan her aracı kullanırım,” dedi Brunhild. “Sen de bir istisna değilsin. Seni kullanmanın bir yolunu bulduğum an merhamet kırıntısı bile göstermeden—”
“Bana tüm bunları açıklıyorsan, Zaten merhamet gösteriyorsun demektir. Canımı yakmak istemiyor olmasan böyle şeyler söylemezdin. Kurduğun cümlelerin ne kadar anlamsız olduğunun farkında bile değilsin.”
Sigurd’un bu sözleri Brunhild’in zihninde bir şeyleri sarsmış gibiydi. Önce irkildi, sonra titremeye başladı. Kendi kendine bir şeyler fısıldıyordu. Ellerini yüzüne kapatıp sayıklar gibi mırıldandı: “Hayır. Bu saçmalık. Ben mi…? Ben… Asla…”
“Yarın yine geleceğim.”
Kız, bakışlarını huzursuzca Sigurd’dan kaçırıp pencereye dikti. Güneş tam o anda batmıştı.
“Ziyaret saati bitti! Git buradan!” diye bağırdı. Duygularına hakim olamıyor, çocuğun fikrini değiştirmeyi başaramıyordu. Hayatında ilk kez, bu genç kız bir başkası tarafından köşeye sıkıştırılmıştı.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.