Aşk ve adalet dolu hikayeleri çok severim.
Kötülerin kaybetmesini, emek verenlerin ise emeklerinin karşılığını almasını isterim.
Bunu okuyunca, "Hadi oradan, sen nasıl böyle bir şey söyleyebilirsin?" diye düşünenler Ejderha Katili Brunhild romanını sonuna kadar okumuş olanlar olmalı. İlginiz için çok teşekkür ederim.
Muhtemelen bir sonraki cümleniz şu olacak:
"Aşkı ve adaleti seven biri, böyle biten bir hikaye yazmaz."
Böyle düşünmeniz çok doğal. Fakat durum pek de öyle sayılmaz.
Ejderha Katili Brunhild kitabını yazmaya başladığımda, aslında kafamdaki bambaşka bir hikayeydi.
Kimsenin ölmemesi gerekiyordu. Brunhild gümüş ejderhadan koparılıyordu ama bu ayrılık ölümle gerçekleşmiyordu. Brunhild'in öz babası Sigebert'in Eden'i fethi gümüş ejderhanın ortadan kaybolmasına yol açıyordu fakat işin aslı, Sigebert son derece nazik biriydi (gerçi kitaptaki mevcut Sigebert de naziktir) ve gümüş ejderhayı koruması altına alıyordu. Brunhild, babası Sigebert ile barıştıktan sonra dağların derinliklerinde gizli bir yaşam süren gümüş ejderhayı görmeye gidiyordu. Temelde böyle bir hikayeydi işte.
Yani yazmaya gerçekten de bir aşk ve adalet hikayesi olarak başlamıştım. Kalemi elime her zaman bu tür bir motivasyonla alırım.
Fakat ne zaman yazmaya koyulsam, her defasında onlar ortaya çıkıyor.
Yani diğer benliklerim. Taslağıma yukarıdan bakıp kulağıma fısıldarlar.
Fısıldar ki, "Hey, bu hiç doğru değil. İşler bu kadar kolay gitmez, değil mi? Dünyanın aşk ve adaletle dolup taştığına gerçekten inanıyor musun?"
Belki de bu fısıltıyı fısıldayan bendim, yani gerçek ben. Bu fısıltı sadece fazlasıyla tatlı olmakla kalmıyor, aynı zamanda o kadar güçlü ki, yazdıklarım hızla aşk ve adaletten uzaklaşıyor. Bir ara bu fısıltılara tamamen yenik düşmüştüm, hatta onlara teslim olduğum zamanlar bile oldu.
Ama sonra mücadele etmek istedim.
Bu istek, belirli bir kitapla karşılaştığımdan ve o yazarın verdiği savaşı gördüğümden beri içimdeydi.
İşte bu yüzden, bu defa kesinlikle pes etmek istemedim.
Dışarıdan nasıl göründüğünü zerre umursamadan pençelerimi geçirdim bu hikayeye. Yöntem seçme lüksüm yoktu. Bunun Brunhild'in mücadelesinde de vücut bulduğuna inanıyorum. Kitapta ona saldıran o çeşitli tehditlerin her biri, diğer benliğimin onu öldürmesi için üzerine saldığı suikastçılardı. O suikastçıları yazdığım sırada, onları nasıl alt edeceğini henüz ben de bilmiyordum. Bu yüzden Brunhild'le el ele verip kazanmanın bir yolunu birlikte düşündük. Normalde fısıltılara yenik düşerdim ama bu kez zihnimdeki düşünceleri durduramadım.
Sonuç ise okuduğunuz bu son oldu.
Belki de berbat bir hikayedir. Belki de hiç öyle aşk ve adalet dolu bir yönü yoktur. Belki kötüler kaybetmemiştir ve elinden gelenin en iyisini yapanlar ödüllendirilmemiştir. Bu tür görüşleri kesinlikle inkar edecek değilim.
Yine de bu, gurur duyabileceğim bir hikaye. Ne de olsa ödül kazanmış bir eser.
Son olarak, Dengeki Bunko bünyesinde harika işler çıkaran ve bu kitabı yazmam için bana o kıvılcımı veren A'ya sonsuz teşekkürlerimi sunarım.
Bölüm Tartışması
0 yorumHenüz yorum yok. İlk tartışmayı sen başlat.